Berjin Demirkaya’ya hitaben



Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Değerli Berjin,

Öncelikle sana şunu belirtmek isterim, hepimizin yüreğin’desin unutulmadın unutulmayacaksın, ilk göçüp cennete gittiğin gün neyse acımız şimdide aynı. Biz Kürtler’in dağlardan başka dostu olmalı artık. Bildiğin gibi yaşam gülmeyi, sevgi hak etmeyi, vefa unutmamayı, dostluk sadık kalmayı bilenler içindir.

Bu bağlamda okuyucularımın hatırlaması için kısa bir bilgi vermek istiyorum. Aralarında yaralıların ve çocukların da olduğu 31 sivil Şırnak’ın Cizre ilçesindeki Cudi Mahallesi’nde bulunan bir apartmanın bodrum katına Şubat 2016’da sığınmıştı. İçlerinde rahmetli Berjin Demirkaya’da vardı.
Berjin Tatos’un Madrak köyündendir, akrabamdır, yiğitçe ve eline hiçbir zaman için silah almadı. Hep siyasi olarak mücadele etti, yılmadı, ama Cizre’de kalleşçe katledildi. Dolaysıyla hangi görüşten olursanız olun, eğer anne babalık duygusunu tatmışsanız, içiniz bir başka burkulur, bir başka üzülürsünüz Hawar Hey Hawar feryatlarını Madrak’ta, Tatos’da dinlediğinizde.

Değerli Berjin,
aslında bizlerin sana bir beyaz barış gülü gibi temiz, berrak ve korkusuzca yaşayabileceğin bir dünyayı sunmamız gerekirdi, ama biz yapamadık. Sen ise çok şeyler başardın. Hak tanımaz kralların ve onların gönüllü askerlerinin rüyalarını böldün. Üzerine manga manga, bölük bölük, tabur tabur asker ve polis saldılar. Apartmanın etrafına et ve çelikten duvarlar ördüler. Yılmadın… Üzerine tank ve panzerlerle saldırdılar. Korkmadın… Kaderini ve geleceğini başkalarının eline ve merhametine bırakmadın.

Değerli Berjin sen,
bu global dünyada kendi ayaklarının üzerinde durmayı başardın. Dünyanın en sefil ve en kanlı canavarları ile savaşarak bugünlere geldin. Seni tebrik ediyorum. Şunu unutma ki, sen bu mücadelede asla yalnız değilsin.
Açıkça belirtmek gerekir ki. Çağımızda hangi amaçla, kim tarafından ve kime karşı olursa olsun hukuk dışı ve şiddet içeren eylemler doğru değildir. Sorun felsefi, hukuki ve siyasi açıdan ele alındığında; Kürt sorunu ile silahlı muhalif grupları aynı kategoride değerlendirme doğru değildir. Çünkü demokratik yönetimlerde, şiddet içermeyen farklı anlayış, düşünce ve inanışlar, toplumun ortak paydasını oluşturmaktadır. Dolaysıyla bu arada hepimiz artık anlamalıyız ambalajı güzel fakat içi boş bir kavram uğruna Kürt gençlerini ölüme göndermek doğru bir siyasi tavır değildir, bu biz Kürtlere yapılan büyük bir zulümdür.

Kürdsitan’da savaşın yaşandığı her yerde dramlar yaşanıyor. Rahmetli Berjin’in şehadetinin acı gerçeği her Dram gibi bir film ve bir roman konusudur Tatos’da, Madrak’da, Kürdistan’da. İnsan bazen savaş bölgesinin çook uzaklarında, başka kıtalar’da, başka ülkelerde yaşıyor olsa bile, yaşananlara kayıtsız kalamaz ve o trajedilerin orta yerinde bulur kendisini.
Değerli Berjin, ben ve bizler senin o Melek yüzünü göremeden, Işıldayan gözlerine bakamadan , bacım deyip seni Cizre’de kurtaramadık, helal et bizlere hakkını.

