Aksiyon başlarsa eldekinden olabiliriz


581644bc67b0a91d901ed5dd

Aydın Selcen Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu’ydu. Ankara, Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesinde bir temsilcilik açacağını duyurduğunda bizzat gönüllü oldu. Washington’daki görevini bırakıp geldiği Erbil’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Barzani ailesiyle bugünkü yakın ilişkilerin temelinin atılmasına sahadaki performansıyla büyük katkı sağladı. Büyükelçilik beklerken o da Türk siyasetindeki kaset furyasından nasibini aldı. Genç ve parlak bir diplomat iken 2013 Mayıs’ındaki istifasıyla noktaladığı 20 yıllık kariyerinden sonra bir süre Genel Energy’de siyasi danışmanlık yaptı. Son dönemin öne çıkan Ortadoğu yorumcularından. Irak ve Suriye’ye dair gelişmeleri içerden bir gözle yorumlaması için kapısını çaldım. Musul harekâtı başta olmak üzere Ankara’nın bölgeye yönelik stratejisinin muhtemel sonuçlarından kaygılı. Günceli konuşurken Türkiye’nin yakın tarihteki Irak merkezli bazı krizlerinin perde arkasına da ışık tuttu.

BİLDİĞİMİZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SONUNU GETİREBİLİR!

– Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Obama arasında kritik bir telefon konuşması gerçekleşti. Washington’dan görüşmeye dair yapılan açıklamaları nasıl yorumlamak lazım?

Beyaz Saray dedi ki ‘Sana yönelik Kuzey Irak kaynaklı PKK terörünü biliyorum. Sen bugüne kadar olduğu gibi Metina, Gara, Haftanin, Avaşin, Hakurk, Kandil’e hava harekâtları yapabilirsin’ diyor. Yani buralar dışındaki bölgelere yapma diyor, sınırı çiziyor, ‘Şengal’i falan karıştırma’ diyor. İkincisi şunu diyor; ‘Irak’ta ve Suriye’de eşgüdümsüz yani benimle koordinasyon yapmadan iş yapma. IŞİD ile koalisyonun bir parçasısın, bunun kurallarına uy. Herkes bir yana Türkiye bir yana olmasın. Tek komuta, tek plan’ diyor.

Peki Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor?

Afrin’e de gidebiliriz. El Bab’tan Münbiç’e geçeriz, sonra Rakka’yı da temizleriz. Şengal’in Kandil olmasına da müsaade etmeyeceğiz. Bu iki açıklamayı yan yana koyduğumuzda şu çıkıyor; bizim üyesi olduğumuz NATO ile IŞİD’le mücadele koalisyonunun başat aktörü ABD bir çerçeve çiziyor, bizse bu çerçeveyi tanımıyoruz. Bir karar anındayız yani.

– Neyin kararını verecek Ankara?

En üst seviyeden siz bu kadar sert bir retoriğe saplanırsanız, ‘Hayırı yanıt kabul etmiyorum, zorla da olsa benim dediğim olacak’ kafasıyla giderseniz diplomatik olarak nasıl ilişki kuracaksınız? Bir de sıkletiniz ne? Bütün buralarda retorik bir şeyler söylemek bir şey, yapmak başka şey. Söylemek yine bir şekilde idare edilir çünkü Türkiye’nin konumu emlak olarak dünyada çok önemli, keza NATO üyeliği önemli. Fakat söylediklerinizi tek taraflı olarak yapmaya kalkarsanız o andan itibaren işler kontrolden çıkabilir. Bir anda hayat çok hızlı akmaya başlayabilir. Bu tip şeylerde aksiyon başladıktan sonra her şey çok hızlı gelişir. Allah korusun o halde eldekinden de olabiliriz. Ve bu Cumhuriyet’i kuranlar şimdi konuştuğumuz yerlerde kanla, çelikle imtihan edilen komutanlar olduğunu hatırlamak lazım. Irak ve Suriye olağanüstü durumlar, Türkiye açısından varoluşsal sınama.

– Varoluşsal sınama ifadenizi biraz açalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim yapısı ve sınırları itibarıyla bizim bildiğimiz şekliyle devam edip etmeyeceğine yönelik bir dönüm noktası anlamında mı söylüyorsunuz bunu?

Aynen sizin söylediğiniz gibi. Yani Irak ve Suriye meseleleri sınırlar bakımından da rejim açısından bildiğimiz anlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu getirebilir. Burada tersten gidelim. ‘Büyümezsek parçalanırız’ deniyor. Ya büyüme girişimi sırasında parçalanırsak? Bir de bu işleri idare edebilmek için başkanlığa geçmek gerek deniyor. Hadi bu ikisini AK Parti’ye mal edelim. Şimdi üçüncü söyleyeceğim ise AK Parti ile müesses nizamın buluşmasını teşkil ediyor; o da ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu Kürt siyasi hareketi getirir’ önermesi. Bütün bunların kesiştiği yer ise Suriye ve Irak politikaları.
581644b267b0a91d901ed5d6

IRAK POLİTİKASINDA TELAFER DIŞINDA BAŞARI VAR

– Ankara, Irak merkezi hükümetinin ‘Askerinizi artık sınırlarımız içinde istemiyoruz’ şeklindeki tepkisine karşı en basit ifadeyle ‘Beni hedef olan terör örgütleri oradayken ben neden çıkacağım’ diyor. Haksız mı?

Ben Türkiye’nin dış siyasetini eleştiriyorum ama şunu da söylemek lazım bu dış siyaset bugüne kadar Irak’ta başarılı. Neden? Başika’yı kapattırmıyoruz. Şii Milis ve Peşmerge Musul kent merkezine girmeyecek dediniz. Burada da istediğiniz oldu tamam. Ninova Muhafızları adı altında eğittiğiniz güç komutana zincirine girmek takdiriyle Musul içine girebilir deniyor. PKK Şengal’de ama o da Musul harekâtına girmeyecek, o da tamam. Başarılı olamadığınız yer Telafer, orada da Hasdi Şabi var. Ama bir al-ver içinde her istediğiniz de olmaz zaten.

AFRİN-ŞENGAL KORİDORUNU TEMİZLEMEK 150-200 BİN KİŞİLİK ASKERİ MEVCUDİYET GEREKTİRİR

– Ankara’nın Suriye’ye dönük stratejisi de benzer şekilde bir başarı sağlayabildi mi peki?

Rusya ile arayı düzelttik. Rusya üzerinden Şam’la temas kurulabildi. ABD ile belirli çerçevelerde anlaştık. Mutabakat açıklanmadı ama Azez’den Cerablus’a kadarki bölgeyi fazla şehit vermeden kontrol atına aldık, bu da tamam. Bu çerçevede bir başarı var. Bundan öte yapabileceğimiz her şey diplomatik olarak sırtımızda yük olacaktır. Kıbrıs’ta yaptığınız gibi yürünecek yerde yürümeyip duracak yerde durmazsanız her konuyu askerileştirip idareyi askeri komutaya bırakırsanız bir de tuhaf tarih okumaları üzerinden milliyetçi hezeyanlara kapılıp maceralara girerseniz buradan geri dönemezsiniz. Zaten o bahsettiğiniz şeyleri yapabilmek için yani Afrin’den Şengal’e kadar bir koridoru temizlemek için de Irak ve Suriye’de toplamda 150-200 bin kişilik bir askeri mevcudiyete ihtiyaç duyarsınız. Bu harbe girmek demektir. Düşünmek bile istemem bunu. Bu, zamanında İsrail’in Güney Lübnan’da yaptığı gibi geri dönelemeyecek sonuçlara yol açacak bir iş olur. Demin söylediğimiz gibi bildiğimiz anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarının sonunu getirecek hamleler olur.

BÖYLE BİR HAREKÂTIN ONAYLANACAĞI YER MECLİS’TİR

– Haberlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’nin gündemine getirdiği ‘Afrin’den girelim Rakka’dan çıkalım’ şeklindeki harekâtın hedefi nedir sizce?

Harekâtın kendi ön planda hedefi belli değil. Askeri hedef nedir bunu bilmiyoruz. Sarayda mı konuşuldu, MGK’da mı?
Bir askeri harekât planlanırken önce hedefin ne olduğu ve oradan nasıl çıkılacağı belirlenir. ‘Bir girelim de hele kervan yolda düzülür’ denmez. Bütün bunların konuşulacağı yer Meclis’tir zaten. Demokrasi iddianız varsa demokratik çıkar öncelikleriniz Meclis’te belirlenir. ‘Bu işi bilene bırakın’ demekle demokrasi olmuyor.

MUSUL KONSOLOSLUĞU BASKININDAKİ DOĞRU ÖYKÜ HÂLÂ ANLATILMADI

– Bugün hâlâ Erbil Başkonsolosu olsaydınız, Musul üzerinden bölgede yaşanan gelişmeleri Ankara’ya hangi çerçevede rapor ederdiniz?

Durduğun yerden yazmak başka şey, Ankara’dan daha kuşbakışı bakmak başka bir şey. Durduğun seviyeye göre bakmak da başka. Cumhurbaşkanının baktığı yerle Dışişleri müsteşarının baktığı yer de farklı. Benim oturduğum yer Erbil ise, bizim bakanlık ağzıyla ‘Erbil’in dar penceresinden’ göreceğim şeyler şunlar olurdu. Birinci önceliğim Musul harekâtı olacaktır. Irak Kürdistan Bölgesi ile nasıl yakın askeri işbirliği kurabiliriz olacaktır. Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki tarafların; yani KDP ile KYB ve Goran’ın önceliklerini doğru yansıtmak olacaktır. IŞİD sonrası döneminde Irak Anayasası’nın geçici 142. maddesiyle daha sonra hukuken kesinleşeceği söylenen Kürdistan sınırı artık fiilen ortada olduğuna göre Türkiye’nin buna göre nasıl siyaset geliştirmesi gerektiğiyle ilgili bir şeyler olacaktır.

Çok kuvvetle muhtemel işin Şengal, Musul harekâtı ve Amerikalılarla askeri işbirliği kısmı münhasıran Ankara’dan yürütülüyor olurdu. Ben bu şekilde diplomasi yapılmasını eleştiriyorum tabii. Ben sahaya daha fazla olanak tanınması gerektiğini düşünüyorum.

– Sizin bu anlattığınız ‘kritik kararların Ankara’da alınması’ şeklindeki bakanlık teamülünü düşününce 2014’teki Musul Başkonsolosluğu baskınında kamuoyuna sunulan ‘Sahadaki adamımız sıkıntı yok deyince açık tuttuk’ argümanı çelişmiyor mu?

O zamanın Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz -ki kendisi şu an CHP Genel Başkan Yardımcısı- bildiğim kadarıyla bugüne kadar o olayın detaylarını kamuoyuyla paylaşmadı. Benim temel konularda şaşırdığım şeyler var. Olay gelişirken o anda bizim adına IŞİD demediğimiz bir gölge yapının Musul’u idare ettiği senelerdir –ben Erbil’de bulunurken de– biliniyordu. Bunlar tipik gündüz külahlı gece silahlı, telekom benzin akaryakıt ve gıda ticaretinden haraç alan tipler. Baas kalıntısı Sünni gruplar ve Nakşibendi ordusu, öte yandan Zarkavi zamanından kalan El Kaideciler. Baas’ın muhaberatından ve ordusundan kalıntıların bir araya gelip Musul’un yerel ahalisinin de Bağdat’a yönelik tepkisini ve Kürtlere tepkiyi kullanarak haraçla silah zoruyla palazlanan bir yapıydı. Musul’u bunlar idare ediyordu. Buna Musul’da gölge hükümet denirdi. Yani Musul başından beri bütün dış temsilcilikler arasında Türk Dışişleri’nin en zor şartlarının olduğu bir yer.

– Bakanlığın bu tür bir misyon için klasik tedbirleri nedir?

