KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN VE ERZURUM


KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN VE ERZURUM
Biraz uzun bir makale ama Erzurum tarihine gerçekten ışık tutacak bir çalışma.

Anadolu’nun kuzey-güney ve doğu-batı istikametinde uzanan yollarının geçiş noktasında bulunan Erzurum, stratejik konumu dolayısıyla tarihi süreç içerisinde pek çok medeniyetin ilgisini çekmişti. VII. yüzyılda Müslüman Araplar ve XI. yüzyılda Selçuklu Türkleri, Erzurum’a hâkim olmuşlardı. Türklerin Anadolu’ya yerleşmeleri sırasında toplanmalarına ve yeni yerlere dağılmalarına merkezlik yapan Erzurum, XII. yüzyıldan itibaren tamamıyla Türk-İslam şehri kimliğine bürünmüştü .

XVI. yüzyıla kadar Türk-İslam karakteri gelişerek devam ettiren Erzurum, pek çok devlet gibi Osmanlıların da ilgisini çekmişti. Osmanlı hâkimiyeti öncesinde Erzurum oldukça kötü bir vaziyetteydi. Safevî Sultanı Şah İsmail’i yakından takip eden I. Selim, bölgedeki Şiî sorununu çözmek üzere, 1514 yılında Şark seferine çıkmıştı .
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’in üzerine hem giderken hem de dönerken, Erzurum’un yakınlarından geçmişti . Osmanlı Sultanı, Safevî saldırılarından ötürü harap haldeki şehre uğramamıştı . Osmanlılar sefer münasebetiyle Erzurum’un civarında akınlarda bulunmalarına karşılık, şehri almamışlardı. Hatta Erzurum’da Osmanlı hâkimiyetini tanıyan Sevindik Han’a, Yavuz Sultan Selim tarafından fetihnâme dahi gönderilmişti .

Osmanlılar, Çaldıran seferini müteakiben doğudaki ilerleyişlerine devam etmişlerdi. Bu süreç içerisinde Osmanlıların Erzurum şehrini ne zaman kesin olarak hâkimiyetlerine aldıkları hususunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak 8 Şevval 923/24 Ekim 1517 ile Şevval 924/Ekim 1518 tarihleri arasında Erzurum’un Osmanlı hâkimiyetine girdiği kabul edilmektedir . Nitekim bölgenin idarî durumunu belirlemek amacıyla 1518 yılında başlayıp 1520’de tamamlanan tahrir defterinde; Erzurum şehri, “hâli ve harab olmağın timara virülmeyüb dahil-i muhasebe değildir” şeklinde tanımlanmıştır.

Kanunî Sultan Süleyman’ın iktidara gelmesinin arifesinde Erzurum, Osmanlı sınırlarına dâhil olmuştu. Rûm (Hâdis) beylerbeyliğine bağlı Bayburd sancağının Şogayn kazâsına tabi bir nahiyeydi . Erzurum’un mevcut idari statüsü, Irakeyn seferinin sonuna kadar devam etti.

Muhteşem Süleyman’ın Erzurum’u tanıması tahta çıktığının on dördüncü yılında gerçekleşti. Doğu Anadolu Bölgesinde zuhur eden Safevî tehlikesinin bertaraf edebilmek için inisiyatifi alan Sultan Süleyman, bizzat ordunun başında harekete geçti. Osmanlı Sultanı, 5 Eylül 1534 tarihinde Erzurum’a gelmişti. Sultan Süleyman, maiyetinde bulunan Matrakçı Nasuh ile birlikte şehri etraflıca incelemişti . Sultan Süleyman karşılaştığı şehir “canib-i şimalisi azim sahra Erzurum abad ve canib-i cenûbisi Kûhistan olub zaman-i kadimde ulu şehir ve muhkem hisar iken haliya Kızılbaş melâinün zulmünden harab” şeklinde tarif edilmektedir. Sultanı özel ilgisine mazhar olan Erzurum için “Nazar-ı iltifat-i Padişahi ile manzur olup tamirine ferman olundu” denilmektedir.

Sultan Süleyman, Erzurum’da kaldığı süre içerisinde şehirdeki türbeleri ziyaret ederek dualarda bulunmuştur . Anlaşılacağı üzere sıcak çatışma alanı içerisinde yer alan Erzurum şehri, uzun yıllardan beri terk edilmiş ıssız bir vaziyetteydi. Sultan Süleyman’ın Erzurum’a gelişi ile birlikte şehrin eski görkemli günlere kavuşabilmesi için imar ve iskân işlerine hız verilecektir. Osmanlı idaresi, Erzurum şehrini özellikle Safeviler üzerine yapılacak olan seferlerde askeri bir üs konumuna getirecektir .

Tarihlere Irakeyn Seferi olarak geçen bu askeri harekâtın sonunda Doğu Anadolu kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. Osmanlılar; Kafkaslardan, Basra Körfezi’ne kadar olan yerler, İran’a kapatmış ve Azerbaycan’da üstünlük sağlamışlardı. Sultan Süleyman, Tebriz’den ayrılırken Sünni ahaliden isteyenlerin Erzurum’a gitmelerine olanak tanımıştır .

Sultan, bir yıl önce imarı için talimat verdiği Erzurum şehrinin şenlendirmesi açısından önemli bir karar daha vermişti. Sınırların genişlemesiyle birlikte yeni idari yapılanmalar haliyle Erzurum’u da etkilemişti . Nitekim 5 Ekim 1535 tarihinde kurulan divanda, Erzurum şehri civarıyla birlikte bir eyalet haline getirilmiştir . İmar faaliyetlerine hız verilen şehre, Tebriz’den gelen Sünnî ahali yerleştirilmiş olup şehrin bayındır bir hale gelmesi için canla başla çalışmışlardır .

Muhteşem Süleyman’ın hükümdarlığının yirminci yılında Erzurum, “şehr-i mezkûr serhâdde olmağla Kızılbaş ve Gürci fetretinden ahalisi perakende olub nice zaman hali ve harab kalub Hazret-i padişahî ‘alempenâh hâllede mülkehû kıbelinden kal‘ası tamir olınub ve hisar eri ve gönüllü yazılub mezkûrlar dahi kal‘a içinden evler binâ eylemek üzere henüz reâya cem‘ olmamağın kâdim mahalleri defter-i cedide kayd olındı ki reâyası gelüb kal‘a içinde ve taşra varoşunda mütemekkin olanlar defter olına zikr olınan kanunnâme mucebince hukuk ve rüsumlarının havâss-ı hümâyun eminlerine teslim eyleyeler” şeklinde tanımlanmıştır. Dikkat çeken nokta, 1540 yılı itibariyle şehrin tahkim edilerek yavaş da olsa iskân edilmesidir.

Uzun yıllardan beri süre gelen Safevî meselesi, Muhteşem Süleyman devrinde de etkisini devam etmiş özelde Erzurum olmak üzere Doğu Anadolu bölgesinde kendisini hissettirmiştir

Nitekim 1540 yılına ait kayıtlarda, Safevîler yüzünden Erzurum şehrinde arzu edilen ölçüde iskânın gerçekleşmediği anlaşılmaktadır . Osmanlı idaresi, bu soruna karşı alternatif çözüm önerileri geliştirmiştir.

Alınan tedbirler neticesinde en dikkat çekeni 1545 yılı itibariyle Erzurum beylerbeylerinin, Bayburt şehrinde ikamet etmeyerek Erzurum şehirde meskûn olmalarıdır . Elbette bölgenin en yetkin kişi konumunda olan beylerbeyinin Erzurum şehrinde kalmaya başlaması ahali nezdinde fevkalade olumlu tesir göstermiş olup kısa süre içerisinde imar ve iskân faaliyetleri hız kazanmıştır.

Kanunî Sultan Süleyman, ülkenin doğu sınırlarına karşı özel bir alaka göstermişti. Bu vesile ile bölgede yeni yapılanma içerisinde bulunulmasına dikkat etmişti. Safevî tehlikesine karşı bölgenin tahkim edilmesine ciddi çaba göstermişti. Ancak bu girişimlere rağmen, Sultan Süleyman, Avusturya seferinde iken Safevî Şahı I. Tahmasb, Tebriz, Nahçıvan ve Van’ı ele geçirmişti .

Şii hâkimiyeti güçlü bir şekilde tesis etmeye çalışmış ve bölgeye casuslar göndermişti. Tahmasb, Erzurum eyaleti sınırları içerisinde tam bir terör havası estirmiştir. Hınıs, Pasinler ve Erzurum, Safevilerden en fazla sıkıntı yaşayan yerleşim merkezleriydi .

Bu arada Erzurum’un imdadına yetişen Osmanlı kuvvetlerinin ilerleyişi üzerine Tahmasb, etrafı ciddi anlamda tahrip ederek geri çekilmiştir . Safevîlerin faaliyetlerinden ciddi anlamda rahatsızlık duyan Sultan Süleyman, 1548 yılında İran üzerine ikinci defa sefere çıkmıştı .

Kanunî Sultan Süleyman, Şah Tahmasb ile kozları paylaşmak düşüncesiyle ilerlerken Sivas üzerinden Erzurum’a gelmişti . İlk gelişinden tam on dört yıl sonra ikinci gelişinde Erzurum’da sekiz gün kalmıştı . Propaganda için Anadolu’ya gönderilen Safevî casusları, ellerindeki mektuplarla birlikte yakalanarak Sultan Süleyman’ın huzuruna çıkartılmışlardı .

Nihayetinde Osmanlı Sultanı, Tebriz üzerine yürüyerek Safevîleri, Doğu Anadolu topraklarından uzaklaştırdığı gibi sefer sonunda topraklarını genişletmiştir. Özellikle kuzeydeki Gürcü kalıntıları büyük oranda ortadan kaldırılmıştır. 1549 yılında Gürcistan seferi olarak bilinen ve yaklaşık altı hafta süren bu askeri harekât neticesinde Erzurum eyaleti daha güvenli bir hale getirilmiştir . Ancak bütün bu çabalara rağmen bölgedeki Safevî saldırılarının istenilen ölçüde önüne geçilememiştir .

İlerleyen zaman içerisinde, Erzurum ve havalisine karşı Gürcü ve Safevî akınları artarak devam etmiştir. 1550 – 1552 yılları arasında Safevi baskıları bölgede hat safhaya ulaşmıştır. 1551 yılında Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa, Gürcü Atabeylerinin elinde kalan son yerlere akınlar düzenleyerek Ardanuç’u almış ve sancak merkezi haline getirmiştir .

İskender Paşa’nın Ardanuç’u ele geçirmesi üzerine Gürcü beyleri, Şah Tahmasb’tan yardım istemişti . Tahmasb önce İskender Paşa’nın üzerine yürüdü ise de kışın yaklaşması üzerine bir sonuç alamadan Karabağ’a dönmüştü . 1552’de Tahmasb ordusunu dört kola ayırarak Osmanlı topraklarını işgale başladı. Erzurum’da İskender Paşa’yı sıkıştıran Tahmasb, Ahlât’ı ele geçirdikten sonra büyük bir tahribat gerçekleştirmişti .

Sultan Süleyman, Şah Tahmasb’ın Erzurum üzerine yüklenmesi üzerine hemen bölgeye yardımcı kuvvetler sevk etmiştir . Kış mevsimi yaklaştığından Erzurum kalesinde asker barındırmanın güç olduğunun farkında olan İskender Paşa, askerin bir kısmına izin vererek göndermek zorunda kalmıştır .

İskender Paşa’nın durumu kendi lehlerine değerlendiren İsmail Mirza idaresindeki Safevi kuvvetleri, Erzurum kalesi önlerine kadar gelmişlerdi. İskender Paşa elindeki kısıtlı kuvvetlerle Safevilere mukavemet etmiştir .

Zira Erzurum düştüğü takdirde bütün Doğu Anadolu bölgesinin Safevilerin eline geçmesi kaçınılmaz bir sonuçtu. Bu düşünceyle İskender Paşa, şehrin savunması için olağanüstü bir çaba göstermiştir. Erciş ve Muradiye’yi de zapt eden Safevî ordusu, l553 yılının baharına kadar Doğu Anadolu’da ciddi anlamda yıkımda bulunmuştur .

Safevîlerin 1550 – 1552 yılları arasında Erzurum başta olmak üzere Doğu Anadolu’da yaptıkları talan, yağma ve yok etme girişimleri üzerine Osmanlılar, yeni bir sefer kararı almak zorunda kaldılar .

Gerçi, Şah Tahmasb Osmanlı ordusunun karşısına hiçbir zaman çıkmamaktaydı. Nitekim 1534-1535 ve 1548-1549 yıllarına ait iki seferde de Sulatn Süleyman, Safevîlerin payitahtı olan Tebriz’e savunmasız bir şekilde girmişti. Osmanlı ordusunun geri dönmesiyle birlikte Şah, çekildiği dağlık bölgelerden gelerek Tebriz’i yeniden ele geçirmekte ve Osmanlı idaresine geçen mahallere baskınlar düzenleyerek yeniden sahip olmaktaydı. Bu kısır döngü bu şekilde devam edip durmaktaydı.

Safevîlerin, Erzurum ve çevresini ele geçirmek için çok ciddi şekilde harekete geçerek kendilerini hissettirmeleri üzerine Osmanlılar, Safevîlere karşı üçüncü kez İran seferine çıkmışlardı .

1554 yılında Erzurum-Kars istikametinde Safevî topraklarına giren Osmanlılar; Nahçivan, Revan ve Karabağ taraflarını topraklarını ele geçirmişlerdi . Sultan Süleyman, sefer dönüşünde Erzurum’a gelmişti. Sultan Süleyman, yorgun ordunun dinlenmesi için kaplıcaları ile meşhur Ilıca’da yaklaşık yirmi dört gün kalmıştı . Padişah, erzurum’da kaldığı süre zarfında beyleri ile askerlerine rütbe ve bahşişler ihsan etmiştir .

Durumun daha da vahim bir hal almasından çekinen Şah Tahmasb, Osmanlılara barışmak arzusundaydı. Şah, Veziriazam Ahmed Paşa ve Erzurum Beylerbeyi Ayas Paşa’ya barış talebini içeren iki mektup göndermişti .

Her iki mektuba kısmen de olumlu cevap almıştı. Sultan Süleyman, Erzurum’da iken mektuplar Şah’a ulaşmıştı. Osmanlı padişahının yeniden Nahçivan üzerine yürüyerek Erdebil’i gelme ihtimali karşı Şahkulu adındaki elçisini hemen göndermişti . Şahkulu Kaçar Ağa, Sultan Süleyman’ın huzuruna kabul edilmiş ve barış için görüşme yapılması uygun görülmüştü .

Barış için gelen safevî elçilik hayeti Erzurum Beylerbeyi Ayas Paşa tarafından karşılanarak Amasya’ya uğurlanmıştır . Nihayetinde 1 Haziran 1555 tarihinde Osmanlılar ile Safevîler arasında yapılan Amasya Anlaşması imzalanmıştı . Böylelikle Muhteşem Süleyman devrinde Erzurum ve havalisinde sükûnet sağlandı.

XVI. yüzyılın ortalarında meydana gelen şehzadeler arasındaki mücadele Erzurum’da kendini hissettirmişti. Başlangıçta Şehzade Bayezid ile Şehzade Selim arasında soğuk rüzgârların estiği bu iktidar mücadelesi 1559 yılında sıcak çatışma haline dönüşmüştü . İki şehzade arasındaki kıyasıya gerçekleşen iktidar mücadelesi, Erzurum ve havalisinde hareketli günlerin yaşanmasına neden olmuştu . Şehzade Selim’e karşı askeri bir harekât neticesinde başarısız olan akabinde asi ilan edilen Şehzade Bayezid, Amasya sancağına çekilmişti. Burada tutunamayacağını anlayan Bayezid, babası Sultan Süleyman nezdinde affedilmesi için yaptığı girişimlerin engellenmesi üzerine İran topraklarına doğru hareket etmişti.

Bir taraftan doğuya doğru ilerleyen Şehzade Bayezid diğer taraftan da babası tarafından affedilmeyi beklentisindeydi. Özellikle çok güvendiği Lala Mustafa Paşa’nın aleyhinde hareketleri iyiden iyiye gözden düşmesine sebep olduğu gibi yakalanması için peşinden kuvvet sevk edilmişti .

Bu arada Erzurum’a gelen şehzade, Ayas Paşa tarafından karşılandı . Merkezin açık talimatına karşı Erzurum Beylerbeyi Ayas Paşa, Osmanlı hanedan üyesine karşı oldukça hoş bir karşılamada bulunmuştu. Ayas Paşa, şehzadenin affedilmesi için girişimlerde bulunurken şehzadeye de teskin edici konuşmalar yapmıştı .

Kanuni Sultan Süleyman’ın Bayezid hakkında tavrı netti. Bir an önce yakalanmasını arzu etmekteydi. Zira İran’a iltica etmesi, Sultan Süleyman’ı düşündürmekteydi. En büyük ümidi ise şehzadenin bir an önce özellikle Erzurum’da tevkif edilmesiydi. Ancak Şehzade Bayezid, Erzurum’da sıcak bir ilgiye mazhar olduğu gibi sair ihtiyaçları dahi karşılanmıştı . Bayezid, babasının tavrı karşısında yapılan girişimlerden bir netice alamamıştı. Artık Erzurum’da kalamayacağından İran topraklarına doğru yürüyüşüne devam etmişti.

Şehzade Bayezid, Erzurum’dan ayrılarak Safevi Sultanlığı’na iltica edince Erzurum Beylerbeyi Ayas Paşa, önce görevden azledilmiş daha sonra ise katledilmişti . Sultan Süleyman devrinin dikkat çeken bürokratları içerisinde yer alan Ayas Paşa, Erzurum’da hayır müesseselerinin inşasına ve şehrin onarımına gayret etmiştir.

Şehzade Bayezid’in firarinden sonra iki yıl süresince Erzurum’un da dâhil olduğu coğrafya’da olağanüstü tedbirler alınmıştı. Şehzade Bayezid’in olması muhtemel bir askeri harekâtına karşı alarma geçen Osmanlı sınır kuvvetleri, Erzurum’da konuşlanmışlardı. İran’a yaptırım kapsamında yapılan ticari tedbirler, Erzurum üzerinden gerçekleştirilmişti .

Muhteşem Süleyman Devrinde Erzurum’da İdari Yapılanma

Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534’deki Irakeyn seferinin sonunda devletin doğudaki sınırları genişlemişti. Alınan yerlerle birlikte Safevîlerin ve Gürcülerin topraklarına doğru ilerleme gerçekleşmişti. Ele geçirilen havalinin, Sivas’a yirmi sekiz, Diyarbekir’e on beş konak mesafede olması, özellikle Rum beylerbeyliği açısından birtakım askerî ve idarî güçlükler oluşturması kaçınılmazdı. Gerçi Erzincan-Bayburd beylerbeyliği resmî olarak mevcut ise de herhangi bir fonksiyonu olmadığından doğudaki uç bölgeleri için Erzurum beylerbeyliği vücuda getirilmiş ve Mehmed Han beylerbeyliğe tayin edilmişti.

1545 yılında itibaren Erzurum eyaletini merkezi olan Erzurum şehri, oldukça geniş bir nüfuz sahasına ulaşmıştı. Muhteşem Süleyman devrinde Osmanlı ilerleyişi ile birlikte eyaletin günümüz şartlarındaki nüfuz sahası; Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Erzurum, Gümüşhane ve Tunceli, kısmen Ordu (Merkez, Perşembe, Ulubey, Gölköy ve Mesudiye), Tokat (Reşadiye kazâsı), Sivas (Koyluhisar, Suşehri ve İmranlı ile kısmen Zara kazâları), Elazığ (kısmen Merkez ve Keban kazâları), Bingöl (Karlıova, Kiğı, Solhan, kısmen Merkez kazâları), Muş (Varto, Bulanık ve Malazgird kazâları), Ağrı (Patnos, Tutak ve Hamur ile kısmen Merkez ve Eleşgird kazâları) ve büyük bir kısmı ile Kars vilâyeti ile bugün hudutlarımız dışında bulunan Batum ve Poti’ydi .

Erzurum şehri eyalet merkezi olması yanında, 1545 yılından itibaren beylerbeylerinin ikamet etmeleriyle Paşa Sancağı statüsü kazanmış ve idaresi de beylerbeyine bırakılmıştı. Böylesine geniş bir sahada yer alan Erzurum eyâletinin, 1556’da sancak sayısı yirmi altıydı. Eyâletin ihtiva ettiği sancaklar; Paşa (Erzurum), Karahisar-ı Şarki, Trabzon, Hınıs, Ardanuç, Pasin, Batum, Faş, Şavşad, İspir, Büyük Ardahan, Kız-ucan, Kiğı, Mamervan, Tekman, Çemizgezek, Oltu, Pertek, Tortum, Kars, Acara-deresi, Mazgird, Livane, Sağman, Tavuskar, Peneskird ve Pertekrek’ti .

Muhteşem Süleyman Devrinde, Osmanlıların doğu sınırlarında meydan gelen değişiklik akabinde idari yapılanmasında da değişiklik gerçekleşmişti. Bu minvalde eyalet olarak teşekkül olunan Erzurum’da tespit edildiği kadarıyla on beş beylerbeyi görev yapmıştı .

Mehmed Han, Ferhad Paşa, Ali Paşa ve Musa Paşa, Erzurum şehri henüz tam anlamıyla yerleşim için uygun koşullara sahip olmadığından şehir dışında başka bir şehirde ikamet etmek zorunda kalmışlardır. Ancak gerek Safevi ve gerekse Gürcü saldırılarına tedbir bağlamında Temerrüd Ali Paşa’nın beylerbeyliğinin ikinci yılından itibaren şehirde kalmaları uygun görülmüştür. 1545 yılından itibaren beylerbeyi atananlar, Erzurum şehrinde kalmışlardır .

KANUNI SULTAN SÜLEYMAN DEVRİNDE ERZURUM BEYLERBEYLERİ

Beylerbeyi Görev Yılları
(Dulkadirli) Mehmed Han 1535 – 1539
Ferhad Paşa 1539 – 1541
(Hadım) Ali Paşa 1541 – 1542
(Kızıl Ahmedlü) Musa Paşa 1542 – 1544
(Temerrüd) Ali Paşa 1544 – 1548
Ulema Paşa 1548 – 1548
(Tekeli) Mehmed Paşa 1548 – 1549
(Kara Şahin) Mustafa Paşa 1549 – 1550
(Çerkes) İskender Paşa 1550 – 1553
Ayas Paşa 1553 – 1559
Mustafa Paşa 1559 – 1562
Lala Mustafa Paşa 1562 – 1563
(Temerrüd) Ali Paşa (İkinci Defa) 1563 – 1564
(Koca) Sinan Paşa 1564 – 1565
Ali Paşa 1565 – ?
Şehzade Bayezid’e yardım ettiği gerekçesiyle önce azıl daha sonra katledilen Ayas Paşa, Sultan Süleyman Devrinde atanan beylerbeyleri arasında en fazla süre vazife başında kalandı. Beylerbeyliği dönemi içerisinde gelirlerinin büyük kısmını emrinde çalışan görevlilerin geçimine ayırmış, geri kalanının bir kısmını da Erzurum’da bazı hayır müesseselerinin inşasına ve bazı yerlerin onarımına sevk etmiştir .

Muhteşem Süleyman Devrinde Erzurum Şehri’nin Fiziki Yapılanması

Sultan Süleyman devrinde doğudaki sınırların güvenliği için Erzurum’un müstahkem konuma gelmesine özen gösterilmiştir. Selçuklular zamanındaki gibi yönetim ve ticaret merkezi özelliğini devam ettiren şehir, doğudan gelebilecek saldırılar için bir set görevi üstlenmiştir. Erzurum şehrinin, Osmanlı idaresi altındaki durumu hakkında fikir sahibi olabilmek açısından fiziki pozisyonu değerlendirmek gerekir. Özellikle Kanunî Sultan Süleyman zamanında şehir kimliğine yeniden kazanan Erzurum’da hummalı bir şekilde imar faaliyetlerinin yürütüldüğü görülmektedir.

MAHALLELER:
Erzurum şehrindeki gelişimi takip edebilmek gayesiyle şehirlerin çekirdeğini teşkil eden mahalle üzerinde durulmuştur. Erzurum Şehri’ne ait mahalleler, Türk-İslam şehirlerinde olduğu gibi şehrin çekirdeğini teşkil etmektedir. Osmanlı hâkimiyetiyle birlikte mahallelerin durumu sistematik bir şekilde tespit edilebilinmektedir. 1520 yılında on iki ve 1540’da yirmi yedi mahalle vardı.

Muhteşem Süleyman devrinde yapılan imar ve iskân faaliyetleri neticesinde, şehirdeki fiziki büyüme mahalle ölçeğinde fark edilmektedir.

XVI. YÜZYILDA ERZURUM MAHALLELERİ (1520 1540)

Ahi Pir Mahmud Zaviyesi Abbas Derviş Zaviyesi
Baba Kulu Zaviyesi Ahi Eyvâd
Edhem Şeyh Zaviyesi Ak Şeyh Zaviyesi
Erzincan-kapı Alaca Kilise
Hasan-ı Basrî Zaviyesi Baba Kulu Zaviyesi
Hasan Şeyh Zaviyesi Cami-i Kebir
Haydarîhâne Zaviyesi Edhem Şeyh
Kân-kapı Erzincan-kapı
Kılıç-oğlu Zaviyesi Hasan-ı Basrî Zaviyesi
Melik Saltuk Zaviyesi Hasan Şeyh Zaviyesi
Tebriz-kapı Haydarîhâne
Ziyad-oğlu Zaviyesi Kalem-oğlu Zaviyesi
– Kân Kapı
– Kara Kilise
– Kılıç Derviş Zaviyesi
– Kırkçeşme
– Mansure
– Mehdi Baba Zaviyesi
– Mekeç-oğlu
– Melik Saltuk Zaviyesi
– Mirza Mehmed Mescidi
– Ser-gerdân Tepesi
– Sülûk
– Şeyh Süle
– Tabbağan
– Tebriz-kapı
– Yakutiye

PAŞA SARAYI:
Beylerbeyi, ailesi ve kapı halkı ile birlikte şehirde kendisine tahsis edilmiş bir mekânda (Paşa Sarayı) kalmışlardı . Eyâlete ait işlerinin yürütülmesinde, şehirle ilgili sorunların görülmesinde ve zaman zaman reâya ile askerî kesim arasında meydana gelen anlaşmazlıkların çözülmesinde müracaat edilen Paşa Sarayı, teorik olarak herkes tarafından bilinen bir mevkideydi. 1535 yılında Erzurum eyâleti kurulmasına rağmen, beylerbeyleri 1544’e kadar Erzincan ve Bayburd’da ikamet etmişlerdi . 1544’ten sonra Erzurum’da kalmaya başlayan beylerbeyi için, 1563 senesinden önce Kanunî Sultan Süleyman tarafından Lala Mustafa Paşa Camii’nin karşısında müstakil bir saray yaptırılmıştı .

CAMİLER:

Camiler, diğer Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi, Erzurum’da da fizikî yapının ayrılmaz bir parçasıydılar. Kanunî Sultan Süleyman zamanında imar faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirde, yeni yapılan camilerin yanı önceki dönemlere ait olanların da faaliyetlerinin aksamadan devam etmesine özen gösterilmiştir.

ALİ PAŞA CAMİİ:
Ali Paşa Mahallesi’nde ahşap direkli ve son cemaat yeri toprak dam örtülü cami, Erzurum beylerbeyi Ali Paşa tarafından 974/1566 yılında yaptırılmıştı

AYAS PAŞA CAMİİ:
Ayas Paşa mahallesinde caddesi üzerindeki cami, 966/1559’da Erzurum beylerbeyi Ayas Paşa tarafından inşa ettirilmişti. Ahşap sütunlar üzerine oturan son cemaat yeri ve içten ahşap, dıştan toprak dam örtülü ibadet mekânından müteşekkil cami, toprak dam örtülüydü . Caminin doğusunda bugün yerinde işhanı olan hamamın olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır.

CAMİ-İ KEBİR / ULU CAMİ:
Şehirdeki en eski camilerden olan Cami-i Kebir (Ulu Camii), 575/1179 yılında Saltukoğulları’ndan Ebü’l-Feth Melik Muhammed tarafından inşa edilmişti . Tebriz-kapıda Çifte Minareli medresenin batısındaki caminin 1540 yılında vakıfları harabe hamamdı .

MUSTAFA (LALA) PAŞA CAMİİ:
Osmanlı dönemine ait ilk eserlerden olan cami, Erzurum beylerbeyi Lala Mustafa Paşa tarafından 970/1562 senesinde yaptırılmıştı . Paşa sarayının karşısındaki caminin vakıfları çoğunlukla şehir dışındaydı. Mustafa Paşa, cami için Şavşad, Livane, Pertekrek sancağında züema, sipahi, ocak erleri, Gürcü beyleri ve Anzavurların mülklerini satın alarak vakfetmişti. Bunlar arasında; köyler, bağlar, bahçeler, değirmenler ve tarlalar vardı . Ayrıca, şehir içerisinde Muytâplar çarşısında beş ev, Paşa sarayı yakınlarında muhtelif evler, 10 dükkân, 10 mağaza, cami yakınlarında 26 dükkân, büyük bir ahır ve beş oda da vakfa aitti .

Bulgar Ahmed Sarayı olarak bilinen yerde, Kanunî Sultan Süleyman tarafından bir cami yaptırılmıştı. Fakat zaman içerisinde harabe haline gelen cami, zimmî tâife tarafından kiliseye çevrilmişti. Bunun üzerine kilise haline getirilen caminin yeniden eski haline getirilmişti . Günümüzde, bahsi geçen eserden herhangi bir iz yoktur.

Kanunî Sultan Süleyman Zamanında Erzurum Şehri’ndeki Camiler

Caminin Adı Mahallesi Tarihi
Ali Paşa Ali Paşa 1566
Ayas Paşa Ayas Paşa 1559
Boyahâne Bakırcı 1566
Cami-i Kebir / Ulu Cami Cami-i Kebir 1179-1180
Lala Mustafa Paşa Lala Paşa 1562-1563
Yeni Cami / Kurşunlu Mirza Mehmet XVI. yüzyılın ikinci yarısı

KİLİSELER:

Erzurum’da Gayr-i Müslim ahalinin ibadetlerini yerine getirdikleri kiliseler hakkında sınırlı sayılabilecek derecede bilgi bulunmaktadır. 1540 yılında şehirde; Kara kenise ve Alaca kenise isminde iki tane kilise olup Kara kenise harabe bir durumdaydı .

MEDRESELER:

Önemli kültür merkezleri arasında sayılan Erzurum’da, daha önceki dönemler de olduğu Kanunî Sultan Süleyman zamanında medreselerin fonksiyonlarını yerine getirmesine çalışılmıştır.

AHMEDİYE MEDRESESİ:
Murat Paşa mahallesindeki medrese, 1314-1323 tarihinde Gani Ahmed bin Ali bin Yusuf tarafından inşa edilmişti. İlhanlı dönemine ait medrese, Osmanlılar zamanında da eğitim hizmetine devam etmişti . Arşiv kayıtlarda Sultaniye Medresesi olarak da zikredilen yapının 1540 yılında; yıllık geliri 1000 akçelik bir çiftlik, harabe bir hamam ve yıllık kirası 60 akçe olan bir değirmeni vakıf gelirleri arasındaydı .

ÇİFTE MİNARELİ/ HATUNİYE MEDRESESİ:
Tebriz-kapı civarındaki dış-kale surlarının doğu duvarlarına bitişik medrese, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın kızı Hûndi Hatun tarafından 1250’li yıllarda yaptırıldığı düşünülmüştür . Ancak son yıllarda yapılan incelemeler neticesinde medresenin XIII. yüzyılın sonlarına doğru, 1290’larda İlhanlılar tarafından yaptırıldığı anlaşılmıştır .
1680 m2‘lik bir alan üzerindeki iki katlı medresenin alt katında 14, üst katında 28 tane olmak üzere toplam 42 odası mevcuttu. Günümüze kadar ulaşabilen bu kıymetli eser, şehrin sembolü mahiyetindedir. İlhanlılardan itibaren eğitim hizmeti veren medrese, Osmanlı idaresi altında da fonksiyonuna devam etmişti. 1540 yılında medrese vakfının harabe bir hamamı mevcuttu .

YAKUTİYE MEDRESESİ:
Şehirdeki gösterişli yapılardan olan medrese, İlhanlı hükümdarı Sultan Olcayto zamanında Cemaleddin Yakut Gazanî tarafından 710/1300’de yaptırılmıştı. 1286 m2 lik bir alan üzerindeki medrese, günümüzde Lala Mustafa Paşa Camii’nin batısında sağlam bir şekilde durmaktadır. İlhanlı devrine ait medresenin güney eyvanında yerden iki metre yukarıda ikişer satır halindeki taş kitabesinde medrese vakıfları yer almaktadır . 1540 yılında şehir merkezinde harabe bir hamam ve iki tane de kervansaray medresenin vakfıydı .

ZAVİYELER:

Erzurum şehrinin, fizikî yapısının oluşumunda önemli bir fonksiyonu yerine getirmişlerdi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasından itibaren zaviyeler; yeni fethedilen memleketlerin şenlendirilmesinde, imar ve iskânında etkin bir rol oynamışlardı .

Osmanlı idaresinin ilk yıllarında, Erzurum’da, 1520 yılında 9 tane zaviye vardı. Ahi Pir Mahmud, Baba Kulu, Edhem Şeyh, Hasan-ı Basrî, Hasan Şeyh, Haydarîhâne, Kılınç-oğlu, Melik Saltuk ve Ziyadoğlu zaviyeleri bulundukları mahallelere isimlerini verdikleri gibi, bayındırlık faaliyetlerinde etkili olmuşlardı .
Sultan Süleyman zamanında şehrin mamur bir hale gelmesi için hizmet veren zaviye sayısında artış olmuştu. Daha ziyade sur dışındaki mahallelerdeki zaviye sayısı on ikiydi.

