Just another WordPress.com site

Archiv für Oktober, 2016

Aksiyon başlarsa eldekinden olabiliriz


581644bc67b0a91d901ed5dd

Aydın Selcen Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu’ydu. Ankara, Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesinde bir temsilcilik açacağını duyurduğunda bizzat gönüllü oldu. Washington’daki görevini bırakıp geldiği Erbil’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Barzani ailesiyle bugünkü yakın ilişkilerin temelinin atılmasına sahadaki performansıyla büyük katkı sağladı. Büyükelçilik beklerken o da Türk siyasetindeki kaset furyasından nasibini aldı. Genç ve parlak bir diplomat iken 2013 Mayıs’ındaki istifasıyla noktaladığı 20 yıllık kariyerinden sonra bir süre Genel Energy’de siyasi danışmanlık yaptı. Son dönemin öne çıkan Ortadoğu yorumcularından. Irak ve Suriye’ye dair gelişmeleri içerden bir gözle yorumlaması için kapısını çaldım. Musul harekâtı başta olmak üzere Ankara’nın bölgeye yönelik stratejisinin muhtemel sonuçlarından kaygılı. Günceli konuşurken Türkiye’nin yakın tarihteki Irak merkezli bazı krizlerinin perde arkasına da ışık tuttu.

BİLDİĞİMİZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SONUNU GETİREBİLİR!

– Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Obama arasında kritik bir telefon konuşması gerçekleşti. Washington’dan görüşmeye dair yapılan açıklamaları nasıl yorumlamak lazım?

Beyaz Saray dedi ki ‘Sana yönelik Kuzey Irak kaynaklı PKK terörünü biliyorum. Sen bugüne kadar olduğu gibi Metina, Gara, Haftanin, Avaşin, Hakurk, Kandil’e hava harekâtları yapabilirsin’ diyor. Yani buralar dışındaki bölgelere yapma diyor, sınırı çiziyor, ‘Şengal’i falan karıştırma’ diyor. İkincisi şunu diyor; ‘Irak’ta ve Suriye’de eşgüdümsüz yani benimle koordinasyon yapmadan iş yapma. IŞİD ile koalisyonun bir parçasısın, bunun kurallarına uy. Herkes bir yana Türkiye bir yana olmasın. Tek komuta, tek plan’ diyor.

Peki Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor?

Afrin’e de gidebiliriz. El Bab’tan Münbiç’e geçeriz, sonra Rakka’yı da temizleriz. Şengal’in Kandil olmasına da müsaade etmeyeceğiz. Bu iki açıklamayı yan yana koyduğumuzda şu çıkıyor; bizim üyesi olduğumuz NATO ile IŞİD’le mücadele koalisyonunun başat aktörü ABD bir çerçeve çiziyor, bizse bu çerçeveyi tanımıyoruz. Bir karar anındayız yani.

– Neyin kararını verecek Ankara?

En üst seviyeden siz bu kadar sert bir retoriğe saplanırsanız, ‘Hayırı yanıt kabul etmiyorum, zorla da olsa benim dediğim olacak’ kafasıyla giderseniz diplomatik olarak nasıl ilişki kuracaksınız? Bir de sıkletiniz ne? Bütün buralarda retorik bir şeyler söylemek bir şey, yapmak başka şey. Söylemek yine bir şekilde idare edilir çünkü Türkiye’nin konumu emlak olarak dünyada çok önemli, keza NATO üyeliği önemli. Fakat söylediklerinizi tek taraflı olarak yapmaya kalkarsanız o andan itibaren işler kontrolden çıkabilir. Bir anda hayat çok hızlı akmaya başlayabilir. Bu tip şeylerde aksiyon başladıktan sonra her şey çok hızlı gelişir. Allah korusun o halde eldekinden de olabiliriz. Ve bu Cumhuriyet’i kuranlar şimdi konuştuğumuz yerlerde kanla, çelikle imtihan edilen komutanlar olduğunu hatırlamak lazım. Irak ve Suriye olağanüstü durumlar, Türkiye açısından varoluşsal sınama.

– Varoluşsal sınama ifadenizi biraz açalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim yapısı ve sınırları itibarıyla bizim bildiğimiz şekliyle devam edip etmeyeceğine yönelik bir dönüm noktası anlamında mı söylüyorsunuz bunu?

Aynen sizin söylediğiniz gibi. Yani Irak ve Suriye meseleleri sınırlar bakımından da rejim açısından bildiğimiz anlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu getirebilir. Burada tersten gidelim. ‘Büyümezsek parçalanırız’ deniyor. Ya büyüme girişimi sırasında parçalanırsak? Bir de bu işleri idare edebilmek için başkanlığa geçmek gerek deniyor. Hadi bu ikisini AK Parti’ye mal edelim. Şimdi üçüncü söyleyeceğim ise AK Parti ile müesses nizamın buluşmasını teşkil ediyor; o da ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu Kürt siyasi hareketi getirir’ önermesi. Bütün bunların kesiştiği yer ise Suriye ve Irak politikaları.
581644b267b0a91d901ed5d6

IRAK POLİTİKASINDA TELAFER DIŞINDA BAŞARI VAR

– Ankara, Irak merkezi hükümetinin ‘Askerinizi artık sınırlarımız içinde istemiyoruz’ şeklindeki tepkisine karşı en basit ifadeyle ‘Beni hedef olan terör örgütleri oradayken ben neden çıkacağım’ diyor. Haksız mı?

Ben Türkiye’nin dış siyasetini eleştiriyorum ama şunu da söylemek lazım bu dış siyaset bugüne kadar Irak’ta başarılı. Neden? Başika’yı kapattırmıyoruz. Şii Milis ve Peşmerge Musul kent merkezine girmeyecek dediniz. Burada da istediğiniz oldu tamam. Ninova Muhafızları adı altında eğittiğiniz güç komutana zincirine girmek takdiriyle Musul içine girebilir deniyor. PKK Şengal’de ama o da Musul harekâtına girmeyecek, o da tamam. Başarılı olamadığınız yer Telafer, orada da Hasdi Şabi var. Ama bir al-ver içinde her istediğiniz de olmaz zaten.

AFRİN-ŞENGAL KORİDORUNU TEMİZLEMEK 150-200 BİN KİŞİLİK ASKERİ MEVCUDİYET GEREKTİRİR

– Ankara’nın Suriye’ye dönük stratejisi de benzer şekilde bir başarı sağlayabildi mi peki?

Rusya ile arayı düzelttik. Rusya üzerinden Şam’la temas kurulabildi. ABD ile belirli çerçevelerde anlaştık. Mutabakat açıklanmadı ama Azez’den Cerablus’a kadarki bölgeyi fazla şehit vermeden kontrol atına aldık, bu da tamam. Bu çerçevede bir başarı var. Bundan öte yapabileceğimiz her şey diplomatik olarak sırtımızda yük olacaktır. Kıbrıs’ta yaptığınız gibi yürünecek yerde yürümeyip duracak yerde durmazsanız her konuyu askerileştirip idareyi askeri komutaya bırakırsanız bir de tuhaf tarih okumaları üzerinden milliyetçi hezeyanlara kapılıp maceralara girerseniz buradan geri dönemezsiniz. Zaten o bahsettiğiniz şeyleri yapabilmek için yani Afrin’den Şengal’e kadar bir koridoru temizlemek için de Irak ve Suriye’de toplamda 150-200 bin kişilik bir askeri mevcudiyete ihtiyaç duyarsınız. Bu harbe girmek demektir. Düşünmek bile istemem bunu. Bu, zamanında İsrail’in Güney Lübnan’da yaptığı gibi geri dönelemeyecek sonuçlara yol açacak bir iş olur. Demin söylediğimiz gibi bildiğimiz anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarının sonunu getirecek hamleler olur.

BÖYLE BİR HAREKÂTIN ONAYLANACAĞI YER MECLİS’TİR

– Haberlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’nin gündemine getirdiği ‘Afrin’den girelim Rakka’dan çıkalım’ şeklindeki harekâtın hedefi nedir sizce?

Harekâtın kendi ön planda hedefi belli değil. Askeri hedef nedir bunu bilmiyoruz. Sarayda mı konuşuldu, MGK’da mı?
Bir askeri harekât planlanırken önce hedefin ne olduğu ve oradan nasıl çıkılacağı belirlenir. ‘Bir girelim de hele kervan yolda düzülür’ denmez. Bütün bunların konuşulacağı yer Meclis’tir zaten. Demokrasi iddianız varsa demokratik çıkar öncelikleriniz Meclis’te belirlenir. ‘Bu işi bilene bırakın’ demekle demokrasi olmuyor.

MUSUL KONSOLOSLUĞU BASKININDAKİ DOĞRU ÖYKÜ HÂLÂ ANLATILMADI

– Bugün hâlâ Erbil Başkonsolosu olsaydınız, Musul üzerinden bölgede yaşanan gelişmeleri Ankara’ya hangi çerçevede rapor ederdiniz?

Durduğun yerden yazmak başka şey, Ankara’dan daha kuşbakışı bakmak başka bir şey. Durduğun seviyeye göre bakmak da başka. Cumhurbaşkanının baktığı yerle Dışişleri müsteşarının baktığı yer de farklı. Benim oturduğum yer Erbil ise, bizim bakanlık ağzıyla ‘Erbil’in dar penceresinden’ göreceğim şeyler şunlar olurdu. Birinci önceliğim Musul harekâtı olacaktır. Irak Kürdistan Bölgesi ile nasıl yakın askeri işbirliği kurabiliriz olacaktır. Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki tarafların; yani KDP ile KYB ve Goran’ın önceliklerini doğru yansıtmak olacaktır. IŞİD sonrası döneminde Irak Anayasası’nın geçici 142. maddesiyle daha sonra hukuken kesinleşeceği söylenen Kürdistan sınırı artık fiilen ortada olduğuna göre Türkiye’nin buna göre nasıl siyaset geliştirmesi gerektiğiyle ilgili bir şeyler olacaktır.

Çok kuvvetle muhtemel işin Şengal, Musul harekâtı ve Amerikalılarla askeri işbirliği kısmı münhasıran Ankara’dan yürütülüyor olurdu. Ben bu şekilde diplomasi yapılmasını eleştiriyorum tabii. Ben sahaya daha fazla olanak tanınması gerektiğini düşünüyorum.

– Sizin bu anlattığınız ‘kritik kararların Ankara’da alınması’ şeklindeki bakanlık teamülünü düşününce 2014’teki Musul Başkonsolosluğu baskınında kamuoyuna sunulan ‘Sahadaki adamımız sıkıntı yok deyince açık tuttuk’ argümanı çelişmiyor mu?

O zamanın Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz -ki kendisi şu an CHP Genel Başkan Yardımcısı- bildiğim kadarıyla bugüne kadar o olayın detaylarını kamuoyuyla paylaşmadı. Benim temel konularda şaşırdığım şeyler var. Olay gelişirken o anda bizim adına IŞİD demediğimiz bir gölge yapının Musul’u idare ettiği senelerdir –ben Erbil’de bulunurken de– biliniyordu. Bunlar tipik gündüz külahlı gece silahlı, telekom benzin akaryakıt ve gıda ticaretinden haraç alan tipler. Baas kalıntısı Sünni gruplar ve Nakşibendi ordusu, öte yandan Zarkavi zamanından kalan El Kaideciler. Baas’ın muhaberatından ve ordusundan kalıntıların bir araya gelip Musul’un yerel ahalisinin de Bağdat’a yönelik tepkisini ve Kürtlere tepkiyi kullanarak haraçla silah zoruyla palazlanan bir yapıydı. Musul’u bunlar idare ediyordu. Buna Musul’da gölge hükümet denirdi. Yani Musul başından beri bütün dış temsilcilikler arasında Türk Dışişleri’nin en zor şartlarının olduğu bir yer.

– Bakanlığın bu tür bir misyon için klasik tedbirleri nedir?

Orada iskelet bir kadroyla, aile mensuplarının kesinlikle bulunmayacağı, giriş-çıkışların çok kontrollü olduğu bir düzene geçmek şarttır. Polis özel harekâttan 50’ye yakın personelin korumalı. Ama şunu da vurgulamak lazım; bir diplomatik misyon bir ileri karakol değildir. Bir kale gibi, çatışmaya girilecek bir yer değildir. Orada ancak bir tehlikeyi bertaraf edip kaçmak üzere plan yapılır. Hayatta kalmaktır esas olan.
Bu olay gelişirken THY ofisini boşaltılıyor, vali kaçıyor. Irak Kürdistan Bölgesi’nden birkaç kere ‘Sizi de çıkaralım’ teklifi geliyor. Bunlar reddediliyor. Bunun reddedilmesi misyon şefinin değerlendirmesi mi? Ankara’dan aldığı talimat mı? Ben işin ilkesiyle ilgili konuşuyorum. Öztürk Yılmaz sert bir şekilde hükümeti eleştiriyor ama bu konuları neden ayrıntılarıyla anlatmıyor? Demek ki tercih etmiyor. Ama böyle olunca da soru işaretleri devam ediyor. Tabii bizim ülkemizde hesap verilebilirlik yok. Bugün Hillary Clinton ABD Başkan adayı hâlâ kendisine Libya’da büyükelçilerinin öldüğü olay soruluyor. Doğru öyküyü neden bize anlatmadınız diye sorgulanıyor bugün Hillary Clinton. Bizde tabii bu tür bir silsileyi merak yok.

2003’TE IRAK DOSYASI ÜZERİNDEN AK PARTİ İLE MÜESSES NİZAM ARASINDA GERİLİMLER YAŞANDI

– Türkiye ile ABD ilişkilerinin tarihindeki en büyük krizlerden biri olan Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına çuval geçirilmesi hadisesine dair perde arkasında kalan detaylar var mı?

Olay yaşandığında üç alanda gerilim devam ediyordu. Malum ABD ile tezkere gerilimi vardı. Bir de üzerine yeni kurulmuş olan merkez kuvvetler komutanlığı CENTCOM’u Türkiye’nin reddetmesi vardı. Biz EUCOM’u muhatap alıyorduk ve bu gerilim yüzünden o dönemde Yeşil Bölge’ye girip çıkamıyorduk. O derece bir soğuk savaş vardı ABD ile aramızda. Diplomatik açıdan parya muamelesi görüyordu Türkiye. Irak üzerinden böyle bir buzulçağı yaşanıyordu. İkinci gerilim ise Türkiye’de yeni iktidara gelmiş AK Parti ile müesses nizam arasında yaşanıyordu. Üçüncü gerilim ise Türkiye ile Peşmerge arasındaydı. Bunlar sürerken 4 Temmuz vakası oldu. ABD kaynakları ‘Oradan kaynaklı Kerkük valisinin öldürülmesine yönelik bir suikast girişimi vardı, bunun üzerine müdahale edildi’ dedi. Özetle ‘Sizin faaliyetlerinizden biz haberdarız, bundan sonra artık yeni bir durum var. Kartlar yeniden dağıtıldı. Artık siz bildiğinizi okuyamazsınız, bizim çizdiğimiz çerçevede hareket edeceksiniz bundan sonra. Madem ki bizimle işbirliği yapmak istemediniz bunun bedelini de ödersiniz’ dedi.

– 2003’teki AK Parti ile asker arasındaki siyasi gerilimi Irak dosyası üzerinden hatırlatmanızın sebebi nedir?

Müesses nizam Bağdat Büyükelçiliği’nin kapatılmasını ve Irak dosyasının Ankara’dan idare edilmesini istiyordu. 14 Ekim 2003’te benim de içinde bulunduğum Bağdat Büyükelçiliği’ne intihar saldırısı yapıldıktan sonra hemen ‘Kapatalım’ denildi. İskelet kadroya düştük, dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül’den gelen talimat ‘Kapanmayacak’ oldu. Kendisi elçilik kanalıyla ilişkilerin yürütülmesi tarafındaydı. Orada başka bir iktidar mücadelesi vardı. ‘Her ne pahasına olursa olsun AK Parti iktidardan indirilmeli’ diyen müesses nizamın temsilcileriyle, anti-Amerikancılık ve Irak içinde ‘şöyle olsun böyle olmasın’ şeklindeki itiş kakış aynı bütünün parçalarıydı.

ITC İÇİNDEN DİKTATÖRE ÇALIŞANLAR ÇIKTI

– Ankara’nın Türkmen politikasının bir uçtan diğerine savrulması da askeri vesayetin ehlileştirilmesiyle çok paralel gitti diyebilir miyiz? AK Parti hükümet olana kadar Türkmenler adeta müesses nizam dediğiniz yapının Irak içindeki bir uzun kolu gibi işlev görüyordu, doğru mu? Özellikle de Irak Türkmen Cephesi (ITC)…

Şimdi tabii ben öyledir demek istemiyorum. Ama sizin dediğiniz doğrultuda şunu söylemek istiyorum. Bir ülke komşusunda diktatörlük varsa –Saddam’dan söz ediyorum- orada belli bir grubu örtülü bir biçimde destekleyecek bir siyasi yapı kurarsa o yapının içinde iki şey olur. Bir, bu insanlar ölüme gider ki oldu. İki, bu yapının içindeki bazı yöneticilerin zaten oradaki diktatöre yani muhaberata çalışan kişiler olduğu ortaya çıkar ki bu da oldu. Sözünü ettiğim ITC liderinin aslında muhaberata çalıştığı o dönemli gazetelerde çıktı. Bu boyutuyla konu Dışişleri dosyası olmanın ötesine gidiyor. Ya benimsin ya kara toprağın, benim oradaki uzantım olmasın’ diyerek diplomasi yapılamaz. Bütün bunları başat güçseniz yapabilirsiniz. ‘Tanklarım orada, uçaklarım burada, 50 bin askerim var, ben ne diyorsam o olur’ havasındaysanız yürütürsünüz bunları. ABD oraya geldikten sonra zaten bunları yapma şansınız yok. Siz artık kiminle dans edeceksiniz, kiminle kavga edeceksiniz?

BİZE DVD OPERASYONUNU ÇEKENLERLE BAYKAL KASETİNİ TEZGÂHLAYANLAR AYNI

– 2013 yılında henüz daha büyükelçi sıfatını bile almadan neden Dışişleri’nden istifa ettiniz?

İki sene Washington görevinden sonra kendi isteğimle Erbil’de 10 Mart 2010’da göreve başladım. Bilirsiniz bizim bakanlıkta yurtdışı görev süremiz 4 yıldır. Dolayısıyla Erbil’e giderken benim açımdan yazılı olmayan mutabakat şuydu; 4 yılın 2 yılını Washington’da geçirdiğim için 2 yıl Erbil’den sonra doğrudan Ankara’ya dönmeden büyükelçi olup kariyerime devam etmek. İki yıl geçti ama ben büyükelçi olamadım. Üç yıl üç ay sonra ‘merkeze dön’ diye bana bir telgraf geldi. Eğer ben başarısız isem Erbil’de neden tutuluyorum? Başarılı isem neden büyükelçi atanmaya ehil değilim? Ben atanmazken benden 4-5 sene sonra gelmiş ve pek de parlak kariyerleri olmayan arkadaşlar neden büyükelçi atandı? Ben bu nedenle istifa ettim.

– ‘Bağdat Büyükelçiliği’nde içki içip hükümet aleyhine konuştular’ şeklinde manşetlere taşınan DVD bu hikâyenin neresinde?

2004’te Ethem Tokdemir Bağdat’ta büyükelçimizken eşim de 15 günlüğüne gelmişti. Kendi mesleği belgesel film yapımcılığı olan eşim orada kaldığı sırada rezidanstaki birkaç akşam yemeğini görüntüledi. Kesti, biçti, kurguladı, arkasına müzik koydu, 10 dakikalık bir klip haline getirdi ve bir DVD olarak Ethem Bey’e bir veda hediyesi olarak verdi. Aynı görüntüyü içeren ikinci DVD de bizde kaldı, başka hiçbir hafızada falan yok. Bu konu uzun zaman benim açımdan unutuldu. Sonra ben Erbil’deyken 2012 Aralık ortasından şundan haberdar oldum. Bunu eski Müsteşar Feridun Bey de teyit edebilir. Bu DVD İstanbul’da Conrad Oteli’nde dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na elden kuryeyle teslim ediliyor. Elden teslim edenin de polis olabileceği, Deniz Baykal’ı indiren ekipten olduğu da söylendi artık bilmiyorum. Seyrediyor Davutoğlu ‘nasıl içki içilir, nasıl şarkılar söylenir’ tepkisiyle herkesin görevden alınması talimatını veriyor. Ethem Tokdemir Ortadoğu Genel Müdürlüğü görevinden hemen alındı. Ben de alınırım diye beklerken alınmadım. Bana merkeze dön diye açık telgraf olaydan 6 ay sonra 15 Mayıs 2013’te geldi. Ben 16 Mayıs’ta istifa ettiğimi bildirdim. DVD yüzünden değil büyükelçi yapılmadığım için istifa ettim. Sonra Radikal’de haber oldu bu ama iki madde hata vardı. ‘İçki içilip AK Parti eleştirisi yapıldı’ diyordu haber. İçki içildiği doğru ama görüntüde konuşma yok, müzik var sadece. İkinci hata da bunun üzerine istifa ettiğim.