Orada iskelet bir kadroyla, aile mensuplarının kesinlikle bulunmayacağı, giriş-çıkışların çok kontrollü olduğu bir düzene geçmek şarttır. Polis özel harekâttan 50’ye yakın personelin korumalı. Ama şunu da vurgulamak lazım; bir diplomatik misyon bir ileri karakol değildir. Bir kale gibi, çatışmaya girilecek bir yer değildir. Orada ancak bir tehlikeyi bertaraf edip kaçmak üzere plan yapılır. Hayatta kalmaktır esas olan.
Bu olay gelişirken THY ofisini boşaltılıyor, vali kaçıyor. Irak Kürdistan Bölgesi’nden birkaç kere ‘Sizi de çıkaralım’ teklifi geliyor. Bunlar reddediliyor. Bunun reddedilmesi misyon şefinin değerlendirmesi mi? Ankara’dan aldığı talimat mı? Ben işin ilkesiyle ilgili konuşuyorum. Öztürk Yılmaz sert bir şekilde hükümeti eleştiriyor ama bu konuları neden ayrıntılarıyla anlatmıyor? Demek ki tercih etmiyor. Ama böyle olunca da soru işaretleri devam ediyor. Tabii bizim ülkemizde hesap verilebilirlik yok. Bugün Hillary Clinton ABD Başkan adayı hâlâ kendisine Libya’da büyükelçilerinin öldüğü olay soruluyor. Doğru öyküyü neden bize anlatmadınız diye sorgulanıyor bugün Hillary Clinton. Bizde tabii bu tür bir silsileyi merak yok.

2003’TE IRAK DOSYASI ÜZERİNDEN AK PARTİ İLE MÜESSES NİZAM ARASINDA GERİLİMLER YAŞANDI

– Türkiye ile ABD ilişkilerinin tarihindeki en büyük krizlerden biri olan Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına çuval geçirilmesi hadisesine dair perde arkasında kalan detaylar var mı?

Olay yaşandığında üç alanda gerilim devam ediyordu. Malum ABD ile tezkere gerilimi vardı. Bir de üzerine yeni kurulmuş olan merkez kuvvetler komutanlığı CENTCOM’u Türkiye’nin reddetmesi vardı. Biz EUCOM’u muhatap alıyorduk ve bu gerilim yüzünden o dönemde Yeşil Bölge’ye girip çıkamıyorduk. O derece bir soğuk savaş vardı ABD ile aramızda. Diplomatik açıdan parya muamelesi görüyordu Türkiye. Irak üzerinden böyle bir buzulçağı yaşanıyordu. İkinci gerilim ise Türkiye’de yeni iktidara gelmiş AK Parti ile müesses nizam arasında yaşanıyordu. Üçüncü gerilim ise Türkiye ile Peşmerge arasındaydı. Bunlar sürerken 4 Temmuz vakası oldu. ABD kaynakları ‘Oradan kaynaklı Kerkük valisinin öldürülmesine yönelik bir suikast girişimi vardı, bunun üzerine müdahale edildi’ dedi. Özetle ‘Sizin faaliyetlerinizden biz haberdarız, bundan sonra artık yeni bir durum var. Kartlar yeniden dağıtıldı. Artık siz bildiğinizi okuyamazsınız, bizim çizdiğimiz çerçevede hareket edeceksiniz bundan sonra. Madem ki bizimle işbirliği yapmak istemediniz bunun bedelini de ödersiniz’ dedi.

– 2003’teki AK Parti ile asker arasındaki siyasi gerilimi Irak dosyası üzerinden hatırlatmanızın sebebi nedir?

Müesses nizam Bağdat Büyükelçiliği’nin kapatılmasını ve Irak dosyasının Ankara’dan idare edilmesini istiyordu. 14 Ekim 2003’te benim de içinde bulunduğum Bağdat Büyükelçiliği’ne intihar saldırısı yapıldıktan sonra hemen ‘Kapatalım’ denildi. İskelet kadroya düştük, dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül’den gelen talimat ‘Kapanmayacak’ oldu. Kendisi elçilik kanalıyla ilişkilerin yürütülmesi tarafındaydı. Orada başka bir iktidar mücadelesi vardı. ‘Her ne pahasına olursa olsun AK Parti iktidardan indirilmeli’ diyen müesses nizamın temsilcileriyle, anti-Amerikancılık ve Irak içinde ‘şöyle olsun böyle olmasın’ şeklindeki itiş kakış aynı bütünün parçalarıydı.

ITC İÇİNDEN DİKTATÖRE ÇALIŞANLAR ÇIKTI

– Ankara’nın Türkmen politikasının bir uçtan diğerine savrulması da askeri vesayetin ehlileştirilmesiyle çok paralel gitti diyebilir miyiz? AK Parti hükümet olana kadar Türkmenler adeta müesses nizam dediğiniz yapının Irak içindeki bir uzun kolu gibi işlev görüyordu, doğru mu? Özellikle de Irak Türkmen Cephesi (ITC)…

Şimdi tabii ben öyledir demek istemiyorum. Ama sizin dediğiniz doğrultuda şunu söylemek istiyorum. Bir ülke komşusunda diktatörlük varsa –Saddam’dan söz ediyorum- orada belli bir grubu örtülü bir biçimde destekleyecek bir siyasi yapı kurarsa o yapının içinde iki şey olur. Bir, bu insanlar ölüme gider ki oldu. İki, bu yapının içindeki bazı yöneticilerin zaten oradaki diktatöre yani muhaberata çalışan kişiler olduğu ortaya çıkar ki bu da oldu. Sözünü ettiğim ITC liderinin aslında muhaberata çalıştığı o dönemli gazetelerde çıktı. Bu boyutuyla konu Dışişleri dosyası olmanın ötesine gidiyor. Ya benimsin ya kara toprağın, benim oradaki uzantım olmasın’ diyerek diplomasi yapılamaz. Bütün bunları başat güçseniz yapabilirsiniz. ‘Tanklarım orada, uçaklarım burada, 50 bin askerim var, ben ne diyorsam o olur’ havasındaysanız yürütürsünüz bunları. ABD oraya geldikten sonra zaten bunları yapma şansınız yok. Siz artık kiminle dans edeceksiniz, kiminle kavga edeceksiniz?

BİZE DVD OPERASYONUNU ÇEKENLERLE BAYKAL KASETİNİ TEZGÂHLAYANLAR AYNI

– 2013 yılında henüz daha büyükelçi sıfatını bile almadan neden Dışişleri’nden istifa ettiniz?

İki sene Washington görevinden sonra kendi isteğimle Erbil’de 10 Mart 2010’da göreve başladım. Bilirsiniz bizim bakanlıkta yurtdışı görev süremiz 4 yıldır. Dolayısıyla Erbil’e giderken benim açımdan yazılı olmayan mutabakat şuydu; 4 yılın 2 yılını Washington’da geçirdiğim için 2 yıl Erbil’den sonra doğrudan Ankara’ya dönmeden büyükelçi olup kariyerime devam etmek. İki yıl geçti ama ben büyükelçi olamadım. Üç yıl üç ay sonra ‘merkeze dön’ diye bana bir telgraf geldi. Eğer ben başarısız isem Erbil’de neden tutuluyorum? Başarılı isem neden büyükelçi atanmaya ehil değilim? Ben atanmazken benden 4-5 sene sonra gelmiş ve pek de parlak kariyerleri olmayan arkadaşlar neden büyükelçi atandı? Ben bu nedenle istifa ettim.

– ‘Bağdat Büyükelçiliği’nde içki içip hükümet aleyhine konuştular’ şeklinde manşetlere taşınan DVD bu hikâyenin neresinde?

2004’te Ethem Tokdemir Bağdat’ta büyükelçimizken eşim de 15 günlüğüne gelmişti. Kendi mesleği belgesel film yapımcılığı olan eşim orada kaldığı sırada rezidanstaki birkaç akşam yemeğini görüntüledi. Kesti, biçti, kurguladı, arkasına müzik koydu, 10 dakikalık bir klip haline getirdi ve bir DVD olarak Ethem Bey’e bir veda hediyesi olarak verdi. Aynı görüntüyü içeren ikinci DVD de bizde kaldı, başka hiçbir hafızada falan yok. Bu konu uzun zaman benim açımdan unutuldu. Sonra ben Erbil’deyken 2012 Aralık ortasından şundan haberdar oldum. Bunu eski Müsteşar Feridun Bey de teyit edebilir. Bu DVD İstanbul’da Conrad Oteli’nde dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na elden kuryeyle teslim ediliyor. Elden teslim edenin de polis olabileceği, Deniz Baykal’ı indiren ekipten olduğu da söylendi artık bilmiyorum. Seyrediyor Davutoğlu ‘nasıl içki içilir, nasıl şarkılar söylenir’ tepkisiyle herkesin görevden alınması talimatını veriyor. Ethem Tokdemir Ortadoğu Genel Müdürlüğü görevinden hemen alındı. Ben de alınırım diye beklerken alınmadım. Bana merkeze dön diye açık telgraf olaydan 6 ay sonra 15 Mayıs 2013’te geldi. Ben 16 Mayıs’ta istifa ettiğimi bildirdim. DVD yüzünden değil büyükelçi yapılmadığım için istifa ettim. Sonra Radikal’de haber oldu bu ama iki madde hata vardı. ‘İçki içilip AK Parti eleştirisi yapıldı’ diyordu haber. İçki içildiği doğru ama görüntüde konuşma yok, müzik var sadece. İkinci hata da bunun üzerine istifa ettiğim.

– Ethem Tokdemir’in özel eşyası olan bu DVD başkalarının eline nasıl geçmiş?

Ethem Bey’in kuvvetli şüphesi kendisi Kabil Büyükelçisi iken oradaki çalışma masasından çalındığı yönünde.

– İşin dile getirdiğiniz ‘benden daha genç ve parlak olmayan kişiler neden büyükelçi yapılıyor’ boyutu bakanlık içindeki Fetullahçı örgütlenmeyle kesişiyor olabilir mi? 15 Temmuz sonrasında bakanlık içindeki FETÖ temizliği sırasında 300 küsur diplomat ihraç edildi. Siz geriye dönük olarak baktığınızda DVD ile sizlere çekilen operasyonun Fetullah Gülen ile bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Eğer o dönem Deniz Baykal’a yapılan ve sonra peş peşe çıkan diğer gizli kayıtlar FETÖ’nün eseriyse bizimki de onların eseri. Oturduğum yerden düşüncem bu. Arzum ise birisinin de bugün çıkıp ‘Sahi ya bir de bu vardı. Ethem Bey ile Aydın Selcen’e de böyle bir çorap örmüşlerdi bunlar’ demesi. Dışişleri’nde bu temizlik yapılırken birileri de bunun üzerinde kafa yormuş olsa keşke.

KÜRDİSTAN SÖZCÜĞÜNÜ KULLANMA TALİMATINI 9 MART 2010’DA DAVUTOĞLU’NDAN ALDIM

– Eğer adres gerçekten Fetullahçılar ise neden sizden kurtulmak istesinler?

Operasyon bana mı çekiliyor, Ortadoğu Genel Müdürü Ethem Tokdemir’e mi, ikimize bir arada mı? Ben Erbil’de yeterince insanın nasırına bastım onu biliyorum. Kürdistan sözcüğünü daimi olarak kullanarak da pek çok kişinin ayarını bozdum. Ama ben Erbil’e gitmeden önce Bakan Davutoğlu ve Müsteşar Sinirlioğlu ile yaptığımız son toplantıda yani 9 Mart 2010’da Kürdistan sözcüğünü kullanabilme talimatını almıştım. Erbil’deki görevin hassasiyeti diğer yerlerden farklı. Erbil Türkiye’nin bütün dış siyaset ezberlerinin bozulduğu yer. Ya kardeşim ben etliye sütlüye karışmayacaksınız ya da benim yaptığım gibi her konuya maydanoz olup özel kuvvet temsilciliklerini ziyaretten oradaki liderlerle şahsi ilişkilere kadar gidebilirsiniz.

