Just another WordPress.com site


Sertaç Bucak: İkinci bir HDP olmaya niyetimiz yok!
Türkiye’deki Kürd siyasetini değerlendiren KDP Bakur Başkanı Sertaç Bucak, „Kürd halkının yaşadığı her alanda örgütlenmenin doğru olduğunu düşünüyorum. İkinci bir HDP olmaya hiç niyetimiz yok!“ diyor.
sertac-bucak
Yeter Polat

ypolat@imp-news.com

Kürdler arası birliğin, Kuzey Kürdistan siyasal yaşamının en temel handikaplarından birisi haline dönüştüğü bir gerçek. Bir araya gelen ve bir türlü birlikte devam edecek zemini yakalayamayan ve bu nedenle dağılan grup, parti ve çevreler şimdi yeni bir birleşim için yeniden bir aradalar.

Kürd kamuoyunda çok yoğun tartışmaların yaşanmasına yol açan, KDP çizgisine yakınlıkları ile bilinen T-KDP, KADEP ve KDP-Bakur’un birlikte yürüttükleri yeni parti girişiminde sona yaklaşıldı. Güney’de bulunan PWD’nin de içerisinde yer alması beklenen bu partileşme girişiminin hangi aşamada olduğunu, programı ve siyasi hedeflerini KDP Bakur Başkanı Sertaç Bucak IMPNews’e değerlendirdi.

sertac%cc%a7-bucak8
– KDP Bakur’un bileşeni olduğu iddia edilen çeşitli kesimler yaptıkları açıklamalarda, ‘Kuzey’de alternatif olmaktan’, ‘siyasi boşluğun doldurulması’ gerektiğinden söz ediliyor. Alternatif olmaktan anlamamız gereken PKK’ye mi, devlete mi alternatif? Ve nasıl bir alternatif olmayı amaçlıyorsunuz?

Biz demokrasiyi ve siyasal çoğulculuğu savunan bir anlayışa sahibiz. O açıdan Kürdistan siyasetinin çoğulculuğuna önem veriyoruz. Kürdistan gibi kutsal bir davayı çalışmalarının odağına koyan ve iktidar olmayı hedefleyen bir parti, hiçbir siyasal partiden rahatsızlık duymaz. Siyaseten ve programsal olarak diğer partilerden farklılıklarımız var. Biz üç siyasal parti ve hitap ettiğimiz geniş yurtsever kesim aynı programı savunduğumuz için tek bir partide birleşmeyi kararlaştırdık. Bu gelecek için doğru bir adımdır. Medya çalışanlarının büyük bir kesimi bana hep şuna veya buna “alternatif misiniz” diye soruyor. Size şunu baştan söyleyeyim: Biz coğrafyamızdaki hiçbir Kürd partisine düşman değiliz. Onların varlığı bizi kesinlikle rahatsız etmiyor, çünkü siyasal çoğulculuğa inanıyoruz. Ama siyaseten o kardeşlerimizden farklı düşünüyoruz, onun içinde farklı bir oluşum kararı aldık. Savunduğumuz siyasetin Kürdistan davasını çözecek güçte olduğuna inanıyoruz ve iddialıyız. Biz halkımızın ve ulusumuzun hak ve özgürlüklerini savunmak ve kazanmak için yola çıkıyoruz. Varlık nedenimiz bu haklı ve meşru davaya çözüm bulmaktır, budur bizim varlık nedenimiz.

KDP 200 yıl önce Şeyh Ubeydullah Nehri (1880) ile başlayan, Osmanlının son dönemlerinde Şeyh Abdulselam Barzani II’den, Şeyh Said Efendiye (1925), Ağrı Dağı’ndan (1930), Dersim Katliamına (1938), ondan sonra Kuzey’de süren uzun ve sessiz geçen karanlık döneminin şafağı 11 Temmuz 1965 ile devam eden Kürd milli hareketinin savunucusu ve sahibidir.

– Partinizin Kürdlerin ulusal/toplumsal haklarını savunma noktasında nasıl bir programı olacak? Devletin Kürdlere karşı uygulamalarına karşı mücadele edecek misiniz, bunu ne tür mücadele biçimleri ile yapmayı düşünüyorsunuz?

Yasal olarak kurulacak parti milli, Kürdistani, siyasal ve sivil mücadele yöntemini esas alan, demokrat, yurtsever, yüzü ortak değerler topluluğu olan Batı’ya dönük, merkez hüviyetli kitlesel bir parti olacak. Dolayısıyla KDP sol ya da sağda dar kalıplar arasına sıkıştırılmış ideolojik bir parti olmayacaktır.

KDP şiddeti siyasi mücadelenin aracı olarak kullanmayı ilkesel ve kategorik olarak reddediyor. Türkiye’de barışçı siyasi mücadele kanalları açıktır. Bu olanaklar vardır ve daha da zorlanmalı, genişletilmelidir. Bu anlayışla biz, tamamen kitlelerin gücüne, sivil siyasi mücadeleyle haklarını elde etme azim ve isteğine dayanarak ve oy tercihlerine başvurarak, her düzeyde iktidara gelmeye, ortak olmaya ve yönetmeye adayız.

