Just another WordPress.com site

href=“https://tekmanpost.files.wordpress.com/2012/10/yazicioglu1.jpg“>yazicioglu1
von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

a.) 24 Nisan Ermeniler için özel bir gün. Her yıl bu tarihte, 1915’te hayatını kaybeden Ermenileri anıyorlar. 1915 sırasındaki uygulamalara soykırım diyebilmek için iki önemli kavram değerlendirilmeli: Birincisi, o fiillerin sadece o gruba mensup oldukları için uygulanması saiki; ikincisi ise o grubun varlığını ortadan kaldırmaya yönelik kasıt. “1915’e tehcir diyorum. Orada yaşanan trajediyi bu makalede tekrar tartışmaya gerek yok. Aslında bir katliam veya soykırım emri yoktur, sadece “Doğu Cephe’deki isyancıları Suriye’ye tehcir edin” emri vardır. Tehcir sırasında yorgunluk, hastalık, sıcaklık ve açlık nedeniyle ölen Ermeni sayısı çoktur, fakat bunlar düzensizlik yüzenden ölmüştür. Düzenli bir katliam sayesinden değil.

Bence tarih ibret almak, ders almak için vardır. Tarih bir intikam aracı değildir, tarih bir avantaj sağlama amacı gütmez. Bu nedenle her iki taraf ta geçmiş hataları (varsa) ders almalı, ve geleceği yine birlikte kurmalı, her iki taraf ta gelecek nesillere, düşmanlık değil barış ve dostluk içinde bir gelecek bırakmalıdır.

Günümüzde ise „Ermeni kimliğinin sağlığını Fransız’ın, Alman’ın, Amerikalının ve ille de Türk’ün soykırımı kabul edip etmemesine endeksli bir durumda bırakmak, Ermeni dünyasının artık terk etmesi gereken bir hatadır. Gayri bu hatadan uzaklaşmanın ve ‚Türk’ün Ermeni kimliğindeki bu etkin rolünden ötelemenin zamanı gelip de geçmiştir… Kimliksel dinginliğini ‚Türk’ün olumsuz ve kayıtsız varlığına kilitleyen Ermeni dünyasının, tüm ortak performansını dünya üzerinden ‚Türk’e baskı uygulamaya ve soykırımı kabul ettirmeye ayırması, ne yazık ki kimliğin uyanışını erteleyen koca bir zaman kaybından başka bir şey değildir… Ermeni kimliğinin ‚Türk’ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: ‚Türk’le uğraşmamak… Gayrı Ermenistan’la uğraşmak“.

b.) I. Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914’te başlayan ve 11 Kasım 1918’de sona eren Avrupa merkezli küresel savaştır. Ermeniler, Almanların silahı, parası ve idarenin izniyle katliamla karşı karşıya kalmışlardır. Kürtlerin dini duyguları kullanılarak, Kürtler tarafından barbarca fiziken imha edilmişlerdir. Ermeni Meselesi ile Yahudilere yapılanlar arasında bir değerlendirme yapmak doğru olsa bile, karşılaştırma yapmak doğru değildir, çünkü 21 Milyon Yahudi fırınlarda zehirli gazla Alman Faşistleri tarafından imha edilmiştir.

Osmanlı Ermenilerine ne olduğunu Avrupa’da patlak veren I. Dünya Savaşı çerçevesinde değil, ancak Osmanlı toplumu bağlamında araştırırsak anlayabiliriz. Tehciri ise sadece askeri gereklilikler bağlamında ele almak doğru olsa bile, sevkin gerçekleşmesinin ardından Ermeni mülklerine el konulması ve Ermeniler karşı yapılan hoş olmayan Barbari sonuçları vardır. Bu sonuçları Recep Maraşlı soykırımı olarak değerlendiriyor. Maraşlı’nın araştırmalar sonucunda elde ettiği verilere objektif ve bilimsel gözle bakıldığında, görüşlerine onu incitmeden saygı duymak medeni bir cesarettir, kabul etmek ise zordur. Zira soykırım “bir halk veya milleti yok etmek” demektir. Ermeni Meselesi’ne bakarsak, Osmanlılar böyle birşey yapmak istememiştir.Osmanlılar bütün Ermeni halkını Suriye’ye sürmedi, sadece Doğu Cephe’nin altı vilayetinde yaşayan Ermeni isyancı Taşnak ve Hıncak üyeleri tehcir etmiştir. Osmanlılar diğer vilayetlerdeki Ermenilere dokunmamıştır. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi vilayetlerde yaşayan Ermeniler rahat bırakılmıştır. Osmanlıların amacı Ermeni isyancıları yok etmek değil, onları Suriye’ye tehcir etmektir. Bu yüzden Suriye’de daha halen binlerce Ermeni vardır.

Almanların, Ermenilerin tehciri kararında etkileri büyüktür. 1915 hadiseleri sırasında Amerika’nın İstanbul’daki Büyükelçisi Henry Morgenthau, “Almanların Türkiye’de görev yapan büyük bahriye uzmanlarından biri olan Amiral Usedom’un bana ‘Bu tehciri Türklere Almanların tavsiye ettiğini’ açıklamıştı” diyor (Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü, Belge Yayınları, Birinci Baskı Aralık 2005, s.267). Federal Almanya Meclisi, almış olduğu bu kararla hem Büyükelçi Morgenthau’yu hem de bu yönde iddiada bulunanları tehcir konusunda doğrulamaktadır. Bu tür konularda karar verme yetkisi meclislerde ve siyasetçilerde değil. Tarihçilerdedir. Aslında bu meselede Almanya’nın veya hangi ülkenin ne dediği, meclisinde ne gibi bir karar aldığı da artık çok da önemsenmemeli ve ciddiye alınmamalıdır.
Alman Parlementosu Türklerle Ermeniler arasında bir savaş çıkarmak için, bilincli olarak kendilerinin parlementodaki görevlerini suistimal ederek, provakatör kararlar almaktadırlar. Alman anayasasına göre Alman Parlamentosunun görevi yasalar çıkartmak, vergiler ve devletin giderleri hakkında kararlar almak, hükümeti ve kamu kurumlarını denetlemek ve ülkenin dış politikasını belirlemektir. Parlamento kararları genellikle hükümetin verdiği önerilere dayanır.

Tarihimizde utanılacak hiçbir hadise yaşanmamıştır. Ne ABD’nin yaptığı gibi Kızılderili, ne İspanya’nın yaptığı gibi Müslüman, ne Almanya’nın yaptığı gibi Yahudi ne Rusya’nın Kafkasya’da uyguladığı soykırım ve sürgün politikaları gibi, Fransa’nın Ruanda ve diğer mağrip ülkelerinde uyguladığı soykırımlar gibi utanılacak katliam ve soykırımlar bizim tarihimizde bulunmamaktadır. Ama her ulusun tarihinde, acı olaylara rastlamak mümkündür. Önemli olan bu acıdan kurtulmak için ulusun ne yaptığıdır.

Bence Arşivler açılmalı, tarihçiler ve hukukçular bu konuda karar vermelidir, yoksa başka ülkelerin almış olduğu parlamento kararları uluslararası arenada Türkiyeyi bağlamaz. Dolayısıyla Türkiye haklı olarak Alman Parlementosu’nun bu konuda almış olduğu kararı, Ermenilerle Türkiyeyi tekrar karşı karşıya getirme provokasyonu olarak değerlendirmektedir. Zamanlamasıda zaten bu ğörüşün doğruluğunu gösteriyor. Zira günümüzde Ulusalcı Ermeni tarihçiler Türkiye’den üç şey bekliyor: Birincisi soykırım yaptığını kabul etmesini, ikincisi tazminat ödemesini, üçüncüsü de Kars, Ardahan, Erzurum ve Van’nın Ermenistan Cumhuriyeti’ne verilmesini.

c.) Nurettin Demirtaş’ın konuyla ilğili yazısının okudum içerik olarak büyük bir bölümüne katılmıyorum. Nurettin Demirtaş’ı eleştirmede ise Recep Maraşlı çok haklı. Fakat ben isterdim ki Kürtler adına Nurettin Demirtaş yazısında Ermenilerden açık açık özür dilesin. Ama o bu medeni cesareti makalesinde gösteremedi.

Aslında 1915 hadiselerinde Kürtler tetikçi olarak kullanılmıştır. Bu gerçeği inkar etmek mümkün değildir. Anadolu’da sık kullanılan bir tabir vardır. Derler ki, „Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmeği de üste ver.“Evet artık ekmeği ekmekçiye teslim etme zamanıdır. Bu tür konularda karar verme yetkisi meclislerde ve siyasetçilerde değil. Tarihçilerdedir. Hadiselerin doğru anlaşılması açısından Sayın Cumhurbaşkanımızın da sık sık ifade ettiği gibi söz tarihçilere bırakılmalı, her iki tarafın ve varsa üçüncü ülkelerin de arşivleri açılmalı ve gerçekler ortaya çıkarılmalıdır.

Liebe Freunde, bei der Deportation der Armenier durch das von allen Seiten überfallene Osmanische Reich kamen 1.5 Mio. Armenier um – ein schweres Verbrechen.
Doch die Tötung von über 2 Mio. Türken, und Kurden durch die Angreifer war genauso kriminell.
Hierüber verliert die Bundestags-Resolution kein Wort.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: