Just another WordPress.com site


AHMED-İ HÂNÎ (1651-1707)
HAYÂTI, ESERLERİ VE MEM O ZÎN MESNEVİSİ*

ÖZET
XVII. yüzyıl Osmanlı şairlerinden Ahmed-i Hânî hakkında bugüne kadar yapılan çalışmalar, ne yazık ki, genellikle batılı bilim adamlarının eseridir. Bu durum, Hânî ve eserlerinin, Batı’nın şark meselesi kapsamında kullanılmasını da beraberinde getirmiştir. Ne yazık ki söz konusu batılı kaynaklardan etkilenerek Türkiye’de bu konuda yazılmış eserler de genellikle aynı çıkmazın içine düşmüştür.
Tebliğimizde, bu eksikliği gidermek üzere, Ahmed-i Hani’nin hayatı ve eserlerinden (özellikle Mem o zin mesnevisi) hareketle onun Osmanlı kültür ve şiir geleneği içerisindeki yerini tespit etmeye çalıştık.

ABSTRACT

Much research on Ahmed-i Hânî, one of the seventeenth century Otoman poets, have unfortunately been conducted by Western scholars. This has caused the abuse of him and his work in the so called Eastern Anatolian issue. It is a pity that the research on his work made by the Turkish scholars under the influence of western resources reflect the same problem.
This paper attempts to fill this gap and find out Ahmed-i Hânî’s prominent place in the cultural and poetic of Otoman by starting out with his life and work, especially his mesnevi, Mem o Zin.

Yaşadıkları devirde dar bir bölgede tanınan bazı şahsiyetlerin; siyâsi, edebî veyâ başka sebeplerle asırlar geçtikten sonra daha ziyâde şöhret sâhibi oldukları görülmektedir. Ölümünde sonra böyle bir şöhrete
ulaşan şahsiyetlerden biri de Ahmed-i Hânî’dir.

Hayâtı hakkında kaynaklarda fazla malûmata sahip olamadığımız Ahmed-i Hânî, tespit edilen bugünkü bilgilere göre, 17. yüzyılda Doğu Anadolu bölgesinde yaşayarak daha çok, Şeyh Ahmed-i Hânî ve kısaca Hânî diye şöhret sâhibi olmuş, önemli Osmânlı şeyh, âlim ve şâirlerinden biridir. Kendisi de âlim ve fâzıl olan İlyâs adlı bir zâtın oğludur. Hânî’nin, yapılan son araştırmalar
sonucuna dayanılarak 1061/1651 tarihinde Doğubayâzıt veya Hakkârî yakınlarında doğduğu ileri sürülmektedir. Hânîyân aşîretine mensûp olduğundan dolayı yâhût Hakkârî vilâyetinin Hân köyünde doğduğu için Ahmed-i Hânî diye tanınmıştır. Bu aşîretin,. 1592’ yılında Hakkâri yöresine gelip yerleştiği tahmîn edilmektedir Doğum târîhini kendisi, Mem o Zîn adlı eserinde şöyle belirtir:

Ona yazmayı öğreten yazı senin yazındır,
Otuz yıldır yanlış yazılar yazmaktadır o,

Çünkü yokluktan koptuğu zamân,
Târîh bin altmış bir idi.

Bu sene kırk dört yaşına girdi,
O, günâhkârların öncüsü.

Bu beyitlerden, eserini 1695 târîhinde bitirdiği yaşının kırk dört olduğu ve yazı hayatına on dört yaşında başlayıp otuz yıl sürdüğü anlaşılmaktadır.
İlk tahsîlini geleneğe göre âilesinden aldığı tahmîn edilmektedir. Daha sonra bulunduğu çevrede eğitimine devâm etmiş, Bağdât, Şâm, Halep ve İrân medreselerinde de uzun müddet öğrencilik yapmıştır. İyi bir İslâmî ilim, şiir ve tasavvuf eğitimi alan Hânî’nin ayrıca, eserlerinden elde edilen bilgilere göre Nakşibendî tarîkatına da girdiği anlaşılıyor.

Ahmed-i Hânî’nin ,İshâk Paşa Sarâyı’nın temeli atılırken 1674 yılında duâ ettiği rivâyet edilir. Bu sarâyda kâtiplik yaptığı bilinmekle birlikte ancak bu göreve hangi târîhte geldiği ve bu görevde kaç yıl kaldığı hakkında şu anda elde bilgi mevcût değildir.

Ahmed-i Hânî’nin, gençlik çağında Botan Beyi’nin meclislerinde uzun müddet bulunduğu gibi diğer beyliklerle de yakın ilişkiler içinde olduğu tahmîn edilmektedir. Doğubayâzıt’ta Murâdiye Câmi’inde imâmlık yapmış ve Bayâzıt Mîri Mîr Muhammed’in de dîvân kâtibi olmuştur. Ona olan yakınlığını ve ona duyduğu sevgisini ölümü üzerine yazdığı mersiye tarzı bir şiirinde dile getirmiştir. Mîr adına İrân serdârı ile yapılan bir anlaşmaya imzâ atmıştır. Ayrıca Mîrliği temsîlen Osmânlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a gidip geldiği
de rivâyet edilir.

Ömrünün sonlarına doğru kendi adına kurduğu Hânî Medresesi’nde İslâm kültürüne âit dersler vermiş ve çevresindeki gençlerin İslâmî terbiye ile yetişmesine çalışmıştır. Medresede kullanılan ilim dili Arapça idi. Ahmed-i Hânî, ayrıca bölge halkı çocuklarına faydalı olabilmek için Nûbahârâ Bıçûkân ile Akîdayâ İmân isimli kendi yazdığı eserleri de ders kitâpları arasına almış ve okutmuştur. Bu iki eserin okutulmasındaki gâye bölgedeki çocuklara dîn dili olan Arapça’yı ve İslâm’ın îmân esaslarını kendi ana dilleriyle kolayca kavratmaktı. Hayâtı boyunca hiç evlenmemiş, kendisini İslâm ilim ve kültürüne, adamış büyük bir âlim ve mutasavvıftır. Bir ara üst tabakaya mensûp Selmâ adlı bir kıza âşık olduğu ve bu vesîle ile aşk şiirleri yazdığı rivâyet edilir. Aynı zamânda çevresinde eğitim ve öğretim faâliyetleriyle de tanındı.

Ahmed-i Hânî, bir müddet o dönemde bölgenin kültür merkezi olan-bu günkü Şırnak vilâyetinin kazâsı Cizre’de yaşadı. Daha sonra Doğubayâzıt’a gidip yerleştiği ve 1119/1707 yılında orada vefât ettiği tahmîn edilmektedir.
Mezârı İshâk Paşa Sarâyı’nın 500 metre doğusundadır. Halk arasında velî olduğu kabûl edildiğinden dolayı 1990-1991 tarihleri arasında Doğubayâzıt halkı ve belediyesi mezârının üzerine bir kümbet yaptırarak etrafını da bahçe ile çevirmişler. Burası çevre halkın hem mesîre hem de ziyâret yeri hâline geldiği için hâlâ yaz kış ziyâretçilerle dolup taşmaktadır.
Çevre halkına faydalı olabilmek amacıyla eserlerini umûmiyetle ana dili olan Kürtçe ile kaleme almıştır. Ana dili Kürtçe’nin yanında Arapça, Farsça ve Türkçe’yi de iyi bilmektedir.

İsmâil Bâyezîdî (ölm. 1121/1709), Şerîf Han Cûlâmergî (ölm. 1161/1748) ve Murâd Hân Bâyezîdî (ölm. 1192/1778) gibi zâtlar Ahmed-i Hânî’nin tesiri altında kalmıştır.

Ahmed-i Hânî’nin kesin olarak bilinen başlıca eserleri şunlardır:

1. Nûbahârâ Bıçûkân: Arapça-Kürtçe manzûm bir söz1ük olup 1094/1683 yılında yazılmıştır. Klasik manzûm sözlük geleneğine uyularak eser, bir giriş ve her biri farklı vezinde on üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde eserin, Kurân okumayı öğrenen çocuklara sarf ve nahiv derslerine başlarken kolaylık sağlanması amacıyla kaleme alındığı belirtilir. Bu manzûm sözlük ilk defa Yûsuf Ziyâeddîn Paşa’nın el-Hediyyetü’l-Hamîdiyye fi’l- Lugati’l-Kürdiyye adlı kitabı ekinde yayımlanmış (İst.,1310, s. 279-297; tıpkıbasımı A. von Le Cok, Kurdische Texte, Berlin 1903, 1, 1-47), daha sonra
3 H. Mem, Üçüncü Öğretmen XANİ, İst., 2002,s. 22.
4 M. Sait Özervarlı, Hânî, Şeyh Ahmed Mad., TDV İslâm Ansiklopedisi, İs.,1997, c.16, s.32.
Abdüsselâm Nâcî el-Cezerî’nin tashîhiyle tekrâr neşredilmiştir (Dımaşk, t.s.) Zeynelâbidîn Zinâr eseri, Latin harflerine çevirerek neşretmiştir (İst.,1992). Bu sözlüğe, Ahmet Hilmî el-Kûgî ed-Diyârbekrî Gülzârâ Hamûkân Şerhâ Nûbahârâ Bıçûkân adıyla bir şerh yazmıştır (Dıyarbakır, t.s.).

2. Akîdayâ İmân: Ehl-i Sünnete göre îmân esâsları ve diğer akâid konularının açıklandığı 80 beyitlik bir Kürtçe risâledir. Bu risâle, Ahmet Hilmî el-Kûgî ed-Diyârbekrî tarafından Rehberâ Şânî Şerhâ Akîdâ Şeyh Ahmed b. İlyâs el-Hânî adıyla şerh edilmiştir (Baskı yeri ve tarihi yok).

3. Çârkûşe: Mülemma yani her bir mısraı dört ayrı dilde (Arapça, Farsça, Türkçe ve Kürtçe) yazılan rubâîlerden meydâna gelmiştir. Bu mülemma rubâîler aşk, ayrılık ve kavuşma temalarını ihtivâ ederler. Rubâîlerden ancak beş tanesi günümüze kadar ulaşabilmiştir (Dîvânâ Kurmancî, haz: Abdürrakıb Yûsuf, Necef 1971, s. 43,44)5.

4. Dîvân:Ahmed-i Hânî’nin; Kürtçe, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerini ihtivâ eden eserlerinden biridir. Bazen Hânî’nin, bu dört dili bir şiirde kullandığı yanî mülemma’ şiirler yazdığı da dîvânda görülüyor. Dîvânında ayrıca, Türkçe ve Farsça gazelleri vardır. Dîvânı; Rusya, Almaya ve Suriye’de basılmıştır.
5. Mem o Zîn:Ahmed-i Hânî’nin ,yaşadığı bölgenin önemli kültür merkezlerinden biri olan bugünkü Şırnak vilâyetine bağlı Cizre kasabasında kaleme aldığı bir aşk mesnevîsidir. Leylâ vü Mecnûn, Ferhât u Şîrîn ve Hüsn ü Aşk tarzında yazılmış tasavvufî bir eserdir. Asıl şöhretini de bu ilâhî aşk mesnevîsiyle sağlamıştır. Hânî, bu eserin hâtime kısmında doğum târîhini 1061/1651 olarak verdikten sonra kitabı bitirdiğinde 44 yaşında olduğunu belirtir. Bu kayıttan Ahmed-i Hânî’nin mesnevîyi 1105/1695 yılında tamâmladığı anlaşılmaktadır. Yaklaşık 3000 beyit olan mesnevî

Bîjî ji merâ kû pâdişâhım
Benden ana söyle kıblegâhım
Îdî çi bibîjim ez nizânim
Bilmez ki ne söyleye zebânım

Gibi mülemma beyitlerinde tesbit edildiği üzere arûz vezninin Mef ‘û lü/ Me fâ ‘i lün /Fe ‘û lün kalıbıyla yazılmıştır. Bu kalıp, o devir İslâm dünyâsında ortak duyuş ve düşünüşle yazılmış edebi eserlerde çok kullanılan kalıplardan biridir. Eser klasik Osmanlı mesnevî tarzına uygun olarak 60 bölümden meydana gelmiştir. Hânî doğu bölgelerinde halk arasında haylî tanınan ve şifâhî olarak anlatılan Memâ Alan destânını Mem o Zin adıyla bir takım ekleme ve çıkarmalarla manzûm olarak yeniden yazmış ve ona ayrıca tasavvufî bir husûsiyet vermiştir. Bu destân, mîlâttan önce de halk arasında söylenen ve mitolojik bir husûsiyet taşıyan bir anlatıydı. Hânî bunu kendi çağına taşımış, çağdaş ve modern bir üslupla ölümsüzleştirmiştir. Ahmed-i Hânî, kendi siyâsî ve idârî düşüncelerinin yanında devrin içtimâî ve idârî meselelerini, ve bölge halkının kültürel özelliklerini de mesnevîye yansıtmıştır. Meselâ: İyilik, doğruluk, suçsuzluk, zayıflık ve çâresizlik Mem ile Zîn‘in şahsında toplanarak; kötülük, dalkavukluk, fitnecilik ve ikiyüzlülük de Bekir’de somutlaştırılarak gözler önüne serilmiştir.11 Eserde yer yer Genceli Nizâmî, Mevlânâ, Câmî ve Fuzûlî’nin tesirleri görülür. Muhyiddîn-i Arabî’nin vahdet-i vücût felsefesinin etkisi de oldukça belirgindir. Bu etkiye mesnevînin bir çok bölümlerinde rastlıyoruz. Mem o Zin mesnevîsine akıcı ve sanatkârâne bir üslup ile çok başarılı canlı tasvirler hâkimdir.

Mesnevînin konusu ise kısaca şöyledir: Eserin başında Allah ve Hz Peygamberin övgüsü yapıldıktan sonra yanî tevhît, münâcât ve naat akabinde asıl mevzûya girilir. Eserde olayların geçtiği bölgenin adı Bohtan’dır. Kasabanın adı ise Cizre’dir. Tâcdîn ve kardeşleri, Ârif, Çâker Bohtan beyinin amcası oğullarıdır. Mem de Tâcdîn’inin yanından ayrılmayan en yakın dostu ve arkadaşıdır. Sîtî ve Zîn, Beyin kız kardeşleridir. Kapıcının adı Bekir’dir.Eserde Tâcdîn ile Siti’nin ve Mem ile Zîn’in aşkları hikâye edilir12. Her ikisi de o zamânın beyinin kız kardeşleri olan iki kıza âşıktırlar. Tâcdîn, Sîtî ile evlenir; Mem ise Bekir adında bir müfterinin iftirâları sonunda beyin hışmına uğrar ve ölür; hikâye Zîn’in de ölümü ile son bulur. Hânî, bunların aşklarını müstehcenliğe düşmeden sembollerle, o kadar edepli ve ince bir tarzda anlatmıştır ki, bu kitâba ayrı bir özellik kazandırmıştır Anlaşıldığı üzere mesnevîde bir değil iki aşk hikâyesi yer almaktadır. Ancak, bunlardan biri mecâzî diğeri ise ilâhî aşkı sembolize eder.

Mem o Zin mesnevîsinin, ilk defa 1335/1919’da İstanbul’da, Kürt Tamîm-i Ma’ârif ve Neşriyât Cemiyeti tarafından Mükslü Hamza Bey’in önsözüyle ve eski harflerle neşredildiği görülüyor. İkinci baskısı 1947 yılında Halep’te Beşîr Şeyh Hasan tarafından yapılmıştır. 1954 yılında Erbil’de Gîvî Mukriyânî’nin yazdığı önsözle birlikte üçüncü baskısı yayımlandı. 1967 yılında yine Erbil’de dördüncü baskısı yapıldı. Margareta B. Rudenko, Mem o Zin eseri üzerinde doktora yaptı ve bunu 1962 yılında Moskova’da Rusça tercümesiyle birlikte yayımladı. Bu esere Prof. Kanadâ Kurdo da önsöz yazdı. İran’da Ubeydullah Eyyubiyân 1962 yılında Farsça Çirîkey Mem û Zin’i yazdı. Ayrıca 1957 yılında Dımaşk’da, M. Saîd Ramazân el-Bûtî tarafından mensûr olarak Arapça’ya çevrildi. 1968 ve 1975 yıllarında da, İstanbul’da M. Emîn Bozarslan tarafından bazı bölümler çıkarılarak bir sayfada yeni harfli asıl metin ve karşı sayfada manzûm Türkçe tercümesi verilmek sûretiyle neşredilmiştir. M. Emîn Bozarslan, 1995 yılında Stockholm’de yayımladığı daha geniş kapsamlı çalışmasında, önceden çıkardığı bu bölümleri de ilâve eder. Ayrıca, Türkiye’den gidip Stockholm’de yaşayan Murâd Civân’ın da “Ahmedâ Xanî jiyân, behrem û bîr û bâverîyân vî” adlı eseri vardır. Ferhât Şakeli İşveççe Kurdisk Nationalism i Mem û Zin av Ehmede Xanî eserini yayımladı. Mem o Zin mesnevîsini, 1960 yılında Bağdât’ta ünlü şâir Hejar Mukriyûnî Mukrî lehçesiyle manzûm olarak bastırır. Bu esere, Hasan Kızılçî ve Hejar ayrı ayrı önsöz yazarlar. Suriyeli Muhammed Enver Alî de, 1972’de “Ahmed el Xânî Felsefetu’l-Tasavvuf bi-Dîvânihi Mem û Zin” eserini Beyrut’ta neşreder. Cihanî Pervîzî ise Mem û Zin’i Urmiye’deki Selâhaddîn Eyyûbî Neşriyâtı serisi içinde 1988 yılında yayımladı. Mem o Zin, 1989 yılında orijinal metîn ile birlikte Arapça, Farsça ve Türkçe açıklamalarıyla birlikte Paris Kürt Enstitüsü tarafından yayımlandı. 1413/1993 yılında Dımaşk’ta Arapça olarak Halîl Reşîd İbrâhîm tarafından sanatkârâne bir üslûpla Makâmatu Mem û Zin adıyla bir özeti neşredilir. 1991 yılında eser üzerinde bir de İngilizce doktora çalışması yapılmıştır: Michael L. Chyet , And a Thornbush up between Them : Studies on Mem û Zin, A Kurdish Romance.13 Piremerd (Süleymâniyeli Hâcı Tevfîk) ise 1925 tarihinde Mem o Zin’i Soranice piyes şeklinde yazmıştır.

Osmânlı şâirlerinden Ahmet Fâik, 1730 yılında Mem o Zin mesnevîsini aynı vezinle takrîben 1187 beyit hâlinde Türkçe yazmıştır. Bu eser 1969 yılında İstanbul’da Sırrı Dadaşbilge tarafından bir sayfada yeni harfli asıl metîn ve karşı sayfada ise bugünkü dille karşılığı verilmek sûretiyle yayımlanmıştır. Kitâbın baş tarafında Erzurumlu olan Sırrı Dadaşbilge’nin şu anlamlı ithâf yazısı yer alır:

“Tek bir yazma nushasi elimde bulunan; Doğu Anadolu Bölgesi’nde, özellikle Türkmen ve Kürt boyları arasında çok sevilen ve söylenen Mem o Zin aşk destanını, bütün tarih boyunca varlığımızı korumak için kol kola ve omuz omuza çarpışmış olan Kılıçaslan ve Selahattin Eyyubi’nin ve onların torunlarının ruhlarına ithaf ediyorum.”

Mem o Zin mesnevîsi, günümüz edebiyâtında Sadık Yalsızuçanlar tarafından çağdaş bir yorumla ve serbest vezinle, Mem ile Zin adıyla yeniden neşredilmiştir. (Timaş Yay., İst. 2001, 119 s.) Yazar Sadık Yalsızuçanlar; eserini, önsözünün sonunda okuyucularına şöyle takdîm eder:
”Elinizdeki kitap binlerce kez anlatılmış olan o ezeli macerayı yeniden anlatmayı deniyor.

Mem ile Zin’in, ünlü Kürt bilgesi Ahmed-i Hani’nin kaleminden çıkan bu versiyonu, bir ‘yazma’ nüshadan hareketle yayımlanmış Osmanlıcasını kaynak alıyor.

Tatos, Hınıs ve Varto medreselerinde geleneksel eğitim almış olan kayınpederim Muhammed Said’in kitaplığından ‘gasbettiğim’ yazma eserler arasında rastladığım nüsha, eserin Osmanlıca çevirisi idi ve yüzonaltı sahifeden oluşuyordu.

Derkenarlarından öğrendiğime göre, eser, Molla Ahmet’ten kendisine intikal etmiş ve onun altı aylık bir İstanbul ziyareti esnasında eline geçmiş.
Öteki nüshalardan birkaç gazel ve özel isimlerdeki farklılık dışında en çok Ahmed Faik’e isnad edilen yazmaya benziyor.

Görülen o ki, hikâyeye zamanla bazı eklentiler yapılmış, kimi değişiklikler olmuş.