– Ethem Tokdemir’in özel eşyası olan bu DVD başkalarının eline nasıl geçmiş?

Ethem Bey’in kuvvetli şüphesi kendisi Kabil Büyükelçisi iken oradaki çalışma masasından çalındığı yönünde.

– İşin dile getirdiğiniz ‘benden daha genç ve parlak olmayan kişiler neden büyükelçi yapılıyor’ boyutu bakanlık içindeki Fetullahçı örgütlenmeyle kesişiyor olabilir mi? 15 Temmuz sonrasında bakanlık içindeki FETÖ temizliği sırasında 300 küsur diplomat ihraç edildi. Siz geriye dönük olarak baktığınızda DVD ile sizlere çekilen operasyonun Fetullah Gülen ile bir ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Eğer o dönem Deniz Baykal’a yapılan ve sonra peş peşe çıkan diğer gizli kayıtlar FETÖ’nün eseriyse bizimki de onların eseri. Oturduğum yerden düşüncem bu. Arzum ise birisinin de bugün çıkıp ‘Sahi ya bir de bu vardı. Ethem Bey ile Aydın Selcen’e de böyle bir çorap örmüşlerdi bunlar’ demesi. Dışişleri’nde bu temizlik yapılırken birileri de bunun üzerinde kafa yormuş olsa keşke.

KÜRDİSTAN SÖZCÜĞÜNÜ KULLANMA TALİMATINI 9 MART 2010’DA DAVUTOĞLU’NDAN ALDIM

– Eğer adres gerçekten Fetullahçılar ise neden sizden kurtulmak istesinler?

Operasyon bana mı çekiliyor, Ortadoğu Genel Müdürü Ethem Tokdemir’e mi, ikimize bir arada mı? Ben Erbil’de yeterince insanın nasırına bastım onu biliyorum. Kürdistan sözcüğünü daimi olarak kullanarak da pek çok kişinin ayarını bozdum. Ama ben Erbil’e gitmeden önce Bakan Davutoğlu ve Müsteşar Sinirlioğlu ile yaptığımız son toplantıda yani 9 Mart 2010’da Kürdistan sözcüğünü kullanabilme talimatını almıştım. Erbil’deki görevin hassasiyeti diğer yerlerden farklı. Erbil Türkiye’nin bütün dış siyaset ezberlerinin bozulduğu yer. Ya kardeşim ben etliye sütlüye karışmayacaksınız ya da benim yaptığım gibi her konuya maydanoz olup özel kuvvet temsilciliklerini ziyaretten oradaki liderlerle şahsi ilişkilere kadar gidebilirsiniz.

FETÖ’NÜN HÂLÂ EN GÜÇLÜ OLDUĞU YERLERDEN BİRİ IRAK KÜRDİSTAN’I

FETÖ’nün en güçlü olduğu yer Irak Kürdistan’ı, hâlâ da öyle. 25 bin öğrenci okuyor FETÖ okullarında. Ben gittiğimde Erbil’de FETÖ el üstündeydi. Her gelen Türk bakan ilk önce FETÖ okullarını ziyaret etmek isterdi. Bir de Bilkent okulu var. Benim kendi çocuğum da o okla gidiyordu. Gelenlere ‘Efendim Bilkent’i de ziyaret edin’ derdim ‘E ona gerek yok’ denirdi. E bu da okul o da okul niye gerek yok? Yine aynı şekilde gelen bakanın programını normalde başkonsolosluk üstlenir. Ama FETÖ ekibi etkindi.

ERBİL VE MUSUL KONSOLOSLUKLARI İKİ AYRI SİYASETİN TEMSİLCİSİ GİBİ FARKLIDIR

Bakın şu ilginç bir ayrıntı; Öztürk Yılmaz bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı, ondan önceki Musul Başkonsolosu Ahmet Yıldız da şu anda Dışişleri Bakanlığı’nın iki numarası yani bakan yardımcısı. Musul tecrübesi olan iki diplomat iki ayrı yerde ve Musul şu an Türkiye dış siyasetinin tam merkezinde.
Erbil ile Musul arasında yaklaşık 50 kilometre var. Ama Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu ile Erbil Başkonsolosluğu adeta farklı merkezlere rapor veriyormuşçasına, ayrı dünyalarda yaşıyormuşçasına, iki ayrı dış siyasetin temsilcisiymiş gibi farklıdır.

Advertisements

Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman) Şehit oldu, Taziye Mesajım


1021570603
Fazileti ve ilmiyle Kürt halkının mümtaz simaları arasında yer alan ve uzun yıllar halkımıza’hem siyasi, hem sağlık ve hemde askeri alanında hizmet eden, gönül dili ve hizmet heyecanı ile Kürt halkı için koşturan, değerli Peşmerge komutanlarından Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman), 26 Ekim 2016 günü Başika’ya bağlı Faziliyê köyünde mayın patlaması sonucu ağır yaralandı ve ambulans uçakla Almanya’ya gönderilen Dr. Sait Çürükkaya’nın 29 Ekim 2016 tarihinde tedavi gördüğü Koblenz Askeri Hastanesi’de nekahet dönemini atlatamayarak Hakk’a yürüdüğünü şimdi derin üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Kürdistan’ın bu hayırlı evladı Dr. Sait Çürükkaya,(Dr. Süleyman) Şehit oldu.

Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta kardeşi Mehmet Selim Çürükkaya, ailesi ve tüm Kürdistan’lılar ve Bingöl’lüler olmak üzere, dostlarına, yakınlarına ve yüce Kürt milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Em ji XWEDA Hatine û Bêguman Dîsa Her Dê Vegerin Wî . Me wefata welatperwer, azadîxwaz û lehengê tekoşîna doza Kurdistanê, Siyasetwanê Kurd-Kurdistanî Birêz Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman) bi xemgînî bîhîstiye. Em ji XWEDAyê heq bi merhûm Birêz Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman) re rehmetê û ji malbat, rêheval, hezkiriyên wî û gelê Kurdistanê re jî sersaxiyê dixwazin.

XWEDÊ wî bi rehma xwe şad bike û cihê wî bike biheşt.

Şehit Dr. Sait Çürükkaya, (Dr. Süleyman)’nın Ruhuna el Fatiha:

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Kürdistan’ın Hayırlı Evladı – Dr. Said Çürükkaya


