İşte çıldırtan gerekçeler


sebahatttin Önkibar
Sebahattin Önkibar

Ahmet Davutoğlu’nun ipi bunlar için çekilmiş:
1) Obama’dan randevu almak için Fethullah aracılığı ile Musevi lobilerini devreye sokmaya çalışması.
2) Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibilerle arasına mesafe koymaması.
3) Avrupa Birliği ve ABD’ye, PKK ile yeniden masaya oturmak istediği izlenimini vermesi.
4) 7 Haziran seçimlerinden sonra CHP ile ısrarla koalisyon yapıp Saray’ı devreden çıkarmak istemesi.
5) FETÖ ile mücadeleyi içtenlikle benimsememesi ve durumu idare etmesi.
6) Yeni Anayasa yapımı ve başkanlık rejimine geçişe dört elle sarılmaması.
7) Uluslararası sermaye ile yakın ilişkiler kurması.
8) Suriye ve Mısır politikalarında çöküşe sebep olup, hiçbir alternatif proje üretememesi.
9) AKP’li eski 4 bakanını Yüce Divan’a göndermek istemesi.

Osmanlı ve bunlar!
Sorsanız Osmanlı hayranıdırlar… Oysa bunların Osmanlılıkları Vahdeddin, Abdülhamit ve Yavuz saplantılarından ibaret…
Bakın size bir örnek:
Fatih Sultan Mehmet zafer kazandığı her muharebe biter bitmez otağının yanına dizdiği mehtarlarına ısrarla şu nakaratı tekrarlattırırmış:
– “Mağrur olma Padişahım, senden büyük Allah var.”
Fatih bu şekilde kibirden korunmaya çalışırmış!
Peki bugünkü AKP mehteranı pardon yandaş kalemleri ne mi yapıyor?
Her hal ve şartta “Senden büyük yok Ey Şanlı Tayyip” diyor.
Tabii Fatih’in mehteranı gönül erleriydi, yandaş kalemler ise cüzdan dalkavukları.

O zaman niye çalayursinuz?
İktidar partisine mensup genç bir tarihte Trabzon’da bir kahvehanede partisi adına propaganda yaparken Temel Emice o delikanlıya sorar:
– Uşağum zamparalık yapar misun?
– Tövbe amca… Biz harama uçkur çözmeyiz.
– Peki esrar ya da kokain çeker misun?
– Allah korusun…
– Rakı içer misun?
– Haram… Bizim o tür şeylerle işimiz olmaz.
– Kumar’la aranız nasıl?
– Bizim partide bu saydıklarınızı yapan tek bir kişi bile bulamazsın!
– E bok yiyenun uşağı… Zamparaluk etmezsinuz, esrar-kokain çekmezsinuz, rakı içmezsinuz, kumar oynamazsinuz… O zaman sorayurum: Ne masrafunuz var da boyuna çalayursinuz?

Zorun egemenliği ve asillik!
Anayasayı askıya almak suç ise bugün bu suç açıktan işleniyor.
Öyle ise -üstelik olmayan- darbe iddiaları ile yüzlerce generali hapse tıkmanın izahı nedir?
Her şey ortada, Türkiye’de artık bırakın hukuk, kanun hakimiyetinin zerresi yok. Tersine zor ya da gücün egemenliği var…
Gelelim Ahmet Davutoğlu’nun istifa anında asillik sergilediği yakıştırmalarına!
Güldürmeyin adamı… Siz hem, “Çok çok iyi Başbakanlık yaptım ama beni hak etmediğim şekilde alaşağı ettiler” diyecekiniz, hem de, öyle olsa da başımı eğiyorum pozlarını takınacaksınız. Bunun adı asalet değil ürkeklik!

Bu densiz kadın orada ne arıyor?
ABD’nin Adana konsolosluğu CIA’nın Ortadoğu Karargahıdır.
Başkonsolosların çoğu da CIA’nin istasyon şefleridir.
Mevcut Konsolos Linda Stuart, önceki gün ve gece Hakkari’de PKK pardon HDP’lilerle buluştu. Sonrasında ise güneydoğu turuna devam etti.
Pardon ama PKK’ya bütün bölgede yoğun olarak operasyonlar yapılırken bu hanımefendinin orada ne işi var?
Türkiye Manda, bu hanımefendi Genel Vali midir ki elini-kolunu sallayarak müfettiş pozlarıyla tur atıyor?

Kaynak: http://www.aydinlikgazete.com/iste-erdogani-cildirtan-gerekceler-makale,63907.html

Advertisements

Başbakan Davutoğlu görevi neden bıraktı?


AK Parti’nin 29 Nisan’da gerçekleşen Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısıyla başlayan parti içi kriz, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Olağanüstü kongre” kararı almasıyla sonuçlandı. Davutoğlu, dün düzenlediği basın toplantısında AK Parti Genel Başkanlığı ile başbakanlık görevlerini bırakacağını duyurdu.

Sayın Başbakan, görevi bırakma gerekçesini kendisini genel başkan ve başbakan yapan parti içi desteğin veya mutabakatın ortadan kalkmasına bağladı. Davutoğlu, MKYK üyelerinin 29 Nisan’daki toplantıda parti teşkilatlarına atama yapma yetkisini 48 imzayla iç tüzükte yer aldığı biçimiyle MKYK’nın tasarrufuna alma girişimini, kendisine olan desteğin ortadan kalkması olarak yorumladı. Ve bu yorum doğrultusunda istifa etti.

Davutoğlu’nun görevi bırakmasıyla sonuçlanan süreci son birkaç günde yaşanan gelişmelerle açıklamak elbette gerçekçi olmaz. Belirli bir birikimin sonucunda bu noktaya gelindiği aşikâr. Davutoğlu, göreve başladıktan kısa bir süre sonra ülkenin en temel meseleleri konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partinin ileri gelenleriyle görüş ayrılıkları yaşamaya başladı. Kamuoyuna da yansıyan bu sorunların başında, “Dolmabahçe zirvesi” ve “İzleme heyeti” geliyor.

Hatırlanacak olursa Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hükümetin İmralı’ya göndermeyi düşündüğü, “İzleme heyeti” listesini gazetelerden okuduğunu açıkladı. Erdoğan, hükümetin en üst düzeyde bir temsille HDP’lilerle Dolmabahçe’de yan yana gelerek fotoğraf vermesini ve Öcalan’ın hazırladığı bir bildirinin burada canlı yayında okunmasını doğru bulmadığını söyledi.

Bu tartışmanın kamuoyu önünde gerçekleşen kısmı ile basına yansımayan boyutları oldu elbette. Ancak dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın, Erdoğan’a çok sert yanıt vermesi, Erdoğan’ı küçük düşüren, yalancılıkla suçlayan, rencide eden açıklamalarda bulunması, Başbakan Davutoğlu’nun Arınç’a müdahalede bulunmaması; Çankaya ile Beştepe arasında belki de ilk büyük çaplı krizi doğurdu.

Başbakan Davutoğlu’nun, MİT Müsteşarı’nı milletvekili yapmak istemesi de Erdoğan’ın itirazına yol açtı. Erdoğan, MİT Müsteşarı’nın listeye alınmasının Genel Başkan’ın takdirinde olduğunu belirtmesine karşın, buna karşı olduğunu da belirtme gereği duydu. Bu farklı yaklaşımların nasıl tartışmalara yol açtığı hafızalarda tazeliğini koruyor.

7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesi hükümete yakın bazı isimlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Bir adım geri çekil” ve “Partiye artık karışma” gibi çağrılar yapması, Erdoğan ve Davutoğlu ilişkisinin mahiyetini zedeleyen gelişmelerden sayılabilir. Davutoğlu’na yakın bazı isimlerin, PKK’nın silahları yeniden konuşturmaya başlamasının sebebinin, “Erdoğan’ın başkanlık hesapları” olduğunu dile getirmesi de soğuk rüzgârlar estiren gelişmelerdi.

Davutoğlu’nun “Kamuda şeffaflık yasası”nı Meclis’e sevk etmesi ve 17-25 Aralık Yargı darbesi sırasında adı gündeme gelen bakanların Yüce Divan’da “aklanmalarını” istemesi, diğer sorunlu başlıklar arasında. Hükümetin bu hamleleri, yolsuzlukla mücadele kararlılığından daha çok, parti içinde Erdoğan dönemiyle Davutoğlu dönemi arasına kalın bir ayrım, çizgi çekme çabası olarak değerlendirildi. Ahmet Davutoğlu başbakanlığındaki hükümetin, sanki kirli işler varmış gibi eskiyle araya mesafe koymaya çalışması hem Erdoğan’ı, hem de AK Parti’nin önemli bir kesimini töhmet altında bıraktı ve rahatsız etti.

7 Haziran seçimleri sonrası Başbakan’ın koalisyondan yana olması, özellikle de CHP ile koalisyon kurma isteği partide rahatsızlık yaratan, görüş ayrılığına dönüşen, ciddi tartışmalara yol açan konulardan biriydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, olacaksa bir koalisyon MHP ile olmasını tercih ediyordu ki, bunun sebebi de MHP’nin daha küçük bir grup olmasıydı. Bu durum MHP’nin AK Parti bünyesinde erimesini sağlayacaktı. AK Parti teşkilatının da baskısıyla Davutoğlu yönetimi, CHP koalisyonundan son anda döndü ve seçime gidilerek 1 Kasım seçim zaferi elde edildi.

Hükümetin 2013’e dönmesi halinde PKK’yla yeniden masaya oturmaya ve çözüm sürecini yeniden başlatmaya niyetinin olduğunu açıklaması da ihtilafa neden olan mühim konu başlıklarından biri. Cumhurbaşkanı’nın müdahalesi sonucunda hükümet bu adımı atmaktan vazgeçti.

Yeni anayasa ve başkanlık konusu da ilk günden beri görüş ayrılıklarına sebep oldu. Zamanla bu konudaki görüş ayrılıkları giderildi ve Başbakan Davutoğlu da yeni anayasa ve başkanlık konusunda da tahminimce Erdoğan ile belirli bir uzlaşmaya vardı.

Sonuç olarak; Ahmet Davutoğlu, aslında başından bu yana Cumhurbaşkanı’nın kendi yetki sahasına müdahil olmasını istemedi ve her fırsatta bunu hissettirmekten geri durmadı. Erdoğan ise meseleyi ne “Başbakan’a müdahale” olarak gördü ne de Davutoğlu’nu “Emanetçi başbakan” olarak değerlendirdi. Nitekim sonuçta Davutoğlu’nu işaret eden, genel başkan ve başbakan yapan isim Erdoğan’dı. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve hareketin lideri olarak Erdoğan, ülke meselelerinde Başbakan’ın uyumlu davranamadığını, senkronize olamadığını düşündüğü için olmalı ki Davutoğlu’nun görevini devretmesinden yana tutum aldı.

Erdoğan’ın bu kararı alırken devletin ve milletin selametinden başka bir kaygı gütmediği, bugüne dek ülke ve millet menfaatleri için yaptıklarına bakarak anlaşılabilir.

KT