Just another WordPress.com site

AK Parti’nin 29 Nisan’da gerçekleşen Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısıyla başlayan parti içi kriz, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Olağanüstü kongre” kararı almasıyla sonuçlandı. Davutoğlu, dün düzenlediği basın toplantısında AK Parti Genel Başkanlığı ile başbakanlık görevlerini bırakacağını duyurdu.

Sayın Başbakan, görevi bırakma gerekçesini kendisini genel başkan ve başbakan yapan parti içi desteğin veya mutabakatın ortadan kalkmasına bağladı. Davutoğlu, MKYK üyelerinin 29 Nisan’daki toplantıda parti teşkilatlarına atama yapma yetkisini 48 imzayla iç tüzükte yer aldığı biçimiyle MKYK’nın tasarrufuna alma girişimini, kendisine olan desteğin ortadan kalkması olarak yorumladı. Ve bu yorum doğrultusunda istifa etti.

Davutoğlu’nun görevi bırakmasıyla sonuçlanan süreci son birkaç günde yaşanan gelişmelerle açıklamak elbette gerçekçi olmaz. Belirli bir birikimin sonucunda bu noktaya gelindiği aşikâr. Davutoğlu, göreve başladıktan kısa bir süre sonra ülkenin en temel meseleleri konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partinin ileri gelenleriyle görüş ayrılıkları yaşamaya başladı. Kamuoyuna da yansıyan bu sorunların başında, “Dolmabahçe zirvesi” ve “İzleme heyeti” geliyor.

Hatırlanacak olursa Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hükümetin İmralı’ya göndermeyi düşündüğü, “İzleme heyeti” listesini gazetelerden okuduğunu açıkladı. Erdoğan, hükümetin en üst düzeyde bir temsille HDP’lilerle Dolmabahçe’de yan yana gelerek fotoğraf vermesini ve Öcalan’ın hazırladığı bir bildirinin burada canlı yayında okunmasını doğru bulmadığını söyledi.

Bu tartışmanın kamuoyu önünde gerçekleşen kısmı ile basına yansımayan boyutları oldu elbette. Ancak dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın, Erdoğan’a çok sert yanıt vermesi, Erdoğan’ı küçük düşüren, yalancılıkla suçlayan, rencide eden açıklamalarda bulunması, Başbakan Davutoğlu’nun Arınç’a müdahalede bulunmaması; Çankaya ile Beştepe arasında belki de ilk büyük çaplı krizi doğurdu.

Başbakan Davutoğlu’nun, MİT Müsteşarı’nı milletvekili yapmak istemesi de Erdoğan’ın itirazına yol açtı. Erdoğan, MİT Müsteşarı’nın listeye alınmasının Genel Başkan’ın takdirinde olduğunu belirtmesine karşın, buna karşı olduğunu da belirtme gereği duydu. Bu farklı yaklaşımların nasıl tartışmalara yol açtığı hafızalarda tazeliğini koruyor.

7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesi hükümete yakın bazı isimlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Bir adım geri çekil” ve “Partiye artık karışma” gibi çağrılar yapması, Erdoğan ve Davutoğlu ilişkisinin mahiyetini zedeleyen gelişmelerden sayılabilir. Davutoğlu’na yakın bazı isimlerin, PKK’nın silahları yeniden konuşturmaya başlamasının sebebinin, “Erdoğan’ın başkanlık hesapları” olduğunu dile getirmesi de soğuk rüzgârlar estiren gelişmelerdi.

Davutoğlu’nun “Kamuda şeffaflık yasası”nı Meclis’e sevk etmesi ve 17-25 Aralık Yargı darbesi sırasında adı gündeme gelen bakanların Yüce Divan’da “aklanmalarını” istemesi, diğer sorunlu başlıklar arasında. Hükümetin bu hamleleri, yolsuzlukla mücadele kararlılığından daha çok, parti içinde Erdoğan dönemiyle Davutoğlu dönemi arasına kalın bir ayrım, çizgi çekme çabası olarak değerlendirildi. Ahmet Davutoğlu başbakanlığındaki hükümetin, sanki kirli işler varmış gibi eskiyle araya mesafe koymaya çalışması hem Erdoğan’ı, hem de AK Parti’nin önemli bir kesimini töhmet altında bıraktı ve rahatsız etti.

7 Haziran seçimleri sonrası Başbakan’ın koalisyondan yana olması, özellikle de CHP ile koalisyon kurma isteği partide rahatsızlık yaratan, görüş ayrılığına dönüşen, ciddi tartışmalara yol açan konulardan biriydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, olacaksa bir koalisyon MHP ile olmasını tercih ediyordu ki, bunun sebebi de MHP’nin daha küçük bir grup olmasıydı. Bu durum MHP’nin AK Parti bünyesinde erimesini sağlayacaktı. AK Parti teşkilatının da baskısıyla Davutoğlu yönetimi, CHP koalisyonundan son anda döndü ve seçime gidilerek 1 Kasım seçim zaferi elde edildi.

Hükümetin 2013’e dönmesi halinde PKK’yla yeniden masaya oturmaya ve çözüm sürecini yeniden başlatmaya niyetinin olduğunu açıklaması da ihtilafa neden olan mühim konu başlıklarından biri. Cumhurbaşkanı’nın müdahalesi sonucunda hükümet bu adımı atmaktan vazgeçti.

Yeni anayasa ve başkanlık konusu da ilk günden beri görüş ayrılıklarına sebep oldu. Zamanla bu konudaki görüş ayrılıkları giderildi ve Başbakan Davutoğlu da yeni anayasa ve başkanlık konusunda da tahminimce Erdoğan ile belirli bir uzlaşmaya vardı.

Sonuç olarak; Ahmet Davutoğlu, aslında başından bu yana Cumhurbaşkanı’nın kendi yetki sahasına müdahil olmasını istemedi ve her fırsatta bunu hissettirmekten geri durmadı. Erdoğan ise meseleyi ne “Başbakan’a müdahale” olarak gördü ne de Davutoğlu’nu “Emanetçi başbakan” olarak değerlendirdi. Nitekim sonuçta Davutoğlu’nu işaret eden, genel başkan ve başbakan yapan isim Erdoğan’dı. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve hareketin lideri olarak Erdoğan, ülke meselelerinde Başbakan’ın uyumlu davranamadığını, senkronize olamadığını düşündüğü için olmalı ki Davutoğlu’nun görevini devretmesinden yana tutum aldı.

Erdoğan’ın bu kararı alırken devletin ve milletin selametinden başka bir kaygı gütmediği, bugüne dek ülke ve millet menfaatleri için yaptıklarına bakarak anlaşılabilir.

KT

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: