ASTRONOMİK AY HESABINA VE TAKVİME GÖRE HAREKET EDİLMEZ.
1911615_595958320488658_2059636097_n
Abdulahadi El Pirani ( Aziz Aktan )

Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün, doğru olarak hesapla tespit edilir. Fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayramı, hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır.

Hadis-i şerifte, (Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu. Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür. Hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz, doğmadığı için de görülemez, çünkü Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur.

Güneşin ve ayın hangi saatte doğup batacaklarını, çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için, hilali aramak ve görmek gerekir.

Hicri kameri ay 29 gün de çekebileceği için, hilal görülünce Şaban ayının 29’u da olabilir. Eğer görülemezse, Şaban ayını 30’a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle ramazanın başlaması.
Ramazan ayının her yıl 30 gün çektiğini sananlar da var. Hâlbuki kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün çeker. Hep 30 çekse, hicri yıl 360 gün olur. Her yıl, 10-11 gün erken gelmesinin sebebi, kameri ayların bazen 29 çekmesinden dolayıdır.

Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için hilali, yani gökte yeni ayı aramak ve Ayı görmek, eğer görülemezse, Şaban ayını 30 güne tamamlamak gerekir.

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi buyuruyor ki: Şaban ayının 29 çektiği hesapla kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, Ramazanın girişini tespit için hilâl gözetlense, hilâl doğduğu halde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban 30 gün olarak kabul edilir.

Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29 çektiği hesapla kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29’unda hilal görülmese, Ramazanı 30’a tamamlamak dinimizin emridir. (Meseleler)

Bid’at sahibi, yani itikadda Ehl-i sünnetten ayrılmış olan 72 fırkanın hepsi, her ibadeti yaptıkları halde, adil değildirler. Çünkü, ya mülhid olarak, imanları gitmiş veya Ehl-i sünneti seb ediyorlar ki, bu da büyük günahtır. (Hadika)

Müslümanı seb ve kötülemek günahtır, adaleti yok eder, şahitliği kabul olmaz. (Dürr-ül-muhtar)

Hilali gözetlemek farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Aynı manada vacib-i kifaye de denmiştir. Bazı müslümanlar gözetleyince diğerlerinden sakıt olur.

Teleskop ve dürbün hilalin çıplak gözle görmesini kolaylaştırır. Önce rahat görebilmek için bu aletlerle hilal aranır, bulunursa çıplak gözle de bakılır. Görülürse ertesi günün, ayın ilki olduğu anlaşılır. Hesap işi de böyle faydalıdır. Hilalin semada ne kadar kalacağı, hangi dakikalarda, dünyanın nerelerinden görüleceğini gösterir. Hesabın, teleskobun faydası inkâr edilemez. Yoksa hesaba göre bayram ilan edilmez.

Ramazan ve bayramın, hilali görmekle değil de, takvime göre başlatıldığı yerlerde, oruca ve bayrama hakiki zamanlarından bir gün önce başlanılmış olabilir. Ramazanın başlaması, dinin emrine uygun olmuyor. Ramazanın ilk ve son günü tutulan oruçlar, Ramazana rastlasa bile, şüpheli olduğu için bayramdan sonra iki gün kaza orucu tutmak gerekir.

Ayların başlamasını gösteren hilal de böyledir. Hilal hesapla bulunan gün ve saatte doğar. Ancak o gün o saatte görülmeyebilir. Dinimiz hilalin doğmasını değil, görünmesini esas alır. Hilal görülmedikçe hesapla veya ayları tespit usulleriyle bulunan günde bayram yapılmaz.

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: (Ramazanın birinci gününü anlamak için takvimlere göre hareket edilmez. Çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur.

Peygamber efendimiz, (s.a.v) (Hilali görünce oruca başlayın, hilali görünce bayram edin) buyurdu.

Hilalin doğması hesapla bilinir. Hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar, ama, o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlanır. (Redd-ül muhtar 289)

Dinimiz, hilalin görünmesini esas aldığı için, hilal görünmedikçe oruca başlanmaz.

Dürer’deki hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Sizin orucunuz, herkesin oruç tuttuğu gündedir. İftarınız da herkesin iftar ettiği gündedir.) [Tirmizi, Ebu Davud]

Diyanet’inki hesap olarak doğruysa da, önceden ilan edilmesi yanlış olur. Şöyle denirse doğru olur: Hesaba göre, kavuşum, şu gün şu saatte olacak, ertesi günü hilal şu ülkenin şu şehirlerden görülecektir. Hilalin doğması değil, görülmesi şarttır. Eğer dünyanın herhangi bir yerinden hilal görülmezse, ramazan o gün değil, bir sonraki gün başlar. Genelde dünyanın herhangi bir yerinden görüldüğü için hesaplar doğru çıkmaktadır.

Merakıl-felah’taki hadis-i şerifte, (Ay’ı görünce oruç tutun! Tekrar görünce, orucu bırakın!) buyuruldu. Bu emre göre, ramazan ayı, hilalin görülmesiyle başlar. Hilali görmeden yapılan hesapla, takvimle başlamanın caiz olmadığı, İbni Abidin, Eşiat-ül-lemeat ve Nimet-i islam’da bildirilmiştir. Şaban ayının otuzuncu gecesi, güneş batınca, hilali aramak ve görünce gidip kadıya haber vermek, vacib-i kifayedir.

Takıyyuddin Muhammed ibni Dakik diyor ki: İctima-ı neyyireyn’den 1-2 gün geçmeden, hilal hiç görülemez. Şaban’ın 29. günü, güneş battıktan sonra, hilâl aranır, görülmezse Şaban ayı 30’a tamamlanır. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslümanın görmesiyle, açık havadaysa, çok kişinin söylemesiyle, kadı ramazan olduğunu ilan eder. Kadı yoksa, bir âdil Müslümanın hilali görmesiyle Ramazan, iki âdil kişinin gördüm demesiyle Bayram olur.

Ramazana ve bayrama hesapla başlamanın caiz olmadığı Hindiyye’de de yazılıdır. Hilali görmekle ramazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Bu hesaplar, kameri ayın başladığı vakti bulmak için değildir. Hilalin görülebileceği geceyi anlamak içindir. İmam-ı Sübki de böyle buyurdu. (Tahtavi ve Şernblali)

İbni Abidin hazretleri birinci cilt, 289. sayfada, kıble tayinini bildirirken buyuruyor ki: Ramazanın ilk gününü anlamakta takvimlere güvenilmemeli, çünkü oruç, gökte yeni ayı görmekle farz olur. Resulullah, (Hilali görünce oruca başlayın!) buyurdu. Hâlbuki hilalin doğması, görmekle değil hesapladır ve hesap sahih olup, hilal, hesabın bildirdiği gecede doğar, fakat o gece görülmeyip, bir gece sonra görülebilir ve oruca, hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlanır. Çünkü İslamiyet böyle emretmiştir. (Redd-ül-muhtar)

Şâfiî’de hilâlin dünyada görülmesine değil bölgelere itibar edilir. İbni Âbidin hazretleri Hanefî’deki hükmü şöyle bildiriyor: Bir yerde Ramazan başlayınca, dünyanın her yerinde oruca başlamak gerekir. Hac, kurban ve namaz vakitleri böyle değildir. Bunların vakitlerinin bir yerde malum olmasıyla, başka yerlerde de böyle olmaları lazım gelmez. (Redd-ül-muhtar)
Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde Hilâl dinin emrine uygun gözetlenmediği için, tutulan oruçların tamamı, Ramazana rastlasa bile, ilk ve son günü şüpheli olduğundan bayramdan sonra, iki gün kaza orucu tutmak gerektiği yazılıdır.

Dinimiz hilalin doğmasını değil, görünmesini esas alır. Hilal görülmedikçe hesapla veya ayları tespit usulleriyle bulunan günde bayram yapılmaz. Ramazan hilali dünyanın herhangi bir yerinde görülünce, orucun başlaması ve Ramazan bayramı her yerde aynı gün olur. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu. Dürer’deki bir hadis-i şerif meali de şöyledir: (Herkes oruca başlayınca siz de başlayın, herkes bayram edince, siz de bayram edin!) [Tirmizi, Ebu Davud]

ORUCUN FARZLARI, SÜNNETLERİ VE AHKÂMI
ـ3116 ـ1 – عَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِىَ الٰلّهُ عَنْهما: «أَنَّ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَكَرَ رَمَضَانَ فَقَالَ:لاٰ تَصُومُوا حَتّٰى تَرَوُا الْهِلاٰلَ، وَلاٰ تُفْطِرُوا حَتّٰى تَرَوْهُ، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَاقْدُرُوالَهُ». أخرجه الستة إ الترمذي.
1. (3116)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ramazanı zikrederek buyurdular ki: „Hilâli görünceye kadar oruç tutmayın, yine (müteakip) hilâli görünceye kadar da yemeyin. Bulut araya girerse ayı takdir edin.“
«وَف۪ي رِوَايَةِ لِلْبُخَارِي، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوالْعِدَّةَ ثَلاٰث۪يْنَ» «.ولمسلم والنسائي عن أبي هريرة : »
Buharî’nin bir rivayetinde: „Bulut, görmenize mâni olursa sayıyı otuza tamamlayın“ denmiştir.
«فَأنْ غُمَّ علَيْكُمْ فصُومُوا ثَلاٰث۪ينَ يَوْماً». «غُمَّ عَلَيْكُمْ. » أي غطاه شئ من السحاب، أو غيم أو غيره فلم يظهر.
Müslim ve Nesâî’nin Ebu Hüreyre’den kaydettikleri bir rivayette: „Hava bulutlu ise otuz gün oruç tutun“ denmiştir. (Buhari savm 11,5,13. Müslim sıyam 9. Muvatta sıyam 1. Ebu davut savm 4. Nesai savm 10)
AÇIKLAMA: 1- Hadisin zâhiri, ramazan hilâli gündüz veya gece her ne zaman görülürse oruca başlamayı âmirdir. Ancak âlimler, gece görülmesi halinde ertesi gündüz oruca başlanması gereğine hamlederler.
2- Hadis ramazan orucunu başlatmada da, sona erdirmede de hilâlin görülmesinin vâcib olduğuna hükmetmektedir. Hilâlin şu veya bu sebeple görülememesi halinde takip edilecek yol hakkında bazı farklı görüşler ileri sürülmüştür:
Hilâlin görülmesi beklendiği halde, görülmemesi durumunda tereddüd ortaya çıkar. Şâban ayından mı Ramazan ayından mı olduğu tam kestirilemeyen bugüne yevm-i şekk denir. Resûlullah oruca başlamak için „hilâli görme“ yi şart koştuğu için yevm-i şekk’te oruç tutulması mekruh addedilmiştir.
Hava bulutlu olur da hilâl görülmezse Kûfe ulemâsı, İmam Mâlik, Şâfi’î, Evzâî ve Sevrî ve bir kavlinde Ahmed İbnu Hambel’e göre o gün oruç tutmak vacib olmaz.
İmam Şâfi’î, yevm-i şekk’te oruca niyet etmeden sabahlamayı, ancak öğleye kadar yememeyi tavsiye eder: „Zevalden önce ramazan olduğu tebeyyün ederse, kişi oruca niyet eder ve devam ettirir, tebeyyün etmezse yer.“
Ebu Hanife, İmam Mâlik, Evzâî, Sevrî gibi cumhuru teşkil eden pek çok âlimin görüşü bu noktada birleşir.
ـ3117 ـ2 – وَعَنْ حُذَيْفَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :لاٰ تُقَدِّمُوا الشَّهْرَ حَتّٰى تَرَوُ الْـهِلاٰلَ، أَوْ تُكْمِلُواالْعِدَّةَ، ثُمَّ صُومُوا حَتّٰى تَرَوُا الْـهِلاٰلَ، أَوْ تُكْمِلُوا الْعِدَّةَ. ». أخرجه أبو داود والنسائي.
2. (3117)- Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „Ramazan ayını, hilâli görmedikçe veya sayıyı ikmal etmedikçe öne alıp başlatmayın. (Hilâli görüp veya sayıyı tamamladıktan; sonra müteakip hilâli görünceye veya sayıyı tamamlayıncaya kadar orucu tutun.“( Ebu davut savm:6 Nesai, savm 13)
AÇIKLAMA: Hadis, ramazan ayının girdiği kesinlik kazanmadan, ayın başladığına hükmederek oruca başlamamayı emretmektedir. „Sayıyı tamamlama“, bulut vs. sebebiyle hilâlin görülmemesi durumuyla ilgilidir. Şu halde ramazan hilâli görülemezse Şâban ayı otuza tamamlanıp, ramazana başlanacaktır.
Keza ramazan ayının sonu da hilâlin görülmesi ile tâyin edilecektir. Hilâl bulut vs. bir sebeple görülemezse ramazan ayı da otuza tamamlanacaktır. Sadedinde olduğumuz hadisten çıkan hüküm bu… Bazı ihtilaflı durumları bahsin sonunda göreceğiz.
ـ3118 ـ3 – وَعَنْ عَائِشَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهَا قَالَتْ: «كَانَ رَسَولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَتَحَفَّظُ مِنْ شَعْبَانَ مَالاٰ يَتَحَفَّظُ مِنْ غَيْرِهِ، ثُمَّ يَصُومُ لِرُؤْيَــةِ رَمَضَانَ، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْهِ عَدَّ ثَلاٰث۪ينَ يَوْماً ثُمَّ صَامَ». أخرجه أبو داود .
3. (3118)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Şâban ayının günlerini hesapladığı kadar başka bir ayın günlerini hesaplamazdı. Sonra ramazan hilâlini görünce oruca başlardı. Eğer bulut araya girer (hilâli göremez) ise (Şâbanı) otuz gün olarak hesaplar, sonra ramazan orucuna başlardı.“ (Ebu davut savm 6,2325)
ـ3119 ـ4 – وَعَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: «جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبيِّ ﷺ فَقَالَ: إِنِّي رَأَيْتُ الْهِلاٰلَ. يَعْنِى هِلاٰلَ رَمَضَانَ، فَقَالَ : أَتَشْهَدُ أَنْ لاٰ إِلٰهَ اِلاّٰ اللّٰهُ؟ قَالَ: نَعَمْ قَالَ: أَتَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللّٰهِ؟ قَالَ: نَعَمْ. قَالَ يَا بِلاٰلُ: أَذِّنْ فِي النَّاسِ أَنْ يَصُومُوا غَداً». أخرجه أصحاب السنن .
4. (3119)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Bir Bedevî Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: „Ben hilâli yani ramazan hilâlini gördüm!“ dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: „Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet getirir misin?“ diye sordu. Adam „evet“ deyince:“Muhammed’in Allah Resûlü olduğuna da şehâdet eder misin?“ dedi. Adam buna da, „evet!“ diye cevap verince, Efendimiz:“Ey Bilâl! dedi, halka yarın oruç tutmalarını ilân et!“ (Ebu davut sıyam 14. Tirmizi savm 7. nesai savm 8. ibnu mace sıyam 6.1652)
AÇIKLAMA: 1- Şârihler, bedevînin havanın bulutlu olduğu bir günde müracaat etmiş olacağına dikkat çekerler. Bedevî, çölde yaşayan kimse demektir.
2- Aliyyü’l-Kârî: „Hadiste, rü’yetin sübûtu için ihbarın kifâyet ettiğine ve şehâdet lafzına hâcet olmadığına delil vardır“ der.
Hattâbî de şöyle söylemiştir: „Hadiste, ramazan hilâlini görme işini icra eden kimseye, „şehadet“le ilgili hükümlere uymak mecburiyetinde olmayıp ihbar’la ilgili hükümlere uymasının kâfi geleceğine delil vardır“ der. Ayrıca ilave eder: „Hadiste keza, „müslüman hakkında aslolan onun adâlet sahibi olmasıdır“ diyenlerin görüşlerine de delil mevcuttur. Çünkü Aleyhissalatu vesselam, bedevînin müslüman olup olmadığından başka bir şey sormadı. Onun müslüman olduğunu öğrendikten sonra adalet sahibi midir, doğru sözlü müdür, arâştırmadı.“
Hemen belirtelim ki, kişinin getirdiği haberin makbul olması için, şehadetinin kabul edilmesi için adalet sahibi olması gerekir. Bu da onun sıdkı (doğru sözlülüğü), mürüvveti (insanî, ahlâkî, örfi değerlere bağlılığı) ve ehl-i sünnet akidesinde olmasıyla tahakkuk eder.
ـ3120 ـ5 – وَعَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: «تَـرَاٰى النَّاسُ اَلْهِلاٰلَ فَأَخْبَرْتُ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ أَنّ۪ى رَأَيْتُـهُ، فَصَامَ وَأَمَرَ النَّاسَ بِصِيَامِهِ». أخرجه أبو داود. )
5. (3120)- İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: „Halk hilâli görmek için gayret sarfetti. Ben, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gördüğümü (tek başıma) söyledim. Sözüm üzerine oruç tuttu ve halka da oruç tutmalarını emretti.” (Ebu davut savm 14 2342)
ـ3121 ـ6 – وَعَنْ حُسَيْنِ بْنِ الْحَارِثِ الْجَدَل۪ي عَنِ الْحَارِثِ بْنِ حَاطِبِ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «أَمَرَنَا رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ أَنْ نَنْسُكَ لِرُوْيَـتِـهِ، فَإِنْ لَمْ نَرَهُ، وَشَهِدَ شَاهِدًا عَدْلٍ نَسَكْنَا بِشَهَادَتِهِمَا». أخرجه أبو داود.
6. (3121)- Hüseyin İbnu’l-Hâris el-Cedelî, Hâris İbnu Hâtîb (radıyallahu anh)’den anlatıyor: „Hâris dedi ki: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hilali, görünce oruç tutmamızı emretti, eğer biz göremez de iki âdil şâhid gördükleri hususunda şehâdet ederlerse, onların şehâdetlerine uyarak tutacaktık.“ (Ebu davut savm 13 2338)
AÇIKLAMA: 1- Hadiste „oruç“ diye tercüme ettiğimiz kelime nüsük’tür. Nüsük ise ibadet demektir, daha ziyade hacc’la ilgili ibâdetlerde kullanılır. Ancak, sadedin olduğumuz bahis oruç üzerine olduğu ve Ebu Dâvud da, hadisî oruçla ilgili bölüme koyduğu için nüsük’ten muradın oruç olduğu söylenebilir. Mamafih bunu, Hacc olarak da anlayıp: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (zilhicce) hilâlini görünce haccetmemizi emretti…“ diye de tercüme etmemiz uygundur.
2- Hadis, hilalin görülmesinin kesinlik kazanması için iki âdil şâhidin gerektiğini beyan etmektedir. Önceki hadisle bunun arasında teâruz mevcuttur. Çünkü orada tek kişinin şehâdetinin hilalin rü’yetinde yeterli olacağı ifade edilmektedir.
Hattâbî der ki: „şevvâl hilâlinin rü’yetinin sübut bulması için iki âdil kişinin şehadetinin makbuliyeti hususunda ihtilaf bilmiyorum. Ancak bir tek kişinin şehadetinde ihtilaf edilmiştir. Çoğunlukla âlimler „iki âdil kişiden azının şehâdeti makbul değildir“ derler. Ancak Hz. Ömer’den yapılan rivayete göre o, kurban ve ramazan bayramlarını ilanda tek kişinin şehâdetini kabul etmiştir. Bazı hadisçiler buna meyl ederek „hilalin rü’yeti meselesini, ihbar meselesi zımnında görüp, bu şehâdet meselesine girmez, (şehâdetteki şartlar bunda aranmaz)“ demeye meyl etmişlerdir. Öyleyse ramazan ayının hilalini görmede tek kişinin şehadeti makbul olunca şevvâl ayının hilâlini görmede de makbul olur.“
Bu istidlâle şöyle cevap verilmiştir: „Eğer bu, ihbâr nev’inden olsa idi, o meselede şöyle söylemek câiz olurdu: „Falanca bana haber verdi ki, hilali görmüştür.“ Hilalin rü’yetini isbatta başkasından yapılan bu hikâye tarzı câiz olmaz. Şu halde, bu isbat işi ihbâr nev’inden değildir. Buna delili de şudur: Hilali gören kimsenin ihbarının makbul olması için: „şehâdet ederim ki, ramazan hilâlini şahsen gördüm“ demelidir. Bu muteberdir, çünkü bu meselede âdil olan tek kişi, bir grup âlim nezdinde, yeterlidir. Bu âlimler, İbnu Ömer’in rivayetiyle de ihticac ederler“ (3120. hadise bak).
Rü’yet-i hilâl’in sübûtunda tek şâhidin beyanına itibar edenler nezdinde kadın ve erkek müsâvidir.
ـ3124 ـ9 – وَعَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «قَالَ النَّبِيُ ﷺ: الصَّوْمُ يَـومَ تُصُومُونَ وَالْفِطْرُ يَوْمَ تُفْطِرونَ، وَالْاَضْحٰى يَوْمَ تُضَحُّونَ». أخرجه أبو داود والترمذي.
9. (3124)- Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:“(Muteber) oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündekidir. (Muteber) iftar, (hep beraber) ettiğiniz gündekidir. (Muteber) kurban (hep beraber) kur’ban kestiğiniz gündekidir.“ (Tirmizi savm 11. Ebu davut savm 5. 2324)
AÇIKLAMA: Tirmizî, hadisin mânasını, bazı ilim ehlinin: „Ramazan orucunun başlama ve bitme günlerinin cemaatle ve insanların çoğunluğu ile yapılması gerekir“ diye anladığını belirtir. Mübârekfûrî, Tirmîzi şerhi’nde hadis hakkında şu açıklamaları sunar: „Hattabî bu hadisin mânasını şöyle açar: „İçtihada dayanılarak varılan hükümlerde düşülen hatanın sorumluluğu halktan kaldırılmıştır. Sözgelimi bir kavm, hilâli görme hususunda gayret sarfetmelerine (içtihad) rağmen hilâli göremeseler, bu durumda orucu otuza tamamlamadan bayram yapmazlar. Sonradan ramazanın yirmidokuz gün olduğu nazarlarında kesinlik kazansa, artık onlara ne günah, ne ayıplama hiçbir şey gerekmez, oruçları da iftarları da olmuş bitmiştir.
Arafat’ta vakfe gününde hata yapılsa da hüküm aynıdır, vakfenin iâdesi gerekmez.
Münzirî, Telhîsü’s-Sünen’de der ki: „Dendi ki, bu hadiste yevm-i şekkte ihtiyaten oruç tutulmayıp, herkesin oruç tutuğu günde oruç tutmanın gereğine de işâret vardır.“
Yine dendi ki: „Bu hadiste: „Hilâlin doğuşunu, ayın menzillerinin hesabı yoluyla bilen kimseye, bilmeyenlerden ayrı olarak, bu bilgisine göre oruca başlaması ve ramazanını sona erdirmesi câizdir“ diyene red vardır.“
Yine dendi ki: „Tek bir şâhid, hilâli görecek olsa, hâkim de onun şehâdetini muteber addetmese, onun bu şehâdetiyle tutulan oruç ne kendi hakkında muteberdir, ne de onu esas alarak tutan halk hakkında muteberdir.“
Şevkânî der ki: „Bu sonuncu görüşü İmam Muhammed eş-Şeybânî benimseyip dedi ki: „Bir kimsenin kendi yakînine muhalif bile olsa, halkın hükmü ile, ayın hilâlinin görülmesi, o ferd için de, ister oruç ister hacc hususlarında kesinlik kazanır.“ Atâ ve Hasan Basri’den de aynı görüş rivayet edilmiştir. Ancak cumhur, bu noktada farklı hükmetmiştir. Derler ki: „Yakîn kesbettiği hususta, kendisine şahsî hükmü ne ise o tahakkuk eder.“ Hadisi cumhur, Hattâbi gibi tefsir eder.“
Hadisin mânası hususunda şöyle diyen de olmuştur: „Bu, insanların hiziplere ayrılıp Resûlullah’ın getirdiği hidâyete muhalefet edeceklerini ihbar etmektedir. Bir kısmı hesapla amel edecek ve halktan bir grup bunu benimseyecek; bir grup da onu ve Arafat’ta vakfeyi öne alacaklar ve bunu kendilerine bir şiar kılacaklar ki, Bâtinîler böyle yapmışlardır. Açıktan açığa hakkı iltizam eden bir grup da Resûlullah’ın hidayeti üzerine devam eder. Hadisteki halk (nâs) kelimesinden de murad bunlardır. Bunlar sayıca az bile olsalar sevâd-ı azam’ı (yani uyulması gereken çoğunluğu teşkil ederler.“
ـ3125 ـ10 – وَعَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ : الشَّهْرُ كَذَا وَكَذَا وَكَذَا، وَصَفَّقَ بِيَدَيْـهِ مَرَّتَيْنِ بِكُلِّ أَصَابِعِهِمَا، وَنَقَصَ فِي الصَّفْقَةِ الثَّالِثَةِ إِبْهَامَ الْيُمْنٰي أَوِ الْيُسْرٰى». أخرجه الخمسة إ الترمذى .
10. (3125)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „Ramazan ayı şöyle, şöyle şöyledir -bu sırada iki elini bütün parmaklarıyla iki sefer çırptı, üçüncü çırpışta sağ veya sol başparmağını yumdu.“
ـ3126 ـ11 – وَف۪ي رِوَايَـةِ لْمُسْلِمِ وَالنَّسَائِي : «إنَّا أُمَّةٌ أُمِّيَّـةٌ َ نَكْتُبُ وَلاٰ نَحْسُبُ الشَّهْرُ هٰكذَا وَهٰكَذا، يَعْن۪ي مَرَّةً تِسْعاً وَعِشْر۪ينَ وَمَرَّةً ثَلاٰث۪ينَ».
11. (3126)- Müslim ve Nesâî’de gelen bir rivayette: „Biz ümmî bir milletiz, ne yazı ne de hesap biliriz. Ay, şöyle şöyledir“ dedi. Yani bir defasında yirmidokuz, bir defasında otuz gösterdi“ denmiştir.“ (Buhari savm 13. Talak .29. Müslim savm 13-15 1080. Ebu davut savm 4 2319 nesai savm 17.)
AÇIKLAMA:
1- Resûlullah bu iki hadiste, ramazan ayının bazan 29, bazan 30 olduğunu parmaklarıyla göstererek tebliğ buyurmaktadır. Parmaklarıyla göstermenin gerekçesini de ifâde etmiştir: „Biz ümmî bir milletiz, okuma yazma bilmeyiz.
„Ümmî, hadisin de açıkladığı üzere okuma bilmeyen, yazı bilmeyen mânalarına gelir. Kelimenin, „annesinden doğduğu gibi duran, doğduktan sonra okuma yazma öğrenmemiş, doğduğu şekilde câhil kalmış“ mânasına geldiği de belirtilmiştir.
İbnu Hacer, hadiste geçen „Biz ümmî bir ümmetiz“ sözü ile, bu hadisin söylendiği andaki muhatapların veya Resûlullah’ın kendisinin kastedilmiş olabileceğini belirtir. Ancak bazı âlimler: „Bundan maksad, Arap kavmidir, çünkü yazı bilmezler“ demiştir. Nitekim ayet-i kerime’de: „Ümmîler arasından kendilerine ayetlerini okuyan… onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur“ (Cum’a 2). Ayet-i kerime’de Arapların Ümmîler olarak tavsifi, onlarda okuma yazma bilenlerin nâdir olmasından dolayıdır. [37]
2- İbnu Hacer oruç, bayram, hacc gibi takvime müteallik işlerde hesaba değil, rü’yete itibar edilmesi gerektiğini, hadislerin zâhirlerinden bunun anlaşıldığını belirtir. Ve: „Oruç hakkındaki bu hüküm, -sonradan hesabı bilenler çıkmış olsa bile- devam etmiştir“ der. Bu kanaatine delil olarak 3116’da kaydettiğimiz Buhârî hadisinde geçen „Eğer bulut mânî olursa orucunuzu otuza tamamlayın“ ibâresini zikreder. „Bulut halinde Resûlullah, „hesap bilenlere sorun!“ demiyor“ der. Ona göre bundaki hikmet, bulut halinde, mükelleflerin sayı hususunda eşit durumda olmasından ve otuza tamamlama ile herkesten aynı şekilde ihtilafın ve anlaşmazlıkların kalkacağındandır.
Biz İbnu Hacer’in sözünden, onun: „Eğer, havanın bulutlu olması halinde sayıyı değil hesabı esas aldığımız takdirde mü’minler arasında ihtilaf çıkar, çünkü hesap işinde ittifak sağlanmaz“ demek istediğini anlamaktayız ki, hal-i hazırda, rü’yet-i hilâl meselesinde İslâm âlemindeki kargaşayı ifade etmektedir.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), hilâlin doğuşunun, başta güneş, diğer bir kısım yıldızların rağmına olarak, önceden, herkesin ittifak edeceği, şaşmaz bir şekilde hesap edilemeyip takvime bağlanamayacağını gâyb-âşina nübüvvet nazarıyla görmüş, mucizâne bir surette bildirmiştir. [38]
ـ3127 ـ12 – وَعَنْ أَب۪ى بَكْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: شَهْراً ع۪يدٍلاٰ يَنْقُصَانِ، وَذُواالْحِجَّةِ». أخرجه الخمسة إ النسائى.
قيل. أراد بهذا تفضيل العمل في عشر ذى الحجة، وأنه ينقص في الا جر والثواب عن شهر رمضان.
12. (3127)- Ebu Bekre (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „İki bayram ayı eksilmezler: Bunlar Ramazan ve Zü’l-Hicce aylarıdır.“ [39]
AÇIKLAMA:
* İshak İbnu Râhuye: „Ay yirmidokuz da olsa tamdır“ demiştir: İshak’ın anlayışına göre, her iki ay da aynı yıl içerisinde eksik yani 29’ar gün olarak gelebilir.
* Bazıları: „Otuz veya yirmidokuz olmasında ahkâm yönüyle bir eksiklik hâsıl etmez“ demiştir.
* Bazıları: „Nefsülemirde eksiklik yoktur, ancak hilâli görmede mâni çıkar“ demiştir.
* Bazıları: „Bunun mânası, kahir ekseriyete göre, bu iki ay aynı yıl içerisinde eksik olarak gelmezler, ikisinin de eksik olmaları hâli pek nâdirdir“ demiştir. İbnu Hacer bu görüşün en doğru görüş olduğunu belirtir. Nitekim Tahâvî der ki: „Hadisi zahiriyle almak veya ikisinden birinin noksanlanmasına hamletmek tatminkâr olmaz, müşahedemiz bunu reddeder, çünkü zaman zaman her iki ayın da aynı yıl içerisinde noksan geldiğini görmekteyiz.“
* Zeyn İbnu’l- Münir şöyle demiştir: „Bu söylenenlerin hiç biri itirazdan paçayı kurtaramaz. Bunlardan gerçeğe en yakın olanı şöyle demektir. „Murad şudur: Müşâhede edilen sayı noksanlığı, her iki ayın da büyük bir bayram ayı olması sebebiyle, telâfi olunur. Öyle ise bunların, diğer aylar gibi noksan diye tavsifleri câiz olmaz.“ Bu söz de netice itibâriyle İshâk’ın sözünü te’yid eder.
* Beyhâkî der ki: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu iki ayı diğerlerinden ayrı olarak zikretmiştir zira oruç ve hac ahkâmı bunlarla ilgilidir.“ Nevevî de buna cezmeder. Ve: „Doğru ve mûtemed görüş budur“ der. Bunun mânası şudur: Bu iki ayla ilgili olarak beyan edilen her bir fazilet ve ahkâm, ramazan otuz veya yirmidokuz gün olsa da aynen hâsıl olacaktır, vakfeler dokuzuncu veya bir başka güne tesâdüf etse de aynıdır. Şurası da açıktır ki, bunun şartı, hilâlin aranmasında bir kusur olmamaya bağlıdır.
ORUCUN HARAM OLDUĞU GÜNLER
ـ3169 ـ1 – عَنْ أَب۪ي سَع۪يدٍ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْه قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: َ لاٰ يَصْلَحُ الصِّيَامُ ف۪ي يَوْمَيْنِ: يَومِ الْفِطْرِ وَيَـوْمِ النَّحْرِ». أخرجه الخمسة إ النسائى، وَهذا لفظ مسلم .
1. (3169)- Ebu Sa’îd (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „İki günde oruç câiz olmaz: Fıtır günü (Ramazan bayramının birinci günü) ve Nahr günü.“ [113]
ـ3170 ـ2 – وَعَنْ عُقْبَةُ بْنُ عَامِرُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يَومُ عَرَفَةَ، وَيَـوْمُ النَّحْرِ، وَيَوْمُ النَّحْرِ، وَأَيَّامُ التَّشْر۪يقِ ع۪يدُنَا أَهْلَ الْاِسْلاٰمِ، وَهِىَ أَيَّامُ أَكْلٍ وَشُرْبٍ». أخرجه أصحاب السنن، وصححه الترمذي.
2. (3170)- Ukbe İbnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri, biz müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme-içme günleridir.“ [115]
AÇIKLAMA: 1- Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, burada kısmen bayram tarifi sunmaktadır: Bayram, yeme ve içme günleridir. Bu sebeple de o iki günde oruç tutmak yasaklanmıştır.
2- Bu hadiste teşrik günleri de bayram olarak tavsif edilmektedir. Teşrik günlerine „eyyâmu’l Ma’dûdat“ ve „eyyâmu’l-Minâ“ da denir. Zilhicce’nin 11, 12 ve 13. günlerine tekâbül eder. Eyyâmu’t-Teşrîk’in ta’yininde bazı ihtilaflar olmuş ise de esahh olan yevm-i nahr’i tâkib eden üç gündür. Teşrîk, kurbanların etlerini güneşte kurutmak, sermek mânasına gelir. Eyyâmu’t-teşrik’de oruç tutma meselesi ihtilaflıdır. Nevevî der ki: „O günlerde, hiçbir suretle oruç helal olmaz diyenlere bu hadiste delil vardır.“ Şâfiî mezhebi’nin iki görüşünden muteber olanı da budur. Ebu Hanîfe, İbnu’l-Münzîr vs. de bu görüştedir. Bir kısım ulemâ: „Herkes için, nafile ve diğer çeşit oruç tutmak câizdir“ demiştir. Zübeyr İbnu’l-Avvâm, İbnu Ömer ve İbnu Sîrîn’in de bu görüşte oldukları rivayet edilmiştir. İmam Mâlik, Evzâî, İshâk İbnu Râhuye ve bir görüşünde Şâfi’î: „Teşrik günlerinde oruç, hacc-ı temettü yapanlara -kurbanlık bulamadıkları takdirde- câizdir, başkalarına değildir“ demişlerdir. Adı geçenler mezkûr hükme giderken Buharî’de Hz. Aişe ve İbnu Ömer’den mevkuf olarak gelen şu hadise istinâd ederler: „Teşrik günlerinde sadece kurbanlık bulamayanlara oruç tutma ruhsatı verilir.“ [116]
ـ3174 ـ6 – وَعَنْ أَب۪ى هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا اُنْتَصَفَ شَعْبَانُ فَلاٰ تَصُومُوا». أخرجه أبو داود، وهذا لفظه والترمذي.
6. (3174)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „Şaban ayı yarılandı mı artık oruç tutmayın.“ [123]
ـ3175 ـ7 – وَعَنْهُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: [قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :لاَ يتَقَدَّمَنَّ أَحَدُكُمْ رَمَضَانَ بِصَوْمٍ أَوْ يَومَيْنِ إلاَّ أَنْ يَكُونَ رَجُلاً كَانَ يَصُوماً صَوْمًا فَلْيَصُمْهُ]. أخرجه الخمسة.
7. (3175)- Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „Sizden Kimse, ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse, önceden oruç tutmakta idiyse, orucunu tutsun.“ [124]
AÇIKLAMA: Bu hadis ramazan ayının bir-iki gün öncesinden oruca başlamayı yasaklamaktadır. Âlimler hadisten, yasaklamanın, ramazan olabilir endişesine düşerek „ihtiyat düşüncesiyle“ tutulacak oruca râci olduğunu anlarlar. Nitekim hadisin devamında, o günlerde ikiden fazla oruç tutmaya azmetmiş kimsenin önceden başladığı oruçlarını devam ettirerek Ramazan’dan bir-iki gün öncesini de oruçlu geçirebileceğini belirtir. Tirmizî de hadisi kaydettikten sonra: „Ehl-i ilm nezdinde amel bu hadise göredir, kişinin, ramazan olabilir düşüncesiyle, daha ramazan girmeden orucu önceden başlatmasını mekruh addettiler“ der. Ayrıca şunu ilave eder: „Ancak, bir kimsenin tutmakta olduğu orucu o günlere denk gelirse, bunu tutmasında âlimler bir beis görmezler.“
Bazıları: „Bir-iki gün önceden oruç tutma yasağındaki hikmet’i: „Yemek suretiyle ramazan için kuvvet kazanmak, böylece oruç ayına daha güçlü, daha canlı girmektir“ diye açıklamış ise de İbnu Hacer: „Bu, su götüren bir iddiadır, çünkü hadîse göre, kişi üç veya dört gün önceden oruca başlayacak olsa bu, caizdir“ der. Mezkûr yasağı: „Farz ile nâfilenin karışma korkusu var“ diye izah eden de olmuş ise de: „Nâfileyi adet edinene de cevaz verilmiştir“ diyerek buna da itiraz edilmiştir. Bazıları yasağı: „Ramazana hükmetmek, rü’yete yani hilâlin görülmesine bağlanmıştır, kim bir-iki gün önceden başlarsa bu prensibe ta’n etmiş, (aykırı hareket etmiş olur)“ diye izah etmiştir.
İbnu Hacer: „İtimad edilecek görüş budur“ der. Devamla der ki: „Hadiste beyan edilen istisnanın mânası şudur: Kimin virdi var ise ona ramazanda izin verilmiştir, çünkü ona alışmış ve ülfet peyda etmiştir. Kişinin alıştığı şeyi terketmesi ağır gelir. Şu halde bu, hiç bir şekilde ramazanı karşılamalı demek değildir. Vâcib oldukları için kaza ve nezir oruçları da buna dahil edilir. Bazı âlimler: „Kaza ve nezir oruçları, bunlara vefa göstermenin vâcib olduğunu gösteren kat’i delillerle istisna edilir, kat’î olan zorla iptal olmaz“ demiştir. [125]
ـ3176 ـ8 – وَعَنْ أَيْضاً رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «نَـهٰى رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : عَنْ صَوْمِ يَـومٍ عَرَفَةَ بِعَرَفَةَ». أخرجه أبو داود .
8. (3176)- Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Arefe günü Arafât’da oruç tutmayı yasakladı.“ [126]
AÇIKLAMA: Hattabî, „bu nehyin, vücub ifade eden bir yasaklama olmayıp istihbâb ifade eden yani uyulması müstehab olan bir yasaklama olduğunu“ söyler. „Çünkü der, muhrimi (ihramlı kimseyi) bundan nehyetti, tâ ki oruç sebebiyle zayıf düşüp, bu mübarek makamda dua ve tazarrudan geri kalmasın.“
Kim de kuvvetli olur, oruç sebebiyle zaafa düşeceğinden korkulmazsa o gün onun oruç tutmasının efdal olduğu umulur. Nitekim -daha önce de geçtiği üzere- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): „Arefe gününde tutulan oruç, geçen ve gelecek sene olmak üzere iki yılın günahına kefâret olur“ buyurmuştur.
Ulemâ, hacc yapan kimsenin Arefe günü tutacağı oruç hususunda ihtilaf etmiştir. Osman İbnu Ebi’l-As ve İbnu’z-Zübeyr’in bu orucu tuttuğu rivayet edilmiştir. Ahmed İbnu Hanbel: „Buna gücü yetip yapabilen tutar; eğer yerse, o gün kuvvete ihtiyacı vardır“ demiştir. İshak da bunu hacıya müstehab bilirdi. Atâ „Kışta tutarım, yazda tutmam“ demiştir. İmam Mâlik, Süfyânu’s-Sevrî ve Şafi’î, hacının Arafat’ta yemesini tercih ederler. [127]
ـ3177 ـ9 – وَعَنْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: «قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: َ لاٰ يَصُومَنَّ أَحَدُكُمْ يَـومَ الْجُمُعَةِ اِلاّٰ أنْ يَصُومَ يَوماً قَبْلَهُ، أوْ يَوْماً بَعْدَهُ». أخرجه الخمسة إ النسائي، وهذا لفظ البخاري .
9. (3177)- Yine Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: „Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: „Sizden hiç kimse, cum’a günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cum’a günü de oruç tutabilir.“ [128]
AÇIKLAMA: 1- Resûlullah’ın hizmetçisi olan Enes İbnu Mâlik, Muâmmerîn denen uzun müddet yaşayan sahâbîlerden biridir. Yaşı hususunda kaynaklar 99 ile 110 arasında farklı rakamlar verirler. Sadedinde olduğumuz rivayet, Hz. Enes’in ömrünün sonlarında oruç tutamayacak kadar tâkattan kesildiğini, bu sırada orucu yeyip fidye verdiğini belirtir. İmam Mâlik aynı rivayetin devamında, her bir gün yerine müdd-ü Nebî aleyhissalâtu vesselâm ile bir müdd verdiğini tasrih eder.
Ancak, İmam Mâlik, Hz. Enes’in, tutamadığı oruç için verdiği fidyenin vacib olmadığını, yani bunu vermenin Enes’e vâcib olmadığını söyler ve „Bunu güçlü iken yapması bana daha uygun geliyor“ der.
İmam Mâlik’e göre, oruca tahammül edemiyecek durumda olan kimseye oruç farz olmaz, dolayısıyla fidye de gerekmez. Onun nazarında Hz. Enes’in verdiği fidye, bir müstehabı yerine getirmek içindir. Cenab-ı Hak, tâkat getiremiyecek olana orucu vâcib kılmamıştır.
İbnu Abdilberr: „Oruç fidyesi, ne kitap, ne sahih sünnet ne de icmâ ile sabit değildir. Farzlar ise, bu üç yoldan biriyle sübut bulur“ der. [225]
[81] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/463-465.
[82] Nesâî, Zekât: 35, (5, 49); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/465.
[83] İbnu Hacer’in tercihi olan önceki te’vil ile, bu rivayet sayesinde güçlenmiş olan ikinci te’vil arasında ortaya çıkan açıklık hakkında yoruma girmeyişi dikkatimizi çekiyor.
[84] Buharî, Savm: 53; Müslim, Sıyâm: 179, (1157); Ebu Dâvud, Savm: 55, (2430); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/466.
[85] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/466.
[86] Buharî, Savm: 52; Müslim, Sıyâm: 175, (1156); Muvatta, Sıyâm: 56, (1, 309); Ebu Dâvud, Savm: 56, 59, (2431, 2434); Tirmizî, Savm: 37, (736); Nesâî, Savm: 70, (4, 199, 200); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 9/467.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s