Eseri, çocukken babaannesinden defalarca dinlemiş olan eşim Firdevs Hanım’ın bilhassa Kürtçe deyimlerle ilgili katkılarını anmak isterim.”
Ahmed-i Hânî’nin bu mesnevîsi, hangi Fransız bilim adamı tarafından hazırlandığı belirtilmeden 2004 târihînde Ömer Sudaüzen tarafından Fransızca’dan Türkçe’ye “Mem û Zin, Ahmede Xane” adıyla serbest vezinle tercüme edilmiştir.Bu tercümeye, Dr. M. Naci Kutlay önsöz yazmıştır.
Mem o Zin mesnevîsi, Türkiye’de 1991 yılında da aynı adla filme çekilmiştir.
Gerek yurt dışında bir çok batılı bilim adamı ve gerekse Türkiye’deki bazı araştırmacılar, yaptıkları araştırma ve yayınlarda her nedense, Ahmed-i Hânî’nin gelenekçi ve dînî önder olmasıyla birlikte onun İslâm dînine sıkı
sıkıya bağlılığını ve İslâmı, bir üst kimlik olarak kabul etme özelliğini inceleme dışı tutmuşlardır. Öte yandan Hânî, Kürt kimliğini de bugünkü anlamda kullanmamıştır. Bugün Mem o Zîn mesnevîsindeki bazı kısımlar şüphe arz etmektedir. Bu durumu ilk def’a fark eden batılı bilim adamlarından biri Hollandalı sosyolog Martin V. Bruinessen’dir. Çünkü eserin bu bölümlerinde daha sonraki yüzyıllara âit görüş ve düşünceler yer almaktadır. Acaba bunlar,Ahmed-i Hânî’nin kendisinden sonra gelenler tarafından mı eklendi, bilemiyoruz? Çünkü eserde klasik mesnevî geleneğine uymayan kısımlar yer almaktadır. Biliyoruz ki, Mem o Zîn metninin ilk baskısı, 1919 yılında İstanbul’da yayımlanmıştır. Bütün çalışmalar da her nedense bu baskıya dayanmaktadır. Elyazmaları da elimizde yoktur. Rus bilim adamı Rudenko, her ne kadar, ona yakın elyazması Mem o Zin mesnevîsini Doğu Anadolu bölgesinden toplayıp karşılaştırdığını, bu yazmaların hepsinin aynı olduğunu ve bir kısmının –her ne hikmetse-1731-1732 tarihlerinde istinsâh edildiklerini söylese de bu yazmaların yayınlanmaması bana göre şüpheleri ortadan kaldırmaz. Yazma eserlerle uğraşanlar bilirler, iki yazma arasında bile uyuşmazlık olur. Hele ona yakın yazmanın birbirinin aynı olması ise hiç mümkün değildir. Kezâ, bu konuda yapılan bir çok araştırmaya rağmen bu gün elimizde edisyon kritikli bir Mem o Zin mesnevî metni de mevcût değildir.14
Bütün bu husûslar ayrı bir araştırma ve inceleme konusu olduğundan dolayı üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmamış, okuyucuların sâdece bu konulara dikkat .etmesi istenmiştir. 17. yüzyılın önemli bir sîmâsı sayılan Ahmed-i Hânî’yi cihân imparatorluğu olan ve Devlet-i Aliye diye anılan Osmânlı Devleti’nin değer yargıları ve dünyâ görüşü içinde mütâlaa etmek daha sağlıklı olur kanâatindeyim.

KAYNAKLAR:
Ahmede Xane, Mem û Zîn, Fransızca’dan çev: Ömer Sudaüzen, Redaksiyon ve Önsöz: Dr. M. Naci Kutlay, Yeryüzü Yay. Ank. 2004.
Ahmed-i Hânî, Mîzânü’l-edeb (Mem o Zîn), 3 Mayıs 1335.
BOZASLAN, M. Emin, Mem û Zîn, İst. 1968.
ÇELİK, Turgut – AYKAÇ, Harun, Bir Hak Dostu (Ahmed-i Hani), Zaman gazetesi, 3 Nisan 1997.
MEM, H., Üçüncü Öğretmen XANİ, İst., 2002.
ÖZERVARLI, M. Sait, Hânî, Şeyh Ahmed Mad., TDV İslâm Ansiklopedisi, İs.,1997, c.16, s.32.
14 Ahmede Xane, a.g.e. s. 10.
TAED 30, 2006, 57-64
A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 30 Erzurum 2006 65
TAED 30, 2006, 57-64

Dr. Turgut KARABEY

Advertisements


Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Değerli Berjin,

Öncelikle sana şunu belirtmek isterim, hepimizin yüreğin’desin unutulmadın unutulmayacaksın, ilk göçüp cennete gittiğin gün neyse acımız şimdide aynı. Biz Kürtler’in dağlardan başka dostu olmalı artık. Bildiğin gibi yaşam gülmeyi, sevgi hak etmeyi, vefa unutmamayı, dostluk sadık kalmayı bilenler içindir.

Bu bağlamda okuyucularımın hatırlaması için kısa bir bilgi vermek istiyorum. Aralarında yaralıların ve çocukların da olduğu 31 sivil Şırnak’ın Cizre ilçesindeki Cudi Mahallesi’nde bulunan bir apartmanın bodrum katına Şubat 2016’da sığınmıştı. İçlerinde rahmetli Berjin Demirkaya’da vardı.
Berjin Tatos’un Madrak köyündendir, akrabamdır, yiğitçe ve eline hiçbir zaman için silah almadı. Hep siyasi olarak mücadele etti, yılmadı, ama Cizre’de kalleşçe katledildi. Dolaysıyla hangi görüşten olursanız olun, eğer anne babalık duygusunu tatmışsanız, içiniz bir başka burkulur, bir başka üzülürsünüz Hawar Hey Hawar feryatlarını Madrak’ta, Tatos’da dinlediğinizde.

Değerli Berjin,
aslında bizlerin sana bir beyaz barış gülü gibi temiz, berrak ve korkusuzca yaşayabileceğin bir dünyayı sunmamız gerekirdi, ama biz yapamadık. Sen ise çok şeyler başardın. Hak tanımaz kralların ve onların gönüllü askerlerinin rüyalarını böldün. Üzerine manga manga, bölük bölük, tabur tabur asker ve polis saldılar. Apartmanın etrafına et ve çelikten duvarlar ördüler. Yılmadın… Üzerine tank ve panzerlerle saldırdılar. Korkmadın… Kaderini ve geleceğini başkalarının eline ve merhametine bırakmadın.

Değerli Berjin sen,
bu global dünyada kendi ayaklarının üzerinde durmayı başardın. Dünyanın en sefil ve en kanlı canavarları ile savaşarak bugünlere geldin. Seni tebrik ediyorum. Şunu unutma ki, sen bu mücadelede asla yalnız değilsin.
Açıkça belirtmek gerekir ki. Çağımızda hangi amaçla, kim tarafından ve kime karşı olursa olsun hukuk dışı ve şiddet içeren eylemler doğru değildir. Sorun felsefi, hukuki ve siyasi açıdan ele alındığında; Kürt sorunu ile silahlı muhalif grupları aynı kategoride değerlendirme doğru değildir. Çünkü demokratik yönetimlerde, şiddet içermeyen farklı anlayış, düşünce ve inanışlar, toplumun ortak paydasını oluşturmaktadır. Dolaysıyla bu arada hepimiz artık anlamalıyız ambalajı güzel fakat içi boş bir kavram uğruna Kürt gençlerini ölüme göndermek doğru bir siyasi tavır değildir, bu biz Kürtlere yapılan büyük bir zulümdür.

Kürdsitan’da savaşın yaşandığı her yerde dramlar yaşanıyor. Rahmetli Berjin’in şehadetinin acı gerçeği her Dram gibi bir film ve bir roman konusudur Tatos’da, Madrak’da, Kürdistan’da. İnsan bazen savaş bölgesinin çook uzaklarında, başka kıtalar’da, başka ülkelerde yaşıyor olsa bile, yaşananlara kayıtsız kalamaz ve o trajedilerin orta yerinde bulur kendisini.
Değerli Berjin, ben ve bizler senin o Melek yüzünü göremeden, Işıldayan gözlerine bakamadan , bacım deyip seni Cizre’de kurtaramadık, helal et bizlere hakkını.

En içten dualarımla değerli bacım Berjin seni Cenâb-ı Hakk’ın sırf fazlı ve lütfu ile, cennetlik kulları için hazırladığı rıza ve merhamet diyarı olan ebedi istirahatgahına yolcu ettik. Bu vesileyle tekrar Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta Mevlüt amcam, tüm aileniz, tüm Kürdistan’lılar, tüm Madrak ve Tatos’lular olmak üzere, dostlarınıza, yakınlarınıza ve yüce Kürt milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Biraderin
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu, 30.3.2017 Luxemburg

Referandum ’da EVET


Referandum ’da EVET

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Bu referandum, kaderimizin çizileceği bir referandumdur. Parlamenter rejimlerde; „tek devlet, ortak bir vatandaşlık tanımı, tek bayrak, ortak bir coğrafya“ vardır. Bu yüzden Başkanlık sistemi değerlendirildiğinde mevcut durumu tekrar etme üzerinden propaganda yapmak çok anlamlı değildir.

Malumunuz 1923’den buyana 94 yıldır „KÜRT’e Kürt“ diyemedik! Kürt sorununun toplumsal uzlaşmayla siyasi alanda çözülmesi sorunu besleyen ve büyüten bütün dinamiklerin hesaba katıldığı bir çözüm paketi pratikte yürürlüğe konmakla mümkündür. Buda başkanlık sisteminde mümkündür.

Dolayısıyla anayasadaki değişiklikler değerlendirilirken işin aslı olan şu gerçeğin ‘de değerlendirilmesi gerekir: Malumunuz 2709 Sayılı Kanun’un 123. Maddesi Türkiye’nin yönetim biçimine ilişkin. Bu maddenin 3. Fıkrasında deniliyor ki: Kamu tüzel kişiliği ancak kanunla veya kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulur. Bunun anlamı şu: Ülke yönetiminde, il özel idaresi, belediyeler ve büyük şehir belediyeleri, köy ve diğer mahalli idare birlikleri ancak TBMM’den çıkacak kanunla kurulur.

İşte hiç önemsiz gibi gözüken bu kanunun 123. Maddesi’nin 3. Fıkrası değiştiriliyor.

Nereden çıktı bu bilmem ne kanunun bilmem kaçıncı maddesinin sonuncu fıkrasını değiştirmek? Sorusuna cevap aramamamız gerekirse. Anayasa değişikliğinin 16. Maddesi’ni okuyunca bunun sebebini detaylı olarak anlıyoruz. Dolaysıyla burada “yeni kamu tüzel kişiliği kurma yetkisi Cumhurbaşkanı’na da veriliyor.” Eğer referandumda EVET çıkar da bu yetki Cumhurbaşkanına verilir ise: Yeni ve modern yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanı bir kararname yayımlayarak Türkiye’nin yönetimine eyalet sistemini dahil edebilir. Ve kanun yoluyla ülkemizde dokuz Eyalet kurulabilir.

Malumunuz “Osmanlıya baktığımız zaman Lazistan eyaleti var. Kürdistan eyaleti var. İniyoruz güneyde aynı şekilde eyalet sistemleri var.” Böyle bir sistem içinde seçilmiş vali olması doğal. “Federal yapı diyoruz… Federal yapı nedir? Orada geliyor toplanıyor zaten.” 2013 yılı Mart ayında da “2023’te eyalet sistemi konuşulabilir. 2023’te ben başbakan olursam, işin başında olursam bunu, düşünürdüm, taşınırdım, konuşurdum.” (Değerli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarından)

Eğer 16 Nisan’da evet çıkar ise: bir kararname yayımlanarak şöyle denebilecektir: Ümidi bende var. “Diyarbakır merkezli olmak üzere Iğdır, Erzurum, Ağrı, Muş, Bingöl, Tunceli, Erzincan, Elazığ, Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak, Hakkari, Van vilayetlerimiz Kürdistan Eyaleti olarak birleştirilmiştir. Eyalet Valisi’ni bölge halkı kendisi seçecektir. Vali, eyaletin güvenlik, eğitim, kültür ve yönetim işlerini yerel birimlerle bağlantılı olarak yürütecektir.” Burada tarif edilen eyalet sistemi, bugün Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesel yapısının hemen hemen aynısıdır.

Başkanlık sistemiyle idare edilen federatif bir yapılanmayla, ortak aidiyet duygusunun temeline sımsıkı sarılarak birlikte emperyalizme karşı koymakla Kürt sorunu Anadolu’da çözüme kavuşacaktır.

Sürecin siyasal boyutu bana göre Federalizme giden bir yoldur. Yeni bir çözüm sürecinin başlaması için’de PKK’nin silah bırakması şarttır. Çözüm süreci kaldığı yerden devam edemez. Sürecin yeniden başlaması için PKK’nin Türkiye’de silahlı mücadeleye son vermesi lazım. Ondan sonra da Suriye’de, Rojava’da, Irak’ta bir derdi varsa o da konuşulur. Türkiye’de artık siyasetin konuşması lazım, silahların, ölümün, kavganın olmaması lazım.

Anadolu Ajansı geçtiğimiz günlerde „TRT radyoları bir ilke imza atacak“ başlıklı haber geçti. Haberde:“…Aynı anda farklı il ve istasyonlarda, değişik dil, lehçe ve içeriklerle dinleyiciye seslenebilme özelliği taşıyan sistem „TRT FM“ yayınlarıyla uygulamaya geçti. Sistem sayesinde eş zamanlı olarak her istasyona farklı mesajlar gönderilebileceği belirtildi. Sistemle, ulusal yayın sırasında yörelerin özelliklerine göre yapılan yerel anonsların, aynı anda farklı içerikle dinleyiciye ulaştığı vurgulandı“ Bölgelere göre farklı dil ve lehçelerde yayın yapmanın tek karşılığı „federasyon“dur.

Başkanlık sistemi, devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında hükûmet etme ve devleti yönetme esasına bağlı siyasi YAPILANMADIR. Dolayısıyla Başkanlık sistemi Türkiye’yi federal bir yapıya götürecektir. Kürt aydınları artık bu gerçeği görebilmeli ve kabullenmelidir.

Konuşması gerekenler konuşmuyor, konuşmaması gerekenler konuşuyor. Konuşması gereken Kürd aydınları ’da gerçekleri konuşmalı artık. 2013 ruhunu kim öldürdü, biz bunu iyi biliyoruz. Kimse suçu kimseye atmasın, yani hem öldür, hem yık hem de gelip sitem et, bu doğru değil. 7 Haziran’da seçim oldu, 80 milletvekili ile Meclis’te siyaset yapacaklarını söylediler, sonra süreci bitirdiler silahlı çatışmayı başlattılar. Şimdi de 2013’e dönelim diyorlar, artık kimse onlara inanmıyor. Yeni bir çözüm sürecinin başlaması için PKK’nin silah bırakmasının şart.

94 yıldır mevcut sistemin en büyük mağduru olan Kürtlerin referandumda kendilerine zulüm yapan bu sistemin değiştirilmesinden yana oy kullanacaklarına inanıyorum. Bunun için Kürtler referandumda EVET diyecek, EVET demeli.


29424_113472778691693_8329273_n (2)

von Prof. Dr. Dr. Mag. Ümit Yazıcıoğlu

Rehmetî (Melle) Mistefa Barzanî, di 14ê Adara 1903an de li Kurdistanê, li devera Barzan hate dinê. Di 1ê Adar a 1979an de li Washington D.C gihişt dar-I bekayê, lê bîranînên, mêrxasiyê wî li gel me her zindî û herdemî ye. Ez dixwazim her dem zayina vê şexsiyeta berz bibîr bînim, ne wefata wî. Ji ber ku em Kurd, di cîhanek bê Wî, bêyî ku em li jiyabin jî, hezim nakin. Ji ber ku em mirînê layiqî Wî nabînin. Lê, ev qeder e… Emr ê Xwedê ye, Zagon a ilahî ye… Her zindî mirinê tam dike, em nikarin rê li ber mirina hezkiriyên xwe yên herî binirx jî bigrin.

Mezintirîn mirov, rehet raz e. Çavên te bere li pişt te nemînin… Te erk a bi awayek herî baş ji bo me pêkanî. Ji bo Kurdekî, gelê wî, zarokên wî mirasek ji y ate biqedrtir dikare bête hêlan? Cîhê tu lê bibe Nur, mekanê te bihuşt be. Wekî te diyarkirî, Ez bi xwe ji şer hez nakim. Ji ber ku şer, rêya herî xerab a çareseriya pirsgîrêkan e.

Mezintirîn pêşengê Kurd, dema mafê çareseriya gelê Kurd hat, dibe ku ne hefteya, ne meha bêt be, lê gelek nêzîk e. Di roja me ya îroyîn de, bi awayek siyasî xweser, wekî herêmek federal di qada navneteweyî de nasîn tenê herêma desthilata Kurdistanê ya Iraqê ye. Girêdayî wê di bin Serokatiya Serokê hêja Mesut Barzanî de, hikumeta Kurdistanê jî divê hemû rêyên diplomasî û dadî bikarbîne û bi serîlêxistina Neteweyên Yekbûyî di rêya zagonî û dadwerî de, vîn a gelê Kurd ji bo Serxwebûnê derbasî jiyanê bike, ji ber ku pirsa Kurdan li Iraqê pirsa statu û desthilatiyê. Li gor min, Tirkiye jî divê vê pêvajoyê bipejîrîne. Her di vê rêyê de ji bo bihêzbûna pêvajoya serxwebûna Kurdistana Iraqê, tiştê ji dest tê, bike. Ev yek zerarê nade Tirkiyeyê, berovajî di sûd a Tirkiye de ye. Pirsa Kurd pirsek navneteweyî ye û dikare li ser mêza navneteweyî bête çareserkirin.

Pêwendiyên nêzîk ên siyasî û diplomasî ku di navbeyna Desthilata Xweser a Herêmî ya Kurdistana Iraqê û Tirkiyê de de van salên dawî de hatin lidarxistin, li welatê me jî dikarin di rêya çareseriyê de bibin alîkar. Di van rojên, ku Rojhilata Navîn şiklek nû digre de, ji bo ewleyî û aştiya herêmî têkiliyên navbeyna Tirkiye û Desthilata Herêma Kurdistanê girîngiyek xwe ya mezin heye û ger ev pêwendî bi awayek serkeftî bên domandin, bi destdan a hevûdu hem Tirkiye û hem Kurdistan dikarin bibin hêzên mezin ên navneteweyî, ev baweriya min e.

***

Di dema Şerê Cîhanê yê Duyemîn de, rojava û bakurê Îranê, bi hevkariya Yekîtiya Sowyet – Brîtanya bi egerên ewleyiyê hatin dagîrkirin. Li Rojhilata Kurdistanê, ku beşek mezin di bin kontrola Sowyetê de bû, bi piştgiriya Moskow di 22ê Çile 1946an de, di dîroka de yekem dewleta kurdî Komara Kurdistan a Mahabadê hate damezrandin. Rehmetî Qadî Mihemed yekem Serokomar bû. Di dawiya şer de, piştî lihevhatina petrolê di navbeyna Îran Û Sowyetê û helwêstên durû Moskowê alîkariya xwe ji bo Komara Kurdistanê ya Mahabadê rawestand û di meha Berçile ya 1946an de Komar hilweşiya. Di vê nivîsa xwe de, hem ji bibîranîna rehmetî Mistefa Barzanî, hem ji bo hevdîtina Wî ya dawî li gel merhum Qadî Mihemed di 16ê Mijdar a 1946an de, wekî ku Wî ji Serok Mesud Barzanî re gotiye, dixwazim bi we re parvebikim.

“Ez çûm gel Qadî Mihemed. Min xwest bizanim daxwaza wî çi ye. Gote min, jib o ku xwîna xelkê Mehabadê neyête rijandin, ew dê xwe feda bike. Got, ku dê xwe radestî Artêşa Îranê bike. Weha dom kir, min çend kes hinartin gel general Humayuni, ku li Meyanduab e, min ez daxwaza xwe gihand wî. Gava ev gotin digotin rundik ji çavên wî dihatin xwarê. Gotinên xwe weha domandin, ji derveyî civata xwe bere baweriya te bi kesî neyê! Ji ber ku wan kesê soz a hevkariyê dabûn min, hemûyan pişta xwe dan min. Jib o ku hevkariya xwe li gel Artêşa Iranê diyarbikin, ketin pêşbirkê de! Ez vê şîretê li te dikim baweriya xwe zêde bi serokeşîran neyîne, gava fersend ketî destê wan, dê xerabiya te bikin. Tikaya min ji te, di demek nêz de ji Mehabadê derkevin û yekser nekevin şer li gel Artêşa Îranê.

Paşî ji min pirsî, ez dixwazim çi bikim. Min got, em dê malbat û hêzên xwe li herêmên Şino û Mergever kom bikin. Heta biharê jî, heta ji me hatî em dê bi Artêşa Îranê re nekevin şer. Em dê hewl bidin, ku hikumeta Iraqê Efûyek Giştî jib o malbatên me derbixe. Gere v yek jî nebe, bi malbatên xwe re ber bi Sowyetê ve em dê bidin rê. Piştre min xwest, ku ji Mehabadê derbikeve û li gel me were. Min soz a şerefê da, em wî biparêzin, ku ez dê xwe ê hemû kesên li gel xwe jib o parastina wî xwe feda bikin. Min got: Tu nîşan a gelê Kurd î, jib o vê dive tu li gel me were. Dîl ketina yekem Serokê me, bi destê dijmin ji me re zehmet tê.

Qadî Mihemed ji cîhê xwe rabû, rundik ji şavên wî dihatin, ez maç kirim û got: Ji Xwedê daxwazkarim ku te biparêze û serbixe. Dibe ku jiyana min bibe fedayê hevwelatiyên min, dibe ku rê li ber xerabiyên bên sere wan bigre. Ew tadeya li wan dibe, kêmtir bike. Ev gotin anîn ziman û ji paşla xwe Ala Kurdistanê derxist û da destê min. Ji min re got: Ev sembola Kurdistanê ye, ez wekî emanet didim destê te. Ji ber ku ez bawer im, kes ê ku herî zêde xwedî lê derbikeve tû yî.