Kürdistan’ın Hayırlı Evladı

1021570603
Kürdistan’ın Hayırlı Evladı Doktor Said İBV olarak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yaptığımız gezi sırasında, Şengal’i de ziyaret etmiştik.
Bu gezide bize peşmerge birliği yanında, Doktor Said’in, gönüllü peşmerge birliği de refakat etmişti. Doktor Said, IŞİD’le savaşırken, 12 Kasım günü, Şengal’e nasıl girdiklerinin, Şengal’in yanmış yakılmış, yıkılmış halini de anlatmıştı.
28 Ekim 2016 Cuma 20:19Bu haber 317 kez okundu
Kürdistan’ın Hayırlı Evladı
Doktor lakabıyla anılan Said Çürükkaya Almanya’da yaşıyordu. 2014 Haziran’ında, IŞİD Musul’u ele geçirince, ve Ağustos’da Şengal’e saldırınca, Güney Kürdistan’a geldi ve peşmergeye katıldı. Gönüllü bir peşmergeydi. Kendisi gibi gönüllü olan peşmergeler de vardı. Gönüllü peşmerge birliği oluşturdular ve mücadeleye, savaşa, peşmergelerle birlikte aktif olarak katıldılar. Kasım 2015’de, Şengal’in büyük bir kısmı IŞİD’den kurtarıldı. 12 Kasım 2015’de, Şengal’e giren peşmerge birlikleri arasında, Doktor Said’in birliği gönüllü peşmergeler de vardı.
Doktor Said, peşmerge birliklerine eğitim veriyordu. Özellikle mayınlar konusunda, arazileri, konutları, yolları vs. mayından temizlenme konusunda eğitim veriyordu. Mayınlerı, saptama, sökme, etkisiz hale getirme, bunun için gerekli cihazları verimli, etkili bir şekilde kullanma çok önemliydi. Gönüllü peşmerge birliği bu konuda çok yoğun ve yaygın bir çalışma, çaba sürdürüyor.Bu çalışmalarını, çabalarını, çoğu zaman, büyük olanaksızlıkla içinde fakat çok büyük bir şevkle sürdürüyor.

Kasım 2015’de, İBV olarak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yaptığımız gezi sırasında, Şengal’i de ziyaret etmiştik. Bu gezide bize peşmerge birliği yanında, Doktor Said’in, gönüllü peşmerge birliği de refakat etmişti. Doktor Said, IŞİD’le savaşırken, 12 Kasım günü, Şengal’e nasıl girdiklerinin, Şengal’in yanmış yakılmış, yıkılmış halini de anlatmıştı. Eylül 2016 sonunda, Soran’da, Milli Düşünce Sempozyumu etkinliği vardı. Bu etkinlikten sonra Hewler’de, Doktor Said’le yine görüşüp Kürd sanatçı Rojin’in lokantasında uzun uzun sohbet etmiştik…

Musul operasyonu, 17 Ekim 2016 da başladı. Bu operasyona Irak ordu birlikleri ve Kürdistan peşmerge birlikleri katılıyor. Uluslar arası koalisyon güçleri hava desteği veriyor. Peşmerge birlikleri yanında gönüllü peşmergeler de operasyon aktif olarak katılıyor.

IŞİD insani hiçbir değere sahip değil. Savaş hukukunda hiç yeri olmayan bir savaş tarzı yürütüyor. Savaş alanında her tarafı mayınlarla tuzaklıyor ve kontrol ettiği alanlardan kaçıyor. IŞİD’in bıraktığı alanlardaki mayınları temizleme de, tuzakları etkisiz bir hale getirmede Doktor Said’in gönüllü peşmerge birliği çok önemli bir rol üstlenmiş durumda…

26 Ekim günü, böyle bir mayın temizliği sırasında, bir tünel girişinde çalışmalar yaparken, mayın patlaması sonucu Rojhilat’dan bir gönüllü peşmerge şehir oldu, Doktor Said ağır yaralandı.

Doktor Said’in durumuyla, başta Başkan Mesut Barzani olmak üzere, Kürdistan Bölgesel Yönetimi yöneticileri, Peşmerge Bakanlığı yakından ilgileniyor. Ama, Doktor Said’in ağabeyi Selim Çürükkaya’nın söyledikleri de çok önemlidir. “IŞİD klasik savaş yöntemleriyle savaşmıyor. Bomba, bubi tuzakları, uzaktan kumandalı patlayıcılar ile mayınlar döşeyerek kaçıyor. Maalesef Kürdlerin bu konuda uzman sayısı çok eksiktir. Koalisyon ülkeleri de karadan harekata katılmadıkları için mayın temizliğine de katılmıyor. Bu iş sadece Kürdlerin işi değildir. Bu konuda KBY Hükümeti koalisyon güçlerine çağrı yapmalıdır” http://www.kürdistan-post.eu, 28 Ekim 2016

Doktor Said, bugün (28 Ekim) Almanya’dan gelen ambulans uçakla, tedavi için Almanya’ya götürüldü. Kürdistan’ın bu hayırlı evladı, dilerim kısa zamanda iyileşir, sağlığına kavuşur, mazlum halkına hayırlarını sürdürür.

İsmail Beşikci

NERİNA aZAD

Musul’a yönelik operasyon


Musul’a yönelik operasyon
29424_113472778691693_8329273_n (2)
von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Anadolu ile Asya arasında tarihi bir yol üzerinde bulunan Musul, geçmişte önemli bir kültür ve medeniyet merkezi olduğu gibi yer altı ve yer üstü zenginliğiyle de bir çekim alanıdır. Bu bağlamda ele aldığımızda aslında günümüzde Musul’a yapılan operasyonun amacı sadece dinci terörist DAEŞ’i temizleme operasyonu değil, petrolün merkezi Musul’a kimin hâkim olacağını belirleyecek bir operasyondur.

Musul petrollerinin getirdiği zenginlikten bugüne dek sadece emperyalizminin işbirlikçileri yararlandı; artık yoksul Kürtler, Türkler ve Türkmenler yararlanmalı. Çünkü Musul Kürdistan Şehridir. Ama Musul’da sadece Kürtler değil, Araplar, Türkmenler ve diğer etnik ve ulusal topluluklar, dini ve mezhebi gruplar da yaşamaktadırlar.

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, gündemle ilgili açıklamalarında „Son günlerde özellikle Misak-ı Milli yani Ulusal Ant, Lozan ve bu arada Musul nasıl kaybedildi konusu Türkiye’nin gündemini işgal ediyor. Tabi bu geçmişte yaşanan tarihi olayları anlatırken bütün yaşananları hep beraber, birlikte topluma anlatmak lazım. Bu açıdan bakılırsa bu konuların tartışılmasında ben biraz eksiklikler görüyorum. Bunları şöylece ifade etmek isterim; Birinci Misak-ı Milli’nin 16 Ocak 1920’de ilk taslağı Mustafa Kemal tarafından yazılmıştır. Sonradan Misak-ı Milli Meclisi Mebusan tarafından 17 Şubat 1920’de kabul edilmiştir. Türk toplumu şunu anlamalıdır ki; Misak-ı Milliyi hazırlayan, hazırlatan ve ilk taslağını bizzat yazan Mustafa Kemal Atatürk’tür“ dedi. Bu realist tespite bizlerin itiraz etmesi mümkün değil.

Fakat Günümüzde ise Misak-ı Milli dediğimizde, emperyalistler hemen rahatsız oluyorlar. Türkiye her ne kadar 1926’dan günümüze kadar ne Irak ne de Suriye topraklarında gözü olmadığı yönünde açıklamalarda bulunmuş olsa da Musul’dan ne zaman söz edilse Iraklılar başta olmak üzere dünyada 1923’ten beri sanki Türkiye, Musul ve Kerkük’ü işgal edecekmiş gibi devam eden kaygı bir İngiliz mirası olarak zihinlere yerleşmiştir. 13 Şubat 1925’ten bugüne kadar ülkemizde gelişen tarihi olaylardan ülke olarak ders çıkarmamız gerekir. Bu zamansız ayaklanmanın o dönem İngiltere’ye sağladığı fayda çok büyüktür. Çünkü İngiltere 13 Şubat 1925’de cereyan eden hareketten siyasi arenada faydalanmıştır. Çünkü o dönem Irak’a karşı askerî bir harekâta girişmeyerek iç ayaklanmayla uğraşan Türkiye’nin Musul meselesinde direnmesi döneminde 13 Şubat 1925’den sonra zorlaştırılmış, bu vesileyle de Musul İngiltere’ye bırakılmıştır.

Günümüzde ise tarih bir türlü sanki tekrarlanıyor, Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. İşte bu ortamda 80 milyon el ele vererek, geleceğin Türkiye’sini inşa etmeliyiz. Geleceğin Türkiye’sini inşa ettiğimizde Mesut Barzani’nin başkanlığında kurulması mümkün olan Bağımsız Irak Kürt devletini de kabullenmemizde ülkemiz acısından fayda vardır kanaatindeyim. De fakto olarak zaten bu durumu kabullenmiş durumdayız. Bu tarihi olayları anlatırken bütün gerçekleri net olarak ifade etmek lazım. I. Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı hâkimiyetindeki Musul ve çevresi petrol varlığı sebebiyle, İngiltere, Fransa, Almanya arasında rekabet konusu oldu. Her milletin geçmişte yaşanılan acı ve tatlı hadiseleri vardır. Tarihte yaşanılan acıları bugünlere taşımak toplumun ihtiyaç duyduğu huzur ve barışın korunmasına katkı sağlamaz.

Bu bağlamda ülkemizin güvenliğini ilgilendiren konuları 2016 yılında tribünden, Ortadoğu’daki hadiseleri Televizyon programlarından seyredemezdik. Ülke olarak sahada ve masada olmak için uluslararası hukuk çerçevesinde ne gerekiyorsa Türkiye devlet olarak onu yaptı. Aynı zamanda Kahraman Peşmerğe güçlerine her türlü desteği verdi ve halende veriyor. Peşmerğe güçleri ‘de en ön safta 2014’ten bu yana dinci terör örgütü DAEŞ’in elinde tuttuğu Musul’a yönelik operasyonda başarıyla ilerliyor. Gün Kürt, Türkmen ve Türklerin kardeşlik günündür! Mezopotamya’nın aziz halkı ayağa kalk ve birleş! Emperyalist düşmanlarına iki bin yılın tarihi tokadını Kerkük ve Musul da at!

Musulluların Türkiye’ye karşı ciddi saygı ve sevgisi var. Bu kentteki dinamikler kolay yutulacak lokma değil. Musul’daki DAEŞ terörünün kökü Türkiye ve Peşmerğe’nin aktif mücadelesiyle çözülebilir. Pesmerğe güçleri teröre karşı mücadelede önemli bir rol üstlenmişlerdir. Kendilerine verilen askeri destek sayesinde DAEŞ terörüne karşı başarı sağlamışlardır. DAEŞ’in elinde tuttuğu Musul’a yönelik operasyonda Peşmerge güçleri kendilerinin emperyalistler tarafından top mermisi olarak kullanılmalarına ise müsaade etmemelidirler.

Bilindiği gibi tarihi hadiseler anlatıldığında gerçekleri dile getirmekten kaçınmamak gerekir Eylül 1922 – Temmuz 1924 yıllarında Iraklı Kürtler Süleymaniye merkezli yarı bağımsız bir Kürdistan Krallığı devletini kurmaya teşebbüs ettiler. O dönem Şeyh Mahmut Berzenci, Kürdistan Krallığı’nın Kralı olarak kendisini ilan etti. Ama Sevr Antlaşması’ndan sonra, Süleymaniye ile bütün bölge Birleşik Krallık yüksek komiserliğinin denetimi altına girdi. Eylül 1922’de Özdemir müfrezesinin İran’a çekilmesinden sonra, Birleşik Krallık Şeyh Mahmut Berzenci’yi vali olarak tayın etti. Şeyh Mahmut Berzenci Kasım’da tekrardan kendisini Kürdistan Krallığı’nın Kralı olarak ilan etti.
Lozan Antlaşması’ndan sonra Birleşik Krallık yüksek komiserliği, Irak’ın bütün bölgelerini birleştirmek isteyince Şeyh Mahmut Berzenci buna karşı çıktı. Mahmut Berzenci ve hükümetin teslim olmaması üzerine, Birleşik Krallık Hava Kuvvetleri Süleymaniye ve çevresini bombaladı. Bölge’de çatışmalar meydana geldi. 24 Temmuz 1924 yılında Musul kesin olarak Mandasına bağlanmıştır. Dolayısıyla Kürtler batı emperyalistlerine güvenmemelidirler, ama Türklerle olan Irak Kürtlerinin kaderleri Musul konusunda aynıdır.

Zira „Mondros Mütarekesi imzalandıktan bir hafta sonra Musul işgal edilmiştir ne İstanbul’daki Hükümet ne de İstanbul’daki padişah buna hiçbir tepki o dönem göstermemiştir. Kurtuluş savaşından sonra Lozan görüşmeleri ile Musul’un hiçbir ilgisi yoktur. Bazıları Lozan’la bağ kurmaya çalışıyorlar ki bu yanlıştır’’.

Velhasıl, Musul’un bölgesel Kürt yönetimine katılması acı bile olsa bu acıyı Türkiye internet çağında yüzünü ekşitmeden yudum yudum Ortadoğu’da içine sindirmelidir. Musul ve Kerkük konusu farklı sonuçlanırsa ülkemize faydası olmaz. Bu bağlamda Türkiye, her şeyden önce kendi toprakları içinde yaşayan insanlarla Atatürk’ün daha Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Türk insanına çizmiş olduğu daha demokratik, daha modern ve daha müreffeh bir toplum olma hedefine ulaşabilmenin savaşımını vermelidir.

Altemur Kılıç’ın ölümü nedeniyle Taziye Mesajı


page_gazeteci-altemur-kilic-hayatini-kaybetti_267001438

Tanıdığım günden beri ilmi ve faziletiyle Türk milletinin mümtaz simaları arasında yer alan ve uzun yıllar halkımıza hizmet eden, duayen gazeteci Altemur Kılıç’ın 20 Ekim 2016 tarihinde Antalya’nın Alanya ilçesinde tedavi gördüğü hastanede nekahet dönemini atlatamayarak Hakk’a yürüdüğünü şimdi derin üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım.

Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta ailesi ve tüm Türkkiyeliler olmak üzere, dostlarına, yakınlarına ve yüce Türk milletine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Ruhuna El Fatiha

Kardeşiniz
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Bundan sonra beklemek yok


Bundan sonra beklemek yok
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan sonra sorunların kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz. Artık sorunların üzerine biz gideceğiz. Terör sorunumuz mu var. Bu örgütler nerede yuvalanıyorsa gidip orada tepelerine bineceğiz” dedi. Erdoğan, yeni yaklaşımın gereği olarak Musul meselesini de yerinde çözeceklerini söyledi.
resized_1420b-98ef0085erdoganmuhtar01
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen 28. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin eski anlayışı terkettiğini ve sorunları yeni anlayışla yerinde çözeceklerini belirtti:
Gençlerin Lozan’ı incelemesinden, araştırmasından birileri rahatsız oldu. Niye korkuyorsunuz? Misak-ı Milli niye rahatsız ediyor? Misak-ı Milli’yi gündeme getiren kim? Gazi Mustafa Kemal. Niye rahatsız oluyorsunuz? 1914 yılında 2,5 milyon kilometrekare olan topraklarımızın büyüklüğü 9 yıl sonra Lozan’ı imzaladığımızda daha sonra topraklarımıza katılan Hatay’la birlikte 780 bin kilometrekareye düşmüştü.

1923’ÜN PSİKOLOJİSİYLE HAREKET EDEMEYİZ
Kurtuluş Savaşımıza girerken hedefimiz, Misak-ı Milli sınırlarımıza sahip çıkmaktı. Maalesef hem batı hem de güney sınırlarımızda hedeflerimizi koruyamadık. Türkiye’yi 1923’ten beri böyle bir kısır döngüye hapsedenlerin amacı, coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, Selçuklu ve Osmanlı geçmişimizi bize unutturmaktır. 2016 yılında 1923’ün psikolojisi ile hareket edemeyiz.

ARTIK SATH-I MÜDAFAA
Çünkü biz Kurtuluş Savaşımızı ‚hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır‘ stratejisiyle kazanmış bir milletiz. İstiklalimizi bu anlayış ile kazandığımız halde bizi Cumhuriyet tarihimizin tamamını ‚hatt-ı müdafaa‘ ile geçirmeye zorlayan anlayışı geride bırakmak mecburiyetindeyiz. 93 yıldır başımıza ne geldiyse bu anlayıştan gelmiştir. Her dönem bedeller ödedik.

TEPELERİNE BİNECEĞİZ
Türkiye bu yanlış güvenlik anlayışını artık terk etmiştir. Artık bedel ödemek istemiyoruz. Bundan sonra sorunların kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz, bundan sonra bıçak kemiğe dayanana kadar sabretmeyeceğiz, gırtlağımıza kadar bataklığa gömülmeye rıza göstermeyeceğiz. Artık sorunların üzerine biz gideceğiz. Terör sorunumuz mu var? Terör örgütlerinin gelip bize saldırmasını beklemeyeceğiz. Bu örgütler, nerede faaliyet gösteriyorsa, nerede yuvalanıyorsa gidip orada tepelerine tepelerine bineceğiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı ‚Bilge Kral‘ Aliya İzzetbegoviç’i, ölümünün 13. yılında Twitter’dan yaptığı paylaşımla andı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı ‚Bilge Kral‘ Aliya İzzetbegoviç’i, ölümünün 13. yılında Twitter’dan yaptığı paylaşımla andı.

BATAKLIĞI KURUTACAĞIZ
Suriye’de, Irak’ta Türkiye’ye yönelik tehditler olduğunda tehditlerin sınırlara dayanmasını beklemeyeceğiz. Tehditleri kaynağında yok etmenin, çözmenin çaresine bakacağız. Sineklerle uğraşmak yerine bataklığı kurutmanın yollarını bulacağız. Bundan sonra ülke içinde ve dışında PKK’yı saklandığı inlerinde bulup bertaraf edeceğiz. Ülke içinde bunların saklandığı gizlendiği, eylem hazırlığı yaptığı yerleri tespit ettik. Birer birer hepsini yok ediyoruz, edeceğiz.

RAHAT GÜNLERİ OLMAYACAK
Bölücü örgüte destek veren, imkan sağlayan kim varsa hepsinin de kökünü kurutacağız. Şimdiden söylüyorum, biz kendilerini bulup yok etmeden, nereye gideceklerse gitsinler, bu kadar açık söylüyorum. Aynı şekilde yurt dışında üslendiği yerlerde rahat nefes alabildikleri tek günleri olmayacak. Bu ülkede artık kimsenin yaptığı ihanet, yanına kar kalmayacak. Hiçbir terör örgütünü, hiçbir teröristi biz bu topraklarda barındırmayacağız. Ya imha olacaklar ya teslim olacaklar ya da defolup gidecekler.

Musul’da çözeceğiz
Musul meselesini, Musul’da çözmek mecburiyetinde olduklarının altını çizen Erdoğan, Musul’un mezhepçiliğe feda edilmesi durumunda sorunun Türkiye sınırına dayanmasının engellenemeyeceğine işaret etti. Erdoğan, Suriye’de hangi amaçla ve nasıl harekete geçildiyse, Musul içinde aynı şekilde davranmakta kararlı olduklarını, Musul’un farklı bir mezhep anlayışına terk edilemeyeceğini bildirerek, “Bu tavrımızın ne savaş çığırtkanlığıyla ne Irak’ın egemenliğini ihlalle ne de başka herhangi bir art niyetle ilgisi yoktur. Biz kendi istiklalimizi ve istikbalimizi korumak için mücadeleyi nerede yürütmemiz gerekiyorsa orada olmak istiyoruz. Şu anda bunun yeri Musul’dur. Öyleyse biz Musul’da olacağız“ dedi.

Esas mesele bölgeyi yeniden yapılandırmak
Erdoğan, “Türkiye’nin Musul operasyonuna girmesini engellemeye çalışanlar, Suriye’deki oyunlarını bozmamızdan rahatsız olanlardır. İstiyorlar ki Türkiye otursun, olup bitenleri seyretsin, sonra da payına düşen bedel neyse onu ödesin“ diye konuştu. Erdoğan, asıl meselenin bölgenin yeniden yapılandırılması meselesi olduğunu ifade etti. Bağdat hükümeti ve Esed rejimi gibi yapılar ile terör örgütleri eliyle hayata geçirilmeye çalışılan bu projenin, Türkiye’nin bekasını tehdit ettiğinin altını çizen Erdoğan, “Hiç kimsenin bu oyunda bize biçtiği role rıza göstermeyiz. Türkiye olarak kendi planlarımızı uygulamaya başladık“ dedi.

Putin’le Halep mutabakatı
Hava unsurlarının Musul operasyonuna katılması konusunda Amerikalı askerlerler ve generallerle bir mutabakata varıldığını anlatan Erdoğan, diğer konularda da en kısa sürede bir ilerleme sağlanacağını söyledi. Erdoğan, Halep’te dökülen her damla gözyaşının, yanan her yürek ve yanan her evin gönüllerinde açan bir yara olduğunu dile getirerek, “Dün akşam (önceki akşam) Putin ile bir görüşmem oldu ve bu görüşmede Halep’i konuştuk. Saat 22.00 itibarıyla orada hava bombardımanlarını durduklarını ifade ettiler. El Nusra’nın orayı terk etmesi noktasında kendilerinin ricaları oldu. Arkadaşlarımıza bu konuda gerekli talimatı verdik, onlar da bu çalışmayı yapmak suretiyle, El Nusra’yı Halep’ten çıkarma ve Halep halkının bu noktadaki huzurunu sağlama için bir çalışmanın içerisinde olalım diye aramızda böyle bir mutabakatı görüştük. Halep’te kalıcı güveni ve huzuru sağlayacak adımların atılması için üzerimize düşenleri yapacağız“ dedi.