FETÖ’NÜN HÂLÂ EN GÜÇLÜ OLDUĞU YERLERDEN BİRİ IRAK KÜRDİSTAN’I

FETÖ’nün en güçlü olduğu yer Irak Kürdistan’ı, hâlâ da öyle. 25 bin öğrenci okuyor FETÖ okullarında. Ben gittiğimde Erbil’de FETÖ el üstündeydi. Her gelen Türk bakan ilk önce FETÖ okullarını ziyaret etmek isterdi. Bir de Bilkent okulu var. Benim kendi çocuğum da o okla gidiyordu. Gelenlere ‘Efendim Bilkent’i de ziyaret edin’ derdim ‘E ona gerek yok’ denirdi. E bu da okul o da okul niye gerek yok? Yine aynı şekilde gelen bakanın programını normalde başkonsolosluk üstlenir. Ama FETÖ ekibi etkindi.

ERBİL VE MUSUL KONSOLOSLUKLARI İKİ AYRI SİYASETİN TEMSİLCİSİ GİBİ FARKLIDIR

Bakın şu ilginç bir ayrıntı; Öztürk Yılmaz bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı, ondan önceki Musul Başkonsolosu Ahmet Yıldız da şu anda Dışişleri Bakanlığı’nın iki numarası yani bakan yardımcısı. Musul tecrübesi olan iki diplomat iki ayrı yerde ve Musul şu an Türkiye dış siyasetinin tam merkezinde.
Erbil ile Musul arasında yaklaşık 50 kilometre var. Ama Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu ile Erbil Başkonsolosluğu adeta farklı merkezlere rapor veriyormuşçasına, ayrı dünyalarda yaşıyormuşçasına, iki ayrı dış siyasetin temsilcisiymiş gibi farklıdır.

Advertisements

Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman) Şehit oldu, Taziye Mesajım


1021570603
Fazileti ve ilmiyle Kürt halkının mümtaz simaları arasında yer alan ve uzun yıllar halkımıza’hem siyasi, hem sağlık ve hemde askeri alanında hizmet eden, gönül dili ve hizmet heyecanı ile Kürt halkı için koşturan, değerli Peşmerge komutanlarından Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman), 26 Ekim 2016 günü Başika’ya bağlı Faziliyê köyünde mayın patlaması sonucu ağır yaralandı ve ambulans uçakla Almanya’ya gönderilen Dr. Sait Çürükkaya’nın 29 Ekim 2016 tarihinde tedavi gördüğü Koblenz Askeri Hastanesi’de nekahet dönemini atlatamayarak Hakk’a yürüdüğünü şimdi derin üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Kürdistan’ın bu hayırlı evladı Dr. Sait Çürükkaya,(Dr. Süleyman) Şehit oldu.

Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta kardeşi Mehmet Selim Çürükkaya, ailesi ve tüm Kürdistan’lılar ve Bingöl’lüler olmak üzere, dostlarına, yakınlarına ve yüce Kürt milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Em ji XWEDA Hatine û Bêguman Dîsa Her Dê Vegerin Wî . Me wefata welatperwer, azadîxwaz û lehengê tekoşîna doza Kurdistanê, Siyasetwanê Kurd-Kurdistanî Birêz Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman) bi xemgînî bîhîstiye. Em ji XWEDAyê heq bi merhûm Birêz Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman) re rehmetê û ji malbat, rêheval, hezkiriyên wî û gelê Kurdistanê re jî sersaxiyê dixwazin.

XWEDÊ wî bi rehma xwe şad bike û cihê wî bike biheşt.

Şehit Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman)’nın Ruhuna el Fatiha:

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Kürdistan’ın Hayırlı Evladı – Dr. Said Çürükkaya


Kürdistan’ın Hayırlı Evladı

1021570603
Kürdistan’ın Hayırlı Evladı Doktor Said İBV olarak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yaptığımız gezi sırasında, Şengal’i de ziyaret etmiştik.
Bu gezide bize peşmerge birliği yanında, Doktor Said’in, gönüllü peşmerge birliği de refakat etmişti. Doktor Said, IŞİD’le savaşırken, 12 Kasım günü, Şengal’e nasıl girdiklerinin, Şengal’in yanmış yakılmış, yıkılmış halini de anlatmıştı.
28 Ekim 2016 Cuma 20:19Bu haber 317 kez okundu
Kürdistan’ın Hayırlı Evladı
Doktor lakabıyla anılan Said Çürükkaya Almanya’da yaşıyordu. 2014 Haziran’ında, IŞİD Musul’u ele geçirince, ve Ağustos’da Şengal’e saldırınca, Güney Kürdistan’a geldi ve peşmergeye katıldı. Gönüllü bir peşmergeydi. Kendisi gibi gönüllü olan peşmergeler de vardı. Gönüllü peşmerge birliği oluşturdular ve mücadeleye, savaşa, peşmergelerle birlikte aktif olarak katıldılar. Kasım 2015’de, Şengal’in büyük bir kısmı IŞİD’den kurtarıldı. 12 Kasım 2015’de, Şengal’e giren peşmerge birlikleri arasında, Doktor Said’in birliği gönüllü peşmergeler de vardı.
Doktor Said, peşmerge birliklerine eğitim veriyordu. Özellikle mayınlar konusunda, arazileri, konutları, yolları vs. mayından temizlenme konusunda eğitim veriyordu. Mayınlerı, saptama, sökme, etkisiz hale getirme, bunun için gerekli cihazları verimli, etkili bir şekilde kullanma çok önemliydi. Gönüllü peşmerge birliği bu konuda çok yoğun ve yaygın bir çalışma, çaba sürdürüyor.Bu çalışmalarını, çabalarını, çoğu zaman, büyük olanaksızlıkla içinde fakat çok büyük bir şevkle sürdürüyor.

Kasım 2015’de, İBV olarak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yaptığımız gezi sırasında, Şengal’i de ziyaret etmiştik. Bu gezide bize peşmerge birliği yanında, Doktor Said’in, gönüllü peşmerge birliği de refakat etmişti. Doktor Said, IŞİD’le savaşırken, 12 Kasım günü, Şengal’e nasıl girdiklerinin, Şengal’in yanmış yakılmış, yıkılmış halini de anlatmıştı. Eylül 2016 sonunda, Soran’da, Milli Düşünce Sempozyumu etkinliği vardı. Bu etkinlikten sonra Hewler’de, Doktor Said’le yine görüşüp Kürd sanatçı Rojin’in lokantasında uzun uzun sohbet etmiştik…

Musul operasyonu, 17 Ekim 2016 da başladı. Bu operasyona Irak ordu birlikleri ve Kürdistan peşmerge birlikleri katılıyor. Uluslar arası koalisyon güçleri hava desteği veriyor. Peşmerge birlikleri yanında gönüllü peşmergeler de operasyon aktif olarak katılıyor.

IŞİD insani hiçbir değere sahip değil. Savaş hukukunda hiç yeri olmayan bir savaş tarzı yürütüyor. Savaş alanında her tarafı mayınlarla tuzaklıyor ve kontrol ettiği alanlardan kaçıyor. IŞİD’in bıraktığı alanlardaki mayınları temizleme de, tuzakları etkisiz bir hale getirmede Doktor Said’in gönüllü peşmerge birliği çok önemli bir rol üstlenmiş durumda…

26 Ekim günü, böyle bir mayın temizliği sırasında, bir tünel girişinde çalışmalar yaparken, mayın patlaması sonucu Rojhilat’dan bir gönüllü peşmerge şehir oldu, Doktor Said ağır yaralandı.

Doktor Said’in durumuyla, başta Başkan Mesut Barzani olmak üzere, Kürdistan Bölgesel Yönetimi yöneticileri, Peşmerge Bakanlığı yakından ilgileniyor. Ama, Doktor Said’in ağabeyi Selim Çürükkaya’nın söyledikleri de çok önemlidir. “IŞİD klasik savaş yöntemleriyle savaşmıyor. Bomba, bubi tuzakları, uzaktan kumandalı patlayıcılar ile mayınlar döşeyerek kaçıyor. Maalesef Kürdlerin bu konuda uzman sayısı çok eksiktir. Koalisyon ülkeleri de karadan harekata katılmadıkları için mayın temizliğine de katılmıyor. Bu iş sadece Kürdlerin işi değildir. Bu konuda KBY Hükümeti koalisyon güçlerine çağrı yapmalıdır” http://www.kürdistan-post.eu, 28 Ekim 2016

Doktor Said, bugün (28 Ekim) Almanya’dan gelen ambulans uçakla, tedavi için Almanya’ya götürüldü. Kürdistan’ın bu hayırlı evladı, dilerim kısa zamanda iyileşir, sağlığına kavuşur, mazlum halkına hayırlarını sürdürür.

İsmail Beşikci

NERİNA aZAD

Musul’a yönelik operasyon


Musul’a yönelik operasyon
29424_113472778691693_8329273_n (2)
von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Anadolu ile Asya arasında tarihi bir yol üzerinde bulunan Musul, geçmişte önemli bir kültür ve medeniyet merkezi olduğu gibi yer altı ve yer üstü zenginliğiyle de bir çekim alanıdır. Bu bağlamda ele aldığımızda aslında günümüzde Musul’a yapılan operasyonun amacı sadece dinci terörist DAEŞ’i temizleme operasyonu değil, petrolün merkezi Musul’a kimin hâkim olacağını belirleyecek bir operasyondur.

Musul petrollerinin getirdiği zenginlikten bugüne dek sadece emperyalizminin işbirlikçileri yararlandı; artık yoksul Kürtler, Türkler ve Türkmenler yararlanmalı. Çünkü Musul Kürdistan Şehridir. Ama Musul’da sadece Kürtler değil, Araplar, Türkmenler ve diğer etnik ve ulusal topluluklar, dini ve mezhebi gruplar da yaşamaktadırlar.

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, gündemle ilgili açıklamalarında „Son günlerde özellikle Misak-ı Milli yani Ulusal Ant, Lozan ve bu arada Musul nasıl kaybedildi konusu Türkiye’nin gündemini işgal ediyor. Tabi bu geçmişte yaşanan tarihi olayları anlatırken bütün yaşananları hep beraber, birlikte topluma anlatmak lazım. Bu açıdan bakılırsa bu konuların tartışılmasında ben biraz eksiklikler görüyorum. Bunları şöylece ifade etmek isterim; Birinci Misak-ı Milli’nin 16 Ocak 1920’de ilk taslağı Mustafa Kemal tarafından yazılmıştır. Sonradan Misak-ı Milli Meclisi Mebusan tarafından 17 Şubat 1920’de kabul edilmiştir. Türk toplumu şunu anlamalıdır ki; Misak-ı Milliyi hazırlayan, hazırlatan ve ilk taslağını bizzat yazan Mustafa Kemal Atatürk’tür“ dedi. Bu realist tespite bizlerin itiraz etmesi mümkün değil.

Fakat Günümüzde ise Misak-ı Milli dediğimizde, emperyalistler hemen rahatsız oluyorlar. Türkiye her ne kadar 1926’dan günümüze kadar ne Irak ne de Suriye topraklarında gözü olmadığı yönünde açıklamalarda bulunmuş olsa da Musul’dan ne zaman söz edilse Iraklılar başta olmak üzere dünyada 1923’ten beri sanki Türkiye, Musul ve Kerkük’ü işgal edecekmiş gibi devam eden kaygı bir İngiliz mirası olarak zihinlere yerleşmiştir. 13 Şubat 1925’ten bugüne kadar ülkemizde gelişen tarihi olaylardan ülke olarak ders çıkarmamız gerekir. Bu zamansız ayaklanmanın o dönem İngiltere’ye sağladığı fayda çok büyüktür. Çünkü İngiltere 13 Şubat 1925’de cereyan eden hareketten siyasi arenada faydalanmıştır. Çünkü o dönem Irak’a karşı askerî bir harekâta girişmeyerek iç ayaklanmayla uğraşan Türkiye’nin Musul meselesinde direnmesi döneminde 13 Şubat 1925’den sonra zorlaştırılmış, bu vesileyle de Musul İngiltere’ye bırakılmıştır.