Halkların kendi geleceklerini tayin hakkını, uluslararası siyaset ve hukuk belgelerinde tanımlanmış temel hak olarak görüyoruz. Bu bir halkın özgürce kendi siyasal statüsü, devlet ve hükümet biçimi ile ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi üzerinde özgürce söz söyleme ve karar verme hakkını içerir. Bu hak federal ya da konfedere bir sistemle, bağımsızlığı da içerecek şekilde kendini yönetme biçiminde gerçekleşebilir. Ki bu da uluslararası siyasi ve hukuksal belgelerde tarif edilmiş, halkların kendi geleceğini özgürce belirleme hakkının barışçıl ve demokratik süreçlerle yaşama geçirilmesidir. Biz bu çerçevede yönetme yetkisini elde ettiğimiz her kademede, özellikle yerel yönetimlerde yönetim tarzımızı bu anlayışla belirleyeceğiz.
sertac%cc%a7-bucak8
Milli ve toplumsal siyasi mücadelemizin merkezinde birey vardır; birey için hak ve özgürlükleri savunmayı esas alıyoruz. Devlet, siyaset, kurum ve değerler, her şey bireyin yaşam hakkının korunması, mutluluğu ve huzuru içindir. Bireyin (vatandaşının) mutluluğunu ve huzurunu amaç edinen sistem, hem demokratik, hem adil, hem de insanidir. Çağımızın ulaştığı bilimsel-teknolojik gelişme düzeyinden azami ölçüde yararlanan, iyi eğitilmiş ve çağdaş demokratik değerleri özümsemiş, özgür irade ve karar sahibi bireylerin yetiştirmesinin Kürdistan toplumunun geleceği açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.Ekonomide liberal ve sosyal devlet anlayışıyla yönetilen, rekabet koşullarının bağımsız yargı güvencesinde adilce sağlandığı, serbest piyasa ekonomisini benimsiyoruz. Bu ilkelere göre ekonomik politikamızı dizayn edeceğiz.

Biz ekonomi politikada uzmanlarla yapacağımız çalıştaylarda, dönemsel ekonomik siyaseti ve stratejiisini belirlemeyi düşünmeliyiz. Bu yöntemin diğer alanlarda da uygulanmasının önemli olduğunu inancındayız.

Kürd dilinin Türkçe’nin yanı sıra resmi dil olarak kabul edilmesini ve anayasal güvenceye kavuşturulması gerekir. Kürdçe eğitim ve öğretimin ilkokuldan başlamak üzere yüksek öğrenimde dahil uygulanmalıdır. Bunun için çabalayacağız. Kürd dili ve edebiyatının gelişmesi için her düzeyde eğitim, öğretim ve kültür kurumlarının gelişmesi, Kürd kültürü, tarihi eserleri, örf, adet ve geleneklerinin korunup geliştirilmesi çalışmaları yürütülecektir.

Hukukun üstünlüğü ve yargının tam bağımsızlığı ilkelerine partimiz bağlıdır. KDP, düşünce ve ifade özgürlüğüne uluslararası normlar çerçevesinde şiddet içermediği sürece hiçbir kısıtlama getirilmemesini savunur. Basın ve yayın özgür olmalıdır. En temel insan hakkı olan haber alma özgürlüğü, ancak basın ve yayının özgür olduğu ülkelerde ve koşullarda mümkündür.

Bizim varlık ve kuruluş nedenimiz, Kürd milletinin hak arama ve özgürlükler davasıdır. KDP, açık, sivil, demokratik, meşru ve barışçıl temellerde örgütlenir ve çalışmalarını yürütür. Demokratik ve meşru gösteri, yürüyüş ve sivil itaatsizlik eylemleriyle siyasi ve kültürel amaçlı değişik etkinlikler düzenlemeyi temel bir yaklaşım olarak benimser.

Dış politikamızın ana çizgisi, hak ve özgürlüklere saygı temelinde barış ve huzuru tüm güçlerle birlikte sağlamak ve karşılıklı saygı çerçevesinde güven içinde yan yana yaşama bilinç ve iradesini güçlendirmektir. Bireyin ve toplumların özlemini duyduğu barış, huzur ve güvenli bir gelecektir. Partimiz savaşa, çatışmalara, teröre karşıdır. Savaş ve şiddet en çok Kürd halkına zarar vermiş, vermeye devam ediyor.

Programımızda “kadın ve gençliğin” sorunlarından, “din ve vicdan özgürlüğüne”, “engelli vatandaşlarımızın” eşit hakları konusunda ve “doğanın korunmasına” ilişkin bir dizi çağdaş normlarda talep ve önerilerimiz var. Bunlar programımızın önemli ana başlıkları.
sertac%cc%a7-bucak-kdp-bakur
İsmail Beşikçi önceki gün parti girişiminizi hem uyaran hem de eleştiren bir makale yazdı, salonlardan çıkılması ve kitleselleşmesi gerektiğini, Kuzey’in dinamiklerine dikkat çekerek, sadece Barzani önderlikli KDP’nin yardım ve desteği ile ayakta kalamayacağı yolunda yorumlar yaptı. Sanırım kitle desteği olmadan bir partinin varlık göstermesi zor olacak. Sizce kitleselleşmek gerekecek mi, bu ciddi sorunu nasıl aşacaksınız?

Sayın İsmail Beşikçi’nin yazısını okudum. İsmail hoca değerli bir bilim adamıdır. Uyarıları ve eleştirileri kuşkusuz önemlidir. Partiler kitle desteği ile ayakta kalır ve doğru siyaset ile başarıya ulaşır. Ben kurulacak partinin Kürdistan’da karşılığı olduğunu düşünüyorum. Bu dün öyleydi, bugün de öyledir yarın da öyle olacağını düşünüyorum. Kuzey de Kürdistanlılar artık kurşun ile ölmemelidir. Ne köy ne de kentlerimiz tanklar ve toplar ile yıkılmamalıdır. Genç Kürd kız ve erkekleri Suriye, İran ve diğer diktatör devletlerin siyasal ihtirasları için ölmemelidir. Kürd halkı yaşayarak, sivil, demokratik ve siyasal mücadele ile millet ve insan olmaktan kaynaklı hakları için kararlıca mücadele edip kazanmalıdır. Ateşe atılacak tek bir çocuğu yok Kürdistanlıların.