1540 yılı itibariyle Abbas Derviş, Ak-Şeyh, Baba Kulu, Hasan-ı Basrî, Hasan Şeyh, Kalem-oğlu, Kılınç Derviş, Mehdi Baba ve Melik Saltuk zaviyeleri ki bulundukları mahallelere isimlerini vermişlerdi. Ebu İshak Kazerûnî, Gâib Er ve Abdurrahman Gazi zaviyeleri ise müstakil olarak kaydedilmişlerdi .

ABDURRAHMAN GAZİ ZAVİYESİ:
Palandöken dağının eteğinde, sahabe-i kirâm zevi’l-ihtiramdan Seyyid Abdurrahman Gazi alemdar-i sâni hazret-i fahrü’l-enâm-ı aleyh efazlu’l-salâvât ve’l-islâm hazretlerinin türbesine izafeten kurulan zaviye, Erzurum’daki en eski zaviyelerdendi . Seyyid Abdurrahman Gazi, Seyyid Abdurrahman, Seyyid Abdurrahman Dede, Seyyid Abdurrahman Çelebi, Gazi Abdurrahman Çelebi, Abdurrahman Çelebi Dede ve Abdurrahman Dede isimleriyle anılan zaviyenin kanuni Sultan Süleyman zamanında vakıfları arasında; senelik geliri 920 akçe olan bir çiftliği ile şehirde bir tarlası vardı .

EBU İSHAK KAZERUNİ ZAVİYESİ:
Erzurum’daki en eski zaviyelerden olan Ebu İshak Kazerûnî, Cami-i Kebir mahallesindeydi. Günümüzde faaliyet halinde olmayan zaviyenin arkasındaki türbe pek çok kişi tarafından ziyaret edilmektedir. 1540 yılında basit bir mimari yapısı olan zaviyenin vakıfları; Sultan Süleyman tarafından bağışlanmış ve yıllık geliri 1440 akçe olan bir çiftlik ile Tebriz-kapı yakınlarında harabe bir hamamdı .

HASAN-İ BASRİ ZAVİYESİ:
Sultan Süleyman devrine ait kayıtlarda; 1540 yılında zaviyenin vakıfları arasında Kanunî Sultan Süleyman tarafından bağışlanan 1440 akçelik yıllık geliri olan bir çiftlik vardı .

HAMAMLAR:

Tarihi geçmişi oldukça eskilere dayanan hamamlar, İslam kültürünün vazgeçilmez unsurlarındandı . Temizliğe önem veren İslam’ın etkisi ile hamam yapımına ehemmiyet verilmişti . Bu noktada Osmanlı Devleti oldukça hassas bir politika takip etmiştir. Kanunî Sultan Süleyman zamanında imar ve bayındırlık faaliyetleri kapsamında yapılan eserler arasında hamamlar dikkat çekmektedir.

AYAS PAŞA HAMAMI:
1559 yılında Erzurum beylerbeyi Ayas Paşa tarafından yaptırıldı . Ayas Paşa mahallesinde bulunan hamam hakkında fazla malumat olmamasına karşılık, eserin güney istikametinde dükkânlarla hamamcıya ait bir ev vardı . Osmanlı dönemine ait en eski eserlerden birisi olan hamamın yerinde bugün vakıf işhanı bulunmaktadır.

BOYAHANE HAMAMI:
1566 yılında Hacı Emin Paşa tarafından yaptırılan hamam, erkekler ve kadınlar tarafından istifade edildiğinden, çifte hamam da denilmektedir. Günümüzde Bakırcı mahallesinde bulunan hamam, amacına uygun bir biçimde faaliyete geçmiştir .

LALA MUSTAFA PAŞA / ÇÖPLÜK HAMAMI:
Günümüzde Narmanlı mahallesinde bulunan hamam, Tebriz-kapı yakınlarındaydı . Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan hamam, Çöplük hamamı olarak da anılmıştır.
Halk tarafından aktarılan bilgi ışığında hamamın civarında çöplük olmasından dolayı, çöplük hamamı ismi verilmişti. Ancak, çöp toplanması, halk sağlığı açısından ciddi problemler teşkil ettiğinden, şehirlerdeki çöplerin büyük bir kısmı hamam kazanlarında yakıt olarak kullanılmıştı.
Bundan dolayı kazanlarında çöp yakılan hamamlar, çöplük hamamı ismiyle anılmışlardı. Dolayısıyla Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan hamama, Çöplük hamamı denilmesi kazanlarında çöplerin yakılarak değerlendirilmesinden dolayıdır . Şehirdeki en eski hamamlardan birisi olan yapı, halen faaliyettedir.

ÇEŞMELER:

İslamiyet’te suyun temin edilmesi, en hayırlı işlerden birisi olarak kabul edilirdi. Bunun için durumu müsait olanlar, şehirde hayrat amacıyla çeşmeler yaptırmışlardı .

Osmanlı şehirlerinin simgesi haline gelen cami, bedesten gibi çeşmelerin de fizikî çehrenin oluşmasına katkıları olmuştu. Kanuni Sultan Süleyman zamanında da çeşme yapımına ehemmiyet verilmişti.

AYAS PAŞA ÇEŞMESİ:
Çeşme, Ayas Paşa Camii’nin önünde inşa edilmişti. Osmanlı dönemine ait en eski mimari eserlerden birisi olarak kabul edilen çeşme, XVI. yüzyılda yaptırılmıştı. Kitabesi mevcut olmayan çeşme, sağlam bir şekilde faaliyettedir.

KIRK ÇEŞME:
Ayas Paşa mahallesinde ve Kırkçeşme hamamının yakınında bulunmaktadır. Ancak çeşme kitabesi günümüze kadar ulaşamamıştır. Çeşmenin, Kanunî Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Rüstem Paşa tarafından 1552 yılında yaptırılmıştı . Bugün dahi çeşme sağlam bir şekilde olup suyu akmaktadır.

ŞABAHANE / ŞAFİİLER ÇEŞMESİ:
Tebriz-kapı semtinde Şafiiler Camii’nin altındaki çeşmeler, Kanunî Sultan Süleyman döneminde 1556 yılında Yakup isminde bir hayırsever tarafından yaptırılmıştı. Bugün dahi çeşme sularından istifade edilmektedir.

RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI / TAŞHAN:
Rüstem Paşa kervansarayı ya da Taş han olarak bilinen yapı, günümüzde Ayas Paşa mahallesindedir. Kanunî Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa tarafından 1555-1560 yılları arasında yaptırıldığı kabul edilmektedir. Muntazam kesme taştan ve iki katlı olan han; imarethâne, mescid, tabhâne (Dinlenme yeri), bezirgân dükkânları ve ahırları ile şehirdeki en müstahkem han konumundaydı.

XVI. yüzyılda Rüstem Paşa, Kanunî Sultan Süleyman’ın veziriazam olduğu gibi damadı da olmuştur . Rüstem Paşa, Erzurum’da tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1555-1560 yılları arasında bir kervansaray yaptırdığı tahmin edilmektedir . XVI. yüzyılda şehirdeki imar faaliyetlerine iştirak eden veziriazam, yaptırdığı kervansarayla şehrin ticaret hayatına fevkalade önemli bir katkı sağlamıştır. İki katlı kervansaray; misafirler için dinlenme yeri, mescid, imarethâne, bazirgan dükkânları ve ahırlardan müteşekkil müstahkem bir yapıydı .

Muhteşem Süleyman Devrinde İskân:

Erzurum şehrinin 1520 yılına ait resmi kayıtlarda;“hâli ve harab olmağın timara virülmeyüb dahil-i muhasebe değildir” şeklinde tanımlanmıştı. Kanunî Sultan Süleyman’in iktidarı öncesinde şehirde meskûn nüfusun olmadığı kanaati olmuşsa da aynı belgede; on iki mahalle ve 15 000 akçe gelirin olduğu kaydedilmişti . Dolayısıyla kesin sayısı belli olmamakla birlikte, şehirde ikamet eden nüfusun varlığı anlaşılmaktadır.

Kanuni Sultan Süleyman, 1534 yılında Irakeyn Seferi sırasında uğradığı Erzurum’u 1535’te beylerbeylik olarak ihdas etmişti . Sultan Süleyman, 1535 senesinde Tebriz’den ayrılırken Sünni ahaliden isteyenlerin Erzurum’a gitmelerine olanak dahi tanımıştı . Böylelikle Sultan, bir yıl önce imarı için talimat verdiği Erzurum şehrinin şenlendirmesine katkı sağlamak gayesiyle nüfus sevkiyatında bulunmuştur.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında şehrin yavaş yavaş iskân edildiği anlaşılmaktadır . “Vilayet-i mezbure müceddeden kitâbet olındıkda ol hâli ve harâb olan kûranın ahâlisinden ba’zı kayd-ı hayâtda olanları Hazret-i Hüdavendigar-ı gerdün iktidarün eyyam-ı ‘adaletinde vilâyet emn ü eman üzre asûde hal olmağla gelüb her biri yerlü yerlerinde mütemekkin olub şenlenüb” ifadesinde de şehirde bir nüfus hareketliliği gözlenmektedir. Erzurum kalesi tamir edildiği gibi daha fazla insanın güvenli bir şekilde hayatını devam ettireceği bir yerleşim birimi haline getirilmeye çalışmıştır. 1539 – 1541 yılları arasında Hisar eri ve Gönüllülerin kale içindeki evlerde ikamet edebilmelerine olanak sağlandı .

1540 yılına ait kayıtlara bakıldığında şehirdeki 27 mahallede 21 Müslüman hâne yanında vergiden muaf zaviye görevlileri ile zemin ve çiftlik tasarruf edenler de göz önüne alındığında toplam 76 hâne kayıtlıydı . Genelde nüfus sayısı için kabul gören bir hanenin beş kişiden meydana geldiği görüşünden hareket edildiğinde Erzurum şehri için 76 x 5 = 380 rakamına ulaşılmaktadır. Vergi veren nüfusun yanında vergiden muaf olanların da dâhil edilmesi ile şehirdeki nüfus; 500 civarındaydı.

1520 ile 1540 yılları arasında şehir nüfusunun oldukça az olmasında 50–60 yıldan beri devam eden Kızılbaş İstilası’nın etkisi olsa da bayındırlık faaliyetleri neticesinde şehir nüfusunun 1540 ile 1555 tarihleri arasında muhtemelen 2 000 ile 3 000 civarında bir rakama ulaştığı söylenebilir .

Netice itibariyle Osmanlı Sultanı Muhteşem Süleyman kırk altı yıllık saltanatı süre içerisinde Erzurum şehrini üç defa ziyaret etmiştir. 1534 yılında terk edilmiş ve harap bir görüntü içerisinde olan şehri bir an önce mamur bir görünüme sahip olması için olağanüstü bir gayret sarf etmiştir. Şehirde süratli bir şekilde imar işleri devam ederken dışarıdan nüfus sevkiyatında da bulunarak şehrin şenlendirilmesi katkı sağlamıştır. Nitekim Sultan Süleyman’ın girişimleri neticesinde Erzurum, Osmanlıların en mümtaz ve stratejik bir şehri haline gelmiştir.erzurum 3

Advertisements

TAYİP ERDOĞAN’IN BALKON KONUŞMASI


TAYİP ERDOĞAN’IN BALKON KONUŞMASI
TAYİP ERDOĞAN’IN BALKON KONUŞMASI
cumhurbaskani-erdogan-dan-tarih-balkon-konusmasi-1529888800
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarihi zaferin ardından Ankara’daki AK Parti Genel Merkezi’nde tarihi bir balkon konuşması gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, „Şahsıma, ittifakıma ve partime güvenen tüm kardeşlerime, milletime şükranlarımı sunuyorum. Cumhur İttifakı’nın bir diğer kanadı olan Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı sayın Bahçeli’ye ve MHP’nin tüm mensuplarına teşekkür ediyorum. Aynı şekilde merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun yadigarı Alperenlere teşekkür ediyorum. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun sandığa giderek, demokratik hakkını kullanan her vatandaşıma teşekkür ediyorum.“ dedi.

Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Seçimi’nin ardından İstanbul’daki programını tamamlayarak Ankara’ya gelen Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nin balkonundan vatandaşlara hitap etti.

Konuşmasına „Sevgili milletim“ ifadesini kullanarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm vatandaşları selamladı.

Vatandaşların, „Dik dur eğilme bu millet seninle“ şeklindeki sloganları üzerine Erdoğan, „Hiç endişeniz olmasın, beşer planında hiçbir gücün önünde eğilmedik. Sadece ve sadece Allah’ın huzurunda rükuda ve secdede eğildik.“ karşılığını verdi.

Erdoğan, biraz daha erken bir saatte Ankara’da olmayı planladığını ifade ederek, „İstanbul’da Cumhurbaşkanlığı Konutu’nda yaşanan elim bir kazada küçük bir evladımız ağır bir yaralanma geçirdi. Onu hem hastanede ameliyata girinceye kadar doktorlarla şöyle bir hasbihal ettim, aileyle bir arada oldum ve ondan sonra izinlerini alarak Ankara’ya rücu ettik. Gereken müdahaleler yapılıyor, şu anda ameliyattalar. Rabbimin bu evladımıza – 7 yaşında – Şafi ismi şerifiyle muamele etmesi için sizlerden de dua istiyorum.“ diye konuştu.

„Vandallara ve ihanet çetelerine hep birlikte karşı koyduk“Coşkuları, sevgileri, destekleri ve havalimanından genel merkeze kadar yol boyunca karşılama töreni sebebiyle Ankaralılara şükranlarını sunan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

„Sizler 3 Kasım 2002 seçimlerinde yanımızdaydınız, bizi iktidara taşıdınız. Durmadınız, ‚Durmak yok, yola devam.‘ dediniz, ‚Bu şarkı burada bitmez.‘ dediniz. Sizler 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yanımızdaydınız, vesayete karşı hep birlikte mücadele ettik. Sizler 12 Haziran 2011 seçimlerinde yanımızdaydınız, ülkemize hep birlikte çağ atlattık. Sizler Gezi olaylarında, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişiminde, cumhurbaşkanlığı seçiminde yanımızdaydınız. Vandallara ve ihanet çetelerine hep birlikte karşı koyduk. Sizler 2015 seçimlerinde, özellikle 1 Kasım’da yanımızdaydınız. Ellerini ovuşturarak Türkiye’nin diz çökmesini bekleyenlere derslerini hep birlikte verdik.

Sizler 15 Temmuz darbe girişiminde buradaydınız, genel merkezimizi bombalamaya, işgale gelmek isteyenler oldu. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin çevresindeydiniz, buradaydınız, Meclis kavşağındaydınız, Ankara Emniyetinin önündeydiniz, Kahramankazan’daydınız, Gölbaşı’ndaydınız, velhasıl nerede bir darbeci varsa hepsinin karşısında oldunuz. Feto ihanet çetesine ve onlarla birlikte hareket edenlere sokakları hep birlikte dar ettik. Ülkemizi, bayrağımızı, ezanımızı, özgürlüğümüzü, namusumuzu darbecilerin pençesinden hep birlikte kurtardık. Nereye kaçtılar? Amerika’ya. Şimdi ölçüye bakıyorum, Amerika’daki oylara bakıyorum, oradan ana muhalefete bayağı oy gelmiş. Halep oradaysa arşın sandıkta.“

Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşların 16 Nisan 2017’de gerçekleştirilen halk oylamasında sandıktaki iradeleriyle yine kendi yanlarında bulunduğuna işaret ederek, „Bugün ülkemizin gelecek yarım asrının, bir asrının belirleyicisi olan 24 Haziran seçimlerinde yine yanımızda oldunuz.“ dedi.

„Siz tarih yazıyorsunuz, asırlar sizi çok farklı anacak“

Seçim sonuçlarının hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz eden Erdoğan, şunları söyledi:

„Bu seçimin galibi demokrasidir, milli iradedir, milletimizin bizatihi kendisidir. Bu seçimin galibi 81 milyon vatandaşımızın her bir ferdidir. Türk siyasi tarihinin en yüksek katılımlı serbest seçiminde sandığa giderek bu demokrasi şölenine katılan tüm vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. Siz tarih yazıyorsunuz, asırlar sizi çok farklı anacak. Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde seçimler bizdekinin yarısını bile bulmayan katılımlarla yapılıyor. Türk milleti sandığa, sandıkta tezahür ettirdiği iradesine sahip çıkarak, demokrasiye ve onun ayrılmaz bir parçası olan haklarına ve özgürlüklerine ne kadar önem verdiğini bu seçimde tekrar göstermiştir. Dün darbecilerin tanklarını, toplarını, uçaklarını, helikopterlerini, silahlarını çıplak elleriyle durduran bu millet bugün aynı ellerle istiklaline ve istikbaline sahip çıkmıştır.“

Türkiye’nin 24 Haziran gecesini geleceğine bu sabah olduğundan çok daha fazla güvenle bakarak tamamlayacağını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

„İşte Yüksek Seçim Kurulu Başkanı az önce bu seçimin galibinin salt çoğunlukla Erdoğan olduğunu açıklamıştır. Bildiğiniz gibi en yakın arkadaşımızla aramızdaki fark – baktınız değil mi- 20 puanın üzerinde, 22 puan. Şahsıma, ittifakıma ve partime güvenen tüm kardeşlerime, milletime şükranlarımı sunuyorum. Cumhur İttifakı’nın bir diğer kanadı olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı sayın Bahçeli’ye ve MHP’nin tüm mensuplarına teşekkür ediyorum. Aynı şekilde merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun yadigarı Alperenlere teşekkür ediyorum. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun sandığa giderek, demokratik hakkını kullanan her vatandaşıma teşekkür ediyorum.“

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, „Milletimizin sandıkta partimize verdiği mesajı da aldık. Önümüzdeki dönem, milletimizin karşısına tüm bu eksikliklerimizi tamamlayarak çıkacağımızdan emin olunuz.“ dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nin balkonundan vatandaşlara hitabında, „Türkiye bu seçimde, pek çok yeniliğin yanı sıra partilerin ittifak tecrübesini de yaşamıştır. Görüldüğü gibi bu, hem partiler hem de ülkemiz açısından hayırlı bir tecrübe olmuştur.“ diye konuştu.