Eskalation im Irak: Neue Flüchtlings-Bewegung hat begonnen


Eskalation im Irak: Neue Flüchtlings-Bewegung hat begonnen

Der Irak hat, unterstützt von Frankreich und den USA, in der Nacht zum Montag mit dem Angriff auf Mossul begonnen. Tausende Bewohner der Stadt sollen sich bereits auf der Flucht befinden. Der Erfolg der Offensive ist ungewiss.
_90784262_ad804561-9b2d-41ab-9598-f02f0d0ea15f
Die Militäroperation zur Rückeroberung der nordirakischen Großstadt Mossul aus den Händen der Dschihadistenmiliz Islamischer Staat (IS) hat begonnen. Dies verkündete Iraks Ministerpräsident Haider al-Abadi in der Nacht zu Montag im irakischen Fernsehen. Mossul ist die letzte größere irakische Stadt, die noch von der sunnitischen Extremistengruppe kontrolliert wird, nachdem die Regierungstruppen die Dschihadisten aus Städten wie Ramadi, Falludscha und Tikrit vertrieben haben.

„Die Zeit des Siegs ist gekommen und die Operationen zur Befreiung von Mossul haben begonnen“, sagte al-Abadi am frühen Montagmorgen in einer Ansprache im Staatssender Irakija. „Heute erkläre ich den Beginn dieser siegreichen Operation, um Euch von der Gewalt und dem Terror von Daesch zu befreien“, sagte er an die Einwohner von Mossul gewandt unter Verwendung der arabischen Bezeichnung für die IS-Miliz.

Nach Informationen der Nachrichtenagentur Rudaw soll die irakische Luftwaffe am Sonntag Broschüren über der Stadt Mossul abgeworfen haben, die die Zivilbevölkerung dazu aufrufen, sich in den Häusern und Wohnungen zu verschanzen und nicht auf die Straße zu gehen.

Die Deutsche Welle berichtet, dass am Wochenende Tausende von Zivilisten damit begonnen haben, die Stadt zu verlassen. Die Türkei hatte am Freitag vor der Gefahr gewarnt, dass der Angriff zu einer massiven neuen Fluchtbewegung führen könnte, weil Hunderttausende Menschen aus ihrer Heimat vertrieben werden.

Die Dschihadisten hatten Mossul im Sommer 2014 in einer Blitzoffensive erobert, ohne dass die irakische Armee nennenswerten Widerstand leistete. Der Einsatz zur Rückeroberung der Millionenstadt wird die bisher größte Militäroperation gegen die Dschihadisten im Irak. Neben der irakischen Armee sind auch schiitische und kurdische Milizen beteiligt. Unterstützung erhalten sie von Kampfflugzeugen der US-geführten Anti-IS-Koalition, wie NBC News berichtet.

Zuletzt hatte es eine Kontroverse um die Beteiligung der türkischen Armee an der Operation gegeben. Während Ankara die Einbindung ihrer Streitkräfte forderte, lehnte Bagdad dies ab. Das irakische Parlament verurteilte Anfang Oktober die Präsenz türkischer Truppen im kurdischen Autonomiegebiet, wo sie im Militärlager Baschika sunnitische Milizen für den Einsatz zur Rückeroberung von Mossul ausbilden, und forderte ihren Abzug.

Der Kampf um Mossul dürfte ausgesprochen schwierig werden, weil viele unterschiedliche Gruppierungen rivalisieren: Am Sonntag sind im irakischen Ninive die Führer von 400 irakischen Stämmen zusammengekommen, um ihre Solidarität mit der Türkei zu verkünden. Der irakische Premier Haidar al-Abadi und die Regierung in Bagdad hätten „dumm“ gehandelt. Al-Abadi hatte zuvor gesagt, dass die Türkei ihre Truppen aus dem Irak abziehen soll und sich nicht an der Operation auf Mossul beteiligen dürfe.

Haber 7 zitiert die gemeinsame Erklärung der 400 Stammesführer: „Das irakische Regime hat seine Undankbarkeit erneut gegen jene Staaten unter Beweis gestellt und wieder dumm gehandelt statt die nationalen Interessen in den Vordergrund zu stellen. Wir, die Stammesführer des Irak, verkünden hiermit, dass wir den Beschluss des irakischen Parlaments, der gegen die Türkei, die die Iraker immer menschlich und militärisch unterstützt hat, beschlossen wurde, nicht anerkennen. Andere Staaten entsenden Milizen und Bomben in den Irak, doch die Türkei ergreift Partei für das irakische Volk und gegen den Terrorismus. Während die Einmischung anderer Staaten in die Angelegenheiten des Irak die Regierung in Bagdad nicht stört, behandelt die Regierung ausgerechnet die Türkei wie eien Feind.“

Die kurdische Autonomieregierung im Nordirak (KRG) hatte am Samstag in einer Mitteilung des KRG-Chefs Masud Barazni dagegen verkündet, dass die „Zeit für die Befreiung Mossuls“ gekommen sei.

Russland mahnte den Westen, die Operationen so durchzuführen, dass die Zivilbevölkerung nicht zu sehr in Mitleidenschaft gezogen wird. Die Aktionen der USA und Frankreichs im irakischen Mossul sollten sehr sorgfältig ausgeführt werden, um die Todesopfer unter der Zivilbevölkerung zu minimieren, sagte der russische Präsident Wladimir Putin am Sonntag.

„Wir hoffen, dass unsere amerikanischen Partner und in diesem Fall französischen Partner selektiv handeln werden und alles tun werden, um die Opfer unter den Zivilisten zu minimieren und noch besser zu verhindern. Natürlich wollen wir über diese Frage keine Hysterie auslösen, wie unsere Partner im Westen dies tun. Wir verstehen, dass es notwendig ist, gegen den Terrorismus vorzugehen und es keinen anderen Weg als den aktiven Kampf gibt (…) Die Parallele zwischen Aleppo und Mossul ist offensichtlich (…) Natürlich können wir jetzt unsere Partner in Bezug auf Mossul darauf hinweisen, dass viele Zivilisten dort leben – Hunderttausende von Menschen – und die Anwendung von Luftschlägen und Artillerie sehr gefährlich im Hinblick auf mögliche Opfer ist“, zitiert die Tass Putin.

Es ist unklar, wieviele IS-Söldner sich noch in Mossul befinden. Die Regierung in Bagdad hat den Großangriff seit Wochen angekündigt. Es ist denkbar, dass die Söldner ihre Aktivitäten in andere Regionen verlagert haben, etwa nach Aleppo, wo vor allem die al-Nusra-Front nicht bereit ist, den Kampf zu beenden.

Bei einem Selbstmordattentat auf ein Flüchtlingslager an der syrisch-jordanischen Grenze sind nach Angaben von Rebellen drei Menschen getötet worden. Mindestens 20 Personen seien verletzt worden, sagte ein Sprecher einer Fraktion der Freien Syrischen Armee am Sonntag. Der Anschlag habe sich an einem Kontrollposten in der Nähe des Lager Rakban ereignet. Bei dem Attentäter handele es wahrscheinlich um einen Kämpfer der Extremistenmiliz Islamischer Staat (IS). In dem Flüchtlingslager leben zurzeit mehr als 75.000 Menschen, die vor dem Bürgerkrieg in Syrien geflohen sind.

Schlagwörter-Wolke