Just another WordPress.com site


VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor: Tıkandı baba, çay getir Tıkandı baba, oralet getir. Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi? Uzun mesele evlat, demiş. Tıkandı baba Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu.

“Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden ” Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı.

Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı baba” ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz. Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına; Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. ” Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya Taze baklava, güzel baklava !

Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın.

Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi Baba baklavan güzeldi.

Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ; Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı babanın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş.

Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan; Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş – Geldi sultanım – Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı? – Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım. Sultan şöyle bir tebessüm etmiş. – Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş. – Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş.

Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş; – Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış – Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları “peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba, – Niçin, demiş. Askerler – Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline – Ne olacak şimdi, demiş – Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı. Demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş: “VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT”


29424_113472778691693_8329273_n (2)
von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Türkiye’de yaşayan Kürtler açısından yeni bir legal Parti ve Lidere ihtiyaç var. Bu Liderin vatansever olması lazım ! Bu Lider Siyasete girdiği taktirde her şeyini kaybedebilir. Liderin bunun bilincinde olması lazım.

Türkiye’de artık siyaset yapmanın kuralları değişmiştir. Ben siyaseti hep hizmet olarak gördüm ve görüyorum.

İktidar Partisinin varsa eksiklikleri eleştirilmelidir, çünkü iktidar siyaseti devletten rövanş alıp, onu yeniden şekillendirmek için yapmamalı. Siyaseti devletten rövanş alıp, onu yeniden şekillendirmek için yapanlar, her şeyi bu yapılanma için mubah görüyorlar. Oysa kendileri farkında olmadan yanılıyorlar.

AK-P’nin karşısına dikilecek isim her şeyi göze alabilecek karakterde ve konumda olmalı. İktidar partisinin çeşitli nedenlerle kendi ajandasının dışında bir ölçüsü olması lazım, ama OHAL nedeniyle böyle bir ölçüleri artık yok.

Bizim toplumumuz tarihinde kazandığı başarılarla zirvelerde gezen pek çok lideri barındırmıştır. Anadolu’daki lider değerli Erdoğan’ın mücadeleci yanını kendine örnek almalı ve mutlak sürat’le mücadele adamı olmalı, maddi olarak kaybedecek hiç bir şeyi olmamalı. Özüyle ve zâtî husûsiyetleriyle her zaman kendini hissettiren ve gönüllerde yaşamasını bilen bir şahsiyet olmalı.

Yani Lider vizyon sahibi, varlığını yaptığı işle bütünleştiren gözünü budaktan sakınmayan, atılımcı ve cesur karakterli bir şahsiyet olmalı.

Her başarılı liderin başarılı bir imajının olduğu unutulmamalıdır. Liderlik; iktidar, yetenek ve güç kadar insanların inançlarına da dayanır. İnançları güçlendiren en önemli unsur imajdır. Lider kendisi için bir imaj yaratmalıdır.

Lider görünüşündeki inandırıcılığı, anlayışındaki derinliği, görüşlerindeki inceliği, hâtasındaki genişliği, tespitlerindeki sağlamlığı, öğrenme aşkı, öğretme istidâdı ve uhdesine aldığı her şeyin üstesinden gelebilme yeteneğiyle -istemediği halde- dikkatleri üzerinde toplayan, sevilen, sayılan, gözdeleşen, dolayısıyla da binlerin-yüz binlerin her zaman uğrunda ölmeye hazır oldukları bir seviye insanı olmalı.

Lider bir seviye insanıdır. Arkasında binleri, milyonları sürükleyen kişidir. Lider yürekli inatçı ve inançlı olmalı. Rezervleri olmamalı. Geçmişinden korkmamalı. Ahaliye inebilmeli. İnsanları kucaklayabilmeli ve yine bu Lider medyayı iyi kullanabilmeli, sesini kitlelere rahat ulaştırabilmelidir, şablon bu, böyle birini muhalefet mutlaka bulmalı.


Garo Paylan’a TBMM’deki oturum sataşmaları
TwfsMJs2VN
GARO PAYLAN (Devamla) – Parlamentoyu devre dışı bıraktı, çoğulculuğu devre dışı bıraktı.

Bakın, yok sayılanlar isyan ederler dedim ya sessizliğe bürünürler ya isyan ederler. O on yıllık kaosta, 1913-1923 döneminde arkadaşlar, 4 halkı kaybettik.

(X) <<< bu SANSURLEDİK DEMEK (Aris’in notu)

(AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Bu topraklarda soykırım olmamıştır!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “Soykırım” diyemezsin!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” deme lüksünüz yok Sayın Paylan! Bu topraklarda soykırım olmamıştır, bu milletin Meclisinde bu milletin tarihine bu şekilde hakaret edemezsiniz!

BAŞKAN – Sayın Paylan, lütfen sözlerinizi düzeltin, bir soykırım yoktur.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, karışanlara müdahale et diyoruz sana!

BAŞKAN – Acılar yaşanmış olabilir karşılıklı ama bir soykırım olarak nitelendiremezsiniz bunu.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, herkes kendi bakış açısını söylüyor ya!

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Soykırım için Karabağ’a bak sen, Karabağ’a bak!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bu milletin Meclisinde bu milletin tarihine, isyancıları, asileri ve Taşnakçı terör örgütlerini masumlaştırarak hakaret etme lüksünüz yok!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Başkan, düzeltmesi lazım, özür dilemesi lazım!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Burada bile konuşmanız sizin, bu milletin büyüklüğünün ifadesidir.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Öyle bir şey olsa kendisi burada konuşamazdı!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclisinde soykırımdan bahsedemezsin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatip devam etsin, müdahale etmeyin.

Buyurun.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Hayır, düzeltsin, öyle devam etsin, Başkan!

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Türk tarihinde soykırım yoktur!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bakın, ben az önce bir şey söyledim…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Türk vatandaşısın ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – …bir zamanlar yüzde 40’tık, bugün binde 1’iz.(X) Siz ne derseniz deyin- bugün binde 1’iz, bakın bugün binde 1’iz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Arkadan vurdunuz milleti, devleti!

GARO PAYLAN (Devamla) – Neyle olmuşsa adını hep beraber koyalım ve yolumuza devam edelim.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Emperyalistlerin emrinde olanları konuş biraz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kimin adına konuşuyorsan o mecliste git konuş! Hangi ülkenin adına konuşuyorsan git o mecliste konuş!

BURHAN KUZU (İstanbul) – O senin dediğin yabancı görüşü, yabancı! Söyleyemezsin! Bu topraklarda büyüyeceksin, sonra… Yazıklar olsun sana, yazıklar!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, bir dinlemeyi öğrenin ya! Sizin gibi düşünmek zorunda mı?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu ülkeye düşmanlık yapıyorsunuz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz? Nasıl konuşacağım bu ortamda? (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin ama siz de ne konuştuğunuzu bilin lütfen. (HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, ne demek konuştuğunu bil!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini geri almak zorunda!

GARO PAYLAN (Devamla) – Ne konuşuyorum ya!

BAŞKAN – Bilin.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini geri almak zorunda!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Paylan, olmayan bir şey üzerinde nasıl hüküm veriyorsunuz? Böyle saçma şey olur mu ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – Ne konuşuyorum? Nasıl müdahale ediyorsunuz?

BAŞKAN – Bir soykırım olmadığını ifade ettim efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Resmî görüşü herkes söylemek zorunda mı?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bu milletin Meclisinde bu millete hakaret edemezsiniz!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Arkadaşlar, herkes sizin resmî görüşünüze katılmak zorunda mı ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İtham etmek var, bu ifade etmek değil ki!

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Bu milleti arkadan vurdunuz, belanızı buldunuz! Olan bu!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Taşnakçı terör örgütünün ağzıyla konuşamazsın bu kürsüde! Üslubunu düzeltsin!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz, yoksa…

BAŞKAN – Ne yapayım ben?

Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin, hatibin konuşmasını bozmayın.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Özür dileyecek, özür dileyecek!

HASAN TURAN (İstanbul) – Milleti sadıkadan milleti fasıkaya gel, milleti fasıka!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Taşnak mısın, ASALA mısın, nesin sen ya!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Van’daki, Kars’taki, Erzurum’daki kemikler hâlâ…

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Ermeni halkı başına ne geldiğini çok iyi biliyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hınçak mısın, Taşnak mısın, ASALA mısın, nesin!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bir zamanlar biz yüzde 20’ydik, bugün binde 1’iz.

HASAN TURAN (İstanbul) – Milleti sadıkadan milleti fasıkaya dönüştünüz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Adını siz koyun, onu ben kabul edeyim, başımıza geleni.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Doğuda kestiniz bizi, dedelerimizi kestiniz; diri diri kuyulara gömdünüz.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ben atamın, dedemin başına ne geldiğini çok iyi biliyorum.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Tandır fırınlarında yaktınız dedelerimizi!

GARO PAYLAN (Devamla) – …(x)Gelin, adını siz koyun, hep beraber yüzleşelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, Ermeni halkının başına… Bakın, artık biz yok hükmündeyiz. Artık binde 1’e düşmüşüz. Geçmişten ders çıkaracaksak…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Almanların, Rusların diliyle konuşuyorsun, İngilizlerin diliyle!

GARO PAYLAN (Devamla) – …husumet değil, ders çıkaracaksak gelin bakalım buna.

Değerli arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz? Bu nedir ya?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, kullandığın ifadeye bakar mısın arkadaş sen? Bu nasıl ifade ya? Bu nasıl ifade ya?

BAŞKAN – Sayın Paylan, lütfen hâl ve hareketlerinize dikkat edin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan, siz taraflı yönetemezsiniz Sayın Başkan!

BAŞKAN – Ben söyleyeceğimi söyledim. Siz de bu milleti yaralayıcı ifadeler kullanamazsınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diasporanın ifadesini burada kullanamazsın Paylan!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bu Meclisin kürsüsünde böyle konuşamazsın!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen… Bu milletin kürsüsü, bu milleti yaralayıcı bir şekilde kullanılamaz. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diasporanın ifadesini kullanamazsın burada! Sen nerenin milletvekilisin? Bunları söyleyemezsin bu kürsüde!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, inanmak zorunda değilsiniz ama taraflı olamazsınız siz!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – “Ben Ermenistan’ın milletvekiliyim.” diyorsan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Kafama göre istediğimi söylerim.” diyemezsiniz! Öyle ifade özgürlüğü yok!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Özgür kürsüyse kendi düşüncesini ifade edecek, inanmak zorunda değilsiniz!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Ahmet Bey, bunun inanmakla ilgisi yok, Türk milletine hakaret ediyor!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YILDIRIM (Muş) – İnanmak zorunda değilsiniz!

BAŞKAN – Ben müdahale edebilirim; kaba ve yaralayıcı sözler kullanamaz. Bu milleti yaralayan bir ifadeyi kullanmaması gerektiğini ifade ettim ben.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kürsü dokunulmazlığını ihlal ediyorsunuz!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Olmayan bir şeyi nereden çıkarıyorsunuz?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Emperyalizmin diliyle konuşamazsın! Her zaman yaptığını yapıyorsun!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikamı verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun, bir dakikada tamamlayın lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakika konuşamadım ben.

BAŞKAN – Kusura bakmayın, yok öyle bir yağma. Bir dakika veriyorum, sözlerinizi tamamlayın lütfen.

Buyurun…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ya, Sayın Başkan, ne yağması ya ne yağması? Size yakışıyor mu? (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Ya, “Beş dakika.” diye benimle pazarlık yapıyor. Size yakışıyor mu? Bir dakika veriyorum, daha konuşmuyor, beş dakika istiyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “Yağma.” diyemezsiniz siz buna! Hayret bir şey ya! (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikadır konuşamıyorum. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun bir dakika veriyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz! Sayın Başkan, böyle bir ifade olmaz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikadır konuşamıyorum. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Konuşun. Nasıl konuşacaksınız?

Bir dakika, buyurun.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini düzeltecek!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini düzeltecek! Bu milletin tarihine hakaret edemezsin!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikadır konuşamıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, bitirin cümlelerinizi.

GARO PAYLAN (Devamla) – Efendim, beş dakikadır konuşamıyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sözünü geri alacak, geri alacak!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu ifadeyi kullanamaz, bu ifadeyi kullanamaz. Diasporanın ifadesini burada kullanamaz!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Abdülhamit’e hakaret edemezsin! Abdülaziz’e hakaret edemezsin!

BAŞKAN – Tamamlayın buyurun.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diasporanın ifadesini burada kullanamaz! Diasporanın ifadesini burada kullanamaz!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Abdülhamit’e de hakaret edemezsin! Abdülaziz’e de hakaret edemezsin!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu kürsüden sana hakaret ettirmeyiz!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu söyleyemez burada, böyle söyleyemez burada! Burası Türkiye Cumhuriyeti devletinin Meclisi. Türkiye Cumhuriyeti devletini kendi Meclisinde böyle suçlayamaz! Böyle bir ifade özgürlüğü yok!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu kürsüden sana “soykırım” dedirtmeyiz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyin.

Tamamlayın, buyurun.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Amerikan Meclisinde konuşsaydın “Soykırım yaptınız.” diyebilir miydin?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bunları söyleyemez.

BAŞKAN – Süreniz doldu, süreniz doldu, lütfen…

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikamı verir misiniz.

BAŞKAN – Süreniz doldu, lütfen…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sözünü geri alacaksın beyefendi.

BAŞKAN – Ben size on dakika verdim, nasıl konuşursanız…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Beyefendi, sözünüzü geri alacaksınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bunları söyleyemez, kürsüyü terk etsin.

BAŞKAN – Buyurun… Süreniz tamamlanmıştır.

Teşekkür ediyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kürsüyü terk etsin.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.


Yeni Oluşumun Ana Parametreleri…

azad
von Dipl.-Pol. Azad Yaşar

Kamuoyunda Kürdistan Demokrat Parti (KDP) ismiyle kurulması gündemde olan yeni oluşum ile ilgili farklı ölçek ve tandanslarda tartışmalar yapılmaktadır. İyi olan şudur ki bütün kısır döngü çelişki ve art niyetli yaklaşımlara rağmen halkımız arasında yeni oluşum ile ilgili pozitif bir beklentinin olması kayda değer bir gelişmedir.

Kanaatimce Kürt halkının Kuzey Kürdistan’da rasyonel çoğulcu demokrasiye rağbet edip, klişeleşmiş, dar kalıpçı, tek tip politik hegemonyayı az da olsa tartışıyor olması önemli bir kazanımdır. Seviyeli vede tolere edilen bu tarz diyalogları Kürtlerin gündelik yaşam ve demokratik kültürleri açısından önemli bulmaktayım. Öyleki hayati önemde etkinliği olan birçok kavramın biz Kürtlerde soyut ve yüzeysel kaldıklarına hata yanlış anlaşıldıklarına tanıklık etmekteyiz. Ne yazıkki bu flu durum toplumsal düzeyde bilgi kirliliği yaratmaktan başka hiçbir şeye yaramamaktadır.

Bu nedenle de bu tip tartışmaların ivme kazanıp bir adım ötesine gitmesi, demokratik teamüllerde kırmadan dağıtmadan her türlü düşünsel ve fiziki şiddet formatından uzak durup aklın ve bilincin ışığında ahlaki ve insani bir mecraya doğru kanalize olması hepimizin ortak kazanımı olacaktır. Bugünkü politik iklimde Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da legal siyasete oluşacak yeni oluşumun herşeyden önce şeffaf bir işleyiş tarzıyla, çoğulcu, liberal demokrasiyi esas alması gerekmektedir. Haliyle hiçbir şekilde bağnaz grupçuluk ve statik liderlik sultası altında ezilmemelidir.

KDP BAKUR eğer merkezde bir kitle partisi olmak istiyorsa bütün idee fix ideolojik görüş, saplantı ve slogancı söylemlerden uzak durmalıdır. KDP BAKUR‘ un ana ekseni Kürt halkının haklı ulusal istem ve taleplerini sivil siyaset içerisinde dile getirmek vede her koşulda savunmak olmalıdır. Bu bağlamda lokal düzeydeki gelişme ve açılımlara öncelik göstermelidir. KDP BAKUR her ne kadar ana KDP’den esinlenmiş olsada politik saha ve zemini Türkiye ve Bakur Kürdistanı’dır. Dolaysıyla Başur Kürdistanı’nın siyaset ve toplumsal realitesi üzerinden Bakur’da yol haritasını belirleyemez.

Aynı halk aynı ulusal aidiyete tabii olunmasına rağmen sömürge yıllarının yaratığı tahribatlardan doğan farklılıkları net bir biçimde görüp, konjonktürel şartlara göre ayakları yere basan realist politik belirlemelerde bulunmak gerekir. Eğer KDP BAKUR bu manada fonksiyonel bir işlev üstlenir ise aradaki fay hatlarını minimize etmek pekâlâ mümkündür. Farklı sosyolojik tabaka ve verilere mensup olan Kürt toplumunda birey eksenli özgür demokratik düşünce hakettiği değeri görmemekle birlikte, birey özellikle de siyasal sahada mağdur durumundadır. KDP BAKUR kesinlikle özgür bireyi merkeze alıp yarınların donanımlı kadrolarını yetiştirmelidir.

KDP BAKUR Kürt ulusundaki farklı mozaik dokuyu koruyup yaşatabilmesi için bütün etnisitelere ve inanç gruplarına optimal düzeyde saygı duyup, eşit mesafede durarak neutral kalmak durumundadır. KDP BAKUR Kürdistani siyasete, çok sesliliği zenginlik sayıp diğer Kürt kurum, kuruluş ve partileriyle her türlü organik ilişkiyi üst seviyede tutarak, batı normlarında pratik siyasetin ülkemizde uygulanmasında ön ayak olmalıdır. Onca acıyla yoğrulmuş bu kadim coğrafyada KDP BAKUR eğer insanımızın heba edilmesini engelleyebilecek ise, hakkını hukukunu savunabilecek ise, akan kanı durdurabilecek ise, bu oluşuma canı gönülden eyvallah diyelim el verelim destek olalım.

Azad Yaşar


Öcalan’dan HDP’ye ‘Başkanlığa destek olun’ telefonu!
sebahatttin Önkibar
Sabahattin Önkibar

Ankara’daki sisler bulvarını aralamaya devam.

Abdullah Öcalan devlete şöyle bir teklif yapmış:

-Başkanlığa destek olmama izin verirseniz, telefonla güvendiğim birkaç isme talimat verebilirim.

Talep devletteki ilgililerce değerlendirilip onaylanmış.

Ardından Öcalan’ın iki isimle güvenli telefonlarla diyalog kurması ve “Başkanlığa destek olun zira koşullar değiştiğinde federasyona rahat geçilir” mesajını aktarması sağlanmış.

Öcalan’la telefonla görüşen HDP’li iki isim aldıkları mesajı parti kurmayları ve dolayısı ile Kandil ile paylaşmış.

PKK Kandil önderi Cemil Bayık, “Bu devletin oyunu” diyerek karşı çıkmış lakin HDP içinde tartışma uç vermiş.

Ve tam bu süreçte Başkanlığa keskin karşıtlığı ile bilinen Cemil Bayık güdümündeki HDP’liler bir bir tutuklanmaya başlamış…

Emin kaynaktan dinlediklerim eğer dezenformasyon ise HDP hemen yarın partili milletvekillerinin Anayasa oylamasına katılmayacağını açıklamalıdır. Eğer bunu yapmazlar ve oylamaya katılırlarsa Öcalan’la ilgili telefon iddiası gerçeklik kazanır.

MİT, BYLOCK’U NE ZAMAN ÇÖZDÜ?

Aradan geçen süre içinde bir şey netleşmiştir.

MİT’in, FETÖ darbesinin önlenmesi bağlamında kamuoyuna yansıyanların ötelerinde katkıları oldu.

Darbenin sabaha karşı 03.00’ten akşam 21.00’e alınması MİT’in FETÖ’yü panikletmesinin sonucudur.

Aynı şekilde darbe tarihinin birkaç ay öne çekilmesi yine MİT’in TSK’daki 1500 üst düzey FETÖ’cüyü belirleyip tasfiyeleri için Yüksek Askeri Şura’ya bildirmesindendir.

Bütün bunların okuması MİT’in Bylock’u 15 Temmuz öncesinde çözdüğü ve darbe yapılacağını tarih olarak olmasa da niyet olarak bilmesidir.

Hayır söylemek istediğim ‘15 Temmuz tiyatrodur’ değildir.

MİT, FETÖ’yü topyekün çökertme adına büyük bir operasyon yapmıştır..

BU SUÇLARIN SONU MÜEBBET!

Reklamdan sonra devam ediyor
1) TSK’nın PKK ile mücadele etmesinin siyasi iktidar tarafından engellenmesi ve bölücü örgütün siyasi muhatap kabul edilip Oslo-Habur rezaletlerinin yaşanması.

2) Fetullah Gülen Terör Örgütünü yardım ve yataklık.

3) Terör örgütleri ile işbirliği yapıp Türk Ordusuna kumpas kurmak.

4) Türk yargısı ve polisini terör örgütünün denetimine vermek.

5) Türkiye’ye açık bir ihanet olan facia Suriye politikası.

CHP, OYLAMADA BUNLARI YAPACAK!

Konuştuğum CHP Genel Başkan Yardımcısı, anayasa değişikliği oylamasında partisinin taktiğini şöyle açıkladı:

– CHP başkanlık oylamasında gizliliği sağlamak için sandıkların önünde nöbet tutacak.

– CHP’li milletvekilleri daha önce olduğu gibi kendi imkanları ile oylama anında canlı yayın yapacak.

– Oylamada gizliliğin ihlalinin tescili durumunda sandıkları ters çevirecek.

– CHP milletvekillerinin hiçbiri, spekülasyonları önleme adına, oy kullanmayacak.

DERT KÖPRÜSÜ!

Alevi kardeşlerimizi küstürme pahasına adına Yavuz Sultan Selim Köprüsü dediler.

Deli Dumrul misali geçenden de geçmeyenden de akçe kesiyorlar.

Trafik sorununu çözeceğine adeta başa bela ki kamyoncular dün köprü üstünde kontak kapatıp eylem yaptı.

Haklılar zira hem pahalı hem yolu 100 kilometre uzatıyor.

Bu nasıl şehircilik, bu nasıl planlama, bu nasıl borçlanma, bu nasıl peşkeş?

Sırf benim de bir köprüm olsun anlayışı ile bu tabloyu hazırladılar.


Bugün yani 06. Ocak 2017 tarihinde sabah saatlerinde İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınan Tekman Belediye Başkanı Ali Sait Fırat’ın yerine Tekman Kaymakamı Sayın Kemal Karahan kayyum olarak atandı.

Yeni görevinde dolayı Sayın Kemal Karahan bey efendiye başarılar dileriz.

Günümüzde yolsuzluklar ilçemizde kamu kaynaklarının heba edilmesine yol açarak toplumun gelişmesini engelleyen çok önemli bir sorun haline gelmişti. Türkiye’de, Erzurum’da ve Tekman’da yozlaşma ve yolsuzluklar, karşılaşılan somut örnekler dikkate alındığında, kamu hizmeti sunum sürecini olumsuz etkilemeye devam etmektedir.

Son 20 yıllık dönemde Tekman’da olduğu gibi Erzurum ve pek çok ilçesinde yolsuzluk olayları artmış ve ekonomik boyutları korkunç rakamlara ulaşmış, her türlü lisans işleminde, kamu ihalelerinde, ticari faaliyetlerde ve rutin pek çok işlemde, adı her ne olursa olsun, yasalara uygun düşmeyen bazı ödemelerin yapılması neredeyse olağan hale gelmiştir.

Merkezi yönetimden sağladıkları desteği yerel halkın hizmetine sunan yerel yönetimlerde bu olgu çok daha fazla önem kazanmaktadır. Merkezi yönetimler yıllardır bu sorunun çözümü için çaba harcamakta ancak istenen sonuçlara ulaşamamaktadır.

Bu sorunun çözülebilmesi için artık şeffaflık, hesap verebilirlik, katılım, etkinlik gibi iyi yönetişim ilkeleri çerçevesinde önceden denetim anlayışına geçilmesi TEKMAN’da gerekmektedir.

“Kamu gücünün kamu görevlilerince kendi ya da bağlı olduğu grup menfaati için kullanılması” olarak tanımlanan yolsuzluğun dinamikleri; “Yolsuzluk = Tekelci Güç + Takdir Yetkisi – Hesap Verme Sorumluluğu ”olarak formüle edilmekte (Bahçıvan, 2006:51) ve burada “tekelci güç” ve “takdir yetkisi” kavramları, kamu yetkisini elinde bulunduran görevliyi ifade etmektedir.

Ancak gelişmeler yolsuzluk olgusunun tek başına “kamu gücüyle” açıklanamayacağı gerçeğini ortaya çıkardığından yolsuzluk
için kamu gücüyle sınırlı olmayan daha geniş bir tanımlamaya gidilmiş ve “herhangi bir görevin kişisel çıkarlar için kötüye kullanılması” olarak tanımlanmıştır (Bahçıvan, 2006:51).

Yolsuzluğun, en yaygın kullanılan tanımı “kamu gücünün özel çıkarlar için kötüye kullanılması” olarak yapılmıştır.

Çoğunlukla yolsuzluk davranışları, kamu gücünü elinde tutan politikacılar ile kamu görevlileri esas alınarak açıklanmaya çalışılmaktadır.

Tekmanlılar olarak yeni belediye başkanımız Sayın Kemal Karahan beyden ‚dan Tekman’a acil hizmet, Tekman belediyesinde yapıldığı iddia edilen yolsuzluk ve yolsuzluklarla mücadele, varsa Terör örgütü FETO virüsünün belediyede çalışan elemanları, belediyenin bu virüslerden derhal hukuki normlar çerçevesinde temizlenmesi, ve terörizmle mücadele etmesini rica ediyoruz.

Burada reel politik bir sunum yapmak istiyorum. Terörizm, tarihin en eski zamanlarından beri toplumları ve ülkeleri tehdit etmiş ve çağımızda da tehdit etmeye devam emektedir. Dolayısıyla terör, aynı zamanda demokratik sistemler ve demokratik örgütler açısından da önemli bir tehdit unsurudur. Devlete, demokratik sisteme veya demokratik örgütlere karşı bir meydan okuma olan terör, hangi türü olursa olsun, başta yaşama hakkı olmak üzere, temel insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran tehdit ve şiddet unsurlarını barındırır. Günümüzde terörizm, tüm dünyayı derinden etkileyen bir tehlike haline gelmiştir.

Tekman Post Adına
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu


29424_113472778691693_8329273_n (2)
von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Ortadoğu’da tarihlerinden ders almayan tek millet vardır, o da biz KÜRTLER’iz. Irak Kürtleri resmen BMe müracaat ederek hukuken bağımsızlık istemeli, çünkü Irak Kürtlerinin sorunu egemenlik ve statü sorunudur. Kürt sorunu uluslararası sorundur ve uluslararası bir masada çözülebilir. Bu bağlamda son sözümü ilk önce söyleyeyim. Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’de bağımsızlığını acilen ilan etmelidir.

Şimdi sizlere Kürdistan’da 1923’den ta bugüne kadar yaşanan trajedinin, kıyımın, katliamın, mezalimin, vahşetin, terörün boyutlarını, ayrıntısını anlatacak değilim. Buna ne zaman ne de yüreğim dayanır. Ama müsaadenizle birazda olsa General Dr. Said Çürükkaya’nın mücadelesinden bahsetmek istiyorum.

Kürt sorununun çözümünde General Dr. Said Çürükkaya’nın tavrı
General Dr. Said Çürükkaya’ya göre sorunumuzun adı başkalarının bize dikta ettirmek istedikleri gibi “KÜRD “değil “KÜRDİSTAN “sorunudur.
Herhangi bir ülkenin “İÇ – Sorunu değil, “ULUSLARARASI BİR SORUN “dur. “DEMOKRATİK HAKLAR – SORUNU “ya da “DEMOKRASİ “sorunu değil.
“TOPRAK VE SINIRLAR SORUNUDUR.

Bu bağlamda Self-determinasyon hakkındaki hukuki ve siyasi görüşleri dile getirmekte fayda var kanaatindeyim.

Hukuki ve siyasi gerçekler karşısında self-determinasyon ilkesi, uluslararası hukukun genel bir ilkesi olarak kabul edilmektedir. Kürtlerin bağımsız devletlerini kurmak istemeleri de son derece meşrudur. Devleti olmayan nüfusu kalabalık olan halklardan biriside Ortadoğu’nun en büyük dördüncü etnik grubu olan Kürtlerdir. Dolayısıyla Türkiye Kürt sorununu kendi iç meselesi olarak göremez, Türkiye’nin çözümü sadece kendisi için değil Irak’taki Kürtler, için de olmalıdır. Bu bağlamda Başkan Barzani’nin hedeflediği “bağımsızlık referandumunu” Türkiye olarak onaylayalım, Irak Kürtleri bağımsızlıklarını ilan etsinler. Devamında da Irak Kürdistan’ının bağımsızlığının güçlenip, derinleşmesi için elimizden geleni yapalım. Bunun Türkiye’ye bir zararı olmaz. Bu gelişme “Kürt kartını” kullanmayı seven ama “Kürt siyasi kimliğinin güçlenmesinden nefret eden” emperyalistler için sonun başlangıcıdır.

Türkiye’nin çözümü sadece kendisi için değil Irak’taki Kürtler, Türkmenler, Şiiler Suriye’deki Kürtler, İran’daki Kürtler için de olmalıdır. Eğer Ortadoğu’da yaşayan Kürtler için ülke olarak çözüm önerimiz yoksa, sorunu çözemeyiz ve sorun ülkemizi içinden çıkmaz bataklığa çeker. İçinden çıkılmaz bir bataklığa düşmemek için Irak Kürtleri eğer bağımsızlıklarını ilan ederlerse, bunu kabullenmemiz gerekir kanaatindeyim. Türkiye bu bağlamda acemlere karşı, Azeri, Türkmen ve Kürt kartını elinde tutabilmesi için, Irak Kürtlerinin bağımsızlığını kabullenmelidir. Türkiye’nin bulacağı bu çözüm Türkiye için olağanüstü bir kazançtır. Türkiye bunu yapabilir, dünya konjonktürü buna Ortadoğu’da çok müsait. Siyasi hırsları, sistem kavgalarını bırakıp kafa kafaya vererek düşünmek zorundayız; bundan daha büyük sorunumuz olamaz.
Verdiği söze sadık, ilmine ve kalemine sadık, milletine sadık, davasına ve silahına sadık, çilekeş, dosdoğru bir dava adamı olarak tanıdı aziz Kürt milleti rahmetli General Dr. Said Çürükkaya’yı.

General Dr. Said Çürükkaya, bu baki Dünya’da bağımsız Kürdistan ideali uğruna kalemiyle, hitabetiyle, mütevazı ve vakur çehresiyle, silahı ve cesaretiyle, yakın tarihimizin zulümlerle dolu karanlık dönemlerinde, Kürt halkı ve değerleriyle barışık bir münevver olarak üzerine düşen insani görevi hakkıyla yerine getirdi. Hepimiz buna şahidiz.
Günümüzde siyasî olarak özerk, federal bir bölge olarak uluslararası resmî tanınmaya sahip olan tek bölge Irak’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi’dir. Dolaysıyla değerli Başkan Mesut Barzani yönetimindeki KÜRDİSAN HÜKÜMETİ bütün diplomatik ve hukuki yolları devreye sokarak, Kürt halkının arzusu yolunda Bağımsızlık ilan etmelidir. Çünkü self-determinasyon hakkı, insanların ülkelerinin kaderini belirlemeleri içindir.

Her ne kadar bazı devletler, kendi çıkarlarını esas alarak self-determinasyon ilkesinde farklı politikalar izlemekte ’iseler de. Geçmişte de sömürgeci güçler bu ilkeye mesafeli yaklaşmışlardı, çünkü BM Şartı’nda belirtilmeyen pek çok vazifenin kendilerine yükleneceğini düşünmüşlerdi. Günümüzde ise durum tam tersidir, emperyalist güçler bugün, ulusal sınırların yeniden belirlenmesine ilişkin bütün meseleleri gündemlerinde tutmaktadırlar. Örneğin Birleşmiş Milletler Adalet Divanı’nın Namibya ile ilgili 1970’te, Batı Sahara ile ilgili olarak 1975’te ve Doğu Timor ile ilgili olarak da 1995’te vermiş olduğu kararlarında, self-determinasyon hakkının bir uluslararası hukuk ve gelenek kuralı olduğu anlatılmıştır.
Bu durumda halklar kendi yönetim biçimlerini serbestçe tayin edebilirler Dış müdahaleden bağımsız olarak yaşadıkları ülkede kendi egemenliklerini sürdürebilirler. Temsili demokratik hükümetler kurabilirler. Eğer mevcut devlet ülkesindeki halkın bütününü temsil eden bir yönetime sahip değilse, halkın bir kısmı dinsel, dilsel, ırksal nedenlerle kendilerini yönetimde temsil edemiyorsa bu grupların Güney Afrika’da olduğu gibi self-determinasyon hakkı vardır. İşte bu hakkı garantiye almak için ulusların kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğünü savunanların düşünceleri hukuki ve siyasi acıdan doğru bir yaklaşımdır.

Bildiğiniz gibi insana kıymet kazandıran mensup olduğu ırk değil, sahip olduğu faziletlerdir. General Dr. Said Çürükkaya Kürdistan’ın aziz bir evladı olarak bizlere ülkemizin sömürge olmaktan ve parçalanmışlıktan kurtulması için vatanperverliği öğretti.

Ve yine zat-ı âlileri yüce Kürt ulusuna Ortadoğu’daki barbar, vahşi ülke ve faşist rejimlerce ve emperyalistlerinde destek ve onayı ile dayatılan devletsiz ’lige son verip, her milletin olduğu gibi kürdün ’de en doğal hakkı olan kendi devletine sahip olması için Kürdistan’a gidip terörist DAEŞ’e karşı mücadele etti.

Eğer zat-ı âlileri isteseydi Almanya’da ve Avrupa’nın her bir ülkesinde bizler gibi lüks bir hayat yaşardı. Böyle bir yaşamı o tercih etmedi.
General Dr. Said Çürükkaya Bremen Üniversitesini başarıyla bitirmişti. Almanca, Kürtçe, İngilizce, Türkçe ve Zaza’ca en üst düzeyde anadili gibi konuşabiliyordu. Bu kabiliyetlerinin yanında kendini Arapça, Farsça ve Fransızca ifade edebilecek lisan bilgisine sahipti. Askeri zekâsıyla tüm dünyada tanıyordu.

General Dr. Said Çürükkaya gönül verdiği Kürdistan’ın bağımsızlığı davası uğruna Almanya veya Avrupa’daki lüks yaşam olanaklarını reddetti. Terörist DAEŞ’e karşı mücadele için Kürdistan’a gitti.

Bu dünyada General Dr. Said Çürükkaya ğibi bir evladı analar az yetiştirmiştir. Ben bunları sizlerin huzurunda dile getirirken General Dr. Said Çürükkaya’yı yetiştiren, büyüten o mübarek Tayibê annenin ve o mübarek babanın önünde saygıyla eğiliyor ve onlar aramızda olmasalar bile onları rahmetle anıyor ve onların o mübarek ellerinden, bende onların bir manevi evladı olarak saygıyla öpüyorum.

General Dr. Said Çürükkaya DEAŞ’in Şengal’e saldırmasının ardından Kürdistan Bölgesi’ne döndü. O askeri olarak üniversite mezunu bir deha ve yerinin doldurulması çok zor olan bir generaldi. İnsani yanı çok ağır bastığı için, O aynen gönüllü bir Pêşmerge, olarak terörist DAEŞ’e karşı savaşmayı tercih etti. Kürdistan’ın bağımsızlığı uğruna her türlü Diktatörlüğe karşı mücadele etti.

İstiklâl Mahkemeleri’nde canlarına okunan Şeyh Said’in, Kiği’li Seyda Ömer’in, Miralay Xalid Begê Cibrî’nın, Seyid Rıza’nın ve ismini burada sıralayamadığım Kürt önderlerinin aziz hatıralarını yükseltti. Diktatörlüğe karşı direndi, Kürdistan’a özgürlük için sesini yükseltti, ezilen tüm halkların haklarını savundu.

General Dr. Said Çürükkaya Kürdistan’a tekrar dönüş gerekçesini, şu cümlelerle açıklamıştı: ’’ Terörist DAEŞ tüm insanlığa karşı savaşan bir örgüttür. Özellikle terörist DAEŞ’ın Ezidi Kürtlere yaptığı uygulamalar, erkekleri öldürmeleri, kadınları cariye olarak satmaları, 21. Yüzyıl’da hala dünyada böyle bir şey olması ve bunun Kürdistan’da vuku bulması, bir Kürt olarak ağrıma gitti. İnsanların yardıma muhtaç olduklarını gördüm. Bunları bir biçimde örgütleyip, bu canilere karşı kendi köylerini, evlerini koruyabilecek bir pozisyona getirilmeleri gerektiğini düşündüm.

Buradaki Pêşmerge güçleriyle birlikte DAEŞ’e karşı gönüllü olarak savaşmak isteyen, Ezdi, Hristiyan ve Kürt gençlerini eğitip kendi köylerini, insanlarını korumak için oluşturulan bazı birliklerin daha nitelikli bir savaş yürütebilmeleri için onlara yardımcı olmak için Kürdistan’a döndüm.”

’’Demokratik Cumhuriyete verecek canım yok, varsa eğer bir canım ancak bağımsızlık için feda ederim’’ demişti.

General Dr. Said Çürükkaya’nın unutulmaz bu değerli düşüncelerinin ve değerlerinin önünde sadece bir nefer olarak değil, rahmetlinin tavırlarından Kürdi duruş öğrenen bir Kürdistanlı bilim adamı olarak saygıyla eğiliyorum.
Siyasi vurgulamalar
Öz yönetim
Değerli Okuyucularım beni anlayışla karşılayacağınıza inandığım için, şu cümleleri ’de bu arada belirtmek istiyorum.

Binlerce siyasi kitap ve makale okudum, „Öz yönetim “terimine siyasi terminolojide ve siyaset teorisinde rastlamadım, çünkü böyle bir yönetim şekli devlet idarelerinde yoktur.

Öz yönetim terimi ambalajı güzel ama içi boş bir kavramdır. Ambalajı güzel fakat içi boş bir kavram uğruna Kürt gençlerini ölüme göndermek doğru bir siyasi tavır değildir, bu biz Kürtlere yapılan büyük bir zulümdür. Bu zulmü biz Kürtlere halen yapanlar var.

’’Demokratik Cumhuriyet terorisi’’
1990 yılında, çok gencin hayali olan Tıp Fakültesinde okuyordu, başarılı bir Tıp öğrencisiydi. Yıllar çok çabuk gelip, geçti ama General Dr. Said Çürükkaya Kürt milletine yapılan zulme göz yummadı. Terörist DAEŞ’in Kürtlere karşı yaptığı saldırılara- biz Avrupa’da refah içerisinde yaşayanlar gibi- rahmetli duyarsız kalmadı. Özellikle DAEŞ’in “sünni radikalizmin” sembolü olarak yaratıldığını, kısa zamanda, “tüm Sünni coğrafyanın ezilmesi” ve İran’ın güçlendirilmesinin maymuncuk anahtarına dönüştürüldüğün farkındaydı.

General Dr. Said Çürükkaya’’Demokratik Cumhuriyet uğruna verecek canım yok, varsa eğer bir canım ancak bağımsızlık için feda ederim’’ ’cümlesini ’de kullandı.

Bu vesileyle ben’ de tekrar burada vurgulamakta yarar görüyorum.
İran’ın, Talabani, Goran hareketi ve PKK’yı kullanarak hedefe oturttuğu Barzani’yi Türkiye’nin ve tüm dünyanın açık açık desteklemesi gerekir.
Başkan Barzani’nin hedeflediği “bağımsızlık referandumunu” Türkiye olarak onaylayalım. Devamında da Irak Kürdistan’ının bağımsızlığının güçlenip, derinleşmesi için elimizden geleni yapalım.

Bu tür bir gelişme, “Kürt kartını” kullanmayı seven ama “Kürt siyasi kimliğinin güçlenmesinden nefret eden” emperyalistler için sonun başlangıcı olacaktır kanaatindeyim.

Barzani’nin Irak Kürdistanı’ndaki varlığına karşı olan bir örgütün, “Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız!” diyerek hangi bölgesel Kürt düşmanı devletlerle iş birliği içinde olduğu da aleni bir gerçekliktir.
Ernesto Che Guevara ve General Dr. Said Çürükkaya mukayesesi
Dünyada solun bayrak adamı olan Ernesto Che Guevara’nın 39 yıllık hayatı Amerikan emperyalizmine karşı mücadele ile geçmiştir. Hayatını da Che bu yolda kaybetmiştir.

General Dr. Said Çürükkaya’nın 48 yıllık hayatı sömürgeciliğe karşı mücadeleden oluşur. Ve bununla da kalmaz o emperyalizmin ürettiği terörist DAEŞ diktatörlüğüne karşıda hem askeri ve hem de siyasi alanda direnmiştir, Kürdistan’a özgürlük için sesini yükseltmiştir, ezilen tüm halkların haklarını savunmuştur.

Che ile rahmetli Said’in arasındaki fark Said’in Kürt vatanperveri oluşudur. Yaşamını da bu yolda kaybedişidir.

General Dr. Said Çürükkaya Şengal’de yaşanan insanlık dramına karşı Almanya’dan Erbil’e gidip kahraman Peşmerğe güçlerine savaş eğitimi vermeye başladı.

Kürdistan’ında çeşitli savaş cephelerini ziyaret ettiğinde, Peşmerge’nin savaş taktikleri konusunda eğitimsiz olduğunu tespit etti.

Terörist DAEŞ’e karşı ancak DAEŞ’in kullandığı taktikleri öğrenen ve kullanan bir Peşmerge’nin başarılı olabileceğine kanaat getirdi. Ve bu tezini tüm Kürtlerin gözdesi ve el üstünde tuttukları bir General olarak teoride dile getirdi.

General rütbesiyle Peşmerge kuvvetlerine ağır silahları kullanmanın yanı sıra teorik ve pratik siyasi eğitim verdi.

Teori derslerinde “savaşta insanın rolü, yurtseverlik, peşmerge ruhu ve maneviyatı, savaş taktiklerinin teorik izahı, Pratik eğitimin de ise bixi, RPG-7, kannas ve doçka gibi silahların tanıtımı ve kullanımı, şehir savaşları, patlayıcılarla yapılan pusu ve mayınların boşa çıkarılması gibi konularda binlerce Peşmergeyi eğitti.

Özellikle Peşmergelere Kürt tarihi, yurtseverlik, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti konularını içeren siyasi dersler verdi.
Dolayısıyla çağımızda biz Kürtlerin Ernesto Che Guevaraya eşdeğer siyasi ve askeri alandaki dehası General Dr. Said Çürükkaya dır.
Ben ikisine ’de mücadelelerinden dolayı saygı duyuyorum.
Ayrıca rahmetli Said’in önünde saygıyla eğiliyorum.

Benimde “Söyleyecek sözüm var!
Yıllar çok çabuk geldi, geçti. Benimde “Söyleyecek sözüm var!” Kürt meselesinin çok derin ve maalesef kanlı, gözyaşıyla dolu uzun bir tarihi bulunmaktadır.

Kürt meselesi, son iki yüzyıl boyunca çok aktörlü, çok devletli bir soruna dönüştü ve bugün aklı başında hiç kimse, her devlet için aynı çözüm modelinin geçerli olacağını düşünmüyor
Bu arada ben gerçekleşmeyen çözüm süreciyle ilgili düşüncemi aynen tekrar belirtmek istiyorum. “Çözüm Süreci” adıyla başlayan o geçmiş dönem, “Kürt sorununa çözüm” etiketi ile sunulamayacak kadar derinlikli değişim ve dönüşümleri gerektirmekteydi.

Bu konu, sadece etnik boyuta indirgenemeyecek karmaşıklıkta, ekonomik, tarihî, kültürel, bölgesel ve siyasi boyutları iç içe geçmiş bir sorun olarak halen ortada durmaktadır.

Reformların yapılması, sadece kültürel hakların verilmesi, anayasaya eşit yurttaşlıkla ilgili maddeler konulması gibi sınırlı düzenlemelerden daha çok, ülkede adalet merkezli ve insanların kimliğini ve inancını özgürce yaşadığı siyasi, kültürel ve ekonomik yaşam kalitesini topyekûn yükseltecek köklü düzenlemelerden geçmektedir.

Bu çapta bir sürecin ehemmiyeti ise yeteri kadar anlaşılamamış ve yeterince anlatılamamıştır.

Ey Kürt General Dr. Sait Çürükkaya’nın mücadelesinden ders al. Senin ve ülkenin geleceğine dair karar verenleri tartış.
Kaderini ve geleceğini başkalarının eline ve merhametine bırakma, tartış. Kaderini ve geleceğini tesadüflere bırakma tartış.
Öteki kürde saygıda kusur etmeden tartış, o sana saygı duymasa dahi. Ötekine kin duymadan tartış, o sana kin duysa ve senden nefret etse dahi. Sabır, hoşgörü ve tolerans sınırlarını sonuna kadar zorlayarak tartış.
Sonuç
General Dr. Said Çürükkaya sadece idealleri uğruna haksız olarak medreseyi Yusufîye’ye düşmedi, o 30 Ekim 2016 tarihinde Kürt halkının bağımsızlığı uğruna DAEŞ’e karşı mücadele ederken şehit düştü, ama o yılmadı hep mücadele etti.

Yapacaksak bir işi tam yapalım ve Musul’un DAEŞ’in elinden kurtarılmasında askerî açıdan biz Kürtlere ne iş düşüyorsa, onu yerine getirelim tezini savundu.

Yüzbinlerce Kürt ve yurtseverin katılımıyla seni Cenâb-ı Hakk’ın sırf fazlı ve lütfu ile, cennetlik kulları için hazırladığı rıza ve merhamet diyarı olan ebedi istirahatgahına yolcu ettik. Bu vesileyle tekrar huzurlarınızda Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta değerli kardeşi Mehmet Selim Çürükkaya, ailesi, tüm Kürdistan’lılar ve Bingöl’lüler olmak üzere, dostlarına, yakınlarına ve yüce Kürt milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Ey Aziz Şehid General Dr. Said Çürükkaya hakkını bizlere helal eyle.
Kürtler’in dağlardan başka dostu olmalı artık.

Ey Kürt aydını General Dr. Sait Çürükkaya’nın mücadelesinden ders al.

Ey Kürt milleti Kaderini senin ve ülkenin geleceğini başkalarının eline, merhametine tesadüflere bırakma.

Türkiye Kürt sorununu kendi iç meselesi olarak göremez, Türkiye’nin çözümü sadece kendisi için değil Irak’taki Kürtler, için de olmalıdır. Kürtler tarihlerinden ders almalı, yoksa tarihlerindeki felaketler tekrar yaşanır.

Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’de Kuzey Irak Kürt Ulusunun bekasını düşünmeli. Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bağımsızlığını derhal ilan etmelidir, çünkü onlar açısından başka alternatif yoktur.

Luxemburg, 3.Ocak 2017

Schlagwörter-Wolke