Dolayısı ile kurulacak yasal parti siyasal mücadelede yeni bir soluk ve nefes olacaktır. Daha yasal parti kurulmadan yapılan tartışmalar, yazılan yazılar önemsendiğimizin göstergesi olarak algılamak gerekir. Biz ne yapmak istediğimizin bilincindeyiz. Bizim için alacağımız sonuç ve önümüzdeki projeler önemlidir.

– Kuzey’de KDP kökenli 3 parti ve birkaç grup var, bunların zaman zaman birleşmeden söz ettikleri ancak bunun çeşitli sebeplerden dolayı akamete uğradığı biliniyor. Uzun zamandır çelişkilerin yaşandığı bu çevreleri şimdi birleştiren temel motifler nedir?

Mella Mustafa Barzani’nin “1961 9. Eylül Devrim’inden (Şoreşa îlonê)” etkilenen yurtsever altı aydının 1965 yılında ortaya koyduğu milli irade siyaseten oldukça önemlidir. 11 Temmuz 1965’te TKDP/PDKT’yi yaratan irade çok iyi biliyordu ki; ayrı örgütü olmayanın ayrı devleti olamaz. 52 yıllık bir mirasa sahip olan bizler Türkiye ve Kürdistan ‚da yaşanılan siyasal buhran, konjonktürel şartlar ve de uğradığımız sistematik baskılardan dolayı maalesef biçilen tarihi misyonu layıkıyla yerine getiremedik.

Dolayısı ile aynı programı paylaşan, 1965 geleneğinden gelen insanlar, içinde bulunduğumuz uluslar arası ve ulusal siyasal koşullarda güçlerini birleştiriyorlar. Temel motif halkımızın ve ülkemizin içinde bulunduğu durumu hak etmediğimiz gerçeği ve bunun mutlaka değişmesi gerektiği inancıdır.

– PWD’nin de yeni parti kuruluşunda temel bileşenlerden olacağı söyleniyor. PKK kökenli bir hareket ile PDK kökenli birkaç farklı çevrenin birleştiği, birlikte siyaset yapacağı ne tür ortak zeminler var? İlerideki süreçte aranızda doku uyuşmazlığı çıkacağı yolunda uyarılar da okuduk. Buna ne dersiniz?

Bu projenin 3 bileşeni var. Doğru. Birisi biziz. Diğer arkadaşlarımız sizin tabiriniz ile geçmiş “kökenlerine” ilişkin şimdilik açıklama yapmamayı benimsiyor. Ancak size şunu rahatlık ile söyleyebilirim; hazırlıklarımızı tamamladık, çok sancıda yaşamadık. Bugün hepimiz kendimizi KDP’li olarak görüyoruz, bu sizin sorunuzda bahsettiğiniz “okuduğunuz uyarılar”ın ileride de olmayacağının göstergesi. Zira KDP dar kalıplar içine sıkışmış ideolojik bir parti değil, onun için 1970’lere özgü “doku uyuşmazlığı çıkacağı” kanısını taşımıyorum. Parti program taslağımızda; Partimiz, kendisi de çoğulcu bir yapıya sahiptir ve iç işleyişinde her kademede özgür seçimlere dayalı katılımı ve direkt temsili esas alır diye belirtilmiştir. Bizim ortaklaştığımız noktalar partinin taslak programında belirtilen siyasal ilkeler ve geleceğe yönelik Kürdistani vizyonumuzdur.
sertac%cc%a7-bucak-kdp

– PKK’ye yakın kimi şahsiyetler ve örneğin Mustafa Karasu gibi PKK’li yöneticiler partinizin kuruluş çalışmasının AKP’nin bilgisi ve ilgisi doğrultusunda geliştiği yolunda yorumlar yaptı. Kuruluş aşamasında AKP ile herhangi bir temasınız oldu mu? Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana Mustafa Karasu ve temsil ettiği düşünce yapısının (kendi güdümünde olmayan) hangi parti karşısında böyle bir tavır takınmadığını gösterebilir misiniz. Ben bu ifadeleri ve bu bağlamdaki iddiaları, inanın ciddiye almıyorum.

– Parlamento odaklı bir siyaset yürütecek misiniz? Önümüzdeki seçimlere katılmayı amaçlıyor musunuz?

Orta vadede bütün enerjimizi ülkemizdeki yerel yönetimleri kazanma başarısına odaklamak istiyoruz. Yerelde iktidar olmak ilk hedefimiz olacak. Bunun önemli bir halkası olan “Belediyeleri halka hizmet merkezlerine dönüştürmek ve örnek bir belediyecilik anlayışını geliştirmek öncelikli bir görev olacaktır”.

– Sadece Kürdlere ve Kürdistan’da mı örgütlenmeyi tasarlıyorsunuz? Örneğin Türkiye’nin sorunlarına Türk seçmene de yönelik bir siyasetiniz olacak mı? Onları da kapsamayı düşünecek misiniz HDP gibi?

Kürdlerin hak ve özgürlüklerini kazanmasının Türkiye’de demokrasi ve temel insan hakları standartlarının yükseltilmesi, sivil toplum kültürünün güçlendirilmesi, barış ve huzurun sağlanması ve yaşama geçirilmesi ile aralarında önemli bir bağ vardır.

Evrensel demokratik değerleri özümsemiş, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne dayanan ve tüm bunları yeni bir anayasa ile güvenceye alan Türkiye’nin yaratılması önemlidir. Böyle bir Türkiye’de Kürd halkının temel hak ve özgürlüklerine kavuşması daha olanaklı olacaktır. Çünkü sorunların barış içinde siyasi müzakere, diyalog yoluyla çözüme kavuşması olanaklı hale gelir. Kürd halkının yaşadığı her alanda örgütlenmenin doğru olduğunu düşünüyorum. İkinci bir HDP olmaya hiç niyetimiz yok!