Di rewşek weha giran û diltezîn de min xatirê xwe jê xwest û derketim. Me ber bi Nexada ve da rê (ji bo zanyariyê zêdetir, Mesud Barzanî “Barzanî û Tevgera Rizgarîxwaz a Neteweyî ya Kurd” weşanên Doz, çapa 3emîn, r.196-197)

***

Li ser dawî rûdanan çendîn dîtinan bînim ziman.

Al: nîşana dewlet û neteweyan e. Al nîşana cudahî û cewaziyên her neteweyek û dewletê ye, nunerê serxwebûna wan e. Ala me ya Kurdistanê jî, di nav Civata Navneteweyî de nîşan û sembola me ye.

Serokomarê hêja Recep Tayyib Erdogan bi Serokê hêja Mesud Barzanî re civiya. Di belafîrgeha Ataturk a Stenbolê de, Ala Kurdistanê hilkêşa esman. Di her hatina Birêz Barzanî de, bi vê pêngava diplomatik hatiye pêşewazîkirin. Ala Kurd û Ala Tirk li gel hevûdu hatin pêldan. Ev li gor pîvanên diplomasiyê ye. Tiştekî, ku aciziyê bide nî ne.

Ala Kurdistan; hate pêldan. Em li vê dinerin.

Yên ku ji dostaniya Kurdan û Tirkan hez nakin, têk çûn, şêt bûn, niha ev têrî wan dike. Ala Rengîn, çend xweşik li gel Ala Tirk pêl da bû. Şukir ji van rojan re ya Rab.

Menalê Kurd,

Yên ku li ser te û welatê te biryarê didin baş nasbike. Di rêzgirtinê ji Kurd ê din re bê xeletî, ger ew rêzê li te negire jî, ji bo çareseriya pirsên gelê xwe li ber xwe bide, têbikoşe…

Werger ji Tirkî: Cemal Batun

Quelle: http://www.kurdistan24.net/ku/opinion/c7a7423d-3d95-4f2b-b513-b276e8fb007a/Ji-bo-bib%C3%AEran%C3%AEna-General-Mela-Mustafa-Barzan%C3%AE


General Molla Mustafa Barzanî’nin anısına
29424_113472778691693_8329273_n (2)
von Prof. Dr. Dr. Mag. Ümit Yazıcıoğlu

Değerli okuyucularım, Rahmetli (Molla) Mustafa Barzani, 14 Mart 1903″de Kürdista´nın Barzan eyaletinde dünyaya geldi. Kendileri 3 Mart 1979 günü Washington D.C“de dâr-ı bekâya irtihal ettiler, fakat hatıraları ve kahramanlıkları bizde canlı ve bakidir. O yüce şahsiyetin ölümünü değil, doğumunu hatırlamayı tercih ediyorum. Çünkü biz Kürdler onsuz bir dünyada, onunla birlikte yaşayamamış olsak da, onsuz olmayı hazmedemiyoruz. Belki de ölümü ona yakıştıramıyoruz Ama kader bu… Allah’ın emri, ilahi bir kanun bu… Her canlının ölümü tattığı gibi en değerli varlıklarımızın da sonsuzluğa göçüne engel olamıyoruz.

Ey Büyük insan, Rahat uyu. Gözün arkada kalmasın… Sen görevini en iyi şekilde bizler için yaptın. Bir Kürd için, halkına, çocuklarına ailesine bırakabileceği daha değerli bir miras olabilir mi? Yattığın yer nur, mekanın cennet olsun. Senin de belirtiğin gibi; savaşı ben de sevmiyorum. Çünkü savaş, bir sorunu halletmenin en kötü yoludur.

Ey Büyük Kürd önderi, artık Kürt halkının geleceğini tayin etme vakti geldi. Fakat gelecek hafta ya da gelecek ay değil, ama çok yakında. Günümüzde siyasî olarak özerk, federal bir bölge olarak uluslararası resmî tanınmaya sahip olan tek bölge Irak’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi’dir. Dolaysıyla değerli Başkan Mesut Barzani yönetimindeki KÜRDİSAN HÜKÜMETİ bütün diplomatik ve hukuki yolları devreye sokarak, resmen Birleşmiş Milletler Cemiyetine müracaat ederek hukuken, Kürt halkının arzusu yolunda Bağımsızlık ilan etmelidir, çünkü Irak Kürtlerinin sorunu egemenlik ve statü sorunudur. Bana göre Türkiye bu gelişmeyi onaylamalı. Devamında da Irak Kürdistan’ının bağımsızlığının güçlenip, derinleşmesi için elinden geleni yapmalıdır. Bunun Türkiye’ye bir zararı olmaz, faydası olur. Kürt sorunu uluslararası sorundur ve uluslararası bir masada çözülebilir.

Irak Kürdistan Özerk Bölgesi Yönetimi ile Türkiye arasında 2000’lerin sonundan itibaren kurulan, diplomatik ve siyasi yakın ilişkiler, ülkemizde Kürt Sorununun çözüm girişimlerine doğrudan yansımaktadır. Orta Doğu’nun yeniden şekillendiği günümüzde, bölgenin barış ve istikrarı açısından hayati önem taşıyan Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel yönetimleri arasındaki bu ikili iyi ilişkiler günümüzde olduğu gibi yürütülürse, hem Türki ’ye ve hem de Kürdistan el ele vererek bölgede çok güçlü uluslararası bir güç olurlar, kanaatindeyim.

***
İkinci Dünya Savaşı sırasında, İran’ın batısı ve kuzeyi, Sovyetler Birliği-İngiltere ittifakıyla güvenlik kaygıları nedeniyle işgal edildi. Büyük bölümü Sovyetlerin işgali altındaki Doğu Kürdistan’da Sovyetlerin desteğiyle 22 Ocak 1946’da, tarihteki ilk Kürt devleti Mahabat Kürt Cumhuriyeti kuruldu. Merhum Kadı Muhammed yeni devletin Cumhurbaşkanı’ydı. Savaşın bitiminde Sovyetler Birliği’nin İran’la yaptığı petrol anlaşması ve ikircikli tavırları, gibi nedenlerle desteğini çektiği Mahabat Kürt Cumhuriyeti aynı yılın Aralık ayında yıkılmıştı. Dolayısıyla bu yazımda ben hemRahmetli Mustafa Barzani´yi hatırlamak hem´de onun 16.11.1946 tarihinde akşam son kez merhum Kadı Muhammed“le buluşmasındaki görüşmelerle ilgili olarakBaşkan Mesut Barzani’ye anlattığı bir hatırasını sizlerle burada paylaşmak istiyorum.

– Kadı Muhammed“in yanına gittim. Ne yapmak niyetinde olduğunu öğrenmek istedim. Bana, Mehabad halkının kanının dökülmesini önlemek için kendisini feda edeceğini söyledi. İran ordusuna teslim olacağını belirtti. Bana şöyle dedi: Meyanduab“da bulunan General Humayuni“ye bir heyet gönderdim ve bu niyetimi ona haber verdim. Bunları söylerken gözlerinden yaş akıyordu. Sözlerini şöyle sürdürdü: Sakın kendi cemaatinden başkasına güvenme! Çünkü, bana bağlı kalacaklarına dair yemin edenlerin tümü ihanet ettiler ve İran Ordusuna bağlılıklarını bildirmek için birbirleriyle yarışa girdiler. Sana aşiret reislerinden sakınmanı tavsiye ederim. Çünkü, bir fırsatını bulurlarsa mutlaka size kötülük edeceklerdir. Senden ricam en kısa zamanda Mehabad“ı terk etmen ve İran Ordusuyla doğrudan çatışmaya girmemendir.

Sonra, benim ne yapmak istediğimi sordu. Dedim ki: Ailelerimizi ve kuvvetlerimizi Şıno ve Mergever bölgelerinde toplayacağız. Bahar gelinceye kadar İran Ordusuyla çatışmaya girmekten kaçınacağız. Sonra Irak hükümetini, en azından ailelerimiz için genel af ilan etmesi hususunda ikna etmeye çalışacağız. Eğer bu gerçekleçmezse ailelerimizle birlikte Sovyetler birliğine doğru yola çıkacağız. Sonra, Mehabad“ı terk etmesi ve bizimle birlikte gelmesi için ısrar ettim. Kendisini korumak için kendimi ve beraberimdeki herkesi feda etmekten kaçınmayacağıma dair şeref sözü verdim. Kendisinin Kürt milletinin sembolü olduğunu, bu yüzden bizimle beraber gerektiğini söyledim. İlk Kürt Cumhuriyeti´nin Reisinin düşman eline esir düşmesi bize ağır gelir.

Kadı Muhammed, yerinden kalktı, gözlerinden yaş akarak beni öptü ve şöyle dedi: Allah´tan sana başarılı kılmasını ve korumasını diliyorum. Belki de benim hayatım vatandaşlarıma feda olacaktır ve belki de onlara gelebilecek bazı kötülükleri engelleyecektir. Bakarsın onlara yönelen vahşetin dozunu hafifletir. Bunları söyledi, sonra koynundan Kürdistan bayrağını çıkarttı ve bana teslim etti. Dedi ki: Bu Kürdistan“ın sembolüdür. Onu emanet olarak sana veriyorum. Çünkü, bana göre onu en iyi koruyacak kişi sensin.
Hüzün ve kederin egemen olduğu bir atmosferde ona veda ettim ve Nagede“ye hareket etmek üzere oradan ayrıldım. (detayı için bakınız, Mesut Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi I, DOZ yayınları, 3. Baskı, S 196.197).

***
Bu arada son gelişmeleri ’de belirtmekte yarar var.
Bayrak; devletlerin ve milletlerin ayırt edici simgesidir. Bayrak ülkelerin ve ulusların, farklılıklarının ve ayrılıklarının işareti, bağımsızlıklarının temsilcisidir. Kürt bayrağımızda uluslararası camiada Kürtlerin simgesidir.

Değerli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, değerli Başkan Mesut Barzani’yle görüştü. Başkan Mesut Barzani’nin Türkiye’ye ayak bastığı İstanbul Atatürk Havalimanı’nda Kürdistan Bayrağı göndere çekildi. Sayın Barzani Türkiye’ye her geldiğinde bu diplomatik uygulama yapıldı. Yan yana Kürd bayrağı ve Türk bayrağı göndere çekildi, yan yana dalgalandılar. Önceki uygulamalarda da böyle olmuştu. Diplomasiye de uygundur. Herhangi bir şekilde yadırganacak bir şey yok.-

Kürdistan bayrağı gönderde sallandı ya biz ona bakarız.
Kürdlerin ve Türklerin dostluğunu sevmeyenler çatladılar çatır çatır, bu şimdilik onlara yeter. Alla rengin Türk Bayrağının ’yanında ne güzelde Parlıyordu göklerde. Bu günlere ’de şükürler olsun ya rab.