En içten dualarımla değerli bacım Berjin seni Cenâb-ı Hakk’ın sırf fazlı ve lütfu ile, cennetlik kulları için hazırladığı rıza ve merhamet diyarı olan ebedi istirahatgahına yolcu ettik. Bu vesileyle tekrar Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta Mevlüt amcam, tüm aileniz, tüm Kürdistan’lılar, tüm Madrak ve Tatos’lular olmak üzere, dostlarınıza, yakınlarınıza ve yüce Kürt milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Biraderin
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu, 30.3.2017 Luxemburg

Advertisements

Referandum ’da EVET


Referandum ’da EVET

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Bu referandum, kaderimizin çizileceği bir referandumdur. Parlamenter rejimlerde; „tek devlet, ortak bir vatandaşlık tanımı, tek bayrak, ortak bir coğrafya“ vardır. Bu yüzden Başkanlık sistemi değerlendirildiğinde mevcut durumu tekrar etme üzerinden propaganda yapmak çok anlamlı değildir.

Malumunuz 1923’den buyana 94 yıldır „KÜRT’e Kürt“ diyemedik! Kürt sorununun toplumsal uzlaşmayla siyasi alanda çözülmesi sorunu besleyen ve büyüten bütün dinamiklerin hesaba katıldığı bir çözüm paketi pratikte yürürlüğe konmakla mümkündür. Buda başkanlık sisteminde mümkündür.

Dolayısıyla anayasadaki değişiklikler değerlendirilirken işin aslı olan şu gerçeğin ‘de değerlendirilmesi gerekir: Malumunuz 2709 Sayılı Kanun’un 123. Maddesi Türkiye’nin yönetim biçimine ilişkin. Bu maddenin 3. Fıkrasında deniliyor ki: Kamu tüzel kişiliği ancak kanunla veya kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulur. Bunun anlamı şu: Ülke yönetiminde, il özel idaresi, belediyeler ve büyük şehir belediyeleri, köy ve diğer mahalli idare birlikleri ancak TBMM’den çıkacak kanunla kurulur.

İşte hiç önemsiz gibi gözüken bu kanunun 123. Maddesi’nin 3. Fıkrası değiştiriliyor.

Nereden çıktı bu bilmem ne kanunun bilmem kaçıncı maddesinin sonuncu fıkrasını değiştirmek? Sorusuna cevap aramamamız gerekirse. Anayasa değişikliğinin 16. Maddesi’ni okuyunca bunun sebebini detaylı olarak anlıyoruz. Dolaysıyla burada “yeni kamu tüzel kişiliği kurma yetkisi Cumhurbaşkanı’na da veriliyor.” Eğer referandumda EVET çıkar da bu yetki Cumhurbaşkanına verilir ise: Yeni ve modern yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanı bir kararname yayımlayarak Türkiye’nin yönetimine eyalet sistemini dahil edebilir. Ve kanun yoluyla ülkemizde dokuz Eyalet kurulabilir.

Malumunuz “Osmanlıya baktığımız zaman Lazistan eyaleti var. Kürdistan eyaleti var. İniyoruz güneyde aynı şekilde eyalet sistemleri var.” Böyle bir sistem içinde seçilmiş vali olması doğal. “Federal yapı diyoruz… Federal yapı nedir? Orada geliyor toplanıyor zaten.” 2013 yılı Mart ayında da “2023’te eyalet sistemi konuşulabilir. 2023’te ben başbakan olursam, işin başında olursam bunu, düşünürdüm, taşınırdım, konuşurdum.” (Değerli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarından)

Eğer 16 Nisan’da evet çıkar ise: bir kararname yayımlanarak şöyle denebilecektir: Ümidi bende var. “Diyarbakır merkezli olmak üzere Iğdır, Erzurum, Ağrı, Muş, Bingöl, Tunceli, Erzincan, Elazığ, Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak, Hakkari, Van vilayetlerimiz Kürdistan Eyaleti olarak birleştirilmiştir. Eyalet Valisi’ni bölge halkı kendisi seçecektir. Vali, eyaletin güvenlik, eğitim, kültür ve yönetim işlerini yerel birimlerle bağlantılı olarak yürütecektir.” Burada tarif edilen eyalet sistemi, bugün Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesel yapısının hemen hemen aynısıdır.

Başkanlık sistemiyle idare edilen federatif bir yapılanmayla, ortak aidiyet duygusunun temeline sımsıkı sarılarak birlikte emperyalizme karşı koymakla Kürt sorunu Anadolu’da çözüme kavuşacaktır.