„Milletimizin sandıkta partimize verdiği mesajı da aldık“

Seçimlerde çalışan AK Parti teşkilatına teşekkür eden Erdoğan, „Gece demediniz, gündüz demediniz, koştunuz, çalıştınız, çabaladınız. Şunu da açıkça ifade etmek isterim; Milletimizin sandıkta partimize verdiği mesajı da aldık. Önümüzdeki dönem, milletimizin karşısına tüm bu eksiklerimizi tamamlayarak çıkacağımızdan emin olun.“ ifadelerini kullandı.

AK Parti’yi millet ile kurduklarına işaret eden Erdoğan şöyle devam etti:

„Bugünden sonra da gözümüz ve kulağımız yine milletimizde olacaktır. Hemen yarından itibaren, milletimize verdiğimiz sözleri yerine getirmek için koşturmaya başlıyoruz. Yeni yönetim sistemimizle ilgili hazırlıklarımızı büyük ölçüde tamamlamıştık. Televizyonlarda herhalde dinlediniz, takip ettiniz. Meclis toplanıp, cumhurbaşkanlığı yeminimizi yapana kadar, bu çalışmaları tekrar gözden geçirecek ve kemale erdireceğiz. Yemin töreninin hemen ardından da bakanlarımızı, bürokratlarımızı belirleyip programımızı uygulamaya başlayacağız. Türkiye’nin kaybedecek tek bir anının dahi olmadığı bilinciyle gece gündüz çalışacağız.“

Türkiye’nin bir demokrasi imtihanını daha tüm dünyaya örnek olacak şekilde geride bıraktığını ifade eden Erdoğan, „Milletimiz, sandıkta tercihini 16 yıldır olduğu gibi bu defa da kavgadan değil, hizmetten yana kullanmıştır. Kazanan demokrasimiz, kazanan hizmet siyaseti, kazanan milli iradenin üstünlüğü, kazanan Türkiye, kazanan Türk milleti, kazanan bölgemizdeki tüm mağdurlar, kazanan dünyadaki tüm mazlumlar olmuştur. Bizlere bugünleri gösteren Rabbimize hamd ediyorum. Bizleri, milletimize mahçup etmeyen Rabbimize hamd ediyorum. Bizleri, kalbiyle ve gözüyle ülkemizi takip eden kardeşlerimize mahçup etmeyen Rabbimize hamd ediyorum. Sizlerin sevgisine layık olabilmek için daha çok gayret gösterceğiz. Sizlerine güvenine karşılık verebilmek için daha çok ter dökeceğiz. Sizlerin desteğinin hakkını verebilmek için daha çok mücadele edeceğiz. Sandıkta bize verdiğiniz güçle, ülkemizi 2023 hedeflerine inşallah hep birlikte ulaştıracağız.“ şeklinde konuştu.

„Her bir vatandaşımızın huzurunu ve refahını daha ileriyle taşıyacağız“

Terör örgütlerinin üzerin çok daha kararlı bir şekilde gidileceğinin altını çizen Erdoğan, „Ülkemizin uluslararası alandaki itibarını çok daha yükseklere çıkartacağız. Bayrağımız, inşallah çok daha nazlı dalgalanacak. Ezanlarımız çok daha huşuyla okunacak. Her bir vatandaşımızın huzurunu ve refahını daha ileriyle taşıyacağız. Rabiamızı çok daha gür bir sesle ifade edeceğiz.“ ifadelerini kullandı.

„Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet“ vurgusu yapan Erdoğan, „Bunun için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep beraber kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.“ dedi.

Türkiye’nin tercihini demokrasisine, hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaktan, reformlarını devam ettirmekten yana kullandığını belirten Erdoğan şunları kaydetti:

„Türkiye tercihini, büyümeden, gelişmeden, kalkınmadan, yatırımdan, zenginleşmeden, her alanda dünyanın itibarlı, onurlu, sözü geçen bir ülkesi olmaktan yana kullanmıştır. Türkiye tercihini, 2023 hedeflerinden 2053 ve 2071 vizyonlarından yana kullanmıştır. Türkiye tercihini PKK’dan FETÖ’ye kadar tüm terör örgütleriyle kararlı bir şekilde mücadele etmekten yana kullanmıştır. Bu sonuçlar, aynı zamanda Suriye topraklarını özgürleştirmeye ve ülkemizdeki misafir kardeşlerimizin güvenle evlerine dönüş yollarını açmaya devam edeceğimizin ifadesidir. Bu sonuçlar, aynı zamanda Türkiye’nin dünyanın neresinde olursa olsun tüm mazlumların ve mağdurların elinden tutmaya devam edeceğinin ifadesidir.

„Demokrasideki hedeflerimize bir adım daha yaklaştığımızın ifadesidir“

Bu sonuçlar, aynı zamanda ülkemize kem gözle bakan terör örgütlerinden, küresel çıkar çevrelerine kadar herkesin karşısında dimdik durulacağının ifadesidir. Bu sonuçlar, aynı zamanda demokrasideki ve ekonomideki hedeflerimize bir adım daha yaklaştığımızın ifadesidir. Milletimiz bu seçim sonuçlarıyla o kadar çok çevreye, o kadar farklı mesajlar vermiştir ki, dünyanın tüm siyaset bilimcileri bir araya gelip yıllarca çalışsa yine de bunu zor çözer.“

Cumhurbaşkanı Erdoğan, „Böyle bir milletin mensubu, evladı olmakla ne kadar iftihar etsem, Rabbime ne kadar hamd etsem azdır. Şu güzel manzara için sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Seçim sonuçlarının, demokrasimize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum.“ dedi.

Erdoğan, alanda toplanan kalabalık ile beraber „Durmak yok, yola devam“ sloganı attı.

LGBT LILERE ÇAĞRI


LGBT LILERE ÇAĞRI
ibrahim yazgan
İbrahim Yazğan

Sevgili kunekler nermıkler toptopikler totoşlar totoşâlar toptopişeler fahişeler ve bilimum kıçı ile geçinen arkadan ezilmiş ezikler yandan altan arkadan yemişler yedirmişler bu çağrım sizedir ..

Bakın bu aralar ortakvatancıların gözdeleri sizlersiniz

Her yerde sizi kürdlere belediye başkanı vekil seçtirmek için büyük bir emek büyük bir çaba gösteriliyor sizin onur yürüyüşlerinize genel başkanlı katılımlar sağlayıp „“velevki ibneyiz““ diyecek kadar bir sahiplenme ve sizi bir önceleme durumu var

Diyeceksinizki hakkımız yok mu bunlara elbette var ama bir farkla yaşadığımız coğrafya avrupa yaşadığımız ülke norveç veya isveç olsaydı olabilirdi olmalıydı lakin bizim coğrafyamız ortadoğu yaşadığımız yer kürdistan olunca davada mazlum kürdlerin kürdistan davası gibi ulvi mukkades 200 yıllık 3 milyon şehitlik bir dava olunca olmaz zira burdaki en az ezilen zulme uğrayanlar en son sırada olması gerekenler sozlersiniz öncelikli değilsiniz

Peki sizi bu ortakvatancı çeteler niye böyle önceliyor biliyormusunuz sizin kıçlarınızla bu milli dava sulandırılıyor basitleştirilip gözden düşürülmek isteniyor

Malum bir kişinin özgürlük sınırı bir başkasının özgürlük sınırında biter diye genel geçer bir özgürlük kriteri vardır bu basit kural gereği sizin kıçınız bizim 200 yıllık 3 milyon şehitli davamızın içine sokulmak isteniyor ve bizde size kibarca sınır ihlali yapan kıçınızı burdan alın çekin diyoruz

Elbette biz kürdistancıların sizin özel tercihlerinize eğilimlerinize cinsel münasebetlerinize bir itirazımız yok bunu dilediğiniz gibi yaşama hakkınız var bunu demokrat tavır falan değil hayatın olağan akışına duyulan azami saygıdır

Sizlere karşı neden bu kadar agresif rejit bir dil kullanıp eleştirdiğimizi gerekçeleriyle kısadan hisse dilim döndüğünce anlatacam bu yazımda

Sizi buyur ettikleri o koltuklarda bu gün sizi oturtmaya çalıştikları o makamlarda bundan 40 yıl önceki asıl sahiplerinden bahsedeceğim

40 önce bu davanın o zamanki asıl sahiplerine diyarbakır cezaevinde bok yedirildi baba oğul bir birine tokatlattırıldı siz zevkine yada para karşılığında götünüzü elletirken bu insanların makatına cop sokuldu köpeklerle aynı külübede uyutuldular siz zevkten cıplak sevişirken yatarken o cezaevlerinde binlerce insan çıplak avlulara cıkarıldı onurları kırdırıldı
o cezaevletlrinden insanlar ölüm oruçlarına bedenlerini yatırıp bu barbarlığa bu zulme bu vahşete direndiler bu davanın birinci sahipleri bunlar

İkinci sahipleride bağımsizlık için kandirdiklari 100 bin yoksul kürd evladı 17 bin hain ajan diye kendi öldürdükleri suçsuz günahsız mazlum kürd

Üçüncü sahipleride köyleri evleri şehirleri yakılan yıkılan milyonlarca perişan edilen ihanete uğrayan kullanılıp bir kenara bir kirli mendil gibi bir peçete gibi fırlatılan insanlar

Ve size buyrun buralarda oturun diyiyorlar dileğiniz yere oturma özgürlüğünüz var oturduğunuz yerde diledığiniz hibi zıplama tepinme tepişme itişme sokma sokuşma hakkınız var ve bizi değil sizi bağlar ama siz bu ulusun davasının içinde merkezinde sulandirmak adileştirmek basitleştirmek için sayginliğinan halal getirmek gölge düşürmek için yapmayin diyoruz ve buna müsade etmeyiz diyoruz

Şimdi lanet olası kıçınızı alıp bu mahalleden defolun asıl kuytu ıssız mekanlarınıza dönün bu mevzu boyu uzun olanların işi kıçı büyük olanların işi değil

Bu millete taraftarlarina bunca ihanet edenler zulm edenler sizi hayli hayli ihanet edecekler ve sizi kullanip ihanet edip satacaklar cekilin arada kalmayin elimize ayağimiza dolanmayin lütfen daha fazla

yüzbinlerin kaninin üzerine milyonlarin ahı ve vebalinin üzerinde oturmayın oturtmazlar sizi bilin şimdi adam gibi çekip gidin rahat birakin bizi lütfen …

23.06.2018
İbrahim Yazğan

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı bağlamında kimse halkımızı yanıltmasın.


35 : 45 Hochformat
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı bağlamında kimse halkımızı yanıltmasın.

Yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi, rahmetli Turgut Özal döneminden beri Türkiye’nin gündeminde olmuştur. Bu bağlamda şu hususun altınıda çizmeliyiz. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Türkiye’de anayasa tartışmaları, yerel demokrasi ve özerklik konuları tartışıldığı bir ortamda gündeme geldi. 24 Haziran 2018 de yapılacak olan genel seçimler öncesi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hakkâri deki konuşması sırasında, Türkiye’nin, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını imzalamasına rağmen birçok maddeye koyduğu çekinceleri kaldıracağız ifadesi ile yeniden tartışma konusu oldu.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın ana konusu yerel yönetimleri güçlendirmek olmasına rağmen dikkatle incelendiğinde her şekilde yorumlanacak ve esnetilecek muğlak ifadelerle Şartın dolu olduğuda görülecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin Ex Cumhurbaşkanı Dr. Abdullah Gül, “özerklik söylemlerinin Türkiye gerçeği ile bağdaşmadığını ileri sürerek, ‚Avrupa Yerel Yönetim Şartı’na şerh koymuştuk, fiilen uygulamıyoruz. Yerel yönetimlere daha çok çeşitli yetkiler verme açısından bunların ötesine gitmek doğru değildir. İki ayrı millet, iki ayrı yapı var gibi göstermek herkese zarardır. Memleketin her tarafı hepimizin, herkesin eşit hakkı vardır. Bu anlayış içinde olmamız gerekir“ mealli çeşitli açıklamalar bir ara yaptı, çünkü kendileri Türkiye’deki Kürt gerçekliliğini görmemezlikten geldi. Bu düşüncesinde Dr. Gül yanılıyor. Bu bağlamda şu hususun altını çizmeliyim. Aslında Türkiye’nin hem küreselleşme ve hem de AB üyelik hedefi pek çok konuda olduğu gibi yerel yönetimler konusunda da ülkede detaylı bir reform yapılması gerekliliğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla Avrupa Konseyi tarafından 15.10.1985 tarihinde imzaya açılan ve 1988 tarihinde yürürlüğe giren Yerel Yönetimler Özerklik Şartı şu an itibariyle Konseye üye olan Türkiye tarafından da imzalanmış ve onaylanmış bulunmaktadır.

Türkiye Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartını 21.11. 1988 tarihinde imzaladı ve 9.12.1992 tarihinde TBMM tarafından kanunla uygun bulunmasından sonra söz konusu Şartın 15. maddesi gereğince Türkiye açısından bu Şart 1.4. 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye’de yapılan son düzenlemelerle, özellikle yerel yönetim reformu altında belediyelere yönelik 5393, 5216, 5302 sayılı Kanunlarla yerel yönetimler yasasında birçok değişiklik yerine getirildi.

Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği bu çekincelerin kaldırılması ve şartın uygulanması için Türkiye’ye uzun zamandır çağrıda bulunmaktadır. Bu sorunun çözümü için 2023 yılına kadar Büyük Şehir Belediyeleri birleştirilecek kanaatindeyim.

Zaten bu nedenle olmuş olacak ki 5393 sayılı yeni Belediye Kanunu ile Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Türkiye’de “hukuka uygunluk denetimi” kanun metnine taşınmıştır. Dolayısıyla 2023’e kadar Bölge Belediye Başkanlıkları kurulacak, bir nevi Federalizm olacak. Kürt sorunun çözümü için acaba bu yeterlimi diye sorabilirsiniz. Federalizm kötü durumun iyisidir, diye kabullenebiliriz.

İnanıyorum ki: Türkiye 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aşağıda sıraladığım maddeler nedeniyle

* Madde 4, fıkra 6: Planlama ve karar alma süreçlerinin danışılması.
* Madde 6, fıkra 1: Yerel makamların iç örgütlenmelerini kararlaştırabilmeleri.
* Madde 7, fıkra 3: Yerel kişilerin görev suçlarının belirlenmesi.
* Madde 9, fıkra 4: Yerel makamlara sağlanan kaynaklara müdahale imkânı.
* Madde 9, fıkra 6: Kaynak tahsislerinin yerel yönetimlere danışılması.
* Madde 9, fıkra 7: Hibeler konusunda kendi politikalarına ilişkin takdir hakkı.
* Madde 10, fıkra 2: Uluslararası birliklere katılma hakkı.
* Madde 10, fıkra 3: Başka devletlerin yerel makamlarıyla iş birliği.
* Madde 11: Özerk yönetimin yargı yoluna başvurması.
koyduğu bazı çekinceler tümden kaldıracaktır.

Bu bağlamda umut ediyorum ki Büyük Şehir Belediyeleri birleştirilerek Dokuz yeni Bölge Belediye Başkanlığı kurulacak ve bu süreç çerçevesinde hukuki ve idari düzenlemeler Türkiye’de yapılacaktır.

Erzurum ve ülkede AK -Partinin hali.


Ümit_Yazıcıoğlu_1908
Erzurum’da AK-Partinin hali.
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

1921Anayasası aziz milletimizin var oluş savaşı verdiği bir dönemde Meclis’te hemen hemen oybirliğiyle kabul edildi. 1920 Meclisi etnik, kültürel, dilsel ve dinsel inanç olarak farklılıklara açık, çoğulcu bir meclisti. Kürdistanın, Lazistanın mebusları bu mecliste vardı. Şimdide bu olmalı (veya bunun bir benzeri olabilmeli).

MHP’nin kritik zamanlarda Türkiye’nin kaderini belirleyecek birtakım kavşaklarda hamleler yaptığını görüyorum. Siyaset tarihinde ilk kez MHP’nin genel başkanı, başka bir partinin genel başkanının ülkeyi yönetmesini istiyor. Bu tavır sadece Türkiye siyaset tarihi için değil, herhalde dünya siyaset bilimi için de özgün bir örnek. Bu bağlamda bu siyasi tavır ve anlayışın doğru bir siyasi çıkış olup olmadığına aziz milletimiz 24 Haziran 2018 de karar verecek. Bizde milletin vereceği karara saygı duyacağız.

Bu arada diğer bir konuyada vurgu yapmak istiyorum. Kanaatimce AK parti 2013 yılından sonra ülkede ciddi bir travma yaşadı. Bu travmaya özgürlükçü, ademi merkeziyetçi ve demokratik bir hukuk devletinin inşası şeklinde cevap vermek yerine, hiç beklenmedik bir hızla içine kapandı, komplo teorilerine sarıldı, lider kültüne teslim oldu. AK partinin 2013′ yılından sonra olağanüstülük psikolojisiyle lider kültüne teslim oluşu, hiç arzu etilmeyen tehlikeli bir sarmalıda beraberinde ortaya çıkardı. Ülkemizin temel sorunlarından birisi de, halka yazılı ve sözlü olarak kolay ulaşabilen sözüm ona aydınların ve tarafsız medya kuruluşlarının art niyetli tutumlarıdır.

Eğer Türkiye demokratik bir hukuk devleti ise, demokratik bir hukuk devletinde esas güven kaynağı hukuktur. Türkiye’de demokratik uzlaşı yok. Bir kesim askeri vesayete sığınıyor. Diğer kesim popülist bir lider etrafında kenetleniyor. Bu durum ülke acısından sağlıklı değil.

1920 meclisinde olduğu gibi Kürdistan, Lazistan mebusları TBMMGenelKurulu nda olursa, başta Kürt sorunu olmak üzere ülkemizin bazı sorunları çözüle bilir. Eğer Kürdü AK parti den dışlarsan, meclise hep İspirlilerin girmesini sağlarsan O da başka alternatif arar. Haksızmı? Bilerek veya bilmeyerek ortaya çıkan art niyetli ve ön yargılı Kürt düşmanı kişiler, isimlerinin başında ne tür sıfatları taşıdığına bakılmaksızın ülkemize en büyük zararı verenlerdir.

Art niyetin elle tutulur ve maddesel olarak kanıtlanır bir yanının bulunmadığı düşünüldüğünde ise bu sorunun ülkedeki diğer sorunularla aynı oranda tehlikeli olduğu vurgulanabilir. Fetö ile maddi ve manevi olarak mücadele etmek mümkün olmasının yanında, art niyetli kişiler ile mücadele mümkün olamamaktadır. Kendisini seçimlerde ifade edemeyen, ifade edip iktidar olsa dahi, muktedir olamayan gruplar bir zaman sonra marjinalleşecektir. Bugün ülkemizde doğuda yaşanan sorun dahil bir çok sorun bu sebeple ortaya çıkmıştır.

Türkiye partisi HDP’in durumu


Ümit_Yazıcıoğlu_1908
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

a) 24 Haziran 2018 giderken
1990’da Halkın Emek Partisi ile başlayan PKK çizgisine yakın Kürt siyasi hareketinin mirasçısı olarak kendini lanse eden Halkların Demokratik Partisi, HDP’i Türkiye’de bir Kürt partisi olarak değerlendirmek kesinen yanlıştır. HDP Türk solu ile tek çatı altında birleşmiş Kürtlerinde oyunu alan bir partidir. İktidara alternatif olabilmesi için HDP, çatısı altına aldığı kesimleri genişletmeye çalışarak yoluna devam etmeli. Sadece sol değil muhafazakâr kesimlerle de temas ve birlik kurmalıdır. Ayrıca HDP’nin seçmene kendini iyice anlatması lazım.

24 Haziran 2018 seçimleri çok önemlidir. Bu bağlamda ben her zaman milletimizin karşısına riyasız, hesapsız, tamamen dürüst bir şekilde mebus adaylarının çıkmasını arzu ediyorum. Bu nedenle de tüm adayların mal varlıklarını ve biyografilerini kamu oyuna açıklamalarını doğru buluyorum.

Türkiye’deki tüm siyasi Partiler bilmelidirler ki listelere yönelik yapacağım ve yaptığım eleştirilerimi maksatlı olarak yapmıyorum. Zaten kimse tam olarak listelerden memnunda değil. Bu bağlamda maksatlı olmamak şartıyla yapılan eleştiriler her zaman haklı ve doğrudur. Haklı nedenlerle yapılan doğru eleştiriler tepkiyi kanalize eder. Partilerin mebus listelerine karşı yapılan haklı eleştiriler engellenirse, tepki birikir ve biriken tepki daha da büyür. Bu da secime giren hiçbir partinin işine yaramaz.

Seçime ‚Cumhur‘ ve ‚Millet‘ ittifakıyla giren partilerin baraj sorunu yok. Baraj sorunuyla karşı karşıya olan tek parti cumhurbaşkanı adayı da tutuklu olan HDP. Seçimlere kısa bir süre kala valilikler bir çok ilde sandıkların birleştirilmesi ya da taşınmasına yönelik Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvuruda bulundu. YSK, 18 kentte taşınma-birleştirme talebini kabul etti.

Erzurum’da toplam 8 köy/mahalle/mezrada kurulacak 8 sandığın başka yerleşim yerlerine taşınması/birleştirilmesi planlanıyor. 8 köyün 8’inde de 1 Kasım 2015 seçimlerinde sandık kuruldu. Erzurum’da sandık birleştirme/taşıma uygulamasından etkilenecek toplam seçmen sayısı 581. AK-Parti’nin güçlü olduğu ilde ikinci parti MHP. HDP ise üçüncü sırada. HDP 1 Kasımda 49 bin 172 oy almıştı.

Hem tüm Türkiye coğrafyasında ve özellikle memleketim olan Erzurumda seçim güvenliğinin sağlanması noktasında en büyük görev polis memurlarına düşüyor. Bütün oyların adeta namusu polislerimize aittir. Artık öyle 100-150 metreden değil, anında sandık görevlileri polislerimizi arayabilir, haberdar edebilir. Böyle bir durumda polislerin müdahale yetkisi var. Gerek propaganda döneminde, gerekse seçim gününde herhangi bir zaafiyetin oluşmasına kesinlikle müsaade etmeyecekler.

b) Türkiye partisi olan HDP

TBMM Genel Kurulunda gurubu bulunan partilerin aday listelerine baktığımızda “Ben ceket koysam, seçilir” kafası “Ben odunu aday göstersem, seçtiririm” egosunun olmaması gerekir. Ama hep bu ego var. Bunlar kimi aday gösterirlerse, halk sanki mecbur, onu seçecek! Bu intiba olmamalı. “Odunu koysam, seçtiririm! ”düşüncesinde olanlara verilecek cevap -Belki seçtirirsiniz lakin, hep Muhalefette dolanır durursunuz, belki de barajı bile aşamazsınız. Şeyh, Ağa ve cağımızdaki cinsi Azınlığın Ağasını, şu, bu ismi , seçtirebilirsiniz ama bu metotla asla iktidar olamazsınız.

Türkiye’de HDP’i bir Kürt partisi olarak değerlendirmek yanlıştır. HDP, içinde demokrasiye inanan tüm halkların siyaset yaptığı, TBMM’sinde gurubu olan bir Türkiye partisidir ve halklarımızın barışması açısından devletin izin ve onayıyla kurulmuş entegrasyon projesidir. Yirmi beş milyon Kürdün ülkeye tam entegrasyon olabilmesi içinde tüm siyasi partilerin ve sistemlerin aynı marka olması gerekmiyor.

Keşke HDP ülkede ve özellikle Erzurum, Hakkari ve Van’da mebus adaylarını belirlerken adaletinden emin olduğumuz akil insanları bulsaydı da, karşısına geçip sorsak: Neden savrulduk? Ne oldu bize? Neyin kavgasını veriyoruz? Nasıl düzeliriz?, diye.

Tartışamıyoruz bile. Yazdığımız her yazıyı, her mesajı iktidar tarafgirliği, yalakalığı yapan insanlardan çok çekmiştik. Şimdi de yazdığımız her yazıyı, her mesajı HDP karşıtlığı olarak algılayan benzer sorunlu bir kesim var.

İşittiklerimizden dolayı, bildiklerimizden dolayı acı çekmeye başlıyoruz. Birebir şahit olamasak bile… Acı çekmeye icbar ediliyoruz sanki ya anlatılanlar gerçek olduğu için yahut gerçek yerine sahte gerçekler ikame edildiği için.

c) İttifak oyları nasıl hesaplanacak

Cumhur İttifakı’nda yer alan partilere verilen oylar kendi hanelerine yazılacak. AK Parti ve MHP’ye aynı anda oy verilmesi durumunda, oy geçersiz sayılmayacak ve tek bir oy olarak sayılacak. Yani bir kişinin iki oy vermesi mümkün değil. Örneğin Erzurumda AK parti ‚ye 200 bin oy verildi, MHP’ye ise 50 bin oy verildi. İki partiye aynı anda verilen oyların toplamı da 50 bin. Bu durumda; 50 bin ittifak oyu, partilerin oylarına oranla dağıtılacak. Bu formüle göre; 200 bin oy alan AK Parti’ye, ortak oylardan 40 bin oy düşecek, 50 bin oy alan MHP’ye ise 10 bin oy düşecek. Bu durumda AK Parti’nin oyu 240 bin olacak, MHP’nin ise 60 bin oyu olacak. Bu tabloya göre HDP’in tüm Türkiyede ve hemde Erzurum gibi kozmopolitik illerde il barajlarını aşamama problemi vardır.

d) HDP baraja takılabilir

Herhangi bir ittifakta yer alan partilere verilen oylar tek tek sayılacak ancak ittifak kutusu içinde yer alacak her hangi bir ‚EVET ‚mührü de ittifaka ortak oy olarak yazılacak ve çoğunluğa göre dağıtılacak. Örneğin Cumhur İttifakı’nda yer alan partilere verilen oylar kendi hanelerine yazılacak. AK Parti ve MHP’ye aynı anda oy verilmesi durumunda, oy geçersiz sayılmayacak ve tek bir oy olarak sayılacak. Yani bir kişinin iki oy vermesi mümkün değil.

İttifak oyları nasıl hesaplanacak başlığında verdiğim örneği burada tekrar HDP acısındanda değerlendirerek olursak Erzurumda AK Parti ‚ye 200 bin oy, MHP’ye ise 50 bin oy aldı. Her iki partiye aynı anda verilen oyların toplamı da 50 bin. Bu durumda; 50 bin ittifak oyu, partilerin oylarına oranla dağıtılacak. Bu formüle göre; 200 bin oy alan AK Parti’ye, ortak oylardan 40 bin oy düşecek, 50 bin oy alan MHP’ye ise 10 bin oy düşecek. Bu durumda AK Parti’nin oyu 240 bin olacak, MHP’nin ise 60 bin oyu olacak. Bu örnek 2839 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, ittifak yapılan seçimlerde aynı ittifak içerisinde yer alan siyasi partilerin bir seçim çevresinde almış oldukları geçerli oyun hesaplanma usulüne uygun olarak irdelenmiştir( Madde 18)

Buna göre ittifak yapan siyasi partilerin geçerli oyu, ittifakı oluşturan siyasi partilerin her birinin tek başına aldıkları oy sayısına ittifakın ortak oylarından gelen payın ilave edilmesiyle elde edilecektir. İttifakın ortak oylarından gelen pay ise ittifak yapan siyasi partilerin tek başına aldıkları oyun bu partilerin toplam oyuna bölünmesiyle elde edilen kat sayının ittifakın ortak oyu ile çarpımı sonucunda elde edilecektir.

Bu durumda ittifak dışı kalarak secime katılan partilerden, örneğin HDP barajı aşsa bile Ardahan, Ağrı, Iğdır, Erzurum, Kars ve benzeri kozmopolitik seçmene sahip olan illerde kesinen il barajına takılma sorunu vardır. Bu durumda HDP in Ankara 1. Bölge: , Bingöl, Gaziantep, İzmir 1. Bölge:, İzmir 2. Bölge:, Mersin: ve Tunceli de il barajlarına takılmasıda mümkündür.

Ey Kürdistan halkı, siyasi liderlerinize sahip çıkın; birbirinizi sevin ve sayın, selamlaşın.

KÜRDİSTANLI KARDEŞLERİM


ibrahim Güçlü
İbrahim GÜÇLÜ
KÜRDİSTANLI KARDEŞLERİM,

SÖMÜRGECİ TÜRK PARTİLERİNE OY VERMEMELİYİZ.

FEDERAL VE BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN’I SAVUNAN BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ ADAYLARINA OY VERMELİYİZ.

BAĞIMSIZ ADAYLARIN OLMADIĞI YERLERDE SANDIK BAŞINA GİTMEMELİYİZ.

Türkiye’de, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak.

Türkiye’deki seçimler, Irak’taki seçimler kadar önemli olmazsa da, Kürtler ve Kürdistan’ın Kuzeyi için de bir değeri ve anlamı var.

Irak’ta Kürtler kendi federal devletlerinde ve kendi federal parlamentoları için, kendi partileriyle seçimlere katıldılar.

Türkiye’de Kürtler, kendi devletleri olmayan bir devlette ve kendilerinin olmayan bir meclis için, seçime katılıyorlar.

Bu tespitimden çıkan sonuç, Irak’ta Kürtler iktidar ve egemenliği paylaşmak, federal devleti yönetmek için seçimlere kendi partileriyle katıldılar. Ona göre de sonuç aldılar. Seçimler sonrasında da, Başkan Barzani’nin deyimiyle “Irak ve Kürdistan’da yeni bir dönem ve süreç başladı.”

Türkiye’de, devlet ve meclis Kürtlere ait olmadığı için, Kürtlerin iktidarı ve egemenliği paylaşması, devleti yönetmesi için seçimlere katılmaları imkânsızdır.

TC Devleti bünyesindeki seçimler, Türk partileri arasındaki bir iktidar/hükümet mücadelesidir. Kürtler bu mücadeleye taraf olmamalıdırlar.

Kürtler, kendi bağımsız tutumunu her açıdan ortaya koymalıdırlar.

Bu da, bağımsız, özgün, ant-sömürgeci ve milli kurtuluşçu bir seçim siyaseti ile olur.

Seçim siyasetimizin bağımsızlığı ve özgünlüğü, millet olarak milli kurtuluş ve devlet kurma aşamasında olmamızdandır. Bu aşamada Türkiye’de bulunan partilerin hepsinin (iktidar olan ve olmayan), milli mücadelemize ve devlet olmamıza karşı olmalarıdır.

Ne yazık ki buna rağmen, Kürtler bilerek ya da bilmeyerek, şahsi ve toplumsal menfaatleri için Türk partileri arasındaki bu mücadeleye taraf olmuşlardır.

Kürdistan partileri de, kendi ittifaklarıyla bağımsız, anti-sömürgeci bir seçim sistemiyle bağımsız adaylarla seçime katılma yerine; HDP’ye teslim oldular. Sonuçta da bir şey elde edemediler.

Biliniyor ki, HDP bir Türkiye partisi, kendisinin Kürt ve Kürdistan partisi olmadığını söylüyor. Türkiye halklarının partisi kabul ediyor, ya da kendini öyle tanımlıyor. Böyle olduğu zaman da, HDP’nin derdi Kürt milletinin milli kurtuluşu ve devlet olması değildir ve olamaz.

Türkiye’de paylaşımla iktidar olmak için mücadele ve çalışma yürütüyor. Bundan dolayı, “Millet Seçim İttifakının” kendilerine dışarıdan tutmalarına büyük tepki göstermektedir.

Kürt Millet ve Kürdistan sorunu, Türk partileri arasında iktidar mücadelesine taraf olmak sorunu değilse; sorun, milli mücadele ve Kürtlerin devlet olması ise, seçim platformunda da buna uygun programla yer alınması gerekir.

Bu programda hiç şüphe yok ki en azından Federal, Bağımsız, Konfederal Kürdistan Devlet programıdır.

Tüm Kürtler ve Kürdistan partilerinin bu milli programı her yerde: Seçim platformunda, poliste, mahkemelerde, Türk tarafı ile çözüm için masaya otururken, saklısız, gizlisiz savunmaları gerekir.

Ama ne yazık ki, 5 Kürdistan Partisi, birilerini memnun etmek, en fazla da HDP’yi memnun etmek için kendi Federal, Bağımsız, Konfederal Kürdistan Devleti programından vazgeçerek, üniter devlet, sömürgeci egemenlik sistemi içinde kabul edilebilir talepleri seçim platformunda savunmaktadırlar.

Bu dava partisi iddiasında olanlar için büyük bir fiyasko ve geriye düşmedir.

Bu nedenle Biz Kürtler, FEDERAL VE BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN DEVLETİNİ SAVUNAN BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ ADAYLARINA OY VERMELİYİZ.

Bununla birlikte, PKK/HDP olayı bugün Kürtler için daha önemli bir konu ve gündem maddesidir.

Açıkça söylüyorum: HDP, KÜRTLER TARAFINDAN CEZALANDIRILMALI VE BARAJ ALTINDA BIRAKILMALIDIR.

Neden mi?

HDP’nin barajı geçip geçmemesi matematik olarak biz Kürtleri çok ilgilendirmemeli. Verisel olarak HDP’nin yaptığı olumsuzluklar, kötülükler, Kürtlere verdiği zararlardan dolayı barajın altında kalması gerekir.

HDP’nin yaptıkları göz önüne alınırsa, siyaset ve toplum bilim açısından da barajın altında kalması gerekir.

Ben halkımızın HDP’ye oy vermeyerek barajın altın kalmasını sağlayarak cezalandırmasını savunuyorum.

Hiç şüphe yok ki, HDP’den bahsederken PKK’den bahsediyoruz.

HDP, PKK olmadan var olmayan bir parti. Ayrıca bir proje ve taşeron bir örgüttür. Hükümetin bakanı Beşir Atalay “HDP’yi Öcalan MİT’le birlikte kurdu” dedi. Buna karşılık HDP’den hiçbir tekzip ve itiraz gelmedi. Görülüyor ki, HDP, PKK üzerinden devletin bir aparatı.

Bundan dolayı, PKK’nın Kürdistan’ın dört parçasında Kürt milli çıkarlarıyla ilişkisi olmayan, sömürgeci ve uğruna vekâlet savaşı verdiği devletlerin çıkarlarına uygun işler yaparak Kürtlere her dört parçada zarar vermektedir.

PKK’nın yakın zamanda Kürtlere verdiği zararı birkaç temel konuda ele alırsak:

1-Hendek Savaşı ile İran adına bir vekâlet savaşı vererek binlerce gencin ölmesine yol açtı. Birçok Kürdistan şehrinin yıkımına yol açtı. Kürtleri büyük bir maddi ve manevi zarar soktu.

2- Kürdistan’ın Güney Batısında Kürtlerin iradesini gasp etmiş durumda. Kürtlerin iradesi yerine sömürgeci devletlerin ve Arapların iradesini geçirmiş durumda. Baas ile oluşturduğu diktatörlükle, Kürt halkına zulüm yapıyor. Kürdistan parti yöneticilerini, Kürt yurtseverlerini gözaltına alıyor, işkence ediyor, evlerine ve mallarına el koyuyor, öldürüyor.

Baas zamanında bile hiçbir Kürt öldürülmediği halde, PKK diktatörlüğü dönemine yüzlerce Kürt katledilmiştir.

3-Şengal’i işgal etmiş ve Irak merkezi hükümeti adına yönetiyor. Kürdistan Federe Bölgesi yönetimi tarafından Şengal’den çıkması söylendiği halde, Türk Devleti’nin sözüyle oradan çıkmak zorunda kaldı. Şengal’de birçok pêşmergenin ölümüne sebep oldu.

Bunun yanında Kürdistan’ın Güneyinde işgal ettiği yüzlerce köy var.

4-Kürdistan’da bağımsızlık referandumuna karşı çıktı. Kerkük’üm işgalinde ihanetçi gruplarla ittifak ve birlik içinde oldu.

5-Kürdistan’ın Güney’indeki partileri, yönetimi meşru görmüyor. Sömürgeci devletlerle ve bazı Güneyli partilerle işbirliği içinde, tahribata, provokasyona, karışıklık yaratmaya devam ediyor.

6-Kürdistan’ın Kuzeyinde milli hareketi tasfiye etmek, amacından saptırmak için, milletvekilliklerini ulufe olarak dağıtarak Baas tarzı yeni bir tasfiyeyi de seçimler döneminde devreye sokuyor.

Ne yazık ki, dava adamları ve kadınlarının azlığından dolayı da başarı şansı elde ediyor. Geçmişte Şeraffettin Elçi, Dengir Mir Mehmet, Aden Gever, İmam Taşçıer, Altan Tan örneklerini yaşadık.

Bu seçimde de aynı plân devreye sokmak istedi. Ama başaramadı.

7- Bütün bunların yanında, Kürtlerin oyunu alarak meclise girdiği, Kürtlerin sırtında çoğunluğu Türk olan milletvekillerini seçtirdiği halde, kendisinin Kürt partisi olarak nitelendirmesini ve tanımlamasını zül kabul ediyor.

Eğer normal insan ve millet olma ölçüleri kullanacaksak, biz de millet olarak başka milletlerin ve Türklerin yaptığını yapmalıyız.

Türkler, kendince “kötü” dedikleri ve karşı oldukları partileri tespit ediyor, oy vermiyor. Açıkça o partilere karşı mücadele ediyor.

Eğer biz Kürtler de aynısını yapacaksak, PKK/HDP’ye oy vermeyerek, ona karşı demokratik mücadele yürüterek, cezalandırmalı, baraj altında bırakmalıyız.

Saygılarımla.

İbrahim GÜÇLÜ

ERZURUM


ERZURUM
Doğu Anadolu Bölgesinde olan Erzurum’un kuzeyinde Artvin-Rize, batısında Gümüşhane-Erzincan, güneyinde Bingöl-Muş, doğusunda Ağrı -Kars illeri bulunmaktadır.

YERŞEKİLLERİ :

Erzurum, Fırat nehrinin başlangıcı olan Karasu’nun yukarı havzasında kendi adı ile anılan Erzurum Ovası’nın güneydoğusundaki Palandöken dizisinin Eğerli Dağı (2.974 m.) eteğinde bulunmaktadır.

Erzurum’un doğu ve batısında Pasinler ve Erzurum Ovaları bulunmakta olup, kuzey ve güneyi dağlık bir görünümdedir. Pasinler ve Erzurum ovaları tektonik olaylar sonucu, kırılmalardan meydana gelmiş çöküntü alanlarıdır.

İlin kuzeyinde doğudan batıya doğru Çilligül, Yeniköydüzü, Ziyaret Tepesi, Kargapazarı, Gavur Dağlarının uzantısı olan Dumlu Tepesi, Yeşerçöl ve Kop dağları; güneyinde ise Akbaba, Sakaltutan, Nalbant, Şahveled, Alibaba, Dumanlı, Turnagöl, Palandöken ve Karagöl Dağları bulunmaktadır. Türkiye’nin en yüksek ili olan Erzurum’un toprakları sıradağlar ve yüksek yaylalarla kaplıdır.

Erzurum akarsu bakımından da çok zengindir. Özellikle karların erimesi ile birlikte akarsular, yataklarının derinliğinden ötürü taşkınlık meydana getirmezler.

İl topraklarında Çoruh, Aras ve Fırat Nehirleri kaynaklarını Erzurum dağlarından alırlar. Erzurum Ovası’nın kuzeydoğusundaki Dumlu Dağı’nın eteklerinden doğan Karasu, Gürcü Boğazını geçtikten sonra, Kargapazarı Dağından gelen küçük bir akarsu ile birleşerek Erzurum Ovasına girer. Bundan sonra Ovacık Yaylasından gelen Serçeme Deresi ile birleşerek 60 km. uzunluğundaki Aşkale Boğazına girer. Daha sonra da Tuzla Suyu ile birleşir. Mescit Dağının batı yamaçlarından doğan ve derin olmayan bir vadide Çoruh Nehri akmaktadır.

Gümüşhane il topraklarından geçen bu nehir, Bayburt’tan sonra Erzurum’dan da geçerek Artvin’e ulaşır. İki ana koldan oluşan Oltu Çayının bir kolu Kargapazarı Dağlarından doğarak Oltu ilçesinden geçer ve Sarıkamış’ın batısındaki Allahuekber Dağlarından çıkan ikinci bir kolla birleşir.

Erzurum Oltu ilçesini sulayan bu akarsu daha sonra Çoruh Irmağı ile birleşir. Bölgedeki diğer akarsulardan Tortum Çayı Mescit Dağlarından çıkarak ilçenin bulunduğu havzanın bütün sularını toplayarak Tortum Gölüne dökülür.

Bingöl Dağları’nın Erzurum il sınırları içerisinde kuzey yamaçlarından doğan Aras Irmağı ise Tekman yaylasının bütün sularını toplar, kuzey yöne akarak Pasinler Ovasından gelen suları da içerisine alır ve il sınırları dışına çıkar. Bingöl Dağlarının doğu yamaçlarından çıkan Hınıs Çayı da Hınıs Ovasından geçerek il sınırları dışında Murat Irmağı ile birleşir.

Erzurum’un en önemli gölü Tortum Gölü olup, Tortum Çayının yakınındaki Kemerlidağ’dan toprak kayması sonucu oluşmuştur. Buradaki çağlayan hidroelektrik enerji üretimi için değerlendirilmiş ve turizm yönünden de önem kazanmıştır.

İl toprakları eğimli bir yüzeye sahip olup, denizden 1850-1980 m. yüksekliktedir. Yüzölçümü 25.066 km2., toplam nüfusu ise 242.391’dir.

İKLİMİ :
Erzurum’da şiddetli ve uzun bir kış mevsimi hüküm sürmektedir. Bölge genellikle Sibirya antisiklonu ve Basra siklonu etkisi altındadır. Kış aylarında Sibirya antisiklonunun etkisinde bulunmaktadır. ilkbaharda, Sibirya antisiklonunun etkisi yavaş yavaş azalmaya başlar, kararsız bir rüzgar ve sıcaklık hüküm sürer. Erzurum’da en erkan 20 Ekim’de kar yağmaya başlar ve 15 Mayıs’a kadar devam eder.

EKONOMİSİ :

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, madencilik, sanayii ve ormancılığa dayalıdır.
Türkiye’nin önemli ticaret yolları üzerinde bulunuşu, özellikle hayvan alım satımı ile doğunun önemli bir merkezi konumundadır.

Erzurum, Anadolu-Kafkasya-İran demiryolu bağlantısında olup, Ortaçağdan beri, İran-Hint ve Orta Asya ticaretinin Akdeniz ülkelerine giden önemli bir konaklama ve ticaret merkezidir. Tiflis-Kars üzerinden gelen Kafkas yolu ve Tebriz-Doğubeyazıt’tan geçen Kuzey İran yolu; diğer taraftan Sivas üzerinden Diyarbakır-Irak-Suriye-Basra körfezine ve Akdeniz kıyılarına giden yollar ile, yine Sivas üzerinden Ankara-İstanbul, Ankara-İzmir’e giden yollar burada birleşir.

Kuzey Anadolu dağlarını Kop ve Zigana geçitleri üzerinden aşarak Trabzon’da Karadeniz’e ulaşan transit yolu da Erzurum’dan geçmektedir. Bu tarihi yolların yanı sıra Erzurum İspir üzerinden Rize’ye, Bingöl üzerinden de Diyarbakır iline bağlanmıştır.

İlde yetiştirilen tarımsal ürünler, buğday, arpa, şeker pancarı, patates, sebze ve meyvedir.

Sebzecilik ve meyvecilik ilin Karadeniz Bölgesi’ne yakın Çoruh Vadisi ile ona açılan küçük vadilerde yoğunlaşmıştır.
Oltu, Tortum, İspir ve Olur’da kış sebzeleri ile elma, armut, dut ve kızılcık yetiştirilir.

XIX.yüzyıldan itibaren hayvan ve hayvansal ürünlerin satışını yapan Erzurum aynı zamanda başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerin bu yöndeki gereksinimini karşılamaktadır. Özellikle sığır, mor karaman ırkı koyun ile keçi yetiştirilir. Cumhuriyet sonrasında kurulan Ilıca Atçılık Aygır Deposunun at yetiştirilmesine büyük katkısı olmuştur.

Tavukçuluk ve arıcılık da yaygındır. Et, yağ, peynir ve yoğurt, yapağı ve deri üretimi de önem taşımaktadır.

SANAYİSİ: :

Erzurum 1968’de kalkınmada öncelikli yöreler arasına alınmıştır. Bununla birlikte özel imalat sanayii gelişmemiştir. Büyük kuruluşlar kamuya ait olup, başlıca imalat dalları gıda, dokuma, metal eşya ve makinadır. İlde süt , şeker, ispirto, yem, briket, bitkisel yağ, linyit fabrikaları ve bütan gazı dolum tesisleri bulunmaktadır. Oltu taşı işlemeciliği, ev dokumacılığı gibi el sanatları da yaygındır.

Erzurum maden yönünden oldukça zenginse de bunların çoğu işletilememektedir. Şenkaya yakınlarında bakırlı prit, Aşkale yakınlarında alçıtaşı, Pasinler yakınlarında perlit, Merkez’de tuğla ve kiremit hammaddesi, Aşkale, Çat, Tortum, Tekman, Hınıs, Narman ve Şenkaya’da tuz, İspir, Aşkale, Şenkaya, Oltu ve Pasinlerde linyit yatakları bulunmaktadır. İlin pek çok yerinde de kaplıcalar ve maden suyu kaynakları vardır.

TARİHİ :
Erzurum yöresindeki Hasankale’de 1942 yılında başlatılan yüzey araştırmalarında Paleolotik Çağın obsidyen ve bazalttan yapılmış aletleri bulunmuştur.
Bunun ardından Ilıca’nın yakınlarındaki Karas Höyüğünde Kalkolitik ve İlkçağın çanak çömlekleri ile karşılaşılmıştır. Erzurum’un 20 km. güneybatısındaki Pulur Höyüğünde yapılan kazılarda da M.Ö.4000’e inen bir yerleşim ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Erzurum’un 15 km. kuzeydoğusundaki Güzelova Köyündeki kazılar sonucunda MÖ.3000’lerde hayvancılıkla uğraşan insanların yaşadığı anlaşılmıştır.

Bütün bunlar Erzurum yöresinde ilk yerleşimin tarih öncesi çağlara indiğini göstermektedir. Bugünkü Erzurum’un bulunduğu yerde, daha önce tarihin çeşitli dönemlerinde Karin, Karna, Garin, Kornoi, Kalai ve Karnak olarak isimlendirilen bir kentin bulunduğu bilinmektedir.

Yine aynı dönemlerde Erzurum Ovası’nın batı bölümünde Erzen, Erzeron isimli bir kentin var olduğunu tarihi kaynaklar ortaya koymuştur.

Erzurum’da Hitit döneminden kalma tabletlerle karşılaşılmıştır. Boğazköy tabletlerinde yörenin bir çok savaşa sahne olduğu belirtilmiştir. MÖ.IX.yüzyılda Urartular, sonra Persler buraya egemen olmuşlar, MÖ.331’de de Makedonyalıların eline geçmiştir.

Erzurum yöresi MÖ.II.yüzyılda Romalılar ile Partların MÖ.III. yüzyılda Sasaniler ile Bizanslılar arasında sürekli savaşlara sahne olmuştur.

Bizans İmparatoru II. Teodosious (M.S. 408-450) döneminde Erzurum Ovası’nı doğudan gelen Pers saldırılarından korumak amacıyla, bugünkü Erzurum’un olduğu yerdeki Karin şehrine hakim bir tepe üzerinde bir kale inşa edilmiştir. Bundan sonra buraya imparatorun adına izafeten “ Teodosiopolis” ismi verilmiştir.
Bizans kaynaklarında Teodosipolis olarak geçen şehre, Araplar Kalikala adını vermişlerdir.

Arap tarihçilerden Belazuri’ye (ö. 892)göre, şehir bu ismi kurucusundan almıştır.

Bizans döneminde bölgeyi ele geçiren bir beyin karısı olan Kali, bir şehir yaptırmış ve şehre de Kalikala adını vermiştir.

M.S.1048 ‘de Bizans topraklarına giren Selçuklu Türkleri , Yinaloğlu İbrahim Bey komutasında, ovanın batısında ki Erzen’i (Arze) ele geçirmişlerdir.

Erzen’in bu kuşatmada bi harabe halini almasından sonra, geride kalanlar bugünkü Erzurum şehrinin bulunduğu yerdeki Kalikala’ya sığınmışlar ve şehre de Erzen ismini vermişlerdir. Saldırılar sonucunda harap olmuş asıl Erzen şehrine ise Türkler , Kara Erzen demişlerdir.

Bu isim zamanla halk dilinde Kara Arza, Kara Arz ve sonunda Karaz’a dönüşmüştür. Bundan ötürü de Erzurum’la ilgili çeşitli tarihi metinlerde, kitabelerde ve basılan paralarda Erzi-i Rum, Erzen-ir Rum , Arz-ı Rum isimleri kullanılmıştır.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, Erzurum ve çevresi büyük Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından Ebl-ul Kasım’a verilmiştir.

Eb-ul Kasım, Melik Danişment Ahmet Gazi ve Emir Mengücek gibi, Doğu Anadolu’nun fethi için Büyük Selçuklu Sultanı tarafından görevlendirilen bir Selçuklu komutanı idi. Erzurum’ da kurulacak ve sonradan Eb-ul Kasım’ın torunlarından birisi olan Saltuk Bey’in adı ile anılacak olan beyliğin kurucusu olan Eb-ul Kasım, yörenin Selçuklu egemenliğine girmesi yönünde büyük çabalarda bulunmuştur.

Gazan Mahmut Han zamanında (1304 –1317) İlhanlıların hakimiyetine girmiştir.
Gazan Han’dan sonra yerine geçen Olcaytu Han zamanında, Erzurum şehri büyük ölçüde imar edilmiştir. Ebu Said Bahadır Han zamanında ise Erzurum’un yönetimi Sultanın veziri Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş’a verilmiştir.

Emir Çobanla İlhanlı Sultanı ile arası açılınca, Bahadır Han, İrencin Noyan adlı komutanını Erzurum üzerine gönderdi, bu durumdan korkan Timurtaş Mısır’a kaçmış, Erzurum’un yönetimi de Eretna Bey’e verilmiştir.

Eretna Beyleri tarafından 50 yıl yönetilen Erzurum 1385’Karakoyunluların hakimiyetine geçmiştir.

Timur Karakoyunlu egemenliğine 1387’de son vermiş, Erzurum’a vali olarak torunu Gıyaseddin Sagar’ı göndermiştir. Timur’ un ölümünden sonra (1404), Erzurum, Karakoyunlular ve Akkoyunlularla, Timur’ un oğlu Şahruh arasındaki çarpışmalara sahne olmuş, bu dönemde şehir tahrip edilmiştir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Gürcistan seferi sırasında Erzurum’dan geçmiş, 1468’de de kente hakim olmuştur. Yöre kısa bir süre Safavilerin hakimiyeti altında kalmış Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi dönüşünde 1517’de Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Erzurum kalesi ve şehir yeni baştan imar edilmiştir. Kanuni’nin 1534 ve 1548 yıllarında İran üzerine düzenlediği seferlerde, Erzurum şehri, Osmanlı ordusunun önemli bir askeri üssü olmuştur.

Kanuni’nin İran seferi dönüşünde (1535) Dulkadirli Mehmet Han’ı Erzurum Beylerbeyliğine tayin etmiş, Erzurum şehri de Erzurum Beylerbeyliğine bağlı bir sancak durumuna getirilmiştir.

Ali Cevad Memalik-i Osmaniye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı isimli eserinde, XIX.yüzyıl Erzurum’undan “Doğu Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biri ve vilayet merkezi” diye söz etmiştir.

Erzurum Ruslar tarafından Temmuz 1829’da işgal edilmiş, Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829) uyarınca da işgal kaldırılmıştır. Ruslar 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sırasında yine Erzurum önlerine kadar gelmişlerdir. Şehir güçlü bir direnişten sonra Rusların eline geçmiştir.

Bu savaşta direnişçiler arasında bulunan Nene Hatun savunmanın simgesi olmuştur. Berlin Antlaşması ile (13 temmuz 1878) bu işgal sona ermiştir.

Ruslar Şubat 1916’da yeniden Erzurum’a girmiş, ancak Sovyet İhtilali sonrasında Aralık 1917’de kentten çekilmişlerdir. Brest-Litovesk’da yapılan antlaşmayla (3 Mart 1918) Erzurum yeniden Osmanlı topraklarına katılmıştır.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal Paşa, 9.Ordu Müfettişliğine tayin edilerek 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldi ve 4 Temmuz’da da Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni ziyaret etti.

Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919’da çevre illerinden gelen 56 delegenin katılımı ile yapıldı. Mustafa Kemal Paşa ile Hüseyin Rauf Bey istifa eden iki delegenin yerine seçilerek kongreye katıldı. Kurtuluş Savaşı’nın ilk aşamasını oluşturan ve 7 Ağustos’a kadar çalışmalarını sürdüren Erzurum Kongresi’nde önemli kararlar alındı:

1- Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür ayrılık kabul edilemez;
2- İşgal ve müdahaleler sonucu Osmanlı Devletinin dağılması halinde millet tek vücut olarak yurdunu savunacaktır;
3- Vatanın bağımsızlığını korumaya İstanbul Hükümeti’nin gücü yetmediği takdirde, geçici bir hükümet kurulacaktır.
4- Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir;
5- Kongre toplantıda değilse bunu Heyet-i Temsiliye üstlenecektir;
6- Kuvâ-yı Miliyeyi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır;
7- Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez;
8- Manda ve himaye kabul edilemez; Milli Meclis’in hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.

Kongre çalışmaları sonunda Heyet-i Temsiliye ismi altında bir yürütme organı seçildi. Bu heyette Mustafa Kemal Paşa, Hüseyin Rauf Bey, İzzet Bey, Raif Efendi, Servet Bey, Şeyh Fevzi Efendi, Bekir Sami Bey, Sadullah Efendi ve Hacı Musa Bey bulunuyordu.

Erzurum’da günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; V.yüzyılda Bizans İmparatoru II.Theodosios zamanında yapılan kalenin kalıntıları, Erzurum Kalesi, Oltu Kalesi, Avnik Kalesi, Hasan Kale, XII.yüzyılda yapılan İzzeddin Saltuk’un Kale Mescidi, Saltuklu yapısı olan Tepsi Minare (Saat Kulesi), Erzurum Ulu Camisi, Lala Mustafa Paşa’nın Lala Mustafa Paşa Camisi, Kuyucu Murat Paşa Camisi, Gürcü Kapısı Camisi (Ali Ağa), Boyahane Camisi, Caferiye Camisi, Kurşunlu Cami (Feyziye), Pervizoğlu Camisi, Derviş Ağa Camisi, Gümrük Camisi, Bakırcı Camisi, Ali Paşa Camisi, Narmanlı Camisi, İbrahim Paşa Camisi, Abdurrahman Gazi Camisi, Ayas Paşa Camisi, Şeyhler Camisi, Cennetzade Camisi, Esat Efendi Camisi, Kasımpaşa Camisi, Ane Hatun Türbesi, Ebu İshak’ı Kâzuruni Türbesi, Abdurrahman Gazi Türbesi, Alaeddin Ali Türbesi, Emir Şeyh Türbesi, Habip Baba Türbesi, Mahmut Paşa Türbesi, Hatuniye Medresesi (Çifte Minareli Medrese), Yakutiye Medresesi, Ahmediye Medresesi, Kurşunlu Medrese, Pervizoğlu Medresesi, Şeyhler Medresesi, Emir Saltuk Kümbeti, Karanlık Kümbet, Gümüşlü Kümbet, Cimcime Sultan Kümbeti, Rabia Hatun Kümbeti, Üç Kümbetler, Rüstem Paşa Kervansarayı, Çoban Köprüsü, Aziziye Anıtı, 1293 Savaş Anıtı bulunmaktadır. Ayrıca 1965 yılında heykeltıraş Hakkı Atamulu’nun yaptığı Atatürk Anıtı vardır. Erzurum’da Türk sivil mimarisi özelliklerini gösteren evler bulunmaktadır.

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 25.066 km²
Nüfus: 848.201 (1990)
İl Trafik No: 25
Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük kenti olan Erzurum oldukça eski bir yerleşim birimidir. Palandöken Dağı eteklerinde kurulu olan kent son yıllarda kış turizmi açısından büyük önem kazanmıştır. Tarihi yönden çok zengin bir çok eseri barındıran ve adeta bir kültür merkezine benzeyen kent günümüzde önemli bir turizm potansiyeli taşımaktadır.

İLÇELER

Erzurum (merkez), Aşkale, Çat, Hınıs, Horasan, Ilıca, İspir, Karaçoban, Karayazı, Köprüköy, Narman, Oltu, Olur, Pasinler, Pazaryolu, Şenkaya, Tekman, Tortum, Uzundere.

Pasinler:

Pasinler ilçesi, IV. yy.da Bizanslıların, 615 yılında Arapların, 1084 yılında ise Türklerin eline geçmiştir.

Pasinler’de bulunan 3702 kişi kapasiteli, 39 derece su sıcaklığı olan termal tesis, ilçe dışından gelen hastalara konaklama hizmetiyle birlikte; böbrek,sindirim sistemi, idrar yolları, romatizma, siyatik, lumbago, nevralji ve çeşitli kadın hastalıklarının tedavisinde olumlu etki yapmaktadır.

Köprüköy:
Köprübaşında kurulmuş köy anlamına gelen Köprüköy’ün kuruluşu çok eskilere dayanmaktadır.
Köprüköy (Deli Çermik) Kaplıca suları, sindirim sistemi, böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı ve kalp hastalıkları, metabolizma bozuklukları ve romatizmal hastalıklara olumlu etki yapmaktadır. Su sıcaklığı 26 derecedir.

Uzundere:

İlçenin 3000 yıla yakın geçmişi vardır.
İlçe sınırları içinde bulunan Tortum Gölü ve Tortum Şelalesi yaz aylarında çok sayıda yerli ve yabancı turistin uğrak yeridir. İlçeye bağlı Çamlıyamaç Köyü’nde l0.yy ‘dan kalma Öşvank Gürcü Kilisesi bulunmaktadır.

Ilıca:

Yapılan araştırmalar Ilıca’daki hayatın M.Ö.4000′li yıllara kadar uzandığını göstermektedir.
İlçede kükürtlü sıcak su kaynakları bulunmakta, termal tesisler sayesinde şehir dışından gelen hastalara da konaklama ve tedavi için olanaklar sağlanmaktadır. Kaplıcalarda kadın hastalıkları, romatizma, mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi, beslenme bozuklukları gibi rahatsızlıkları olumlu etkilediği bilinmektedir.

İspir:

Kuruluşu M.Ö. 19. yy.a kadar inen İspir,Yavuz Selim’in 1514!deki İran seferi sonrası Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Dünyanın en hızlı akan nehirlerinden birisi olan Çoruh nehri Rafting sporu için oldukça elverişlidir.

Olur:

Turizm açısından önemli bir potansiyel göstermekte olan ilçenin Keçili Köyü’ndeki Van Kilisesi, Yıldızkaya Köyü’ndeki Kivi Mağarası görülmeğe değerdir.

GEZİLECEK YERLER

Palandöken Kayak Merkezi

3185 m. zirveye sahip Palandöken dağları, Erzurum’un güneyinde yer alır ve doğu-batı yönünde uzanır. Türkiye’de kış turizmi için yapılan ilk ciddi ve kapsamlı proje Erzurum-Palandöken Kış Sporları ve Turizm Mastır Plan Çalışmasıdır. Yapılan çalışmada Palandöken Dağlarının doğal yapısı ve iklimi ile uluslararası kış sporları merkezi niteliğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Projede, üç alan üzerinde gün toplam 32 bin kişinin kayak yapabileceği, uluslararası yarışmalar hatta kış olimpiyatlarının düzenlenebileceği, 6 bin kişinin doğrudan istihdam edilebileceği öngörülmektedir.

Ulaşım: Erzurum’a Ankara ve İstanbul’dan her gün uçak seferleri bulunmaktadır. Kayak Merkezi Erzurum Şehir Merkezine 5 km. uzaklıktadır. Hava alanına ise yalnızca 10 dakika mesafededir. Kış mevsimi boyunca şehir merkezinden halk otobüsü seferleri bulunmaktadır.

Coğrafya: Erzurum Türkiye’nin en yüksek ve soğuk illerinden biridir. Sert kara iklimi hüküm sürer. Yılın 150 günü karla örtülüdür. Normal kış koşullarında 2-3 metre kar yağışı almaktadır. Hakim rüzgar yönü güney ve batı yönlerindedir.
Kayak alanı 2200 – 3176 m. yükseklik kuşağı üzerinde yer almaktadır. Karasal iklim nedeniyle, mevsim boyunca “toz kar” üzerinde kayak yapılmaktadır. 10 Aralık-10 Mayıs arasındaki dönem kayak etkinlikleri için en uygun zamandır.
Konaklama ve Diğer Hizmetler: 4 ve 5 yıldızlı konaklama tesisleri, kayak evi, günübirlik tesisler ve lokantalar bulunmaktadır. Kayak dersi ve malzeme kiralama hizmetleri verilmektedir.

Mekanik Tesisler ve Pistler: Palandöken Kayak Merkezindeki pistler dünyanın en uzun ve dik kayak pistleri arasında yer almaktadır. En uzun pisti 12 km. olan kayak pistlerinin toplam uzunluğu 28 km.yi bulmaktadır. Başlangıç yeriyle varış noktası arasındaki yükseklik farkı 1000 m. olan Palandöken’de Slalom ve Büyük Slalom yarışmaları için 2 adet tescilli Kayak Pisti mevcuttur. (Ejder Pisti ve Kapıkaya Pisti)

Kayak Merkezinde 5 adet telesiyej (toplam 4500 kişi/saat kapasiteli), 1 adet teleski (300 kişi/saat kapasiteli ), 2 adet baby lift ( toplam 1800 kapasiteli ) ve 1 adet gondol lift (1500 kişi/saat kapasiteli) hizmet vermektedir.

Müzeler

Erzurum Arkeoloji Müzesi
Erzurum Atatürk Evi Müzesi
Erzurum – Türk İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi (Yakutiye Medresesi)
Erzurum – 23 Temmuz Kongre Salonu Müzesi

Örenyerleri

Erzurum Kalesi
Erzurum Çifte Minareli Medrese
Üç Kümbetler
Kuleler ve Kaleler

Saat Kulesi:

İç kale mescidine minare olarak yaptırılan Saat Kulesi, Tepsi Minare ve Kule diye de adlandırılmaktadır.Şehre hakim bir tepe üzerinde kurulu bulunan Erzurum Kalesi’nin surlarındaki Saat Kulesi her taraftan çok rahatlıkla görülebilmektedir.

Erzurum Kalesi: Erzurum İli’ne 79km uzaklıktaki Horasan-Pasinler-Erzurum tarihi İpek Yolu üzerindedir. İlk inşa tarihi kesin olarak bilinmeyen Erzurum Kalesi’nin M.S. 5.yy ilk yarısında Bizanslılar tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

Camiler ve Kiliseler

İl merkezindeki Lalapaşa Cami, Üç Kümbetler ve Ovşank Kilisesi görülmeye değerdir.

Üç Kümbetler:

Üç kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olan Saltuklu Devleti’nin kurucusu Emir Saltuk’a ait olduğu sanılmaktadır. Tamimiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisini kimlerin yaptığı bilinmemektedir. Kümbetlerin genel olarak 13 üncü yüzyıl sonu ve 14 üncü yüzyıl başına ait oldukları kabul edilmektedir. Üç kümbetler Türklere ait diğer kümbetlere nazaran değişik planları, kullanılan malzeme ve süslemeleri açısından ayrı bir yer tutar.

Medreseler

Çifte Minareli Medrese: 13′üncü yüzyılın sonlarında İlhanlılar tarafından yaptırılmıştır.Anadolu Selçuklu Mimari geleneğinde açık avlulu, iki katlı ve iki minareli eğitim kurumu, Anadolu’nun en büyük medresesidir.
Yakutiye Medresesi: Hoca Celaleddin Yakut tarafından MS 1310 yılında inşa edilmiştir.İlhanlı döneminden günümüze kalan nadir eserlerden birisidir. İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Köprüler ve Bedestenler

Çobadede Köprüsü: 1297-98 yıllarında İlhanlıların Veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılmıştır.Aras nehri üzerinde 7 kemer gözlü olarak inşaa ettirilen önemli bir yapıttır.
Rüstempaşa Bedesteni: Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır. Çarşıda daha ziyade oltu taşı satıcıları faaliyet göstermektedir.

Mesire Yerleri

Tortum Çağlayanı: Tortum Gölü’nün son kısmında, Tortum Çayı’nın 48 m yüksekten düşmesiyle meydana gelen çağlayan vadideki bir dağın heyelan sonucu çayın önünü kapatmasıyla oluşmuştur. Erzurum’a 120 km mesafededir. Baharda suyun bol olduğu mevsimde tabii manzarası ve heybetiyle seyrine doyum olmaz.

Kaplıcalar

Tekman Termal Turizm Merkezi, Maman, Hamzanlar Kaplıcaları

Suyun Isısı: 39oC -45oC
PH Değeri: 6,5
Özellikleri: Bikarbonatlı, Klorürlü, Sodyumlu, Karbondioksitli, kısmen radyoaktif bir bileşime sahiptir.
Yararlanma Şekilleri: İçme ve banyo kürleri
Tedavi Ettiği Hastalıklar: Romatizma, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme gibi hastalıklara olumlu etki yapar.
Konaklama Tesisleri: Konaklama tesisleri yoktur.

Pasinler Termal Turizm Merkezi
Yeri: Pasinler ilçe merkezinde ve Erzurum-Tahran uluslar arası geçiş yolu üzerinde yer alır.
Ulaşım: İlçe merkezindedir.
Suyun Isısı: 39oC -45oC
PH Değeri: 6,5
Özellikleri: Bikarbonatlı, Klorürlü, Sodyumlu, Karbondioksitli, kısmen radyoaktif bir bileşime sahiptir.
Yararlanma Şekilleri: İçme ve banyo kürleri
Tedavi Ettiği Hastalıklar: Romatizma, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme gibi hastalıklara olumlu etki yapar.
Konaklama Tesisleri: Konaklama tesisleri yeterli konfora sahip değildir.

Kuş Gözlem Alanı
Doğu Karadeniz Dağları
Erzurum Ovası

Sportif Etkinlikler

Rafting: Erzurum’un İspir ilçesi sınırlarından geçen Çoruh Nehri rafting yapmaya en elverişli akarsulardan birisidir. Derin kanyonları ile ilgi çeken Çoruh, her yıl turistlerin akımına uğrar. 1993 yılında Dünya Rafting Şampiyonası Çoruh Nehrinde yapılmıştır.

Trekking: Erzurum’un kuzeyinde yer alan Dumlu Dağları üzerinde yabancı turistler tarafından günü birlik doğa yürüyüşleri yapılmaktadır. Bu yürüyüşe gidenler üç saatlik bir yürüyüşle Dumbu Baba diye adlandırılan ve Fırat Nehri’nin önemli kollarından biri olan Karasu’nun kaynağı durumundaki soğuk su gözesine varırlar, burada bir süre dinlenen ziyaretçiler dönüş yürüyüşüne Kırkgöze Köyü üzerinden yaparlar buna benzer dağ yürüyüşleri Erzurum’un güneyinde bulunan Palandöken Dağları üzerinde de yapılmaktadır.

NE YENİR?

Su böreği, ekşili dolma, kesme çorbası, ayran aşı (yayla çorbası) çiriş, şalgam dolması, yumurta pilavı, kadayıf dolması Erzurum’un geleneksel mutfağını oluşturur.
Erzurum’dan Yemek Tarifleri
Çağ kebabı
Malzemeler:
1 kuzu budu (yağsız ve sinirsiz)
1 adet kuru soğan
100 gr. Yoğurt
tuz karabiber
lavaş ekmeği
domates, yeşil biber
Hazırlanışı: Yağı ve siniri ayıklanmış kuzu budundan parmak kalınlığında yapraklar kesilir. Yoğurt, tuz, karabiber ve yemeklik doğranmış soğan karıştırılır ve etler hazırlanan bu terbiyenin içinde bir gün bekletilir. Terbiyelenen yaprak halindeki etler şişe takılır ve yatay haldeyken ateşte çevire çevire kızartılır. Pişen kısımlardan dönerde olduğu gibi ince bir tabaka şeklinde parçalar kesilir ve Çağ kebabına mahsus küçük şişlere takılarak lavaş ekmeğinin üzerinde servis edilir. Ateşte pişmiş biber, domates ve kuru soğan ile süslenir.
Den Çorbası
Malzemeler:
250gr. Yarma
1 adet soğan
1/2 limon suyu
3 yemek kaşığı tereyağı
2 yumurta sarısı
500 gr. Yoğurt
10 su bardağı kemik suyu
2 kahve fincanı un
tuz karabiber, nane, kırmızıbiber
Hazırlanışı: Yarma önceden haşlanır. Ayrı bir tencerede un, yumurta ve 1 çay bardağı su pütürsüz olana kadar karıştırılır. Üzerine kemik suyu ilave edilir. Haşlanmış yarma karıştırılarak eklenir. Ayrı bir tavada ince doğranmış soğan 1 yemek kaşığı yağda pembeleştirilir. Yoğurt nane ve limon suyu eklenir, iyice karıştırılır ve kaynayan çorbaya ilave edilir. Tuz karabiber ile tatlandırılır. 2 yemek kaşığı tereyağı ile kırmızıbiber kızdırılır ve çorbanın üzerine dökülerek servis edilir.

Cevizli kadayıf dolması

Malzemeler:
1/2 kg. burma kadayıf
200 gr ceviz içi
2.5 su bardağı toz şeker
1/2 limon suyu
4 adet yumurta
1 su bardağı süt
2.5 su bardağı su
2 su bardağı sıvıyağ (kızartmak için)
200 gr kaymak
Hazırlanışı: Burma kadayıftan avuç içi büyüklüğünde parçalar kopartılır ve içine dövülmüş ceviz içinden konur, dolma gibi sarılır. Diğer tarafta yumurta ve süt çırpılır. Dolmalar bu karışıma batırılıp kızgın yağda nar gibi olana kadar kızartılır. Diğer tarafta su ile toz şeker kaynatılır. Limon suyu ilave edilir. Bir iki taşım daha kaynatıldıktan sonra ılınmaya bırakılır. Kızaran kadayıf dolmaları sıcak sıcak ılık şerbetin içine atılır ve şerbeti çekmesi için biraz bekletilir. Üzerine kaymak ve dövülmüş ceviz ile süslenerek servis edilir.

NE ALINIR?

Erzurum oltu taşı işçiliği ile çok meşhurdur. Oltu taşından yapılan tespihler, ağızlıklar, bilezik, gerdanlıklar, broş, küpe, saç tokası yörenin önemli hediyelik eşyalarıdır.

YAPMADAN DÖNME
Tekman’ın Palandöken’de kayak yapmadan,

Çifte minareli Medreseyi,Yakutiye Medresesi’ni ve müzeleri görmeden
Yolunuz İspir’e düşerse rafting sporu yapmadan,
Yolunuz Tortum’dan geçerse Tortum Şelalesi’ni ve gölünü görmeden,
Cağ kebap, su böreği ,ayran çorbası ,kadayıf dolması yemeden
Dönmeyin.

Kürtlerin hal-i ahvali


’Kürdün aklı sonradan başına gelir’’. Sözü Kürtler arasında hep söylenegelmiş bir deyimdir. Neden Kürtler in aklı sonradan başına gelir üzerine düşündüğümüz zaman görürüz ki bu durumun tarihsel ve sosyolojik bir arka planı (kültürel, sosyo-ekonomik, coğrafik) vardır. Kürtler ile ilgili geçmişten itibaren kafa yoran, araştırmalarda bulunan bilginler başta olmak üzere her hangi bir eğitim aşamasından geçmemiş kendi halinde Kürt bireyleri dahi Kürtler için bu deyimi dillendirirler.

Bunun nedenlerine bakıldığı zaman şu cümleler ile açıklamaktadır. Kürt halkının bilinçsiz, farkında lığı düşük, safiyane derecesinde iyi niyetli olma, duygularını kontrol altına alamama, ani ve sert tepkiler verme, kendi milletine diğer bir değişle halkına güven duymama, başka millet ve halkları daha çok önemseme, taklit etme, o milletlerin ileri gelenlerinin söylediklerini kendi milletinin ileri gelenlerine tercih etme, çabuk kanma ve inanma sonucu ihanete uğrayıp kandırıldığını hata yaptığını anladıktan sonra, aklının başına gelmesinden kaynaklı olarak kullanılmaktadır. Bu cümlenin sosyal ve tarihsel arka planına bakıldığı zaman Kürt’lerin birlik ve beraberlik içinde olamamaları başıboş, denetimsiz asi bir yığın olarak görülmesi, yüzyılı aşkındır direniş gösterip herhangi bir kazanım elde edememelerinden kaynaklı olarak söylenmiş bir sözdür. Bu bağlamda bu söze onay veren birçok tespit analiz mevcuttur.

Kürt tarihi ile ilgili araştırma içine girildiği zaman görülür ki Kürtlerin bilinen ilk tarihlerinden itibaren hep bir birlik olamama kendi milletinden diğer bir değişle halkından hoşlanmama güvenmeme bu nedenle ‘’keklik cinsi’’ gibi diğer bir deyimi de Kürt halkının ihanet bağlamında durumunu örneklendirmek için söylenen bu mit’e (halk öyküsüne) de tanıklık ederiz.

Bu durumu Kürt milletinin içine düştüğü trajedilerin temel sebebini şu örnekler ile açıklayabiliriz. ‘’Şerefname’’ Kürt tarihi kitabının yazarı kendisi de bir Kürt olan ‘’şerafhan’ın’’ Kürtler için yazdığı tarih kitabında Sultan Murat han’ın hocası Mevlana Saadettin Kürtlerin davranışını şu cümleler ile anlatır; ‘’Kürtler her biri bireysellik ve başına buyrukluk sancısı çekmiş (toplumsal bir kaygı taşımadan) dağlarda ve vadilerde kendi bireysel bağımsızlıkları ile yaşamaktadırlar’’ der.

Kadı Muhammed, Mahabad Cumhuriyetinin devlet başkanı seçilmiş Kürt din adamı. Mahabad’ın önde gelen ailelerinden Kadı ailesinden Kadı Ali’nin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. iran hükumetince idam edilmeden önce Kürt halkına öğütler bırakmıştır. Bunlar: kürtlerin aralarında sevgi, saygı, birlik, uyum içinde olmaları, aldanmamak için, eğitime önem vermeleri gerektiği, kürtlerin Birbirlerine siyasi, maddi, manevi ve namus alanlarında ihanet etmemesini salık vermiştir. tıpkı diğer Kürt düşünürleri gibi.

Yine Ahmedi Xanî, Kürtlerin içinde bulunduğu tarihsel ve sosyolojik gerçekliğin farkında olup Kürtlerin neden birlik oluşturamadığını ünlü eseri Mem u Zîn’de işlemiştir. Kürt beylerinin “kelime-i şahadet dışında Kürtlerin bir araya gelemeyeceklerini ve ayrı aşiretlerden oluşup aralarında sürekli çekişme olduğu” söyleminin devletleşmenin önündeki en ciddi engel olduğunu ifade etmiştir.

Kürt beylerin birbirine boyun eğmeyip diklenmelerine rağmen başkalarına boyun eğmeleri, Xanî için hoş görülebilecek bir durum değildir. Bu yüzden şair, Kürt beylerinin, milli şuura sahip olmayıp kendi devletlerini kurmak yerine Osmanlı ve İran’a bağımlı bir şekilde yaşamalarını “âr” (utanç verici) bulur. Kürtlere bu utancı yaşatan suçluları ararken aklına “namdar” olarak nitelediği Kürt beyleri ve şairleri gelir.

Xanî, bu bölünmüşlüğün kaynağını, Kürtlerin “kemalden yoksun, değersiz ” olmadıklarını, bundan ziyade “yetim ve şansız” olduklarını; “tamamen cahil ve bilgisiz değil, ancak kederli ve bir koruyucudan yoksun” oldukları için böyle bölünmüş başsız bir halde olduklarını duyumsar.

Milli şuur eksikliği sadece aşiret liderlerinde olan bir durum değildir. Nitekim böyle bir şuursuzluk Kürt beylerinde de mevcuttur. Yavuz Selim’e gönderilen “ ariza”da Kürt bey-lerinin: “Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah’ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uyma-mız mümkün değildir. Sünnetullah bizde böyle cârî olmuştur.”] şeklindeki sözleri, millet olma bilinçlerinin olmadığını yansıtması bakımından çarpıcıdır. Birbirlerine uymayan, boyun eğmeyen ve milli çıkarlar için bir araya gelmeyen bu beylerin, farklı bir milletin ve hükümdarın boyunduruğuna girme konusunda tam mutabık olması düşündürücüdür.

Milletler Cemiyeti Daimi Manda Yönetimleri Komisyonu’ndaki bir Britanya temsilcisi 1930’da Cemiyet’te yaptığı konuşmada: “Herkesin kabul ettiği gibi Kürtler kendilerine has birçok vasfa sahip olsalar da, Irak Kürtleri başarılı bir öz-yönetim için elzem olan siyasal birlik özelliğinden tamamı ile yoksundurlar. Teşkilatları ve görünüşleri aslında aşirete dayalıdır. Yaşam tarzları ilkeldir, çoğu okuma yazma bilmemektedir, terbiye edilmemiş, otoriteye karşı öfkeli ve disiplin ya da sorumluluk duygusundan yoksundurlar. Diyerek Kürtlerin Irak hükümetine bağımlı yaşamalarını haklı temellere oturtmaya çalışmıştır.

Kürtlerin 20. yüzyılda yetiştirdiği önemli âlimlerinden Said-i Kürdî, de Münazarat adlı eserinde Kürtleri “değerli, sahipsiz bir millet” olarak değerlendirir. Said-i Kürdî, bu değerlendirmede bulunurken hem Kürtlerin tarih sürecinde yaşadıkları trajedilerden hem de Osmanlı devletinin parçalanmasında büyük devletlerin Kürtlere sahip çıkmayarak onların kaderini başka milletlerin eline bırakıp büyük acılar yaşamalarından yola çıkmıştır. Xanî, Said-i Kürdî’nin bu tespitini yaklaşık üç yüz yıl önce yaparak Kürtlerin içinde bulundukları şartları Kürtlerin sahipsiz olmaları penceresinden de değerlendirmiştir.

Bu kapsamda ki yorum ve analizlere sık rastlarız. Yapılan gözlem ve yorumları yapanların içinde Türk, Kürt, Arap, fars, Alman, Fransız vd milletlerden birçok gözlemcinin birbirinden habersiz fakat aynı kategoride yaptıkları yorumlar olduğunu görünce, anlıyoruz ki Kürt’lerin birlik beraberlik içinde olup bir Millet olmamalarının asli unsuru; birbirlerine değer vermemeleri, birlik olamamaları fazlasıyla başına buyruk ve asi olmalarıdır.
Bu kanı; Kürtlerin geçmişten itibaren tarih sahnesinin medeniyet, devlet, ulus kurma aşamalarında genelde hep silik konumda olması, Kürtler için yapılan bazen dost bazen düşman yorumlarında şunlardır: Bugüne kadar hep birilerinin elinde kukla olmuş ve bundan maalesef ders almamış millet diye anlatılır.

Bu durum Kürt lerin içinden çıkmış, birçok mütefekkir, şair, sanatçı, siyasetçi, farklı görüşten, meslekten ve milletten insanında ortak düşüncesidir.
Neden Kürtler tarihten itibaren bir ulus millet çatısı altında birlik olamadılar? Neden kendi içlerinde sevgisizlik iletişimsizlik duygusu hâkimdir? Kürtler neden birbirlerine güvenip sevmezler? Gibi birçok soru bu anlamda sorulabilir.

Kürtlerin birbirlerini sevmemeleri karşılıklı soğuk ve merhametsiz söylem ve eylemleri kendi içlerinde aile, aşiret çatışma ve öldürmenin çokluğu bu yazılanları doğrular niteliktedir. Bu anlamda Kürtlere yönelik bulundukları coğrafyalarda sistemin yaptığı ötekileştirme ve bunun sonucunda gelişen zulümle karışık değersizleştirmeyi unutmadan, özeleştiri yapılmıştır. Farkında lığı çoğaltmak için.

Özetle; Kürtler köklerinden kopuk, derinliksiz, özünü geliştirip önemsemeyen bir kulvar da yüzyıllardır savrulmaktadırlar. Kürt siyasi ve toplumsal hareketlerine yön vermeye çalışan bazı ana aktörler bu anlamda yaşadıkları coğrafyalarda toplumun genel kanısında değer ve anlam bulan ideoloji ve değerleri, diğer bir değişle toplumda tutunup yer edinenleri değil de, tutunamayan macera peşinde koşan, toplumunun değerlerinden uzak halkın kültürü, inancı, değerleri ve etnisite’sinden bihaber ideolojilere bağlandıkları için hatalarını çoğaltıp çoğaltıp akılları sonradan başlarına gelmektedir. Yorgun ve yenilmiş insanlığı artlarında sürükleyerek.

Tuğba Çiçek / Tekman Post

Dılovan İdris Barzani’nin vefatı dolayısıyle kaleme almış olduğum taziye mesajım.


29595043_595419427457774_3955529611532806753_n
Kürdistanın Başbakanı
Neçirvan Barzani’nin İkiz kardeşi
Dılovan İdris Barzani geçirdiği kalp krizi sonucu bugün hayatını kaybetmiştir.

Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta Barzani ailesine ve, yüce Kürt milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Ruhuna El Fatiha

Tanıdığım günden beri ilmi ve faziletiyle Kürt halkının mümtaz simaları arasında yer alan ve uzun yıllar halkımıza Kürdistan’a hizmet eden, gönül dili ve hizmet heyecanı ile Kürt halkı için koşturan, değerli Dılovan İdris Barzani’nin geçirdiği kalp krizi sonucu bugün Hakk’a yürüdüğünü derin üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım.

Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta Barzani ailesi ve tüm Kürdistan’lılar olmak üzere, dostlarına, yakınlarına ve yüce Kürt milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Em ji XWEDA Hatine û Bêguman Dîsa Her Dê Vegerin Wî . Me wefata welatperwer, azadîxwaz û lehengê tekoşîna doza Kurdistanê, Siyasetwanê Kurd-Kurdistanî Birêz Dılovan İdris Barzani bi xemgînî bîhîstiye. Em ji XWEDAyê heq bi merhûm Birêz Dılovan İdris Barzani re rehmetê û ji malbat, rêheval, hezkiriyên wî û gelê Kurdistanê re jî sersaxiyê dixwazin.
XWEDÊ wî bi rehma xwe şad bike û cihê wî bike biheşt.

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu / TATOS – TEKMAN – ERZURUM LÜXSEMBURG

02.04.2018 Luxsemburg