Ey Kürt evladı,
Senin ve ülkenin geleceğine dair karar verenleri iyi tanı. Öteki kürde saygıda kusur etmeden, o sana saygı duymasa dahi Kürt halkının sorunlarına çare bulmaya çalış.

.


Münâfık Baba olabilir! Neden olmasın?
conseil-d-etat-danistay-palais-royal-pariste-net-2
Münâfık Baba olur! Neden olmasın?

Hemen hemen hepimize göre , Baba demek katlanmak, kol kanat olmak, koşmak, uçmak, uçan kuşu tutmak, aslanın ağzına atılmak, siper etmektir göğsünü cihana! Baba demek üstlenmektir! Kendi derdine aldırmadan önemsemektir! İçin kan ağlarken gülümsemektir! Ki hele, gülümsetmektir! Bu çalışma ise , Münâfık’tan Baba olurmu? Neden olmasın? sorularına cevap arıyor, şöyle ki .

Kur’an, insanları inanç bakımından mümin, kâfir ve münâfık olmak üzere üçlü bir tasnife tâbi tutmaktadır. Hem de Kur’an’ın sıralamada ikinci, büyüklükte birinci sûresinin ilk âyetlerinde; üç âyetle mü’minlerin özelliklerini özetlemekte, ardından sâdece iki âyetle kâfirleri; yani kalpleri îmâna mühürlü inançsızları anlatmaktadır. Kafirlere dâvetin pek etkili olmayacağını ve sonucu değiştirmeyeceğini belirtmekte; ardından toplam on üç ayetle münafıkların özelliklerini anlatmaktadır.

Kur’an’da „Münâfikun“ diye özel bir sûre bulunmasına ve muhtelif vesilelerle münafıklara işâret edilip dikkat çekilmesine bakılırsa „mûnâfıklar“ ve „nifak“ İslâm toplumunun her devirde problemi olacak bir baş belâsıdır.

Genelde nifakı iki derecede yorumlamak esas olmuştur. Bunu „büyük ve küçük“ olarak adlandıranlar varsa da, aslında „itikadî“ konuklardaki münafıklık ve „amelî“ konulardaki nifak diye ikiye ayırmak daha isâbetli görünüyor.

İtikâdî konulardaki nifâk, diplomatik bir imân da diyebileceğimiz, çıkar hesâbına dayalı olarak insânın hiçolmayan bir îmanı var göstermesi; aslında kâfir olduğu halde müslüman olduğunu iddiâ etmesidir ki, Kur’an’ın ehlini cehennemin en alt tabakasında gördüğü nifak bu olsa gerektir. (en-Nisâ, 4/145)

İkinci tür münâfıklık ise insanın amel ve davranışlarında sıdk ve ihlâsa dikkat etmemesi sebebiyle yaşayışındaki bozulma sonucu kalbinin kayması ve inandığı gibi yaşama çabası göstermediği için zaman içinde yaşadığı gibi inanmaya başlamasıdır. Nitekim İmam Ali (k.v.) der ki: „Îman kalpte beyaz bir ışıktır. İman arttıkça kalbin beyazlığı artar. İman kemâle erince kalp bembeyaz olur. Nifâk ise siyah bir ışıktır. Nifak arttıkça kalbin siyahlığı da artar. Nifâk kemal bulunca kalp kapkara olur.“ (el-Lüma‘, s. 138)

Aslında bu tür bir nifak kişinin farkında olmadan içini saracak bir hastalıktır. Münafıklık insanlara gizli kalan bir durumdur. Hatta çoğu zaman kişi kendisinin münafık olduğunun farkında olmayabilir. Kişi fesadçı olduğu halde kendisinin sâlih olduğunu sanır. Nitekim: „Fesâdçılık yapmayın“ denilen münâfıklar kendilerinin „fesadçı değil, ıslahçı“ olduklarını söylerler. (bk. el-Bakara, 2/11)

Hz. Peygamber (s.a.)’in münâfıklık alâmeti saydığı yalan söyleme, sözünde durmama ve emanete hıyanet gibi davranışlar bu tür küçük nifakın özellikleridir.
Allah dostlarından Habib Acemî’ye sordular:
– Allah nerede bulunur? Şu Cevabı verdi:
– Nifak tozu bulunmayan kalpte. Çünkü nifak, vifâkın yâni Allah’ın emrine uymanın zıddıdır. Rızâ da nifâkın zıddı; vifâkın yani emr-i Hakk’a râm olmanın ta kendisidir. Muhabbetin nifakla hiçbir alâkası, olamaz. Rızâ dostların, nifâk düşmanların özelliğidir.
Şu halde kalbi ihlâs ve rızâ ile nifâktan korumak gerekmektedir.
Anlamsız bir iddiâ, tasdiksiz bir ikrâr nifaktır. İddiâdan uzak bir mânâ ve tasdik ise gerçek ihlâstır.

Allah insanları sâdık ve münafık olarak ikiye ayırmış ve sâdık müminleri sadakatları sebebiyle mükâfâtlandıracağını, münâfıkları ise azablandıracağını; ya da tevbe etmelerine fırsat verip bağışlayacağını belirtmiştir. (bk. el-Azhâb, 33/24)
İmanın temeli sıdk, münâfıklığın temeli yalandır. Yalanla îman bir araya gelir gelmez muhârebeye tutuşurlar. İnanan bir insanda ortaya çıkabilecek nifak çizgisi bu noktada görülür.

Allah münafıkları yaptıklarından dolayı başaşağı etmiştir (en-Nisâ, 4/88). Kur’an’da Allah’ın kullarından aldığı ahde vefâ göstermeyip onu bozmanın da kalp katılığına sebep olduğu bildirilmektedir (bk. el-Maide, 6/13).

Bakara Sûresi, kendilerini mü’min toplum içinde mümin olarak takdim eden münafıkların: „Allah’a ve âhiret gününe inandık dedikleri halde aslında inanmadıklarını, Allah’ı ve inananları aldattıklarını sandıklarını, aslında aldattıklarının kendileri olduğunu belirtmektedir“ (el-Bakara, 2/8-9).

Onların kalplerinde maraz vardır. Maraz, bedenin sağlam haldeki alışkanlıklarından sapmasına ve görevini istenilen şekilde yapmasına engel olan ârızadır. Buna „illet“ de denir. Maddi olanı olduğu gibi manevî ve kalbî olanları da vardır. İnsan bedeni ve kalbi için aslolan sıhhattir. Kişi bedeninin sağlığı kadar, kalbinin sağlığından da sorumludur. Ayette „maraz“ kelimesinin tenvin ile nekre olarak gelmesi, hastalığın azamet ve korkunçluğuna dikkat çekmek içindir. Demek ki her türlü ahlâksızlığın başı, idrâk ve irâde’nin âfeti bir hastalık var ortada. İşte bu bu hastalık şek ve şüphe kaynaklı nifâk hastalığıdır.

Böyle bir şüphe marazına yakalanan herşeyden şüphe eder, Allah’tan, Peygamber’den, şüphe eder, Hak tanımaz. Onun gözünde hak namına sâdece kendisi, menfaatleri ve hayatı vardır. Herşeyin kendisini aldattığı vehmiyle kafası karışık, zihni allak bullak, kalbi darmadağındır.

Zevkinden, keyfinden, çıkarlarından şüphe etmez; onlara hemen atılır. Aldatmayı, hîle yapmayı, entrika çevirmeyi çok sever. Nefsin özünde böyle aldatma temâyülü hep vardır. Şüphe, fesâd ve nifak olarak tezâhür eden bu kalbî maraz, gelip geçici olduğunda tedavisi biraz daha kolaydır, ama huy hâline gelip bir kere yerleşti mi bir daha tedâvîsi çok zordur.
„Allah onların kalplerindeki bu marazı artırmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle onlara acıklı bir azâb vardır“ (el-Bakara, 2/10).

Nifak öyle bir ateştir ki kimin iman levhasına isâbet ederse paramparça eder. Fitne kıvılcımlarından isabet alan kalb, yakıcı bir azâba dûçâr olur. Münafıkların yeryüzündeki fesâd ve bozgunculukları pek çoktur. Ama bununla birlikte hep kendilerini ıslâh edeci sanırlar (el-Bakara, 2/11-12) veya öyle olduğunu söylerler. Münâfıklığın ayrıştığı nokta da burasıdır. Münafıklar, itikadî olarak inanmadıkları halde kuru bir iddiâda bulunurken, kalplerindeki maraza mağlup olup kendilerini sıdk ve ihlâs ilâcı ile tedâvi etmeyen samimiyetsiz müslümanlar da bir süre sonra bu onulmaz derdin mübtelâsı olabilirler.
Âyetin devâmında: „Biz hiç beyinsizlerin iman ettikleri gibi îman eder miyiz?“ diyerek aslında imanı ve inananları küçüksedikleri ve kendileri gibi sapık şeytânî üstadlarının yanına gelince de: „Biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay ediyoruz.“ derler.“ (el-Bakara, 13-14) buyurulmaktadır. Bu ifâdelerden insanların birbirinin şeytanı olduğu ve birbirini iğvâ edip kandırdıkları anlaşılmakta; insanlardaki hal, duygu ve inançların sârî özelliği ortaya çıkmakta ve sosyal çevrenin etkisi gündeme gelmektedir.

Onlar inananlarla alaya kalkışarak kendilerini yüreklendiriyorlarsa da aslında Allah’ın kendi sapıklarına mühlet verdiğini unutuyor ve boşuboşuna aldanıyorlar (el-Bakara, 2/15).
Münafıklar şüphe gemisine binerek karanlık denizlerde ticâret yapmaya kalkışan zavallılar gibidir. Şüphe gemileri onları hayal dalgalarından kurtaramaz. Ve inkar fırtınası arttıkça şüphe gemisiyle topyekün batmağa mahkum olurlar. Çünkü onlar dalâlete karşılık hidâyeti vermişlerdir. Fakat ticâretleri kazanç getirmemiş doğruyolu da bulamamışlardır.
Allah Teâlâ, bu sûrede 19. âyetin sonuna kadar münafıkları muhtelif özellikleriyle anlatmaktadır.

Kur’an’ın bütün bu âyetleri ve ilgili hadisler değerlendirildiğinde münafıkların belli başlı bir takım özellikleri öne çıkmaktadır. Bunlardan başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür.

2.) Münafıkların özellikleri
1- Riyâkârlık; ya da iki yüzlülük. Bu özellik münafıkların târifindeki temel özelliktir. Nitekim: „Gördün mü din gününü yalanlayanı, yetimi itip kakan işte odur. Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen de odur. Yazıklar olsun namazlarından gâfil olan ve vonu gösteriş ile kılanlara, zekâtı engelleyenlere (el-Mâûn, 107/1-7) buyrulmuştur.

2- Allah’ın emirlerine karşı isteksizlik ve tenbellik. Nitekim: „Namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.“ (en-Nisâ, 4/142) âyetinde onların ibâdet hayatlarındaki bu gevşekliği anlatmaktadır.

3- Kararsızdırlar, iki sürü arasında kalmış koyun gibi iman ile küfür arasında gidip gelirler. Nitekim haklarında şöyle buyurulur: „Onlar imanla küfür arasında bocalayan tabansızlardır. Ne onlara, ne bunlara bir türlü karar veremezler.“ (en-Nisâ, 4/143)

4- Münâfıklar, birbirinin destekçisidir. Kötülüğü işler ve tavsiye ederler, iyiliği yapmadıkları gibi insanları ondan vazgeçirmeye çalışırlar. Nitekim Allah Teâlâ buyurur: „Münâfık erkekler ve kadınlar sizden değil, birbirindendir. Onlar kötülüğü emreder. İyilikten alıkoyarlar, elleri sıkıdırlar, Allah için harcamak hususunda cimrilik gösterirler. Onlar Allah’ı unuttu. Allah da onları unuttu. Çünkü münâfıklar fâsıkların tâ kendisidir. (et-Tevbe, 9/67)

5- Münafıklar, Kur’an’ın hükmüne ve Rasûl’ün sünnetine tâbi olmaktan uzaklaşırlar. Nitekim Allah Teâlâ buyurur: „Onlara Allah’ın indirdiğine ve peygamberine gelin, onlara başvuralım, denildiği zaman münâfıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.“ (en-Nisâ, 4/61)

6- Yalan söylerler ve kolayca yalan yere yemin ederler. Nitekim Münafikun sûresinde buyrulur: „Yeminlerini kalkan yapıp insanları Allah’ın yolundan saptırırlar. Onların yaptıkları ne kötüdür.“ (63/2)

7- Münafıklar -her ne kadar- kalıpları güzel ve sağlıklı olsa da kalpleri bozuk insanlardır. Çünkü Allah buyurur ki: „Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuştuklarında sözlerini dinlersin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kütüklerdir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın, Allah onları kahretsin. Nasıl olup da dönüyorlar.“ (el-Münafikûn, 63/47)

Daha pek çok âyette münafıkların nifâkları anlatılarak insanlar bundan sakındırılmaktadır. Nifak ile ma’lûl kalb eğer mühürlü değilse, tevbe ile imâna dönüş şansı her zaman vardır. Dolayısıyla tevbe kapısı zorlanmalı ve açılması için niyâzdan uzak durulmamalıdır.

Münafığın tevbesi ihlâsla olmalıdır. Çünkü münâfığın günahı ihlâsın zıddı olan riyâdır. Nitekim münafıklar hakkında Kur’an’da buyrulur: „Şüphesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasında olacaklardır. Onlara asla bir yardımcı bulamazsın. Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler ve Allah’a sarılıp dinlerini Allah içih hâlis kılanlar müstesnâ, Bunlar müminlerle beraberdir. (en-Nisâ, 4/145-146)

Sonuc:
Yukardaki bu özelliklere mensup olan öz Babanız bile olsa Münafiktır.


yeni-anayasa-degisikligi-teklifi-21-madde-tam-metni
YAYIM TARİHİ25 OCAK 2017
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN TAM METNİ VE GETİRDİKLERİ

18 maddeden oluşan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, 21 Ocak Cumartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde 339 oyla kabul edilerek Anayasa’nın 175’inci maddesi uyarınca halkoyuna sunulma aşamasına geldi. (Teklifin 21 maddeden oluşan ilk haline pdf halinde buradan, Meclisten geçen 18 maddelik son haline ise word belgesi olarak buradan ulaşılabilir)

Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim sisteminde önemli değişiklikler öngören teklif, halkoyunda kabul edildiği takdirde yaşanacak değişikliklerin bir kısmı şöyle;

-Başbakanlık ve bakanlar kurulu kaldırılacak. Yürütme yetkisi doğrudan Cumhurbaşkanına ait olacak (Teklifin 8’inci maddesinin ilgili hükmü; “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder“.

-Cumhurbaşkanı, partisiyle ilişiğini kesmek zorunda olmayacak. Parti başkanı veya üyesi olarak da Cumhurbaşkanı olarak görev yapabilecek. Referandumun kabul edilmesinin ardından mevcut Cumhurbaşkanı da, isterse hemen partisiyle ilişkisini kurabilecek. (Değişiklik teklifi 18 maddenin c fıkrası; “Değiştirilen diğer hükümleri ile 101 inci maddesinin son fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” ibaresinin ilgası bakımından yayımı tarihinde, yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır“)

-Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilecek. Ancak Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular ile Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak. Yani şu anda TBMM’ye ait olan yetkilerin bir kısmı, Cumhurbaşkanına devredilecek. Bazı kısıtlamalarla birlikte Cumhurbaşkanının bir nevi yasama yetkisi olacak. (Teklifin 8’inci maddesinin ilgili hükmü: “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.“)

-Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkacak, seçilme yaşı 18’e düşecek.

-TBMM seçimleri ile cumhurbaşkanlığı seçimi 5 yılda bir ve aynı tarihte yapılacak. (Teklifin 4’üncü maddesinin ilgili hükmü: “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.”)

-Cumhurbaşkanı adaylarını siyasi parti grupları, (tek başına veya birlikte) en az yüzde beş oy almış siyasi partiler ya da 100 bin seçmen aday olarak teklif edebilecek. Eğer Cumhurbaşkanı seçilen kişi milletvekili ise vekilliği düşecek. (Teklifin 7’nci maddesinin ilgili hükmü: “Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüz bin seçmen aday gösterebilir. Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.“)

-Cumhurbaşkanı, en az bir tane Cumhurbaşkanı Yardımcısı atayacak. Ancak Cumhurbaşkanı Yardımcılığı için bir sayı sınırlaması getirilmiyor. Yani Cumhurbaşkanı, en az bir tane olmak kaydıyla, istediği kadar Cumhurbaşkanı Yardımcısı atayabilecek. (Teklifin 10’uncu maddesinin ilgili hükmü: “Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir.”)

-Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanlar, Milletvekilleri dışından atanacaklar veya Milletvekili iseler vekillikleri düşecek. Ancak görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığından yararlanacaklar. (Teklifin 10’uncu maddesi uyarınca; “Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, 81 inci maddede yazılı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde andiçerler. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak atanırlarsa üyelikleri sona erer. … Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır. “)

-Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görev ve yetkileri, teşkilat yapıları ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması, şu anda kanun veya bakanlar kurulu kararı ile düzenlenirken artık Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenecek. (Teklifin 10’uncu maddesi: “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”)

-Eğer Meclis erken seçim kararı almaz ise; 27’nci yasama dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi, 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılacak. (Teklifin 17’nci maddesinin A bendi; “Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır. Seçimin yapılacağı tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Meclisin seçim kararı alması halinde, 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.“)

-Cumhurbaşkanının partisi ile ilişki kurabilmesine ilişkin hüküm, paket halk oylamasında kabul edilir edilmez, diğer tüm değişiklikler ise birlikte yapılacak ilk TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte veya seçim sonunda yürürlüğe girecek. (Teklifin 18’inci maddesi)

Referanduma sunulacak 18 maddeden oluşan anaya değişikliği paketinin tam metni şu şekilde:

MADDE 1– 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9 uncu maddesine “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tarafsız” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 2– 2709 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde yer alan “beşyüzelli” ibaresi “altıyüz” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 3– 2709 sayılı Kanunun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Yirmibeş” ibaresi “Onsekiz” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,” ibaresi “askerlikle ilişiğiolanlar,” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4– 2709 sayılı Kanunun 77 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi

MADDE 77- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101 inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.”

MADDE 5– 2709 sayılı Kanunun 87 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 87- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen- yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.”

MADDE 6– 2709 sayılı Kanunun 98 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlığı metinden çıkarılmıştır.

“MADDE 98- Türkiye Büyük Millet Meclisi; meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanır. Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir. Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir. Meclis soruşturması, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında 106 ncı maddenin beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca yapılan soruşturmadan ibarettir. Yazılı soru; yazılı olarak en geç onbeş gün içinde cevaplanmak üzere milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir. Meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru önergelerinin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile araştırma usulleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.”

MADDE 7– 2709 sayılı Kanunun 101 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“A. Adaylık ve seçimi

MADDE 101-Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip, Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüz bin seçmen aday gösterebilir. Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer. Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin herhangi bir nedenle seçime katılmaması halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların salt çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilir. Oylamada, adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması halinde, sadece Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir. Seçimlerin tamamlanamaması halinde, yenisi göreve başlayıncaya kadar mevcut Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

MADDE 8- 2709 sayılı Kanunun 104 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 104- Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder. Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar. Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir. Kanunları yayımlar. Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar. Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir. Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler. Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder. Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar. Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir. Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır. Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir. Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir. Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer. Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.”

MADDE 9– 2709 sayılı Kanunun 105 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“E. Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu

MADDE 105- Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısınınüç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır. Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamaz. Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer. Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.”

MADDE 10- 2709 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“F. Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına vekâlet ve bakanlar

MADDE 106- Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir. Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde, kırkbeş gün içinde Cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Genel seçime bir yıl veya daha az kalmışsa Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi de Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte yenilenir. Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder. Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinin yapılacağı tarihte her iki seçim birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, 81 inci maddede yazılı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde andiçerler. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak atanırlarsa üyelikleri sona erer.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında görevleriyle ilgili suç işledikleri iddiasıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır ve dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır. Bu kişilerin görevde bulundukları sürede, görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen suçlar bakımından, görevleri bittikten sonra da beşinci, altıncı ve yedinci fıkra hükümleri uygulanır. Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın görevi sona erer.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”

MADDE 11- 2709 sayılı Kanunun 116 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“H. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi

MADDE 116- Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder. Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.”

MADDE 12- 2709 sayılı Kanunun 119 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlıkları metinden çıkarılmıştır.

“III. Olağanüstü hal yönetimi

MADDE 119- Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerininyaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik ya ygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir. Olağanüstü hal ilanı kararı verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağırılır; Meclis gerekli gördüğü takdirde olağanüstü halin süresini kısaltabilir, uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir. Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz. Olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile 15 inci maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir. Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, 104 üncü maddenin onyedinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazetede yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur.

Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanamaması hâli hariç olmak üzere; olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.”

MADDE 13- 2709 sayılı Kanunun 142 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamaz. Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilir.”

MADDE 14– 2709 sayılı Kanunun 159 uncu maddesinin başlığı ile birinci ve dokuzuncu fıkralarında yer alan “Yüksek” ibareleri madde metninden çıkarılmış; iki, üç, dört ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; altıncı fıkrasında yer alan “asıl” ibaresi madde metninden çıkarılmış; dokuzuncu fıkrasında yer alan “kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere” ibaresi “kanun ve diğer mevzuata” şeklinde değiştirilmiştir. “Hâkimler ve Savcılar Kurulu onüç üyeden oluşur; iki daire halinde çalışır. Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun, üç üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, bir üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından Cumhurbaşkanınca; üç üyesi Yargıtay üyeleri, bir üyesi Danıştay üyeleri, üç üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur. Kurulun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek üyeliklerine ilişkin başvurular, Meclis Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon her bir üyelik için üç adayı, üye tamsayısınınüçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada aday belirleme işleminin sonuçlandırılamaması halinde ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. Bu oylamada da aday belirlenemediği takdirde, her bir üyelik için en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile aday belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Komisyon tarafından belirlenen adaylar arasından, her bir üye için ayrı ayrı gizli oyla seçim yapar. Birinci oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu; bu oylamada seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile üye seçimi tamamlanır. Üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir. Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki otuz gün içinde yapılır. Seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır.”

MADDE 15- 2709 sayılı Kanunun 161 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“A. Bütçe ve kesinhesap

MADDE 161- Kamu idarelerinin ve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır. Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller kanunla düzenlenir. Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz. Cumhurbaşkanı bütçe kanun teklifini, malî yılbaşından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar. Bütçe teklifi Bütçe Komisyonunda görüşülür. Komisyonun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin Genel Kurulda görüşülür ve malî yılbaşına kadar karara bağlanır. Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini her bütçenin görüşülmesi sırasında açıklarlar, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar. Genel Kurulda kamu idare bütçeleri ile değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır. Merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek tutarın sınırını gösterir. Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine dair bütçe kanununa hüküm konulamaz. Carî yıl bütçesindeki ödenek artışını öngören değişiklik teklifleri ile carî ve izleyen yılların bütçelerine malî yük getiren tekliflerde, öngörülen giderleri karşılayabilecek malî kaynak gösterilmesi zorunludur. Merkezî yönetim kesinhesap kanunu teklifi, ilgili olduğu malî yılın sonundan başlayarak en geç altı ay sonra Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Sayıştay genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesinhesap kanun teklifinin verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş gün içinde Meclise sunar. Kesinhesap kanunu teklifi ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılamamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez. Kesinhesap kanunu teklifi, yeni yıl bütçe kanunu teklifiyle birlikte görüşülür ve karara bağlanır.”

MADDE 16 – 2709 sayılı Kanunun;

A) 8 inci maddesinde yer alan “ve Bakanlar Kurulu”; 15 inci maddesinin birinci fıkrasında, 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasında ve 19 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “, sıkıyönetim”; 88 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu ve”, ikinci fıkrasında yer alan “tasarı ve”; 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine,”; 125 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak,” ve altıncı fıkrasında yer alan “sıkıyönetim,”; 148 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, sıkıyönetim”, altıncı fıkrasında yer alan “, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ve “Yüksek”, yedinci fıkrasında yer alan “ile Jandarma Genel Komutanı”; 153 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “tasarı veya”; 154 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Yüksek”; 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları,” ve “tüzük tasarılarını incelemek,”, üçüncü fıkrasında yer alan “Yüksek” ibareleri madde metinlerinden çıkarılmıştır.

B) 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına”; 78 inci maddesinin başlığı “D. Seçimlerin geriye bırakılması ve ara seçimler”; 117 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı”; 118 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları,” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcıları,”, “Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından” ibaresi “Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanlarından”, üçüncü fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına”, “Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca”, dördüncü fıkrasında yer alan “Başbakan” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcıları”, beşinci fıkrasında yer alan “Başbakanın” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcısının”, altıncı fıkrasında yer alan “kanunla” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle”; 123 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak” ibaresi “kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle”; 124 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanlık” ibaresi “Cumhurbaşkanı” ve “tüzüklerin” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin”; 127 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulunun” ibaresi “Cumhurbaşkanının”; 131 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ve Bakanlar Kurulunca” ibaresi “tarafından”; 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanlığa” ibaresi “Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana”; 137 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “tüzük” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”; 148 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararnamelerin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin”, altıncı fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu üyelerini” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları,”; 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “oniki” ibaresi “on”; 150nci maddesinde yer alan “kanun hükmündeki kararnamelerin” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin” ve “iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve”; 151 inci maddesi ile 153 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararname” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”; 152 nci maddesinin birinci fıkrası ile 153 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararnamenin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin”; 158 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “adli, idari ve askeri” ibaresi “adli ve idari”; 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “hükümete” ibaresi “Cumhurbaşkanına”; 167 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına” şeklinde değiştirilmiştir.

C) 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “geri gönderilen kanunu” ibaresinden sonra gelmek üzere “üye tamsayısının salt çoğunluğuyla” ve “117 nci” maddesinin üçüncü fıkrasının başına “Cumhurbaşkanınca atanan” ibareleri eklenmiştir.

Ç) 108 inci maddesinin birinci fıkrasına “inceleme,” ibaresinden önce gelmek üzere “idari soruşturma,” ibaresi eklenmiş; ikinci fıkrasında yer alan “Silahlı Kuvvetler ve” ibaresi madde metninden çıkarılmış; üçüncü fıkrasında yer alan “üyeleri ve üyeleri içinden Başkanı, kanunda belirlenen nitelikteki kişiler arasından,” ibaresi “Başkan ve üyeleri,” şeklinde ve dördüncü fıkrasında yer alan “kanunla” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle” şeklinde değiştirilmiştir.

D) 146 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “onyedi” ibaresi “onbeş” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasında yer alan “, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ibaresi ile dördüncü fıkrasında yer alan “, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.

E) 82 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 96 ncı maddesinin ikinci fıkrası, 117 nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları, 127 nci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 150 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile 91, 99, 100, 102, 107, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 120, 121, 122, 145, 156, 157, 162, 163 ve 164 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 17- 2709 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 21-

A) Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır. Seçimin yapılacağı tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Meclisin seçim kararı alması halinde, 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

B) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Kanunla yapılan değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğü değişikliği ile diğer kanuni düzenlemeleri yapar. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği belirtilen değişiklikler ise Cumhurbaşkanının göreve başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenir.

C) Anayasanın 159 uncu maddesinde yapılan düzenlemeye göre Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeleri en geç otuz gün içinde seçilirler ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki kırkıncı günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar. Başvurular, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon on gün içinde her bir üyelik için üç adayı üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada üçte iki çoğunlukla seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci ve üçüncü oylamalar yapılır; bu oylamalarda üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyunu alan aday seçilmiş olur. Beşte üç çoğunluğun sağlanamaması halinde üçüncü oylamada en çok oyu almış olan, seçilecek üyelerin iki katı aday arasından ad çekme usulü ile üye belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu aynı usul ve nisapları gözeterek onbeş gün içinde seçimi tamamlar. Mevcut Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri, yeni üyelerin göreve başlayacağı tarihe kadar görevlerine devam eder ve bu süre içinde yürürlükteki Kanun hükümlerine göre çalışır. Yeni üyeler, ilgili kanunda değişiklik yapılıncaya kadar mevcut Kanunun Anayasaya aykırı olmayan hükümleri uyarınca çalışır. Görevi sona eren ve Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yeniden seçilmeyen üyelerden, talepleri halinde adli yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Yargıtay üyeliğine, idari yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Danıştay üyeliğine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca seçilir; öğretim üyeleri ve avukatlar arasından seçilenler ise Danıştay üyeliğine Cumhurbaşkanınca atanır. Bu şekilde yapılan seçim ve atamalarda boş kadro olup olmadığına bakılmaz, seçilen ve atanan üye sayısı kadar Yargıtay ve Danıştay kadrolarına üye kadrosu ilave edilir.

D) Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinden Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiş bulunan kişilerin herhangi bir sebeple görevleri sona erene kadar üyelikleri devam eder.

E) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve askerî mahkemeler kaldırılmıştır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde; Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından Başkan, Başsavcı, İkinci Başkan ve üyeleri ile diğer askerî hâkimler (yedek subaylar hariç) tercihleri ve müktesepleri dikkate alınarak;

a) Hâkimler ve Savcılar Kurulunca adli veya idari yargıda hâkim veya savcı olarak atanabilirler.

b) Aylık, ek gösterge, ödenek, yargı ödeneği,ek ödeme, malî, sosyal hak ve yardımlar ile diğer hakları yönünden emsali adli veya idari yargıya mensup hâkim ve savcılar, bunların dışındaki hak ve yükümlülükler yönünden ise bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki mevzuat hükümleri uygulanmaya devam edilmek suretiyle Millî Savunma Bakanlığınca mevcut sınıflarında, Bakanlık veya Genelkurmay Başkanlığının hukuk hizmetleri kadrolarına atanırlar. Bunlardan, emeklilik hakkını elde edenlerden yaş haddinden önce bu görevlerden kendi istekleriyle ayrılacaklara ödenecek tazminata ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir. Kaldırılan askerî yargı mercilerinde görülmekte olan dosyalardan; kanun yolu incelemesi aşamasında olanlar ilgisine göre Yargıtay veya Danıştaya, diğer dosyalar ise ilgisine göre görevli ve yetkili adli veya idari yargı mercilerine dört ay içinde gönderilir.

F) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler, tüzükler, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler ile diğer düzenleyici işlemler yürürlükten kaldırılmadıkça geçerliliğini sürdürür. Yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler hakkında 152 nci ve 153 üncü maddelerin uygulanmasına devam olunur.

G) Kanunlar ve diğer mevzuat ile Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler, ilgili mevzuatta değişiklik yapılıncaya
kadar Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır.

H) Anayasanın 67’nci maddesinin son fıkrası hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra birlikte yapılacak ilk milletvekili genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından uygulanmaz.”

MADDE 18- Bu Kanun ile Anayasanın;

a) 8, 15, 17, 19, 73, 82, 87, 88, 89, 91, 93, 96, 98, 99, 100, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113 üncü maddelerinde yapılan değişiklikler ile 114 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının ilgaları yönünden, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124 ve 125 inci maddelerinde yapılan değişiklikler ile 127’nci maddenin son fıkrasına dair değişiklik; 131, 134, 137 nci maddelerinde yapılan değişiklikler ile 148 inci maddenin birinci fıkrasındaki değişiklik ile altıncı fıkrasındaki “Bakanlar Kurulu üyelerini” ibaresine dair değişiklik, 150, 151, 152, 153, 155 inci maddenin ikinci fıkrası,161, 162, 163, 164, 166 ncı ve 167 nci maddelerinde yapılan değişiklikler ile Geçici 21 inci maddenin (F) ve (G) fıkraları, birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihte,

b) 75, 77, 101 ve 102 nci maddelerinde yapılan değişiklikler, birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte,

c) Değiştirilen diğer hükümleri ile 101 inci maddesinin son fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” ibaresinin ilgası bakımından yayımı tarihinde, yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.

.

Sahipkıran HABER

Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi – SASAM
Follow @sahipk1ran
ANKET: İstanbul’daki Suriyeliler Kaynaklı Sorunlar
Flag Counter
WordPress gururla sunar

Schlagwörter-Wolke