Sürecin siyasal boyutu bana göre Federalizme giden bir yoldur. Yeni bir çözüm sürecinin başlaması için’de PKK’nin silah bırakması şarttır. Çözüm süreci kaldığı yerden devam edemez. Sürecin yeniden başlaması için PKK’nin Türkiye’de silahlı mücadeleye son vermesi lazım. Ondan sonra da Suriye’de, Rojava’da, Irak’ta bir derdi varsa o da konuşulur. Türkiye’de artık siyasetin konuşması lazım, silahların, ölümün, kavganın olmaması lazım.

Anadolu Ajansı geçtiğimiz günlerde „TRT radyoları bir ilke imza atacak“ başlıklı haber geçti. Haberde:“…Aynı anda farklı il ve istasyonlarda, değişik dil, lehçe ve içeriklerle dinleyiciye seslenebilme özelliği taşıyan sistem „TRT FM“ yayınlarıyla uygulamaya geçti. Sistem sayesinde eş zamanlı olarak her istasyona farklı mesajlar gönderilebileceği belirtildi. Sistemle, ulusal yayın sırasında yörelerin özelliklerine göre yapılan yerel anonsların, aynı anda farklı içerikle dinleyiciye ulaştığı vurgulandı“ Bölgelere göre farklı dil ve lehçelerde yayın yapmanın tek karşılığı „federasyon“dur.

Başkanlık sistemi, devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında hükûmet etme ve devleti yönetme esasına bağlı siyasi YAPILANMADIR. Dolayısıyla Başkanlık sistemi Türkiye’yi federal bir yapıya götürecektir. Kürt aydınları artık bu gerçeği görebilmeli ve kabullenmelidir.

Konuşması gerekenler konuşmuyor, konuşmaması gerekenler konuşuyor. Konuşması gereken Kürd aydınları ’da gerçekleri konuşmalı artık. 2013 ruhunu kim öldürdü, biz bunu iyi biliyoruz. Kimse suçu kimseye atmasın, yani hem öldür, hem yık hem de gelip sitem et, bu doğru değil. 7 Haziran’da seçim oldu, 80 milletvekili ile Meclis’te siyaset yapacaklarını söylediler, sonra süreci bitirdiler silahlı çatışmayı başlattılar. Şimdi de 2013’e dönelim diyorlar, artık kimse onlara inanmıyor. Yeni bir çözüm sürecinin başlaması için PKK’nin silah bırakmasının şart.

94 yıldır mevcut sistemin en büyük mağduru olan Kürtlerin referandumda kendilerine zulüm yapan bu sistemin değiştirilmesinden yana oy kullanacaklarına inanıyorum. Bunun için Kürtler referandumda EVET diyecek, EVET demeli.

Ji bo bibîranîna General Mela Mustafa Barzanî


29424_113472778691693_8329273_n (2)

von Prof. Dr. Dr. Mag. Ümit Yazıcıoğlu

Rehmetî (Melle) Mistefa Barzanî, di 14ê Adara 1903an de li Kurdistanê, li devera Barzan hate dinê. Di 1ê Adar a 1979an de li Washington D.C gihişt dar-I bekayê, lê bîranînên, mêrxasiyê wî li gel me her zindî û herdemî ye. Ez dixwazim her dem zayina vê şexsiyeta berz bibîr bînim, ne wefata wî. Ji ber ku em Kurd, di cîhanek bê Wî, bêyî ku em li jiyabin jî, hezim nakin. Ji ber ku em mirînê layiqî Wî nabînin. Lê, ev qeder e… Emr ê Xwedê ye, Zagon a ilahî ye… Her zindî mirinê tam dike, em nikarin rê li ber mirina hezkiriyên xwe yên herî binirx jî bigrin.

Mezintirîn mirov, rehet raz e. Çavên te bere li pişt te nemînin… Te erk a bi awayek herî baş ji bo me pêkanî. Ji bo Kurdekî, gelê wî, zarokên wî mirasek ji y ate biqedrtir dikare bête hêlan? Cîhê tu lê bibe Nur, mekanê te bihuşt be. Wekî te diyarkirî, Ez bi xwe ji şer hez nakim. Ji ber ku şer, rêya herî xerab a çareseriya pirsgîrêkan e.

Mezintirîn pêşengê Kurd, dema mafê çareseriya gelê Kurd hat, dibe ku ne hefteya, ne meha bêt be, lê gelek nêzîk e. Di roja me ya îroyîn de, bi awayek siyasî xweser, wekî herêmek federal di qada navneteweyî de nasîn tenê herêma desthilata Kurdistanê ya Iraqê ye. Girêdayî wê di bin Serokatiya Serokê hêja Mesut Barzanî de, hikumeta Kurdistanê jî divê hemû rêyên diplomasî û dadî bikarbîne û bi serîlêxistina Neteweyên Yekbûyî di rêya zagonî û dadwerî de, vîn a gelê Kurd ji bo Serxwebûnê derbasî jiyanê bike, ji ber ku pirsa Kurdan li Iraqê pirsa statu û desthilatiyê. Li gor min, Tirkiye jî divê vê pêvajoyê bipejîrîne. Her di vê rêyê de ji bo bihêzbûna pêvajoya serxwebûna Kurdistana Iraqê, tiştê ji dest tê, bike. Ev yek zerarê nade Tirkiyeyê, berovajî di sûd a Tirkiye de ye. Pirsa Kurd pirsek navneteweyî ye û dikare li ser mêza navneteweyî bête çareserkirin.

Pêwendiyên nêzîk ên siyasî û diplomasî ku di navbeyna Desthilata Xweser a Herêmî ya Kurdistana Iraqê û Tirkiyê de de van salên dawî de hatin lidarxistin, li welatê me jî dikarin di rêya çareseriyê de bibin alîkar. Di van rojên, ku Rojhilata Navîn şiklek nû digre de, ji bo ewleyî û aştiya herêmî têkiliyên navbeyna Tirkiye û Desthilata Herêma Kurdistanê girîngiyek xwe ya mezin heye û ger ev pêwendî bi awayek serkeftî bên domandin, bi destdan a hevûdu hem Tirkiye û hem Kurdistan dikarin bibin hêzên mezin ên navneteweyî, ev baweriya min e.

***

Di dema Şerê Cîhanê yê Duyemîn de, rojava û bakurê Îranê, bi hevkariya Yekîtiya Sowyet – Brîtanya bi egerên ewleyiyê hatin dagîrkirin. Li Rojhilata Kurdistanê, ku beşek mezin di bin kontrola Sowyetê de bû, bi piştgiriya Moskow di 22ê Çile 1946an de, di dîroka de yekem dewleta kurdî Komara Kurdistan a Mahabadê hate damezrandin. Rehmetî Qadî Mihemed yekem Serokomar bû. Di dawiya şer de, piştî lihevhatina petrolê di navbeyna Îran Û Sowyetê û helwêstên durû Moskowê alîkariya xwe ji bo Komara Kurdistanê ya Mahabadê rawestand û di meha Berçile ya 1946an de Komar hilweşiya. Di vê nivîsa xwe de, hem ji bibîranîna rehmetî Mistefa Barzanî, hem ji bo hevdîtina Wî ya dawî li gel merhum Qadî Mihemed di 16ê Mijdar a 1946an de, wekî ku Wî ji Serok Mesud Barzanî re gotiye, dixwazim bi we re parvebikim.

“Ez çûm gel Qadî Mihemed. Min xwest bizanim daxwaza wî çi ye. Gote min, jib o ku xwîna xelkê Mehabadê neyête rijandin, ew dê xwe feda bike. Got, ku dê xwe radestî Artêşa Îranê bike. Weha dom kir, min çend kes hinartin gel general Humayuni, ku li Meyanduab e, min ez daxwaza xwe gihand wî. Gava ev gotin digotin rundik ji çavên wî dihatin xwarê. Gotinên xwe weha domandin, ji derveyî civata xwe bere baweriya te bi kesî neyê! Ji ber ku wan kesê soz a hevkariyê dabûn min, hemûyan pişta xwe dan min. Jib o ku hevkariya xwe li gel Artêşa Iranê diyarbikin, ketin pêşbirkê de! Ez vê şîretê li te dikim baweriya xwe zêde bi serokeşîran neyîne, gava fersend ketî destê wan, dê xerabiya te bikin. Tikaya min ji te, di demek nêz de ji Mehabadê derkevin û yekser nekevin şer li gel Artêşa Îranê.

Paşî ji min pirsî, ez dixwazim çi bikim. Min got, em dê malbat û hêzên xwe li herêmên Şino û Mergever kom bikin. Heta biharê jî, heta ji me hatî em dê bi Artêşa Îranê re nekevin şer. Em dê hewl bidin, ku hikumeta Iraqê Efûyek Giştî jib o malbatên me derbixe. Gere v yek jî nebe, bi malbatên xwe re ber bi Sowyetê ve em dê bidin rê. Piştre min xwest, ku ji Mehabadê derbikeve û li gel me were. Min soz a şerefê da, em wî biparêzin, ku ez dê xwe ê hemû kesên li gel xwe jib o parastina wî xwe feda bikin. Min got: Tu nîşan a gelê Kurd î, jib o vê dive tu li gel me were. Dîl ketina yekem Serokê me, bi destê dijmin ji me re zehmet tê.

Qadî Mihemed ji cîhê xwe rabû, rundik ji şavên wî dihatin, ez maç kirim û got: Ji Xwedê daxwazkarim ku te biparêze û serbixe. Dibe ku jiyana min bibe fedayê hevwelatiyên min, dibe ku rê li ber xerabiyên bên sere wan bigre. Ew tadeya li wan dibe, kêmtir bike. Ev gotin anîn ziman û ji paşla xwe Ala Kurdistanê derxist û da destê min. Ji min re got: Ev sembola Kurdistanê ye, ez wekî emanet didim destê te. Ji ber ku ez bawer im, kes ê ku herî zêde xwedî lê derbikeve tû yî.

Di rewşek weha giran û diltezîn de min xatirê xwe jê xwest û derketim. Me ber bi Nexada ve da rê (ji bo zanyariyê zêdetir, Mesud Barzanî “Barzanî û Tevgera Rizgarîxwaz a Neteweyî ya Kurd” weşanên Doz, çapa 3emîn, r.196-197)

***

Li ser dawî rûdanan çendîn dîtinan bînim ziman.

Al: nîşana dewlet û neteweyan e. Al nîşana cudahî û cewaziyên her neteweyek û dewletê ye, nunerê serxwebûna wan e. Ala me ya Kurdistanê jî, di nav Civata Navneteweyî de nîşan û sembola me ye.

Serokomarê hêja Recep Tayyib Erdogan bi Serokê hêja Mesud Barzanî re civiya. Di belafîrgeha Ataturk a Stenbolê de, Ala Kurdistanê hilkêşa esman. Di her hatina Birêz Barzanî de, bi vê pêngava diplomatik hatiye pêşewazîkirin. Ala Kurd û Ala Tirk li gel hevûdu hatin pêldan. Ev li gor pîvanên diplomasiyê ye. Tiştekî, ku aciziyê bide nî ne.

Ala Kurdistan; hate pêldan. Em li vê dinerin.

Yên ku ji dostaniya Kurdan û Tirkan hez nakin, têk çûn, şêt bûn, niha ev têrî wan dike. Ala Rengîn, çend xweşik li gel Ala Tirk pêl da bû. Şukir ji van rojan re ya Rab.

Menalê Kurd,

Yên ku li ser te û welatê te biryarê didin baş nasbike. Di rêzgirtinê ji Kurd ê din re bê xeletî, ger ew rêzê li te negire jî, ji bo çareseriya pirsên gelê xwe li ber xwe bide, têbikoşe…

Werger ji Tirkî: Cemal Batun

Quelle: http://www.kurdistan24.net/ku/opinion/c7a7423d-3d95-4f2b-b513-b276e8fb007a/Ji-bo-bib%C3%AEran%C3%AEna-General-Mela-Mustafa-Barzan%C3%AE

General Molla Mustafa Barzanî’ninanısına


General Molla Mustafa Barzanî’nin anısına
29424_113472778691693_8329273_n (2)
von Prof. Dr. Dr. Mag. Ümit Yazıcıoğlu

Değerli okuyucularım, Rahmetli (Molla) Mustafa Barzani, 14 Mart 1903″de Kürdista´nın Barzan eyaletinde dünyaya geldi. Kendileri 3 Mart 1979 günü Washington D.C“de dâr-ı bekâya irtihal ettiler, fakat hatıraları ve kahramanlıkları bizde canlı ve bakidir. O yüce şahsiyetin ölümünü değil, doğumunu hatırlamayı tercih ediyorum. Çünkü biz Kürdler onsuz bir dünyada, onunla birlikte yaşayamamış olsak da, onsuz olmayı hazmedemiyoruz. Belki de ölümü ona yakıştıramıyoruz Ama kader bu… Allah’ın emri, ilahi bir kanun bu… Her canlının ölümü tattığı gibi en değerli varlıklarımızın da sonsuzluğa göçüne engel olamıyoruz.

Ey Büyük insan, Rahat uyu. Gözün arkada kalmasın… Sen görevini en iyi şekilde bizler için yaptın. Bir Kürd için, halkına, çocuklarına ailesine bırakabileceği daha değerli bir miras olabilir mi? Yattığın yer nur, mekanın cennet olsun. Senin de belirtiğin gibi; savaşı ben de sevmiyorum. Çünkü savaş, bir sorunu halletmenin en kötü yoludur.

Ey Büyük Kürd önderi, artık Kürt halkının geleceğini tayin etme vakti geldi. Fakat gelecek hafta ya da gelecek ay değil, ama çok yakında. Günümüzde siyasî olarak özerk, federal bir bölge olarak uluslararası resmî tanınmaya sahip olan tek bölge Irak’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi’dir. Dolaysıyla değerli Başkan Mesut Barzani yönetimindeki KÜRDİSAN HÜKÜMETİ bütün diplomatik ve hukuki yolları devreye sokarak, resmen Birleşmiş Milletler Cemiyetine müracaat ederek hukuken, Kürt halkının arzusu yolunda Bağımsızlık ilan etmelidir, çünkü Irak Kürtlerinin sorunu egemenlik ve statü sorunudur. Bana göre Türkiye bu gelişmeyi onaylamalı. Devamında da Irak Kürdistan’ının bağımsızlığının güçlenip, derinleşmesi için elinden geleni yapmalıdır. Bunun Türkiye’ye bir zararı olmaz, faydası olur. Kürt sorunu uluslararası sorundur ve uluslararası bir masada çözülebilir.

Irak Kürdistan Özerk Bölgesi Yönetimi ile Türkiye arasında 2000’lerin sonundan itibaren kurulan, diplomatik ve siyasi yakın ilişkiler, ülkemizde Kürt Sorununun çözüm girişimlerine doğrudan yansımaktadır. Orta Doğu’nun yeniden şekillendiği günümüzde, bölgenin barış ve istikrarı açısından hayati önem taşıyan Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel yönetimleri arasındaki bu ikili iyi ilişkiler günümüzde olduğu gibi yürütülürse, hem Türki ’ye ve hem de Kürdistan el ele vererek bölgede çok güçlü uluslararası bir güç olurlar, kanaatindeyim.

***
İkinci Dünya Savaşı sırasında, İran’ın batısı ve kuzeyi, Sovyetler Birliği-İngiltere ittifakıyla güvenlik kaygıları nedeniyle işgal edildi. Büyük bölümü Sovyetlerin işgali altındaki Doğu Kürdistan’da Sovyetlerin desteğiyle 22 Ocak 1946’da, tarihteki ilk Kürt devleti Mahabat Kürt Cumhuriyeti kuruldu. Merhum Kadı Muhammed yeni devletin Cumhurbaşkanı’ydı. Savaşın bitiminde Sovyetler Birliği’nin İran’la yaptığı petrol anlaşması ve ikircikli tavırları, gibi nedenlerle desteğini çektiği Mahabat Kürt Cumhuriyeti aynı yılın Aralık ayında yıkılmıştı. Dolayısıyla bu yazımda ben hemRahmetli Mustafa Barzani´yi hatırlamak hem´de onun 16.11.1946 tarihinde akşam son kez merhum Kadı Muhammed“le buluşmasındaki görüşmelerle ilgili olarakBaşkan Mesut Barzani’ye anlattığı bir hatırasını sizlerle burada paylaşmak istiyorum.

– Kadı Muhammed“in yanına gittim. Ne yapmak niyetinde olduğunu öğrenmek istedim. Bana, Mehabad halkının kanının dökülmesini önlemek için kendisini feda edeceğini söyledi. İran ordusuna teslim olacağını belirtti. Bana şöyle dedi: Meyanduab“da bulunan General Humayuni“ye bir heyet gönderdim ve bu niyetimi ona haber verdim. Bunları söylerken gözlerinden yaş akıyordu. Sözlerini şöyle sürdürdü: Sakın kendi cemaatinden başkasına güvenme! Çünkü, bana bağlı kalacaklarına dair yemin edenlerin tümü ihanet ettiler ve İran Ordusuna bağlılıklarını bildirmek için birbirleriyle yarışa girdiler. Sana aşiret reislerinden sakınmanı tavsiye ederim. Çünkü, bir fırsatını bulurlarsa mutlaka size kötülük edeceklerdir. Senden ricam en kısa zamanda Mehabad“ı terk etmen ve İran Ordusuyla doğrudan çatışmaya girmemendir.

Sonra, benim ne yapmak istediğimi sordu. Dedim ki: Ailelerimizi ve kuvvetlerimizi Şıno ve Mergever bölgelerinde toplayacağız. Bahar gelinceye kadar İran Ordusuyla çatışmaya girmekten kaçınacağız. Sonra Irak hükümetini, en azından ailelerimiz için genel af ilan etmesi hususunda ikna etmeye çalışacağız. Eğer bu gerçekleçmezse ailelerimizle birlikte Sovyetler birliğine doğru yola çıkacağız. Sonra, Mehabad“ı terk etmesi ve bizimle birlikte gelmesi için ısrar ettim. Kendisini korumak için kendimi ve beraberimdeki herkesi feda etmekten kaçınmayacağıma dair şeref sözü verdim. Kendisinin Kürt milletinin sembolü olduğunu, bu yüzden bizimle beraber gerektiğini söyledim. İlk Kürt Cumhuriyeti´nin Reisinin düşman eline esir düşmesi bize ağır gelir.

Kadı Muhammed, yerinden kalktı, gözlerinden yaş akarak beni öptü ve şöyle dedi: Allah´tan sana başarılı kılmasını ve korumasını diliyorum. Belki de benim hayatım vatandaşlarıma feda olacaktır ve belki de onlara gelebilecek bazı kötülükleri engelleyecektir. Bakarsın onlara yönelen vahşetin dozunu hafifletir. Bunları söyledi, sonra koynundan Kürdistan bayrağını çıkarttı ve bana teslim etti. Dedi ki: Bu Kürdistan“ın sembolüdür. Onu emanet olarak sana veriyorum. Çünkü, bana göre onu en iyi koruyacak kişi sensin.
Hüzün ve kederin egemen olduğu bir atmosferde ona veda ettim ve Nagede“ye hareket etmek üzere oradan ayrıldım. (detayı için bakınız, Mesut Barzani, Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi I, DOZ yayınları, 3. Baskı, S 196.197).

***
Bu arada son gelişmeleri ’de belirtmekte yarar var.
Bayrak; devletlerin ve milletlerin ayırt edici simgesidir. Bayrak ülkelerin ve ulusların, farklılıklarının ve ayrılıklarının işareti, bağımsızlıklarının temsilcisidir. Kürt bayrağımızda uluslararası camiada Kürtlerin simgesidir.

Değerli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, değerli Başkan Mesut Barzani’yle görüştü. Başkan Mesut Barzani’nin Türkiye’ye ayak bastığı İstanbul Atatürk Havalimanı’nda Kürdistan Bayrağı göndere çekildi. Sayın Barzani Türkiye’ye her geldiğinde bu diplomatik uygulama yapıldı. Yan yana Kürd bayrağı ve Türk bayrağı göndere çekildi, yan yana dalgalandılar. Önceki uygulamalarda da böyle olmuştu. Diplomasiye de uygundur. Herhangi bir şekilde yadırganacak bir şey yok.-

Kürdistan bayrağı gönderde sallandı ya biz ona bakarız.
Kürdlerin ve Türklerin dostluğunu sevmeyenler çatladılar çatır çatır, bu şimdilik onlara yeter. Alla rengin Türk Bayrağının ’yanında ne güzelde Parlıyordu göklerde. Bu günlere ’de şükürler olsun ya rab.

Ey Kürt evladı,
Senin ve ülkenin geleceğine dair karar verenleri iyi tanı. Öteki kürde saygıda kusur etmeden, o sana saygı duymasa dahi Kürt halkının sorunlarına çare bulmaya çalış.

.