– Resmi kuruluş kongresini ne zaman yapacaksınız? Kurucular arasında sürpriz isimler var mı? Partinin başkanlığı konusunda isminiz geçiyor, bu doğru mu?

Biz hazırlıklarımızı tamamladık. Ancak içinden geçtiğimiz siyasal koşulları göz önüne alarak, bir tarih vermenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Uygun siyasal koşullar oluştuğunda tarih tespiti yapıp hemen başvuruda bulunmak daha doğru olur. Tüzük ve program taslakları hazır. Kurucular listesi oluşturuldu. Bizler, hepimiz inanarak ve severek mesai harcayıp bu işin hizmetkarlığını yaptık. Son siyasal kararları kurucular kurulu verecek. Tüzük ve program taslaklarını onlar gerekli görürse değiştirip, ondan sonrada onaylayacak ve başvuru gününün tarihini saptayacak.

(A.T.K)


VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor: Tıkandı baba, çay getir Tıkandı baba, oralet getir. Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi? Uzun mesele evlat, demiş. Tıkandı baba Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu.

“Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden ” Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı.

Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı baba” ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz. Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına; Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. ” Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya Taze baklava, güzel baklava !

Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın.

Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi Baba baklavan güzeldi.

Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ; Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı babanın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş.

Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan; Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş – Geldi sultanım – Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı? – Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım. Sultan şöyle bir tebessüm etmiş. – Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş. – Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş.

Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş; – Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış – Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları “peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba, – Niçin, demiş. Askerler – Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline – Ne olacak şimdi, demiş – Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı. Demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş: “VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT”


29424_113472778691693_8329273_n (2)
von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Türkiye’de yaşayan Kürtler açısından yeni bir legal Parti ve Lidere ihtiyaç var. Bu Liderin vatansever olması lazım ! Bu Lider Siyasete girdiği taktirde her şeyini kaybedebilir. Liderin bunun bilincinde olması lazım.

Türkiye’de artık siyaset yapmanın kuralları değişmiştir. Ben siyaseti hep hizmet olarak gördüm ve görüyorum.

İktidar Partisinin varsa eksiklikleri eleştirilmelidir, çünkü iktidar siyaseti devletten rövanş alıp, onu yeniden şekillendirmek için yapmamalı. Siyaseti devletten rövanş alıp, onu yeniden şekillendirmek için yapanlar, her şeyi bu yapılanma için mubah görüyorlar. Oysa kendileri farkında olmadan yanılıyorlar.

AK-P’nin karşısına dikilecek isim her şeyi göze alabilecek karakterde ve konumda olmalı. İktidar partisinin çeşitli nedenlerle kendi ajandasının dışında bir ölçüsü olması lazım, ama OHAL nedeniyle böyle bir ölçüleri artık yok.

Bizim toplumumuz tarihinde kazandığı başarılarla zirvelerde gezen pek çok lideri barındırmıştır. Anadolu’daki lider değerli Erdoğan’ın mücadeleci yanını kendine örnek almalı ve mutlak sürat’le mücadele adamı olmalı, maddi olarak kaybedecek hiç bir şeyi olmamalı. Özüyle ve zâtî husûsiyetleriyle her zaman kendini hissettiren ve gönüllerde yaşamasını bilen bir şahsiyet olmalı.

Yani Lider vizyon sahibi, varlığını yaptığı işle bütünleştiren gözünü budaktan sakınmayan, atılımcı ve cesur karakterli bir şahsiyet olmalı.

Her başarılı liderin başarılı bir imajının olduğu unutulmamalıdır. Liderlik; iktidar, yetenek ve güç kadar insanların inançlarına da dayanır. İnançları güçlendiren en önemli unsur imajdır. Lider kendisi için bir imaj yaratmalıdır.

Lider görünüşündeki inandırıcılığı, anlayışındaki derinliği, görüşlerindeki inceliği, hâtasındaki genişliği, tespitlerindeki sağlamlığı, öğrenme aşkı, öğretme istidâdı ve uhdesine aldığı her şeyin üstesinden gelebilme yeteneğiyle -istemediği halde- dikkatleri üzerinde toplayan, sevilen, sayılan, gözdeleşen, dolayısıyla da binlerin-yüz binlerin her zaman uğrunda ölmeye hazır oldukları bir seviye insanı olmalı.

Lider bir seviye insanıdır. Arkasında binleri, milyonları sürükleyen kişidir. Lider yürekli inatçı ve inançlı olmalı. Rezervleri olmamalı. Geçmişinden korkmamalı. Ahaliye inebilmeli. İnsanları kucaklayabilmeli ve yine bu Lider medyayı iyi kullanabilmeli, sesini kitlelere rahat ulaştırabilmelidir, şablon bu, böyle birini muhalefet mutlaka bulmalı.


Garo Paylan’a TBMM’deki oturum sataşmaları
TwfsMJs2VN
GARO PAYLAN (Devamla) – Parlamentoyu devre dışı bıraktı, çoğulculuğu devre dışı bıraktı.

Bakın, yok sayılanlar isyan ederler dedim ya sessizliğe bürünürler ya isyan ederler. O on yıllık kaosta, 1913-1923 döneminde arkadaşlar, 4 halkı kaybettik.

(X) <<< bu SANSURLEDİK DEMEK (Aris’in notu)

(AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Bu topraklarda soykırım olmamıştır!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “Soykırım” diyemezsin!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” deme lüksünüz yok Sayın Paylan! Bu topraklarda soykırım olmamıştır, bu milletin Meclisinde bu milletin tarihine bu şekilde hakaret edemezsiniz!

BAŞKAN – Sayın Paylan, lütfen sözlerinizi düzeltin, bir soykırım yoktur.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, karışanlara müdahale et diyoruz sana!

BAŞKAN – Acılar yaşanmış olabilir karşılıklı ama bir soykırım olarak nitelendiremezsiniz bunu.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, herkes kendi bakış açısını söylüyor ya!

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Soykırım için Karabağ’a bak sen, Karabağ’a bak!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bu milletin Meclisinde bu milletin tarihine, isyancıları, asileri ve Taşnakçı terör örgütlerini masumlaştırarak hakaret etme lüksünüz yok!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Başkan, düzeltmesi lazım, özür dilemesi lazım!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Burada bile konuşmanız sizin, bu milletin büyüklüğünün ifadesidir.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Öyle bir şey olsa kendisi burada konuşamazdı!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclisinde soykırımdan bahsedemezsin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatip devam etsin, müdahale etmeyin.

Buyurun.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Hayır, düzeltsin, öyle devam etsin, Başkan!

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Türk tarihinde soykırım yoktur!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bakın, ben az önce bir şey söyledim…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Türk vatandaşısın ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – …bir zamanlar yüzde 40’tık, bugün binde 1’iz.(X) Siz ne derseniz deyin- bugün binde 1’iz, bakın bugün binde 1’iz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Arkadan vurdunuz milleti, devleti!

GARO PAYLAN (Devamla) – Neyle olmuşsa adını hep beraber koyalım ve yolumuza devam edelim.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Emperyalistlerin emrinde olanları konuş biraz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kimin adına konuşuyorsan o mecliste git konuş! Hangi ülkenin adına konuşuyorsan git o mecliste konuş!

BURHAN KUZU (İstanbul) – O senin dediğin yabancı görüşü, yabancı! Söyleyemezsin! Bu topraklarda büyüyeceksin, sonra… Yazıklar olsun sana, yazıklar!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, bir dinlemeyi öğrenin ya! Sizin gibi düşünmek zorunda mı?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu ülkeye düşmanlık yapıyorsunuz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz? Nasıl konuşacağım bu ortamda? (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin ama siz de ne konuştuğunuzu bilin lütfen. (HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, ne demek konuştuğunu bil!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini geri almak zorunda!

GARO PAYLAN (Devamla) – Ne konuşuyorum ya!

BAŞKAN – Bilin.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini geri almak zorunda!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Paylan, olmayan bir şey üzerinde nasıl hüküm veriyorsunuz? Böyle saçma şey olur mu ya!

GARO PAYLAN (Devamla) – Ne konuşuyorum? Nasıl müdahale ediyorsunuz?

BAŞKAN – Bir soykırım olmadığını ifade ettim efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Resmî görüşü herkes söylemek zorunda mı?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bu milletin Meclisinde bu millete hakaret edemezsiniz!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Arkadaşlar, herkes sizin resmî görüşünüze katılmak zorunda mı ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İtham etmek var, bu ifade etmek değil ki!

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Bu milleti arkadan vurdunuz, belanızı buldunuz! Olan bu!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Taşnakçı terör örgütünün ağzıyla konuşamazsın bu kürsüde! Üslubunu düzeltsin!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz, yoksa…

BAŞKAN – Ne yapayım ben?

Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin, hatibin konuşmasını bozmayın.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Özür dileyecek, özür dileyecek!

HASAN TURAN (İstanbul) – Milleti sadıkadan milleti fasıkaya gel, milleti fasıka!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Taşnak mısın, ASALA mısın, nesin sen ya!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Van’daki, Kars’taki, Erzurum’daki kemikler hâlâ…

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Ermeni halkı başına ne geldiğini çok iyi biliyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hınçak mısın, Taşnak mısın, ASALA mısın, nesin!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bir zamanlar biz yüzde 20’ydik, bugün binde 1’iz.

HASAN TURAN (İstanbul) – Milleti sadıkadan milleti fasıkaya dönüştünüz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Adını siz koyun, onu ben kabul edeyim, başımıza geleni.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Doğuda kestiniz bizi, dedelerimizi kestiniz; diri diri kuyulara gömdünüz.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ben atamın, dedemin başına ne geldiğini çok iyi biliyorum.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Tandır fırınlarında yaktınız dedelerimizi!

GARO PAYLAN (Devamla) – …(x)Gelin, adını siz koyun, hep beraber yüzleşelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, Ermeni halkının başına… Bakın, artık biz yok hükmündeyiz. Artık binde 1’e düşmüşüz. Geçmişten ders çıkaracaksak…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Almanların, Rusların diliyle konuşuyorsun, İngilizlerin diliyle!

GARO PAYLAN (Devamla) – …husumet değil, ders çıkaracaksak gelin bakalım buna.

Değerli arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz? Bu nedir ya?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, kullandığın ifadeye bakar mısın arkadaş sen? Bu nasıl ifade ya? Bu nasıl ifade ya?

BAŞKAN – Sayın Paylan, lütfen hâl ve hareketlerinize dikkat edin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan, siz taraflı yönetemezsiniz Sayın Başkan!

BAŞKAN – Ben söyleyeceğimi söyledim. Siz de bu milleti yaralayıcı ifadeler kullanamazsınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diasporanın ifadesini burada kullanamazsın Paylan!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bu Meclisin kürsüsünde böyle konuşamazsın!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen… Bu milletin kürsüsü, bu milleti yaralayıcı bir şekilde kullanılamaz. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diasporanın ifadesini kullanamazsın burada! Sen nerenin milletvekilisin? Bunları söyleyemezsin bu kürsüde!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, inanmak zorunda değilsiniz ama taraflı olamazsınız siz!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – “Ben Ermenistan’ın milletvekiliyim.” diyorsan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Kafama göre istediğimi söylerim.” diyemezsiniz! Öyle ifade özgürlüğü yok!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Özgür kürsüyse kendi düşüncesini ifade edecek, inanmak zorunda değilsiniz!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Ahmet Bey, bunun inanmakla ilgisi yok, Türk milletine hakaret ediyor!

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YILDIRIM (Muş) – İnanmak zorunda değilsiniz!

BAŞKAN – Ben müdahale edebilirim; kaba ve yaralayıcı sözler kullanamaz. Bu milleti yaralayan bir ifadeyi kullanmaması gerektiğini ifade ettim ben.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kürsü dokunulmazlığını ihlal ediyorsunuz!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Olmayan bir şeyi nereden çıkarıyorsunuz?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Emperyalizmin diliyle konuşamazsın! Her zaman yaptığını yapıyorsun!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikamı verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun, bir dakikada tamamlayın lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakika konuşamadım ben.

BAŞKAN – Kusura bakmayın, yok öyle bir yağma. Bir dakika veriyorum, sözlerinizi tamamlayın lütfen.

Buyurun…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ya, Sayın Başkan, ne yağması ya ne yağması? Size yakışıyor mu? (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Ya, “Beş dakika.” diye benimle pazarlık yapıyor. Size yakışıyor mu? Bir dakika veriyorum, daha konuşmuyor, beş dakika istiyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “Yağma.” diyemezsiniz siz buna! Hayret bir şey ya! (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikadır konuşamıyorum. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun bir dakika veriyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz! Sayın Başkan, böyle bir ifade olmaz!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikadır konuşamıyorum. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Konuşun. Nasıl konuşacaksınız?

Bir dakika, buyurun.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini düzeltecek!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Soykırım” kelimesini düzeltecek! Bu milletin tarihine hakaret edemezsin!

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikadır konuşamıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, bitirin cümlelerinizi.

GARO PAYLAN (Devamla) – Efendim, beş dakikadır konuşamıyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sözünü geri alacak, geri alacak!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu ifadeyi kullanamaz, bu ifadeyi kullanamaz. Diasporanın ifadesini burada kullanamaz!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Abdülhamit’e hakaret edemezsin! Abdülaziz’e hakaret edemezsin!

BAŞKAN – Tamamlayın buyurun.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diasporanın ifadesini burada kullanamaz! Diasporanın ifadesini burada kullanamaz!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Abdülhamit’e de hakaret edemezsin! Abdülaziz’e de hakaret edemezsin!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu kürsüden sana hakaret ettirmeyiz!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu söyleyemez burada, böyle söyleyemez burada! Burası Türkiye Cumhuriyeti devletinin Meclisi. Türkiye Cumhuriyeti devletini kendi Meclisinde böyle suçlayamaz! Böyle bir ifade özgürlüğü yok!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu kürsüden sana “soykırım” dedirtmeyiz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyin.

Tamamlayın, buyurun.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Amerikan Meclisinde konuşsaydın “Soykırım yaptınız.” diyebilir miydin?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bunları söyleyemez.

BAŞKAN – Süreniz doldu, süreniz doldu, lütfen…

GARO PAYLAN (Devamla) – Beş dakikamı verir misiniz.

BAŞKAN – Süreniz doldu, lütfen…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sözünü geri alacaksın beyefendi.

BAŞKAN – Ben size on dakika verdim, nasıl konuşursanız…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Beyefendi, sözünüzü geri alacaksınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bunları söyleyemez, kürsüyü terk etsin.

BAŞKAN – Buyurun… Süreniz tamamlanmıştır.

Teşekkür ediyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kürsüyü terk etsin.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.


Yeni Oluşumun Ana Parametreleri…

azad
von Dipl.-Pol. Azad Yaşar

Kamuoyunda Kürdistan Demokrat Parti (KDP) ismiyle kurulması gündemde olan yeni oluşum ile ilgili farklı ölçek ve tandanslarda tartışmalar yapılmaktadır. İyi olan şudur ki bütün kısır döngü çelişki ve art niyetli yaklaşımlara rağmen halkımız arasında yeni oluşum ile ilgili pozitif bir beklentinin olması kayda değer bir gelişmedir.

Kanaatimce Kürt halkının Kuzey Kürdistan’da rasyonel çoğulcu demokrasiye rağbet edip, klişeleşmiş, dar kalıpçı, tek tip politik hegemonyayı az da olsa tartışıyor olması önemli bir kazanımdır. Seviyeli vede tolere edilen bu tarz diyalogları Kürtlerin gündelik yaşam ve demokratik kültürleri açısından önemli bulmaktayım. Öyleki hayati önemde etkinliği olan birçok kavramın biz Kürtlerde soyut ve yüzeysel kaldıklarına hata yanlış anlaşıldıklarına tanıklık etmekteyiz. Ne yazıkki bu flu durum toplumsal düzeyde bilgi kirliliği yaratmaktan başka hiçbir şeye yaramamaktadır.

Bu nedenle de bu tip tartışmaların ivme kazanıp bir adım ötesine gitmesi, demokratik teamüllerde kırmadan dağıtmadan her türlü düşünsel ve fiziki şiddet formatından uzak durup aklın ve bilincin ışığında ahlaki ve insani bir mecraya doğru kanalize olması hepimizin ortak kazanımı olacaktır. Bugünkü politik iklimde Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da legal siyasete oluşacak yeni oluşumun herşeyden önce şeffaf bir işleyiş tarzıyla, çoğulcu, liberal demokrasiyi esas alması gerekmektedir. Haliyle hiçbir şekilde bağnaz grupçuluk ve statik liderlik sultası altında ezilmemelidir.

KDP BAKUR eğer merkezde bir kitle partisi olmak istiyorsa bütün idee fix ideolojik görüş, saplantı ve slogancı söylemlerden uzak durmalıdır. KDP BAKUR‘ un ana ekseni Kürt halkının haklı ulusal istem ve taleplerini sivil siyaset içerisinde dile getirmek vede her koşulda savunmak olmalıdır. Bu bağlamda lokal düzeydeki gelişme ve açılımlara öncelik göstermelidir. KDP BAKUR her ne kadar ana KDP’den esinlenmiş olsada politik saha ve zemini Türkiye ve Bakur Kürdistanı’dır. Dolaysıyla Başur Kürdistanı’nın siyaset ve toplumsal realitesi üzerinden Bakur’da yol haritasını belirleyemez.

Aynı halk aynı ulusal aidiyete tabii olunmasına rağmen sömürge yıllarının yaratığı tahribatlardan doğan farklılıkları net bir biçimde görüp, konjonktürel şartlara göre ayakları yere basan realist politik belirlemelerde bulunmak gerekir. Eğer KDP BAKUR bu manada fonksiyonel bir işlev üstlenir ise aradaki fay hatlarını minimize etmek pekâlâ mümkündür. Farklı sosyolojik tabaka ve verilere mensup olan Kürt toplumunda birey eksenli özgür demokratik düşünce hakettiği değeri görmemekle birlikte, birey özellikle de siyasal sahada mağdur durumundadır. KDP BAKUR kesinlikle özgür bireyi merkeze alıp yarınların donanımlı kadrolarını yetiştirmelidir.

KDP BAKUR Kürt ulusundaki farklı mozaik dokuyu koruyup yaşatabilmesi için bütün etnisitelere ve inanç gruplarına optimal düzeyde saygı duyup, eşit mesafede durarak neutral kalmak durumundadır. KDP BAKUR Kürdistani siyasete, çok sesliliği zenginlik sayıp diğer Kürt kurum, kuruluş ve partileriyle her türlü organik ilişkiyi üst seviyede tutarak, batı normlarında pratik siyasetin ülkemizde uygulanmasında ön ayak olmalıdır. Onca acıyla yoğrulmuş bu kadim coğrafyada KDP BAKUR eğer insanımızın heba edilmesini engelleyebilecek ise, hakkını hukukunu savunabilecek ise, akan kanı durdurabilecek ise, bu oluşuma canı gönülden eyvallah diyelim el verelim destek olalım.

Azad Yaşar


Öcalan’dan HDP’ye ‘Başkanlığa destek olun’ telefonu!
sebahatttin Önkibar
Sabahattin Önkibar

Ankara’daki sisler bulvarını aralamaya devam.

Abdullah Öcalan devlete şöyle bir teklif yapmış:

-Başkanlığa destek olmama izin verirseniz, telefonla güvendiğim birkaç isme talimat verebilirim.

Talep devletteki ilgililerce değerlendirilip onaylanmış.

Ardından Öcalan’ın iki isimle güvenli telefonlarla diyalog kurması ve “Başkanlığa destek olun zira koşullar değiştiğinde federasyona rahat geçilir” mesajını aktarması sağlanmış.

Öcalan’la telefonla görüşen HDP’li iki isim aldıkları mesajı parti kurmayları ve dolayısı ile Kandil ile paylaşmış.

PKK Kandil önderi Cemil Bayık, “Bu devletin oyunu” diyerek karşı çıkmış lakin HDP içinde tartışma uç vermiş.

Ve tam bu süreçte Başkanlığa keskin karşıtlığı ile bilinen Cemil Bayık güdümündeki HDP’liler bir bir tutuklanmaya başlamış…

Emin kaynaktan dinlediklerim eğer dezenformasyon ise HDP hemen yarın partili milletvekillerinin Anayasa oylamasına katılmayacağını açıklamalıdır. Eğer bunu yapmazlar ve oylamaya katılırlarsa Öcalan’la ilgili telefon iddiası gerçeklik kazanır.

MİT, BYLOCK’U NE ZAMAN ÇÖZDÜ?

Aradan geçen süre içinde bir şey netleşmiştir.

MİT’in, FETÖ darbesinin önlenmesi bağlamında kamuoyuna yansıyanların ötelerinde katkıları oldu.

Darbenin sabaha karşı 03.00’ten akşam 21.00’e alınması MİT’in FETÖ’yü panikletmesinin sonucudur.

Aynı şekilde darbe tarihinin birkaç ay öne çekilmesi yine MİT’in TSK’daki 1500 üst düzey FETÖ’cüyü belirleyip tasfiyeleri için Yüksek Askeri Şura’ya bildirmesindendir.

Bütün bunların okuması MİT’in Bylock’u 15 Temmuz öncesinde çözdüğü ve darbe yapılacağını tarih olarak olmasa da niyet olarak bilmesidir.

Hayır söylemek istediğim ‘15 Temmuz tiyatrodur’ değildir.

MİT, FETÖ’yü topyekün çökertme adına büyük bir operasyon yapmıştır..

BU SUÇLARIN SONU MÜEBBET!

Reklamdan sonra devam ediyor
1) TSK’nın PKK ile mücadele etmesinin siyasi iktidar tarafından engellenmesi ve bölücü örgütün siyasi muhatap kabul edilip Oslo-Habur rezaletlerinin yaşanması.

2) Fetullah Gülen Terör Örgütünü yardım ve yataklık.

3) Terör örgütleri ile işbirliği yapıp Türk Ordusuna kumpas kurmak.

4) Türk yargısı ve polisini terör örgütünün denetimine vermek.

5) Türkiye’ye açık bir ihanet olan facia Suriye politikası.

CHP, OYLAMADA BUNLARI YAPACAK!

Konuştuğum CHP Genel Başkan Yardımcısı, anayasa değişikliği oylamasında partisinin taktiğini şöyle açıkladı:

– CHP başkanlık oylamasında gizliliği sağlamak için sandıkların önünde nöbet tutacak.

– CHP’li milletvekilleri daha önce olduğu gibi kendi imkanları ile oylama anında canlı yayın yapacak.

– Oylamada gizliliğin ihlalinin tescili durumunda sandıkları ters çevirecek.

– CHP milletvekillerinin hiçbiri, spekülasyonları önleme adına, oy kullanmayacak.

DERT KÖPRÜSÜ!

Alevi kardeşlerimizi küstürme pahasına adına Yavuz Sultan Selim Köprüsü dediler.

Deli Dumrul misali geçenden de geçmeyenden de akçe kesiyorlar.

Trafik sorununu çözeceğine adeta başa bela ki kamyoncular dün köprü üstünde kontak kapatıp eylem yaptı.

Haklılar zira hem pahalı hem yolu 100 kilometre uzatıyor.

Bu nasıl şehircilik, bu nasıl planlama, bu nasıl borçlanma, bu nasıl peşkeş?

Sırf benim de bir köprüm olsun anlayışı ile bu tabloyu hazırladılar.


Bugün yani 06. Ocak 2017 tarihinde sabah saatlerinde İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınan Tekman Belediye Başkanı Ali Sait Fırat’ın yerine Tekman Kaymakamı Sayın Kemal Karahan kayyum olarak atandı.

Yeni görevinde dolayı Sayın Kemal Karahan bey efendiye başarılar dileriz.

Günümüzde yolsuzluklar ilçemizde kamu kaynaklarının heba edilmesine yol açarak toplumun gelişmesini engelleyen çok önemli bir sorun haline gelmişti. Türkiye’de, Erzurum’da ve Tekman’da yozlaşma ve yolsuzluklar, karşılaşılan somut örnekler dikkate alındığında, kamu hizmeti sunum sürecini olumsuz etkilemeye devam etmektedir.

Son 20 yıllık dönemde Tekman’da olduğu gibi Erzurum ve pek çok ilçesinde yolsuzluk olayları artmış ve ekonomik boyutları korkunç rakamlara ulaşmış, her türlü lisans işleminde, kamu ihalelerinde, ticari faaliyetlerde ve rutin pek çok işlemde, adı her ne olursa olsun, yasalara uygun düşmeyen bazı ödemelerin yapılması neredeyse olağan hale gelmiştir.

Merkezi yönetimden sağladıkları desteği yerel halkın hizmetine sunan yerel yönetimlerde bu olgu çok daha fazla önem kazanmaktadır. Merkezi yönetimler yıllardır bu sorunun çözümü için çaba harcamakta ancak istenen sonuçlara ulaşamamaktadır.

Bu sorunun çözülebilmesi için artık şeffaflık, hesap verebilirlik, katılım, etkinlik gibi iyi yönetişim ilkeleri çerçevesinde önceden denetim anlayışına geçilmesi TEKMAN’da gerekmektedir.

“Kamu gücünün kamu görevlilerince kendi ya da bağlı olduğu grup menfaati için kullanılması” olarak tanımlanan yolsuzluğun dinamikleri; “Yolsuzluk = Tekelci Güç + Takdir Yetkisi – Hesap Verme Sorumluluğu ”olarak formüle edilmekte (Bahçıvan, 2006:51) ve burada “tekelci güç” ve “takdir yetkisi” kavramları, kamu yetkisini elinde bulunduran görevliyi ifade etmektedir.

Ancak gelişmeler yolsuzluk olgusunun tek başına “kamu gücüyle” açıklanamayacağı gerçeğini ortaya çıkardığından yolsuzluk
için kamu gücüyle sınırlı olmayan daha geniş bir tanımlamaya gidilmiş ve “herhangi bir görevin kişisel çıkarlar için kötüye kullanılması” olarak tanımlanmıştır (Bahçıvan, 2006:51).

Yolsuzluğun, en yaygın kullanılan tanımı “kamu gücünün özel çıkarlar için kötüye kullanılması” olarak yapılmıştır.

Çoğunlukla yolsuzluk davranışları, kamu gücünü elinde tutan politikacılar ile kamu görevlileri esas alınarak açıklanmaya çalışılmaktadır.

Tekmanlılar olarak yeni belediye başkanımız Sayın Kemal Karahan beyden ‚dan Tekman’a acil hizmet, Tekman belediyesinde yapıldığı iddia edilen yolsuzluk ve yolsuzluklarla mücadele, varsa Terör örgütü FETO virüsünün belediyede çalışan elemanları, belediyenin bu virüslerden derhal hukuki normlar çerçevesinde temizlenmesi, ve terörizmle mücadele etmesini rica ediyoruz.

Burada reel politik bir sunum yapmak istiyorum. Terörizm, tarihin en eski zamanlarından beri toplumları ve ülkeleri tehdit etmiş ve çağımızda da tehdit etmeye devam emektedir. Dolayısıyla terör, aynı zamanda demokratik sistemler ve demokratik örgütler açısından da önemli bir tehdit unsurudur. Devlete, demokratik sisteme veya demokratik örgütlere karşı bir meydan okuma olan terör, hangi türü olursa olsun, başta yaşama hakkı olmak üzere, temel insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran tehdit ve şiddet unsurlarını barındırır. Günümüzde terörizm, tüm dünyayı derinden etkileyen bir tehlike haline gelmiştir.

Tekman Post Adına
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Schlagwörter-Wolke