Günümüzde ise tarih bir türlü sanki tekrarlanıyor, Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. İşte bu ortamda 80 milyon el ele vererek, geleceğin Türkiye’sini inşa etmeliyiz. Geleceğin Türkiye’sini inşa ettiğimizde Mesut Barzani’nin başkanlığında kurulması mümkün olan Bağımsız Irak Kürt devletini de kabullenmemizde ülkemiz acısından fayda vardır kanaatindeyim. De fakto olarak zaten bu durumu kabullenmiş durumdayız. Bu tarihi olayları anlatırken bütün gerçekleri net olarak ifade etmek lazım. I. Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı hâkimiyetindeki Musul ve çevresi petrol varlığı sebebiyle, İngiltere, Fransa, Almanya arasında rekabet konusu oldu. Her milletin geçmişte yaşanılan acı ve tatlı hadiseleri vardır. Tarihte yaşanılan acıları bugünlere taşımak toplumun ihtiyaç duyduğu huzur ve barışın korunmasına katkı sağlamaz.

Bu bağlamda ülkemizin güvenliğini ilgilendiren konuları 2016 yılında tribünden, Ortadoğu’daki hadiseleri Televizyon programlarından seyredemezdik. Ülke olarak sahada ve masada olmak için uluslararası hukuk çerçevesinde ne gerekiyorsa Türkiye devlet olarak onu yaptı. Aynı zamanda Kahraman Peşmerğe güçlerine her türlü desteği verdi ve halende veriyor. Peşmerğe güçleri ‘de en ön safta 2014’ten bu yana dinci terör örgütü DAEŞ’in elinde tuttuğu Musul’a yönelik operasyonda başarıyla ilerliyor. Gün Kürt, Türkmen ve Türklerin kardeşlik günündür! Mezopotamya’nın aziz halkı ayağa kalk ve birleş! Emperyalist düşmanlarına iki bin yılın tarihi tokadını Kerkük ve Musul da at!

Musulluların Türkiye’ye karşı ciddi saygı ve sevgisi var. Bu kentteki dinamikler kolay yutulacak lokma değil. Musul’daki DAEŞ terörünün kökü Türkiye ve Peşmerğe’nin aktif mücadelesiyle çözülebilir. Pesmerğe güçleri teröre karşı mücadelede önemli bir rol üstlenmişlerdir. Kendilerine verilen askeri destek sayesinde DAEŞ terörüne karşı başarı sağlamışlardır. DAEŞ’in elinde tuttuğu Musul’a yönelik operasyonda Peşmerge güçleri kendilerinin emperyalistler tarafından top mermisi olarak kullanılmalarına ise müsaade etmemelidirler.

Bilindiği gibi tarihi hadiseler anlatıldığında gerçekleri dile getirmekten kaçınmamak gerekir Eylül 1922 – Temmuz 1924 yıllarında Iraklı Kürtler Süleymaniye merkezli yarı bağımsız bir Kürdistan Krallığı devletini kurmaya teşebbüs ettiler. O dönem Şeyh Mahmut Berzenci, Kürdistan Krallığı’nın Kralı olarak kendisini ilan etti. Ama Sevr Antlaşması’ndan sonra, Süleymaniye ile bütün bölge Birleşik Krallık yüksek komiserliğinin denetimi altına girdi. Eylül 1922’de Özdemir müfrezesinin İran’a çekilmesinden sonra, Birleşik Krallık Şeyh Mahmut Berzenci’yi vali olarak tayın etti. Şeyh Mahmut Berzenci Kasım’da tekrardan kendisini Kürdistan Krallığı’nın Kralı olarak ilan etti.
Lozan Antlaşması’ndan sonra Birleşik Krallık yüksek komiserliği, Irak’ın bütün bölgelerini birleştirmek isteyince Şeyh Mahmut Berzenci buna karşı çıktı. Mahmut Berzenci ve hükümetin teslim olmaması üzerine, Birleşik Krallık Hava Kuvvetleri Süleymaniye ve çevresini bombaladı. Bölge’de çatışmalar meydana geldi. 24 Temmuz 1924 yılında Musul kesin olarak Mandasına bağlanmıştır. Dolayısıyla Kürtler batı emperyalistlerine güvenmemelidirler, ama Türklerle olan Irak Kürtlerinin kaderleri Musul konusunda aynıdır.

Zira „Mondros Mütarekesi imzalandıktan bir hafta sonra Musul işgal edilmiştir ne İstanbul’daki Hükümet ne de İstanbul’daki padişah buna hiçbir tepki o dönem göstermemiştir. Kurtuluş savaşından sonra Lozan görüşmeleri ile Musul’un hiçbir ilgisi yoktur. Bazıları Lozan’la bağ kurmaya çalışıyorlar ki bu yanlıştır’’.

Velhasıl, Musul’un bölgesel Kürt yönetimine katılması acı bile olsa bu acıyı Türkiye internet çağında yüzünü ekşitmeden yudum yudum Ortadoğu’da içine sindirmelidir. Musul ve Kerkük konusu farklı sonuçlanırsa ülkemize faydası olmaz. Bu bağlamda Türkiye, her şeyden önce kendi toprakları içinde yaşayan insanlarla Atatürk’ün daha Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Türk insanına çizmiş olduğu daha demokratik, daha modern ve daha müreffeh bir toplum olma hedefine ulaşabilmenin savaşımını vermelidir.

Altemur Kılıç’ın ölümü nedeniyle Taziye Mesajı


page_gazeteci-altemur-kilic-hayatini-kaybetti_267001438

Tanıdığım günden beri ilmi ve faziletiyle Türk milletinin mümtaz simaları arasında yer alan ve uzun yıllar halkımıza hizmet eden, duayen gazeteci Altemur Kılıç’ın 20 Ekim 2016 tarihinde Antalya’nın Alanya ilçesinde tedavi gördüğü hastanede nekahet dönemini atlatamayarak Hakk’a yürüdüğünü şimdi derin üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım.

Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta ailesi ve tüm Türkkiyeliler olmak üzere, dostlarına, yakınlarına ve yüce Türk milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Ruhuna El Fatiha

Kardeşiniz
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Bundan sonra beklemek yok


Bundan sonra beklemek yok
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan sonra sorunların kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz. Artık sorunların üzerine biz gideceğiz. Terör sorunumuz mu var. Bu örgütler nerede yuvalanıyorsa gidip orada tepelerine bineceğiz” dedi. Erdoğan, yeni yaklaşımın gereği olarak Musul meselesini de yerinde çözeceklerini söyledi.
resized_1420b-98ef0085erdoganmuhtar01
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen 28. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin eski anlayışı terkettiğini ve sorunları yeni anlayışla yerinde çözeceklerini belirtti:
Gençlerin Lozan’ı incelemesinden, araştırmasından birileri rahatsız oldu. Niye korkuyorsunuz? Misak-ı Milli niye rahatsız ediyor? Misak-ı Milli’yi gündeme getiren kim? Gazi Mustafa Kemal. Niye rahatsız oluyorsunuz? 1914 yılında 2,5 milyon kilometrekare olan topraklarımızın büyüklüğü 9 yıl sonra Lozan’ı imzaladığımızda daha sonra topraklarımıza katılan Hatay’la birlikte 780 bin kilometrekareye düşmüştü.

1923’ÜN PSİKOLOJİSİYLE HAREKET EDEMEYİZ
Kurtuluş Savaşımıza girerken hedefimiz, Misak-ı Milli sınırlarımıza sahip çıkmaktı. Maalesef hem batı hem de güney sınırlarımızda hedeflerimizi koruyamadık. Türkiye’yi 1923’ten beri böyle bir kısır döngüye hapsedenlerin amacı, coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, Selçuklu ve Osmanlı geçmişimizi bize unutturmaktır. 2016 yılında 1923’ün psikolojisi ile hareket edemeyiz.

ARTIK SATH-I MÜDAFAA
Çünkü biz Kurtuluş Savaşımızı ‚hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır‘ stratejisiyle kazanmış bir milletiz. İstiklalimizi bu anlayış ile kazandığımız halde bizi Cumhuriyet tarihimizin tamamını ‚hatt-ı müdafaa‘ ile geçirmeye zorlayan anlayışı geride bırakmak mecburiyetindeyiz. 93 yıldır başımıza ne geldiyse bu anlayıştan gelmiştir. Her dönem bedeller ödedik.

TEPELERİNE BİNECEĞİZ
Türkiye bu yanlış güvenlik anlayışını artık terk etmiştir. Artık bedel ödemek istemiyoruz. Bundan sonra sorunların kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz, bundan sonra bıçak kemiğe dayanana kadar sabretmeyeceğiz, gırtlağımıza kadar bataklığa gömülmeye rıza göstermeyeceğiz. Artık sorunların üzerine biz gideceğiz. Terör sorunumuz mu var? Terör örgütlerinin gelip bize saldırmasını beklemeyeceğiz. Bu örgütler, nerede faaliyet gösteriyorsa, nerede yuvalanıyorsa gidip orada tepelerine tepelerine bineceğiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı ‚Bilge Kral‘ Aliya İzzetbegoviç’i, ölümünün 13. yılında Twitter’dan yaptığı paylaşımla andı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı ‚Bilge Kral‘ Aliya İzzetbegoviç’i, ölümünün 13. yılında Twitter’dan yaptığı paylaşımla andı.

BATAKLIĞI KURUTACAĞIZ
Suriye’de, Irak’ta Türkiye’ye yönelik tehditler olduğunda tehditlerin sınırlara dayanmasını beklemeyeceğiz. Tehditleri kaynağında yok etmenin, çözmenin çaresine bakacağız. Sineklerle uğraşmak yerine bataklığı kurutmanın yollarını bulacağız. Bundan sonra ülke içinde ve dışında PKK’yı saklandığı inlerinde bulup bertaraf edeceğiz. Ülke içinde bunların saklandığı gizlendiği, eylem hazırlığı yaptığı yerleri tespit ettik. Birer birer hepsini yok ediyoruz, edeceğiz.

RAHAT GÜNLERİ OLMAYACAK
Bölücü örgüte destek veren, imkan sağlayan kim varsa hepsinin de kökünü kurutacağız. Şimdiden söylüyorum, biz kendilerini bulup yok etmeden, nereye gideceklerse gitsinler, bu kadar açık söylüyorum. Aynı şekilde yurt dışında üslendiği yerlerde rahat nefes alabildikleri tek günleri olmayacak. Bu ülkede artık kimsenin yaptığı ihanet, yanına kar kalmayacak. Hiçbir terör örgütünü, hiçbir teröristi biz bu topraklarda barındırmayacağız. Ya imha olacaklar ya teslim olacaklar ya da defolup gidecekler.

Musul’da çözeceğiz
Musul meselesini, Musul’da çözmek mecburiyetinde olduklarının altını çizen Erdoğan, Musul’un mezhepçiliğe feda edilmesi durumunda sorunun Türkiye sınırına dayanmasının engellenemeyeceğine işaret etti. Erdoğan, Suriye’de hangi amaçla ve nasıl harekete geçildiyse, Musul içinde aynı şekilde davranmakta kararlı olduklarını, Musul’un farklı bir mezhep anlayışına terk edilemeyeceğini bildirerek, “Bu tavrımızın ne savaş çığırtkanlığıyla ne Irak’ın egemenliğini ihlalle ne de başka herhangi bir art niyetle ilgisi yoktur. Biz kendi istiklalimizi ve istikbalimizi korumak için mücadeleyi nerede yürütmemiz gerekiyorsa orada olmak istiyoruz. Şu anda bunun yeri Musul’dur. Öyleyse biz Musul’da olacağız“ dedi.

Esas mesele bölgeyi yeniden yapılandırmak
Erdoğan, “Türkiye’nin Musul operasyonuna girmesini engellemeye çalışanlar, Suriye’deki oyunlarını bozmamızdan rahatsız olanlardır. İstiyorlar ki Türkiye otursun, olup bitenleri seyretsin, sonra da payına düşen bedel neyse onu ödesin“ diye konuştu. Erdoğan, asıl meselenin bölgenin yeniden yapılandırılması meselesi olduğunu ifade etti. Bağdat hükümeti ve Esed rejimi gibi yapılar ile terör örgütleri eliyle hayata geçirilmeye çalışılan bu projenin, Türkiye’nin bekasını tehdit ettiğinin altını çizen Erdoğan, “Hiç kimsenin bu oyunda bize biçtiği role rıza göstermeyiz. Türkiye olarak kendi planlarımızı uygulamaya başladık“ dedi.

Putin’le Halep mutabakatı
Hava unsurlarının Musul operasyonuna katılması konusunda Amerikalı askerlerler ve generallerle bir mutabakata varıldığını anlatan Erdoğan, diğer konularda da en kısa sürede bir ilerleme sağlanacağını söyledi. Erdoğan, Halep’te dökülen her damla gözyaşının, yanan her yürek ve yanan her evin gönüllerinde açan bir yara olduğunu dile getirerek, “Dün akşam (önceki akşam) Putin ile bir görüşmem oldu ve bu görüşmede Halep’i konuştuk. Saat 22.00 itibarıyla orada hava bombardımanlarını durduklarını ifade ettiler. El Nusra’nın orayı terk etmesi noktasında kendilerinin ricaları oldu. Arkadaşlarımıza bu konuda gerekli talimatı verdik, onlar da bu çalışmayı yapmak suretiyle, El Nusra’yı Halep’ten çıkarma ve Halep halkının bu noktadaki huzurunu sağlama için bir çalışmanın içerisinde olalım diye aramızda böyle bir mutabakatı görüştük. Halep’te kalıcı güveni ve huzuru sağlayacak adımların atılması için üzerimize düşenleri yapacağız“ dedi.

Eskalation im Irak: Neue Flüchtlings-Bewegung hat begonnen


Eskalation im Irak: Neue Flüchtlings-Bewegung hat begonnen

Der Irak hat, unterstützt von Frankreich und den USA, in der Nacht zum Montag mit dem Angriff auf Mossul begonnen. Tausende Bewohner der Stadt sollen sich bereits auf der Flucht befinden. Der Erfolg der Offensive ist ungewiss.
_90784262_ad804561-9b2d-41ab-9598-f02f0d0ea15f
Die Militäroperation zur Rückeroberung der nordirakischen Großstadt Mossul aus den Händen der Dschihadistenmiliz Islamischer Staat (IS) hat begonnen. Dies verkündete Iraks Ministerpräsident Haider al-Abadi in der Nacht zu Montag im irakischen Fernsehen. Mossul ist die letzte größere irakische Stadt, die noch von der sunnitischen Extremistengruppe kontrolliert wird, nachdem die Regierungstruppen die Dschihadisten aus Städten wie Ramadi, Falludscha und Tikrit vertrieben haben.

„Die Zeit des Siegs ist gekommen und die Operationen zur Befreiung von Mossul haben begonnen“, sagte al-Abadi am frühen Montagmorgen in einer Ansprache im Staatssender Irakija. „Heute erkläre ich den Beginn dieser siegreichen Operation, um Euch von der Gewalt und dem Terror von Daesch zu befreien“, sagte er an die Einwohner von Mossul gewandt unter Verwendung der arabischen Bezeichnung für die IS-Miliz.

Nach Informationen der Nachrichtenagentur Rudaw soll die irakische Luftwaffe am Sonntag Broschüren über der Stadt Mossul abgeworfen haben, die die Zivilbevölkerung dazu aufrufen, sich in den Häusern und Wohnungen zu verschanzen und nicht auf die Straße zu gehen.

Die Deutsche Welle berichtet, dass am Wochenende Tausende von Zivilisten damit begonnen haben, die Stadt zu verlassen. Die Türkei hatte am Freitag vor der Gefahr gewarnt, dass der Angriff zu einer massiven neuen Fluchtbewegung führen könnte, weil Hunderttausende Menschen aus ihrer Heimat vertrieben werden.

Die Dschihadisten hatten Mossul im Sommer 2014 in einer Blitzoffensive erobert, ohne dass die irakische Armee nennenswerten Widerstand leistete. Der Einsatz zur Rückeroberung der Millionenstadt wird die bisher größte Militäroperation gegen die Dschihadisten im Irak. Neben der irakischen Armee sind auch schiitische und kurdische Milizen beteiligt. Unterstützung erhalten sie von Kampfflugzeugen der US-geführten Anti-IS-Koalition, wie NBC News berichtet.

Zuletzt hatte es eine Kontroverse um die Beteiligung der türkischen Armee an der Operation gegeben. Während Ankara die Einbindung ihrer Streitkräfte forderte, lehnte Bagdad dies ab. Das irakische Parlament verurteilte Anfang Oktober die Präsenz türkischer Truppen im kurdischen Autonomiegebiet, wo sie im Militärlager Baschika sunnitische Milizen für den Einsatz zur Rückeroberung von Mossul ausbilden, und forderte ihren Abzug.

Der Kampf um Mossul dürfte ausgesprochen schwierig werden, weil viele unterschiedliche Gruppierungen rivalisieren: Am Sonntag sind im irakischen Ninive die Führer von 400 irakischen Stämmen zusammengekommen, um ihre Solidarität mit der Türkei zu verkünden. Der irakische Premier Haidar al-Abadi und die Regierung in Bagdad hätten „dumm“ gehandelt. Al-Abadi hatte zuvor gesagt, dass die Türkei ihre Truppen aus dem Irak abziehen soll und sich nicht an der Operation auf Mossul beteiligen dürfe.

Haber 7 zitiert die gemeinsame Erklärung der 400 Stammesführer: „Das irakische Regime hat seine Undankbarkeit erneut gegen jene Staaten unter Beweis gestellt und wieder dumm gehandelt statt die nationalen Interessen in den Vordergrund zu stellen. Wir, die Stammesführer des Irak, verkünden hiermit, dass wir den Beschluss des irakischen Parlaments, der gegen die Türkei, die die Iraker immer menschlich und militärisch unterstützt hat, beschlossen wurde, nicht anerkennen. Andere Staaten entsenden Milizen und Bomben in den Irak, doch die Türkei ergreift Partei für das irakische Volk und gegen den Terrorismus. Während die Einmischung anderer Staaten in die Angelegenheiten des Irak die Regierung in Bagdad nicht stört, behandelt die Regierung ausgerechnet die Türkei wie eien Feind.“

Die kurdische Autonomieregierung im Nordirak (KRG) hatte am Samstag in einer Mitteilung des KRG-Chefs Masud Barazni dagegen verkündet, dass die „Zeit für die Befreiung Mossuls“ gekommen sei.

Russland mahnte den Westen, die Operationen so durchzuführen, dass die Zivilbevölkerung nicht zu sehr in Mitleidenschaft gezogen wird. Die Aktionen der USA und Frankreichs im irakischen Mossul sollten sehr sorgfältig ausgeführt werden, um die Todesopfer unter der Zivilbevölkerung zu minimieren, sagte der russische Präsident Wladimir Putin am Sonntag.

„Wir hoffen, dass unsere amerikanischen Partner und in diesem Fall französischen Partner selektiv handeln werden und alles tun werden, um die Opfer unter den Zivilisten zu minimieren und noch besser zu verhindern. Natürlich wollen wir über diese Frage keine Hysterie auslösen, wie unsere Partner im Westen dies tun. Wir verstehen, dass es notwendig ist, gegen den Terrorismus vorzugehen und es keinen anderen Weg als den aktiven Kampf gibt (…) Die Parallele zwischen Aleppo und Mossul ist offensichtlich (…) Natürlich können wir jetzt unsere Partner in Bezug auf Mossul darauf hinweisen, dass viele Zivilisten dort leben – Hunderttausende von Menschen – und die Anwendung von Luftschlägen und Artillerie sehr gefährlich im Hinblick auf mögliche Opfer ist“, zitiert die Tass Putin.

Es ist unklar, wieviele IS-Söldner sich noch in Mossul befinden. Die Regierung in Bagdad hat den Großangriff seit Wochen angekündigt. Es ist denkbar, dass die Söldner ihre Aktivitäten in andere Regionen verlagert haben, etwa nach Aleppo, wo vor allem die al-Nusra-Front nicht bereit ist, den Kampf zu beenden.

Bei einem Selbstmordattentat auf ein Flüchtlingslager an der syrisch-jordanischen Grenze sind nach Angaben von Rebellen drei Menschen getötet worden. Mindestens 20 Personen seien verletzt worden, sagte ein Sprecher einer Fraktion der Freien Syrischen Armee am Sonntag. Der Anschlag habe sich an einem Kontrollposten in der Nähe des Lager Rakban ereignet. Bei dem Attentäter handele es wahrscheinlich um einen Kämpfer der Extremistenmiliz Islamischer Staat (IS). In dem Flüchtlingslager leben zurzeit mehr als 75.000 Menschen, die vor dem Bürgerkrieg in Syrien geflohen sind.

Başbuğ Alparslan Türkeş… Ölümü ve Defnedilişi


Başbuğ Alparslan Türkeş… Ölümü ve Defnedilişi
21. August 2010 um 22:52
Türklüğün bayrağı zırveye yükselten Türk siyasi hayatının biüyük lideri biri olan ve „Başbuğ“ ünvanıyla anılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 cuma günü Ankara da yaşamını yitirdi. Geçirdiği kalp krizi sonucu 80 yasında hayatini kaybeden Alparslan Türkes. 74 yıllık Cumhuriyet tarihinin yaklaşık son 55 yılının önemli dönemeçlerine damgasını vurdu.Türkeş zorluklarla dolu yaşamını vatan ve millet hizmetıne adadı Ölümü Türkiye’de ve Türk Dünyasinda büyük üzüntü yarattı..

Sağlık kontrolünden dönmüştü
Ölümünden bir hafta önce Almanya’da sağlik kontrolünden geçen Alparslan Türkeş, 3 Nisan Perşembe günü saat 23.00’te yurda döndü. 4 Nisan cuma sabahı karayolu ile Amasya’ya giden Alparslan Türkeş. burada Milliyetçi Hareket Partisi’nin il kongresine katıldı. Daha sonra Ankara’ya dönen Türkeş. akşam yakın dostu işadamı Burhanettin Kaya’nin kizi Burçak Kaya’nin Hilton Oteli’ndeki nişan törenine katıldı. Türkeşe Anavatan Partisi İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı da eşlik etti. Nişanda oğlu Tuğrul Türkeş ve Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı ile ayni masayı paylaşan Türkes, Burçak Kaya ve Özcan Haçioğlu’nun yüzüklerini taktı. Yüzüklerini bağlandığı kurdeleyi bir süre kesmeyen Türkes nişanlılara. „Şimdi bu kurdeleyi kesmeyeyim de hiç ayrılmayasıniz“ diye şaka yaptı.

Evine dönerken rahatsızlandı
Türkes, nisan töreninden evine dönerken saat 22.30 sıralarında aniden rahatsızlandı. Yanında bulunanlara “ Arabanın camını acın, daraldım“ diyen Türkeş’in bu sırada yüzü sarardı ve nefesi sıkıştı. Bunun üzerine evinin yakınındaki Çankaya Hastanesi’ne götürülen Türkeş’e buruda kalbi güçlendirici iğneler yapıldı, masaj ve sok tedavi uygulandı. Ancak bu müdahalelerin sonuç vermeyince Türkes, Bayindir Tıp Merkezi’ne götürüldü. Bu sırada yanında doktorlar ve oğlu Tuğrul Türkes bulundu

Çabalar sonuç vermedi
23.15’te Bayındır Tıp Merkezi’ne ulaştırılan Türkeş’in kalbine, acil serviste masaj yapılırken, sok tedavi uygulandı. Bayındır Tıp Merkezi Acil Servis Nöbetçi Doktoru Sertaç Yıldırım, „Geldiğinde kalbi tamamen durmuştu, masaj ve şok tedavi uygulandı. Bir ara kalp yeniden çalışır gibi oldu. Sonuç alamayınca yoğun tedavi merkezine kaldırdık. Ama sonuç alamadık, diye konuştu.

Ölüm haberi üzüntü yarattı
Türkeş’in ölümüyle ilgili haberlerin duyulması adeta şok etkisi yaptı. Yüzlerce kişi Bayındır Tip Merkezi’nin çevresinii doldururken, gazete ve televizyonlarin telefonları kilitlendi. Hastane önünde bekleyen kalabaklikla birlikte tüm Türkiye, Türkeşin sağlik durumuyla ilgili net bir bilgiye sahıp deyildi,Türkeşin sağlik durumuyla ilgili resmi açıklamanın gecenin geç saatlerine kadar yapılmaması, hastane önünde meraklı ve üzüntülü anlar yaşanmasına neden oldu… Hastaneye akın olmasi nedenıyle Tuğrul Türkeş, ülkücüleri sakinleştirmeye çalişti. Ancak Başbuğ’un sağlığından endişe tüm yüzlerde gözleniyordu

Geniş güvenlik önlemleri
Bu sırada polis geniş güvenlık önlemleri alarak, hastane içine giren partilileri dışarı çıkardı. Çevik Kuvvet hastane çevresini ablukaya aldı. Başbuğ’un dava arkadaşları istiklal Marşıni söyleyip. tekbir getirirken. „Başbuğ Türkeş“ şeklinde sloganlar attı. Hastane bahçesinde herkes birbirini bilgilendirmeye çalışırken, parti yöneticileri de kalabalığın dağilmasi için buyük gayret gösterdi.

Resmi açıklama
4.5 saat sonra Saat 22.45 te hayatini kaybeden Türkeş’in ölümüyle ilgili resmi açıklama yaklaşik 4.5 saat sonra yapıldı. Türk dünyasının büyük lideri esir Türk Cumhuriyetlerinin yıllarca umudu olan Başbuğ Alparslan Türkeş’in vefati Ülkü Ocaklari Genel Başkanı Azmı Karamahmutoğlu saat 03.10’da gazetecilere ve çevrede bekleyen ülkücülere Türkeş’in ölüm haberini açıklayan oldu. Sözlerine „kolay değıl“ diyerek başlayan Azmı Karamahmutoğlu çevreden „Açıklayın“ sesleri yükselince, ağlarak „Zamani değildi Türk milletinin başı sağolsun“ şeklinde konuştu.
Bu acı haber Alparslan Türkeş in yıllarca büyük emek verdiği evlatları üzerinde büyük acı yarattı… Bunun uzerine hastane önünde bekleyen kalabalık „Başbuğlar ölmez „, „Ya Allah Bismillah. Allahuekber“ dıye sloganlar atmaya başladi Bazıları gözyaşlarini tutamazken. bazilari kendilerini yerlere attı. Bu arada MHP Başkanlık Divanı üyeleri de haberi alır almaz Bayındır Tıp Merkezı’ne geldi Öte yandan hastaneye gelenler arasında çok sayıda politikacı da vardı. Hastaneye ilk gelenler; DYP’li Ulaştırma Bakanı Ömer Barutçu ile Osman Bölükbası oldu. Ardından Anavatan Partisi istanbul milletvekili Bülent Akarcalı. Doğru Yol Partisi Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı, milletvekilleri Ayvaz Gökdemir , Zeki Ertugay. Refah Partili Bakanlar Gürcan Dağdas. Recai Kutan. İsmail Kahraman ve RP’lı milletvekili Metin Işık, Ankara Emniyet Genel Müdürlüğüne atanan Kemal Çelik ile Ankara Büyukşehır Belediye Başkani Melih Gökçek hastaneye geldi.

„Tarihi bir şahsiyetti“
Doğru Yol Partisi Genel Başkanı. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, MHP Genel Başkanı Alparslan Tüıkeş’ın ölüm haberini alır almaz, istanbul’daki programını yarıda keserek, saat 02.15’te Ankara ya gitti. Ankara’ya hareketinden önce Atatürk Hava Limanında bır açıklama yapan Tansu Çiller. „Türkes tarihi bir şahsiyettir. Daha durum netleşmemiştir. Ancak hemen gidip görmek istedik. Çok üzgünüz Meclis’le bulunduğumuz süre içinde oldukça uyumlu çalışmalarımı olmuştur. Gerçekten de büyük üzüntü duyduk.“ diye konuştu. Çiiler’e DYP İstanbul İl Başkanı Celal Adan da eşlik etti.

„Türk siyasetinin ona ihtiyacı vardı“
MHP Lideri Türkeş’in ölüm haberi siyasi çevreleri de derinden etkiledi. Onun ölümünün ardından görüş ve düşüncelerini dile getiren siyasetçilerin hemen hemen hepsi. Türk siyasetinin kendisine daha ihtiyacı olduğunu dile getirdiler. Siyasetçiler söyle dediler:
Sanayi Bakanı Yalım Erez: „Allah rahmet eylesin.“
Sağlık bakani Yıldırım Aktuna: „Türk siyasetine uzun yıllar hizmet etmiş bir politikacıydı.“
Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan: „Bir fikrin simgesiydi. Karizmatik bir liderdi 1960 sonrasına yön vermiş bir liderdi. Bugünlerde ölmemeliydi.“
Devlet Bakanı Nevzat Ercan: „Türk milliyetçiliği açısından çok önemli bir şahsiyetti.“
DYP Milletvekili Mehmet Ağar: „Allah rahmet eylesin. Türk siyasetinin en kritik döneminde kaybettik. Siyasetin kendisine daha ihtiyacı olduğu bir dönemde kaybettik. Çok üzüldüm.“
DYP Milletvekili Köksal Toptan „Gerçekten üzgünüm. Türk milliyetçiliği iyi yetişmiş önderini kaybetti. Türk siyasetine olduça lazım olacağı bir dönemdi.“
Devlet Bakanı Salim Ensarioğlu. DYP Genel Başkan Yardımcısı Rıza Akçalı ve DYP Genel Sekreteri Nurhan Tekinel de Türkeş’in ailesi ve yakınları ile MHP camiasına başsağlığı dileğinde bulundu.

Son yolculuk
Alparslan Türkeş için 8 Nisan Salı günü düzenlenen cenaze törenine 4-4,5 milyon kişilik katılım oldu. Alparslan Türkes’i son yolculuğunda yalnız bırakmak istemeyen MHP’liler, gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından Ankara’ya akın ettiler.Türkes’in cenazesine katılmak için gelenlerin yoğunluğu ve nisan ayı olmasına rağmen ani olarak bastıran kar yağışı nedeniyle 8 Nisan günü sabaha karsı Eskişehir, Samsun Konya ve İstanbul yolları tıkandı. Tören için başkente yaklaşık 9 bin araç geldi.

Üç ayrı tören
Türkeş için üç ayrı cenaze töreni düzenlendi. Cenaze töreni için ilk toplanma Türkes’in naaşnın bulunduğu Bayındır tıp Merkezi önünde oldu. MHP yetkilileri ve binlerce partili, Türkes’in naaşını almak bildirilen saatten çok önce Bayındır Tıp Merkezi’nde toplanmaya başladı. Ankara dışından gelen araçlar, 8 Nisan sabahı saat 03.00’den itibaren Bayındır Tıp merkezi önünde ve çevresinde toplandılar.Bayındır Tıp Merkezi’nin Eskişehir yolu üzerinde bulunmasından dolayı, kente bu istikametten gelen yollar saat 05.15’te tamamen trafiğe kapandı. Türkes’in oğlu Tuğrul Türkeş, saat 07.30’da hastaneye gelerek, babasının başucunda bir süre dua okudu. Türkes’in Türk bayrağına sarılı naası. saat 8.30’da Bayındır Tıp Merkezi morgundan alındı. Naaş. kırmızı-beyaz karanfillerle Türk bayrağı motifi seklinde süslenmiş bir cenaze arabasına kondu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenecek törene götürülmek üzere yola çıkarıldı.

Yoğun izdiham
Saat 08.45’te yola çıkan Türkes’in cenaze arabası, yoğun izdiham nedeniyle, 100 metre ilerideki Eskişehir yoluna ancak 35 dakika sonra saat 09.20’da çıkabildi. Bu sırada cenaze kortejine Devlet Bakanı Bekir Aksoy ile DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar da katıldılar. Cenaze kortejinin önünde bir partili tarafından taşınan Türkes’in posteri yer aldı. Bu arada taşınan pankartlarda, „Ruhun şad olsun Türk’ün gerçek Başbuğ’u“, „Türkeş gibi lider yüzyılda zor çıkar.“. „Başbuğlar ölmez, yüreklerde yaşar.“, „Mekanın cennet olsun Bilge Başbuğ“, „Yüce Başbuğ, ülkün ile yaşayacaksın“, „Türk eşsiz, Türk emsalsiz. Türk ne yapar Türkeş’siz“, „Türk-İslam aleminin başı sağolsun“ yazıları dikkat çekti. Sık sık „Başbuğ Türkeş“ sloganı atıldı.
Yoğun izdiham nedeniyle doğabilecek sağlık sorunlarının giderilebilmesi amacıyla cenaze kortejinin önünde Sağlık Bakanlığı ve Kızılay’a ait 5 ambulans hazır bulundu. Ülkü Ocaklarına ait bir araç da kortejin en önünde polis araçlarıyla birlikte yürüyüş yolunun önünün açılmasına çalıştı. Cenaze korteji İnönü Bulvarı boyunca yolun her iki tarafındaki MHP’li gençlerin oluşturduğu güvenlik çemberi arasında ilerlerken. Bursa İl Başkanlığı’na ait bir araçtan da sürekli olarak, „provakasyonlara karsı dikkatli olunması“ yönünde uyarı anonsları yapıldı.
Kortej, tekbir sesleri ve gözyaşları arasında ilerledi
Tuğrul Türkeş, Devlet Bakanı Bekir Aksoy ve DYP Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar ile bazı partililer, cenaze aracının arkasında. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Azmi Karamahmutoğlu ve diğer yöneticiler ise aracın önünde yürüdüler. Tekbir sesleri ve gözyaşları arasında ilerleyen cenaze korteji; Bayındır Tıp Merkezi ile Meclis arasındaki yaklaşık 4 kilometre mesafeyi, 3 saatte alabildi.

İlk tören Meclis’te
Alparslan Türkeş için ilk tören Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlendi. Buradaki törene, Türkeş’in eşi Seval Türkeş, büyük oğlu ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, ile diğer çocukları katıldı. Meclis’teki törene Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller de katıldı. Tansu Çiller Türkeş’in ailesine başsağlığı diledikten sonra, bir süre Türkeş’in yakınları arasında durdu. Daha sonra da Bakanlar Kurlu için ayrılan yere geçti. Meclis’teki törene ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal. DSP Lideri Bülent Ecevit ve diğer partilerin yetkilileri de katıldı. Törende Türkeş’in özgeçmişinin okunmasının ardından bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
Cenaze MHP Genel Merkezi’ne doğru yola çıkarıldı
Türkeş’in cenazesini taşıyan araç Meclis’teki tören sonrasında saat 11.15’te Çankaya kapısından çıkış yaparak, kortejin önüne alındı ve MHP Genel Merkezi’ne yöneldi. Türkeş’in naaşı cenaze arabasına konduktan sonra Tansu Çiller, Türkeş’in ailesine Çankaya kapısına kadar eşlik etti. Meclis’ten parti merkezine doğru yürüyüş sırasında kortejdekiler tarafından tekbir getirildi, „Başbuğ ölmedi kalbimizde yaşıyor“ sloganları atıldı. Cenazenin MHP Genel Merkezi’ne getirilmesinden önce görevliler tarafından vatandaşlara, Türkeş kokartları ve üzerinde „Başbuğ Ölmez“ yazılı Türkeş posterleri dağıtıldı. Bu sırada genel merkez önünde siyasi içerikli sloganlar atan gençler, parti yöneticilerinin uyarılarıyla susturuldu.

İkinci tören Genel Merkez’de
Kortej saat 11.45 sıralarında MHP Genel Merkezi’nin önüne ulaştı. Cenaze burada yolun her iki tarafında toplanan partililerce tekbir sesleriyle karşılandı. Binaların pencerelerinden ve yolda bekleyenler tarafından cenazenin üzerine karanfiller atıldı. Cenazenin gelişi sırasında „Başbuğ ölmedi, kalbimizde yaşıyor“ sloganları atılarak, tekbir ve salavat getirildi. Parti genel merkezi pencerelerinden de cenazeyi taşıyan araç üzerine spreylerle gül suları sıkıldı.

„Bizi affet“
Genel Merkez önündeki törende bir konuşma yapan MHP Genel Sekreteri Koray Aydın, herkesin anasını, babasını, yakınını kaybetmenin acısını yaşadığını belirterek, bugün acıların en büyüğünü tattıklarını, „Başbuğlarını kaybettiklerini“ söyledi. Türkeş’in kendilerine verdiği ülkücü kimliğin hakkını ödeyeceklerini bildiren Koray Aydın, „Başbuğum, bugün genel merkez önünde ebedi istira-hatgahınıza uğurlamak için toplandık. Seni başbakan olarak uğurlayamadık. Bizi affet. Sana söz veriyoruz. Hepimiz birlik ve dayanışla içinde olacağız, türk milleti ve türk dünyasının başı sağolsun,“ şeklinde konuştu. Cenaze töreni sırasında kalabalıkta ve parti genel merkezinde çok sayıda kişinin gözyaşlarını tutamayarak ağladıkları görüldü. Koray Aydın’ın konuşmasının ardından Alparslan Türkeş’in ruhu için Kur’an-ı Kerim okunarak dua edildi.
Türkeş’in cenazesi, saat 12.00’de Kocatepe Camii’ne götürülmek üzere Genel Merkez önünden hareket etti. Parti genel merkezindeki cenaze törenini İstanbul eski Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu bina içinden izledi. Bu arada Türkeş’in kızları Selcen ve Sevenbige’de Parti Genel Merkezi’ndeki törende hazır bulundular.

Son tören Kocatepe’de
Cenaze namazının kılınacağı Kocatepe Camii, saat 11.00’den itibaren törene katılmak için gelenlerle dolmaya başladı. Cami avlusunda bekleyenler Türk bayrağı ve MHP bayrağı taşıdılar. Camiide sürekli olarak Kur’an okundu ve dışarıya da hoparlörle yayın yapıldı. Cenaze töreni dolayısıyla cami çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alındı. Tören için camiye gelenler, üstleri aranarak içeri alındı ve ambulanslar hazır bekletildi. Cami avlusunda birikenlerin musalla taşı çevresine yaklaşmasına izin verilmedi. Önlem alan polis, protokol için katafalk çevresinde boş bir alan kalmasını sağladı. Partili görevliler de polisin bu yöndeki çabalarına destek verdiler.
Cami avlusu hınca hınç doluydu
MHP Genel Merkezi ndeki törenin ardından saat 12.00’de Kocatepe Caınii’ne yönelen kortej, yaklaşık 10 dakikalık yürüyüşün ardından camiye ulaştı. Cenaze burada yaşanan izdiham nedeniyle bir süre protokol kapısı önünde bekletildi. Daha sonra cenaze aracından alınan Türkeş’in naaşı. eller üzerinde Kocatepe Camii’ne taşındı ve musalla taşına konuldu. Caminin ana kapısı protokol girişleri için saat 11.30’dan itibaren kapatıldı. Dini tören için çok sayıda bakan, milletvekili, bürokrat ve sivil toplum örgütü yöneticisinin camiye geldiği görüldü. Cami avlusuna sığmayan vatandaşlar, çevre alan ve sokakları da doldurdular.

Yoğun katılım
MHP Genel Başkanı Türkeş’in cenaze namazını Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz kıldırdı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Basşbakan Necmettin Erbakan ve diğer ricaliyenin camiye gelişleri sırasında çevredeki kalabalık nedeniyle sıkışıklıklar yaşandı. Cumhurbaşkanı, başbakan ve diğer protokol mensupları ana kapıdan itibaren oluşturulan polis kordonu arasında tören alanına alındılar. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, saat 12.55’le Başbakan Necmettin Erbakan, saat 12.50, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller saat 12.58’de Kocatepe Camii’ne geldiler. Süleyman Demirel, Türkes’in eşi Seval Türkeş, oğlu Tuğrul Türkeş ve diğer çocuklarına başsağlığı diledi.
Necmettin Erbakan da Tuğrul Türkeş’e taziyelerini ilettikten sonra camiye girerek, öğle namazını kıldı. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ise, camiye geldikten sonra doğruca Türkeş ailesinin bulunduğu yere gitti. Çiller, Seval Türkeş’e taziyelerini bildirdi. Alparslan Türkeş’in naaşınının öğle namazından sonra yoğun kar yağışı nedeniyle biı süre için konulduğu katafalktan alınarak, musalla taşına yerleştirilmesi sırasında çok büyük bir izdiham yaşandı.
Cenaze namazını kıldıracak olan Mehmet Nuri Yılmaz, musalla taşının yer aldığı bölüme geçebilmek için büyük çaba sarfetti. Diyanet İşleri Başkanı’nın ardından Cumhurbaşkanı Demirel ile diğer protokol da büyük güçlükle musalla taşının bulunduğu bölgeye ulaşabildiler. İzdiham nedeniyle cenaze namazı için güçlükle saf tutulabildi. Saf tutulmasında düzenin sağlanmasının ardından cenaze namazı, musalla taşının önünde yüksekçe bir yere çıkan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz tarafından kıldırıldı.

Tuğrul Türkeş’in veda konuşması
Tuğrul Türkeş cenaze namazının ardından babasının naaşı önünde yaptığı konuşmada, Alparslan Türkeş’in Türk neslinin yetiştirdiği büyük devlet adamlarından, bilge liderlerden biri olduğunu ifade etti. „Kabrin Atatürk’ün kabri karşısında. Kabrinde rahat uyu“ dedi. Tuğrul Türkeş şunları dile getirdi:
„Sevgili babacığım, yetiştirdiğin bir evlat olarak, ‚Başbuğ, Başbuğ, Başbuğ‘ diyerek, senin için en anlamlı tarifi yapıyorum. Türk-İslam ülküsünün kurucusu, öncüsüydün, Türk dünyasının kara sevdasıy’dın. Senin izinde yürüyeceğiz.
Son nefesini görev başındayken verdin. Evine bile gidemeden son nefesini verdin. Binlerce, yüzbinlerce insan, bozkurtlar senin bayrağım almış, senin gibi ayakta olmaya talip oldular. Fatih Sultan Mehmetler, Kanuni Sultan Süleymanlar gibi hakka yürüdün. Kabrin Atatürk’ün kabrinin karşısında. Ruhun şad olsun, kabrinde rahat uyu.“ Namaz sırasında avluda bekleyen ve Çiller’in koluna giren Seval Türkeş’in ağladığı, Çiller’in de gözlerinin dolduğu görüldü. Türkeş’in cenazesi daha sonra polisler tarafından eller üzerinde taşınarak, tekbir sesleri arasında saat 14.00’de cenaze arabasına konuldu. Cenaze karanfil yağmuru arasında toprağa verilmek üzere, Atatürk orman Çiftliği Emek kavşağına doğru yola çıkarıldı. Cenaze namazı sırasında avluya giremeyen kalabalık bir grubun antmezar yerine doğru yürüyüşe geçtiği görüldü.

Ebedi istirahatgaha doğru
Türkeş’in naaşı polis kordonu eşliğinde Meşrutiyet Caddesi-Atatürk Bulvarı-Kızılay-Gazi Mustafa Kemal Bulvarı güzergahım takip ederek, Atatürk Orman Çiftliği-Emek kavşağındaki mezar yerine götürüldü. Yoğun kar yağışı altında yürüyen kortejdekiler, yaklaşık 7 kilometrelik mesafe boyunca tekbir getirerek, „Başbuğ Türkeş“ şeklinde slogan attılar. Bu sırada bir araçtan sürekli olarak Kur’an-ı Kerim okundu. Türkeş’in eşi Seval Türkeş de cenaze kortejine otomobilinden eşlik etti. Bulvar boyunca bazı binalara Türk bayrağı asıldığı görüldü. Bulvar üzerinde MHP Çankaya İlçe Başkanlığı binasından Türkeş’in cenazesini taşıyan aracın üzerine karanfiller atıldı.
Kortejin yürüyüşü devam ederken, anıt mezar yerinde de son hazırlıklar yapıldı. Beştepe’deki mezarlığa aileden ilk olarak Tuğrul Türkeş’in eşi ve çocukları geldiler. Sonra devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek ile Bekir Aksoy anıt mezar alanına ulaştı. Kortej saat 15.45’te anıt mezar alanına geldi. Aynı anda Başbakan Yardımcısı Çiller, İçişleri Bakanı Meral Akşener, eski politikacılardan Osman Bölükbası da Türkeş’in kabrine geldiler. Ayrıca Kırım-Tatar Milli Meclisi başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’da cenazeye teşrif etti.
Cenaze bulunduğu araçtan partililerce alınarak, mezar yerine taşındı. Cenazenin anıt mezar alanının girişinden kabre getirilmesi 20 dakika sürdü. Defin için Türkeş’in naaşını tabuttan küçük oğlu ve damadı çıkardılar. Tuğrul Türkeş naaşı mezara indirilirken kabre girerek, babasının cenazesini kendisi yerleştirdi. Türkeş’in eşi ve diğer çocukları da defin sırasında mezarın başında bulundular.

Ölüm tarihi yazılmadı
Türkeş’in naaşı saat 16.03’te defnedildi. Granit mermerden hazırlanan mezar taşında Türkeş’in doğum tarihi 1917 olarak yazılırken, ölüm tarihi boş bırakıldı. Türkiye’nin tüm illeri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Balkanlar ve Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinden getirilen topraklar Türkeş’in mezarına konuldu. Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek’in bir süre önce Türkistan’a gittiğinde, Ahmet-Yesevi’nin türbesinden „lazım olur“ diye bir çuval toprak getirdiği ve bu toprağın da Türkeş’e nasip olduğu dile getirildi. Buradaki törene Türkeş’in ailesi, Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Meral Akşener, Devlet Bakanları Namık Kemal Zeybek ve Bekir Aksoy, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri, Osman Bölükbası ile çok sayıda vatandaş katıldı.

Yoğun güvenlik önlemi
Görülmemiş bir kalabalığın katıldığı Alparslan Türkeş’in cenaze töreninde güvenliğin sağlanması için 12 bin polis görev yaptı. Bunun yanı sıra MHP Genel Merkezi ve Ülkü Ocakları Derneği, cenazede düzenin sağlanması için 20 bin ülkücü genci görevlendirdi. Kortejin geçeceği yerlerde 3 ayrı bomba ekibi seyyar olarak görev yaparken, 3 helikopter de havadan kontrolü sağladı. Türkeş’in cenazesi Bayındır Tıp Merkezi’nden taşınırken, 4 kilometrelik bir kortej oluştu. Meclis önünde bekleyen büyük bir grup da buradaki törenden sonra korteje katıldı. MHP Genel Merkezi önünde bekleyen grupların da eklenmesiyle, cenazenin Kocatepe Camii’ne götürülüşü sırasında kortej bir kaç kilometre daha uzadı. Kortejin geçişi sırasında Türkeş’in naaşı etrafında 5 ayrı polis kordonu oluşturuldu. Türkeş’in cenaze törenini 8 televizyon kanalı canlı yayın yaparak izleyicilerine yansıttı.

KKTC’de gıyabi cenaze namazı
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 10 Nisan Perşembe günü gıyabi cenaze namazı kılındı. Gıyabi cenaze namazı Türkeş’in doğduğu evin yakınında bulunan Selimiye Camii’ndeki öğle namazının ardından kılındı. Ayrıca Londra’da Türk-İslam Ocağı tarafından da gıyabi cenaze namazı kılındığı öğrenildi.

Kosova’da mevlit
Türkeş için Kosova’nın başkenti Priştin’de de bir tören düzenlendi. Kosova Türk Demokratik Birliği (KTDB) tarafından düzenlenen törene çok sayıda kişi katıldı. Törende bir konuşma yapan KTDB Genel başkanı Erhan Köroğlu, Türkeş’in „Turan“ ülküsünün Kosova Türkleri tarafından ebediyete kadar sürdürüleceğini belirtti. Kosova Türk Demokratik Partisi Genel Başkanı Orhan Sait de, „Türk dünyasının en büyük çınarını kaybettiğini“ ifade etti.Törenin ardından Prişüne Merkez Camii’nde Türkeş için mevlit okutuldu

Ayrıca Selanik, Kırcaali, Üsküp gibi Türklerin çoğunlukta olduğu Balkan illerinde lokmalar döküldü.
41207_121824644533296_2845767_n

Kaynak: https://www.facebook.com/notes/facebook-%C3%BClk%C3%BC-oca%C4%9F%C4%B1/ba%C5%9Fbu%C4%9F-alparslan-t%C3%BCrke%C5%9F-%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC-ve-defnedili%C5%9Fi/152794828070472/

Mehdi’nin ‚darbe kabinesi‘


Mehdi’nin ‚darbe kabinesi‘

Esasında gündemde yazı ve analiz konusu yapılması gereken çok sayıda gelişme, risk ve haber var. Moody’s’in not indiriminden, By-lock programı kullanan FETÖ’cülerin deşifre edilmesine, “ver-kurtul” ihaneti ile KKTC’nin Rumlara ve AB’ye “hibe” edilmeye çalışılmasına, oradan, tarikat ve cemaat maskeli, bağnaz ve mezhepçi Siyasal İslam’ın, insana da İslam’a da verdiği zararlara kadar birçok önemli başlık bulunuyor.

Ama bana göre hala en yakıcı, vahim ve öncelikli konu, karanlık, gayrı milli, dinci ve Amerikancı FETÖ’nün kanlı ve halk düşmanı darbe teşebbüsünün, her yönüyle sebebi-failleri-destekçileri, işbirlikçileri ve olası hedef ve sonuçlarıyla üzerine gidilmesi, açığa çıkarılması ve kökünün kazınmasının sağlanmasıdır.

Önümde bir kitap duruyor.

Kitabın adı “Mehdi’nin Darbesi-Eşikteki Kıyamet”. Yazarı ise mesleğinin en olgun ve üretken çağını yaşayan, değerli gazeteci, yazar Sn. Sabahattin Önkibar.

S. Önkibar, yalnız yıllardır yazdığı Aydınlık okurlarının ve program yaptığı Ulusal Kanal izleyicilerinin değil, ülkemizdeki vatansever-milliyetçi ve demokrat Cumhuriyet sevdalısı-geniş halk kesimleri için de, sağ-sol demeden, köken-mezhep ayırmadan ilgiyle, izlenen, okunan, takdir edilen ve desteklenen bir önemli gazeteci/yazar ve milli ve yürekli bir aydındır.

Bu kitabı da, kolay okunan ve anlaşılır, çarpıcı-cesur ve çok dikkat çekici konu başlıklarıyla dolu.

Benim dikkatimi, son derecede merak ettiğim, FETÖ’cü darbenin siyasal ayağı ve siyasi işbirlikçilerinin kimler olduğu-olacağı yolundaki çok sansasyonel iddianın yer aldığı bölüm çekti.

Kitabın 168. sayfasında Sn. Önkibar, ki geniş bir bilgi ve istihbarat akışına haiz olduğu bilinen, önemli bir yazardır. FETÖ’cü darbenin kabinesinde yer alacağı iddia edilen isimleri açıklıyor.

Sn. Önkibar, F. Gülen’in, İran’daki Ayetullahlar misali, manevi ve fetva makamı önder sıfatı en tepede olacağını yazıyor ve şöyle devam ediyor;

“…Altındaki kadro şöyleydi:

Cumhurbaşkanı: Ekmeleddin İhsanoğlu.

Başbakan: Kemal Derviş.

Başbakan Yardımcısı: Bülent Arınç, Tayyibe Gülek, Cahit Paksoy, Suat Yıldırım, Nazlı Ilıcak.

İçişleri Bakanı: Şahabettin Harput.

Dışişleri Bakanı: Soner Çağaptay.

Adalet Bakanı: Ahmet Gündel.

Milli Eğitim Bakanı: Şerif Ali Tekalan.

Ulaştırma Bakanı: Recep Güven.

Milli Savunma Bakanı: Hilmi Özkök.

Kültür ve Turizm Bakanı: Ertuğrul Günay.

Bayındırlık Bakanı: Hüseyin Çelik.

Çalışma Bakanı: Sedat Laçiner.

Enerji Bakanı: İhsan Yılmaz.

Gençlik ve Spor Bakanı: Hakan Şükür.

Keza, Genelkurmay Başkanı Akın Öztürk, MİT Müsteşarı Ramazan Akyürek olacaktı…”

Bu iddia ve bilgiler eğer doğruysa darbe girişimi kadar vahim. Bu konuda siyasal iktidarın ve savcıların, kamuoyunu acilen bilgilendirmesi gerekiyor.

Sn. K. Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği “kitapçık”ta yer alan bilgilerle bu isim listesinin örtüşüp-örtüşmediği de derhal açıklanmalı ve araştırılmalıdır. Elbette adı geçenlerden -FETÖ’den tutuklu ve kaçak durumunda- olmayanların da açıklama yapmaları beklenir.

By-lock’dan haberleşen binlerce FETÖ’cü militanın tespiti, ayıklanması ve tasfiyesi sürerken, işin tepesindeki, FETÖ’nün iktidarı hayaliyle yanıp-tutuşan siyasi, bürokratik ve akademik fitne-fesat elemanları ikinci planda tutulmamalı, yapılanların hesabı mutlaka sorulmalıdır.

Kuşkusuz ki, bu isimler arasında kimin suçlu-kimin suçsuz olduğuna titiz-ayrıntılı ve tarafsız bir hukuki süreç sonunda soruşturma ve yargılamalarla adalet karar verecektir.

Kimsenin yargısız infaz edilmesine, iftira ve karalamaya maruz kalmasına, haksızlık ve hukuksuzluğa uğramasına rıza göstermeyiz, gösteremeyiz.

Ama Sn. Sabahattin Önkibar’ın yazdığı bu “Mehdi’nin darbesi kabinesi” iddiasını da görmezden gelip, kafamızı kuma gömemeyiz.

Çünkü S. Önkibar, sıradan, fırsatçı, tetikçi bir sözde gazeteci değil.

Herkesin FETÖ’den ürktüğü-korktuğu sindiği, bazılarının ise FETÖ’ye yılışıp, yanaşıp, yalakalık yaptığı günlerde, yürekli ve kararlı bir biçimde yazılarıyla, kitaplarıyla, programıyla, milli duruşla ve ulusal çıkarlarımızdan yana, doğru ve dürüst bir mücadele sergilemiş bir kanaat önderidir.

O nedenle yazdıkları, iddia ve istihbari bilgi niteliğinde de olsa, dikkat ve özenle değerlendirilmeli ve soruşturulmalıdır. Bu kitap çok ses getirir, çok kişinin de uykularını kaçırır bence.

Ufuk Söylemez

Tekman’daki Stresin Nedenleri ve Sebepleri


Stresin Nedenleri ve Sebepleri

Hiç kimse ortada bir sebep yokken kendiliğinden strese girmez. Muhakkak stres yaratacak bir durumun etkisi altına girmiştir. Strese neden olan birçok faktör vardır. Bu faktörleri uzmanlar 3 gruba ayırmaktadır. Bunlar fiziki çevreden kaynaklanan nedenler, iş konusundan kaynaklanan nedenler ve psikososyal durumlardan kaynaklı olan nedenlerdir.

Fiziki çevreden kaynaklanan stres nedenleri: Hava kapalılığı, hava kirliliği, Sıcaklık-Soğukluk, radyasyon, gürültü ve kalabalıktır.

İş konusundan kaynaklanan stres nedenleri: Zamanla yarışma, ağır iş yükü, iş ortamında alınan büyük sorumluluklar, rollerdeki sık değişim ve belirsizlikler, kararsızlık, iş tanımlarındaki eksiklikler, gece işi, yoğun iştir.
Psikososyal özelliklerden kaynaklanan stres nedenleri: İşten çıkarılma/işini kaybetme ya da iş değişikliği, hamilelik/doğum, evlilik veya boşanma, iş hayatına başlama, ergenlik dönemi, ciddi hastalıklar/yaralanmalar, okula başlama, okuldan mezun olma, iş bulamama, evde işlerin aksaması ve karşılaşılan aksilikler. Menopoz/andropoz, trafikte sıkışmak aile bireylerinden birinin kaybı, başka bir şehre ya da ülkeye taşınmak, akademik başarısızlık, okul değişikliği, taşınma, savaş halinde ya da doğal afet sırasında ölüm riski.

İnsanları en çok strese sokan faktörlerin başında işlerin yolunda gitmemesi gelir. Bazen olumsuzluklar o kadar arka arkaya hayret verircesine yaşanır ki, kişi neler olduğunu neden tüm bu olumsuzlukların kendini bulduğunu anlayamaz. Yapılan bir planın planlandığı şekilde sürmemesi veya sonlanmaması, alınan bir kararın bazı nedenlerden dolayı yerine getirilmemesi, aniden ortaya çıkan aksaklıklar ve sürprizler, beklenmedik olumsuz gelişmeler gibi çok sayıda faktör de kişileri yoğun stres altına sokabilir.

ani değişimler karşısında insanların etki altında kaldığı stres kolay atlatılmaz. Bir yakınının veya sevdiğinin kaybı, evliliklerin bitmesi, yuvaların dağılması, kişinin işini kaybetmesi ve yaşadığı ekonomik sorunlar gibi sorunlarda insanların stresi uzun sürer. Çünkü bu durumlar kolay kabullenilebilen ve alışıla gelmiş durumlar değildir. Bu nedenle de bu tür olaylara kişi bedenen ruhen ve zihinen hazır olduğunda stresi de azalmaya başlar. Üzüntüsünü, stresini daha kontrollü yaşamaya başlar. Ancak bunun için de zamana ihtiyaç vardır. Bazı ağır stres vakalarında ise bir psikoterapi veya psikolog desteği şart olabilir.