Just another WordPress.com site

Archiv für Oktober, 2015

Kürdistan davasının büyük çınarı Ali Beyköylü


Kürdistan davasının büyük çınarı Ali Beyköylü
Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2013-11-01 14:07:05Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com
Kürtlük ve Kürdistan davasının büyük çınarı Ali Beyköylü üzerine bazı düşünceler…

Ali Beyköylü, bir dönem önce ciddi bir hastalığa yakalandı. Boğazından ameliyat oldu. Halen de hastalığı devam ediyor. Onun hastalığı ve rahatsızlığı, ailesini, bütün dost ve arkadaşlarını, Kürt yurtsever camiasını çok üzdü.
Çünkü O bir Kürt ve Kürdistan Dava adamıdır. O, Kürt ulusal demokrat hareketinde yaratıcı ve üretici olmuş, örgütsel mücadeleye legal ve illegal alanda katılmış; harekete büyük emekleri geçmiş ve katkıları olmuş onurlu ve yiğit bir insan.
171146_180649065303390_3048042_o
Kürt dava adamları, hastalandıkları ve aramızdan ayrılıp gittikleri zaman aranır ve sorulur oluyorlar. Dizlerimizi dövmek durumunda kalıyoruz. Özellikle de sağlığında yaptığı işlerinden dolayı Onun değerini bilmemişsek, Onu kırmışsak, daha çok üzülüyor, hayıflanıyoruz.

Onun sağlığında, Onunla ilgili şeyleri yazmak çok aklımıza gelmez, ya da bazı zamanlar gelir.

Ali Beyköylü rahatsızlığı ve hastalığıyla, bu kötü geleneğimizi kırmaya sebep olan Kürt Dava adamlarından biri oldu.

*****

Ali Beyköylü, Kürdistan ulusal demokrat hareketin büyük çınarlarından biridir. Bu büyük çınara hastalık hiç layık değil. Çünkü benim tanıdığım Alibeyköylü hastalıkları takmayan; hastalıkların yenemediği bir dirençli insan.

Ama insan için, yaşam, ölüm ve hastalık kardeştirler. Ölüm ve hastalık da, doğal karşılamamız gereken yaşam sürecindeki halkalarıdırlar. Bu vakıalardan dolayı bir yenilgiden bahsetmek olanaklı değil. Yaşamımızın doğal parçalarında bahsetmiş oluyoruz. Bu nedenle, Kürt Dava Adamı, Kürtlük ve Kürdistan Davasının büyük çınarı Ali Beyköylü için bir yenilgi söz konusu değil.

Ben Bu büyük Çınar’ın, birçok zorlukları alt ettiği ve yendiği gibi; bu hastalığı da alt edeceğinden ve yeneceğinden şüphe duymuyorum. Ameliyat sonrası kendisine telefon ettiğim zaman da bu inancımı belirttim.

Ali Beyköylü’yü Ankara’da Yıldırım Beyazıt Lisesi son sınıf öğrencisi olduğum zaman (1967) tanıdım. O da o zaman Ankara’da üniversite öğrencisiydi. O dönemde Ankara ve İstanbul’da okuyan üniversite öğrencilerinin ezici çoğunluğu Kürt hâkim, seçkin, varlıklı ailelerden gelenlerdi. Ali Beyköylü de, Kürdistan’da Erzurum şehrinin tanınmış bir ailesinin ve aşiretinin başı dik, onurlu, eli bükülmeyen delikanlısıydı.

Ali Beyköylü, üniversiteli Kürt öğrencilerinden biri olarak Kürtlük davasında aktifler arasındaydı.

Onu tanıdığım zaman, Ötüken Dergisini protesto etmek içim imza kampanyası ve miting hazırlığı içindeydiler.

Ötüken Dergisisne karşı yürüttükleri kampanya başarılı bir kampanya oldu. Kürt ve Türk kamuoyu üzerinde, özellikle demokrat kamuoyu üzerinde büyük etkisi oldu.

O ve diğer Kürt yurtseveri arkadaşlarının Ötüken Dergisi’nde Nihal Atsız’ın Kürtleri küçümseyen, horlayan, yurtları Kürdistan’dan kovulmasını isteyen yazısına karşı eylemleri, aynı zamanda, yakın ulusal demokrat mücadele tarihimizdeki Birinci Kürt Baharı’nın temellerini attı.

O dönemden sonra da, Ali Beyköylü ile hep ilişkilerim oldu.
1967 yılında, Ankara Hukuk Fakültesine başladıktan sonra, ilişkilerimiz Kürtlük ve Kürdistan Davası çerçevesinde daha da gelişti ve derinleşti.

Ali Beyköylü, TİP ve FKF üyesi değildi. Ama TİP ve FKF Hareketiyle dayanışma içindeydi. Esas olarak da farklı bir grup hareketi içindeydi.
Bu nedenle, Ali Beyköylü’nün KAK (Komelaya Azadîxwazên Kurdistanê) kurucularından biri olduğu, TİP ve FKF’deki Kürt gençliğinden farklı bir Kürt gruplaşma davranışlardan okunuyordu.

KAK, Kürt yurtsever gençliğinin örgütlenmesine legal olmayan, gizli ve zor koşullarda sürdürüyordu. Ali Beyköylü de, KAK’ın aktif ve önde görünen üyelerinden biriydi.

Ali Beyköylü, KAK bünyesinde çalışmaları sürdürdüğü dönemde, aynı zamanda en zor koşullarda, havanın sisli ve karmaşık, Kürtlük bilincinin daha netleşmediği ve berraklaşmadığı koşullarda, hiç tereddüt etmeden, yakın tarihin ilk legal Kürt örgütlenmesi olan Ankara DDKO’nun da kurucusu oldu.

Ali Beyköylü, DDKO’nun Kürdistan’da kök salması için çaba gösterdi. Bütün çalışmalarına katıldı. Maddi ve manevi destek sunmaktan geri durmadı. Bu çalışmalarıyla, sert mizacı olmasına rağmen kendisini sevdirdi.

DDKO kurucusu olduğu zaman, Kürt gençliğinin içine sızan bir ajanın provokasyonu sonucu Sakarya’da İstanbul’a giderken bir otobüs yolculuğunda arkadaşımız Nezir Şemikkanlı ile birlikte ölümle karşı karşıya kaldı. Riskli bir kurşun yarasını, kolundaki küçük bir sakatlıkla yendi. Ama Kürtlük ve bağımsızlık mücadelesinden geri durmadı. Bu olay onu, Kürdistan’ın bağımsızlık ve Kürtlerin özgürlük mücadelesinde daha da biledi ve ileri atılmasını sağladı.

12 Mart 1971 Askeri darbesinden sonra, O da DDKO kurucu ve aktif bir üyesi olmaktan dolayı tutuklandı. Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı hapishanesinde kaldı ve askeri mahkemede yargılandı. Hapishanede, hapishane yönetimine ve sıkıyönetime sıkı direnenlerden biri oldu.

Hapishaneye kendisine ve arkadaşlarına gelen yiyeceklerine; peynirlerine, tereyağlarına ve kavurmalarına el konulmasından sonra, mahkeme huzurunda hapishane yönetimini rezil ve rüsva etmekle kalmadı, sıkıyönetim yetkililerini de bundan sorumlu tuttu. Hapishane ve sıkıyönetim yetkililerini hırsız ilan etti.
Cezaevinde, Kürdistanlıların hangi görüşte olursa olsun, kendi bağımsız örgütlenmesini gerçekleştirmelerinin mutlak bir hak olduğu konusunda taraf oldu.

Hapishanedeki ayrışmalarda, Kürdistanlılık ve Kürt milletinin bağımsızlığını savunan cephede yer aldı.
Askeri mahkemede toplu savunmaların, Kürtlerin varlığının ve haklarının savunulmasının yiğit bir neferi oldu. Yüksek bir cezaya çarptırıldı. 1974’deki „Genel Af“ta ceza evinden çıktı.

Cezaevinden sonra hiç ara vermeden ve tereddüt geçirmeden Komal Yayınevi ve Rizgarî Hareketi kuruluşu, oluşumu, hareketi içinde aktif bir konumda oldu.

O günden bugüne kadar da hiç ara vermeden mücadelesine devam etti.

HEP’in ve DEP’in kuruluşu ve çalışmalarına, Rizgarî Siyasi Hareketi temsilcisi olarak katıldı. Bu partilerin yönetim kademelerinde görev aldı. Bu dönemde de Kürdistan’ın bağımsızlığından, Kürtlerin kendi kaderlerini kendi iradeleriyle tayin etmesi prensibinden taviz vermediği bilinmekte.

HEP ve DEP’in yönetim kademelerine, kongrelerine, meclis toplantılarına sunduğu, bağımsızlık bildirgeleri ile hem ünlendi ve hem de tepki çekti.

HAK-PAR üyesi oldu. Erzurum gibi Kürtlük ve Kürdistan’la ilgili çalışmalarının hayli zor ve riskli olduğu bir şehirde çalışmalar yürüttü.
TEVKURD’de de çalıştı. Kürdistan’da milli birliğin oluşmasının yılmaz bir neferi oldu.

Doğrusu söylemek gerekirse Ali Bey Köylü’nün Kürtlük ve Kürdistan Davasında yaptığı çalışmalar, saymakla bitmez.

O, birçok üniversite bitirmiş bir insan. Diplomalarının sayısını kendisi de bilecek durumda değildir. Onun için O, aynı zamanda bir okuma aşığıdır.
O yılmaz bir dava adamdır.

Onun hızla aramıza dönmesini bekliyorum.

Büyük Çınar Ağacına, Kürt ve Kürdistan Dava Adamına büyük geçmiş olsun diyorum.
Onu çok seviyoruz.

İbrahim Güçlü
(ibrahimguclu21@gmail.com)

Devlet Öcalan’ı öne sürecek mi?


Devlet Öcalan’ı öne sürecek mi?

serpil
Serpil Çevikcan
scevikcan@milliyet.com.tr

1 Kasım seçimlerinin sonuçları zincirleme olarak birçok gelişmeyi tetikleyecek. Siyaset sahnesindeki kimi dinamikleri harekete geçirecek, bazı aktörlerin siyasi geleceğini belirleyecek.
Bütün bunlardan daha önemlisi, çözüm sürecinin geleceğini çizecek.
Sürecin “buzdolabına kaldırıldığı” ifadesiyle ikinci bir açıklamaya gerek kalmayacak kadar net bir özet yapan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki kanaat önderleri ile buluşması uzun zamandır gündemde olmayan bir hareket tarzının canlandırılması açısından kıymetli.

Seçim sonrasının tablosu
Bu buluşmaya, seçimlere 10 gün kala gerçekleşmesinin altında başka saikler arama tuzağına düşmeden odaklanmak gerekiyor.
Cumhurbaşkanı’nın devamını getireceği bilinen bu yaklaşımının, Ankara’nın siyasi çözümü yeniden canlandırması ve hiçbir komplekse kapılmadan işin içine bütün bileşenleri katmasının önünü yeniden açıp açmayacağını göreceğiz.
Kesin olan, terörle mücadelede alabildiğine yüklenen bir hareket tarzı ile çözüm süreci mantığının yan yana gelemeyeceği.
Türkiye sınırlarında faz değiştiren, kurtarılmış bölge hedefine kilitlenen PKK’yla mücadele konusunda Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın birkaç gün önce çizdiği yol haritasına bakalım:
“Kuzey Irak bağlamında ciddi mesafe aldık. Şehir merkezlerindeki yapıları tasfiye açısından da netice aldık. Birkaç mahalle var. O mahallelerin temizlenmesi lazım. Ancak kayıp riskinden dolayı daha ihtiyatlı gidiyor. Asıl üçüncü hedef, şehir kenarlarındaki, kırsaldaki yerler. Oralarda da kontrollü gidiliyor. Karadan epey bir alan temizlendi. Hakkâri-Şırnak arasında epey bir alan temizlendi. Doçka mevzileri vs imha ediliyor ancak içeride daha mesafe almamız lazım. Hem şehirlerdeki yapılanmayı tamamen çökertmek hem de kırsalda bu yapılanmayı temizlemek için biraz daha mesafe almamız lazım. Seçim sürecinden sonra bu kış önemli mesafe alırız.”

Türkiye’den kaydırmadı
Bu sözler seçim sonrası için geçerli olacak tabloyu özetliyor.
KCK liderlerinden Murat Karayılan’ın “erken iktidar hastalığına yakalanma” diye tanımladığı kantonlaşma stratejisinin Türkiye sınırlarında uygulanması taktiği şimdilik akamete uğratılmış görünüyor.
Bu arada, örgütün deneyimli olan asıl savaşçı elemanlarını Kuzey Suriye’ye, Amerikan desteği ile IŞİD’le mücadeleye kaydırdığı, bu nedenle eylemsizlik kararı verdiği ve Türkiye’yi boşalttığına dönük haberler devlet katında doğrulanmıyor.
Son bir yılda, Kuzey Irak kamplarında eğitim görüp Türkiye’ye dönen 800’e yakın PKK’lının teslim olduğu, büyük bölümünün şehirlerde milis tanımı altında silahlı yapılanmaları oluşturduğu, örgütün halk direnişi görüntüsünü vermek için bunları kullandığı kaydedilerek, içerdeki adamları bir yere çekmediği, Kuzey Suriye’ye Kuzey Irak’tan güç aktardığının altı çiziliyor.

HDP içindeki sesler
Manzara böyleyken, Kürt hareketi içinden yükselen bazı sesler kaynayıp gidiyor.
Leyla Zana gibi.
Hareketin özgül ağırlığı olan sembol isimlerinden HDP Ağrı milletvekili Zana, geçtiğimiz günlerde çözüm sürecinin yeniden canlanması çağrısında bulunurken, tüm tarafların onay vereceği üçüncü bir gözün sürece dahil edilmesinin şart olduğunu söyledi.
HDP’nin kendi rekorunu kırarak 6.5 milyon oy aldığı 7 Haziran seçimlerinin ardından partide ılımlı diyebileceğimiz, çözüm sürecini ve İmralı’yı daha çok önemseyen kanadın barajı geçmek için kurulan işbirliklerinin sürece mal olduğuna dönük eleştirileri sıkça seslendirildiği biliniyor.
Zana da bunlardan biriydi.
Türkiyelileşme taahhüdü Kandil bariyerine çarpan HDP yönetimi açısından bu çifte baskının yarattığı kafa karışıklığını da nicedir izliyoruz.

Öcalan bekleyecek
Etkili etkisiz bütün aktörlerin sürecin lehinde ya da aleyhinde sahada olduğu bu ortamda İmralı’nın nasıl konumlandığına-konumlandırıldığına gelince…
İmralı heyetiyle, HDP’lilerle ve ailesiyle irtibatı olmayan Öcalan’ın devlet heyetiyle teması sürüyor.
Öcalan’ın, “Süreç başlar ve yeniden benim üzerimden ilerler” hazırlığı yaptığı bilgisi de geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıdı. Ancak bu bekleyişin uzun süreceği anlaşılıyor.
Bir devlet yetkilisi Öcalan’ın 7 Haziran sonrasında başlayan terör ortamı için hem Kandil hem de HDP’ye “Bunlar eline, yüzüne bulaştırdılar, süreci bozdular. Gelişmeler Cumhurbaşkanı’na değil bana karşı bir hamledir öncelikle. Onu perde yapıyorlar ama aslında benim altımı oymaya çalışıyorlar. Bunlar süreci bu noktaya getirdiler” dediği bilgisini aktarıyor.
“Öcalan’ın şu noktada sonucu belirleyici bir rolü hâlâ var mı?” sorusuna devlet katından verilen yanıt ilginç.
“Ağırlığı var ama böyle bir noktada ağırlığını test edecek şeyler yapmaktan kaçınması doğaldır. Boşa düşmemek için daha dengeli şeyler yapmaya çalışır.”
Devlet Öcalan’ı şimdilik “öne sürmeyi” düşünmüyor.
İmralı da biraz daha bekleyecek.

Hınıs Belediye Başkanı Basri Fırat tutuklandı


1444894141060
Hınıs Belediye Başkanı Hasan Basri Fırat

Erzurum’da terör operasyonundan gözaltına alınan ve aralarında Hınıs Belediye Başkanı ile eş başkanların da bulunduğu 5 kişi tutuklandı.

Erzurum’un Hınıs ilçesinin HDP’li Belediye Başkanı Hasan Basri Fırat, “ PKK adına sözde adalet komisyonu kurduğu ve bir vatandaşı yargılayarak cezalandırdığı“ iddiasıyla tutuklandı. Edinilen bilgiye göre, önceki gün gözaltına alınan HDP’li Hınıs Belediye Başkanı Fırat’ın yanı sıra DBP Hınıs İlçe Eş Başkanı Emin Aydın, DBP Tekman İlçe Eş Başkanı Aydın Durdeniz, Harun Değer, HDP İl Yöneticisi Arzu Öztürk, „PKK’ya yardım ve yataklık yaptıkları“ suçlamalarıyla sevk edildikleri mahkemece tutuklandı. Belediye Başkanı Fırat’ın, PKK adına „sözde adalet komisyonu kurduğu, bir kişiyi burada yargıladığı, vatandaşa para cezası verdiği, vatandaşı ilçeden sürgün ettiği ve sözde mahkemede verilen kararlara imza attığı“ iddiasıyla tutuklandığı kaydedildi.

Öte yandan Erzurum’un Köprüköy ilçesinde dün düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan 13 kişinin sorgularının sürdüğü ve bugün adliyeye sevk edilecekleri belirtildi.

Tekman Post/ Ağit

PKK-IŞİD ortak yapımı


PKK-IŞİD ortak yapımı
Ankara Tren Garı önünü kan gölüne çeviren saldırı, PKK ile IŞİD’in perde gerisindeki işbirliğini gözler önüne serdi. Canlı bombaların IŞİD’ci Yunus Emre Alagöz ile Ömer Deniz Dündar olduğu kesinleşirken, saldırıyı saatler öncesinden haber veren 2 kişi ise PKK’lı çıktı. Zanlılardan Mehmet Polatsoy’un Kobani’de bomba eğitimi aldığı, 7 Haziran’da da HDP’den aday adayı olduğu öğrenildi.
Editör / Internet 04:00 Ekim 15, 2015 Yeni Şafak Kadir

resized_fd1ae-514b8686ankara12
Başkent Ankara’da 99 vatandaşın ölümüyle sonuçlanan çifte canlı bombalı saldırıyla ilgili dün önemli gelişmeler yaşandı. Keçiören’deki Adli Tıp Kurumu’nda plastik giydirme yöntemiyle yüzü tanınır hale getirilen saldırganların kimliği belirlendi. Ankara Tren Garı önünde katliam yapan canlı bombaların IŞİD üyesi olduğu kesinleşirken, saldırıyı saatler öncesinden haber veren kişilerin de PKK’lı olduğu ortaya çıktı. İşte katliamın perde arkasını aydınlatan detaylar…
ALAGÖZ VE DÜNDAR

Ankara’da saldırının gerçekleştiği ilk andan itibaren MİT ve Emniyet birimleri, canlı bombaların kimliğini tespit için iz sürmeye başladı. 20 Temmuz’da 34 vatandaşın hayatını kaybettiği Suruç saldırısına benzeyen eylem sonrası, ‚canlı bomba‘ olabileceği değerlendirilen şahısların ailelerinden DNA örnekleri alındı. Tren Garı önündeki 2 canlı bombaya ait parçalanmış bedenlere ait DNA ile diğer DNA örnekleri eşleştirildi. Canlı bomba DNA’ları, polis kayıtlarında fotoğraflarıyla bulunan ve ‚terör nitelikli kayıp şahıs‘ kaydıyla aranmakta olan 21 kişi arasından 2 kişiyle uyum gösterdi: Yunus Emre Alagöz ve Ömer Deniz Dündar.

SURUÇ’TAKİNİN AĞABEYİ
Ankara’yı kana bulayan saldırının ardından canlı bombalardan birinin Suruç bombasını patlatan Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün kayıp ağabeyi Yunus Emre Alagöz olduğu iddia edilmişti. Polis ve UYAP kayıtlarında ‚aranıyor‘ kaydı bulunan Alagöz’ün Adıyaman’dan ayrıldığı ve büyük ihtimalle Suriye’de olduğu değerlendirmeleri yapılmıştı. Alagöz’ün adı ve fotoğrafı Adıyaman Emniyet Müdürlüğü’nce geçen temmuz ayında hazırlanan listede yeralmıştı. DNA’nın eşleştirilmesiyle birlikte, bedenine sarılı bombayı patlatanlardan birinin Suruç bombacısının ağabeyi Yunus Emre Alagöz olduğu kesinleşti.
resized_66f9a-bd3d44f8ankara11

TÜRKİYE’YE KAÇAK GİRDİLER
İkinci canlı bombanın ise yine şüpheli listesindeki Ömer Deniz Dündar olduğu ortaya çıktı. İki teröristin Suriye ve Irak’ta IŞİD üyelerince eğitildikten sonra Kilis üzerinden Türkiye’ye kaçak yollardan geçiş yapmış olabileceği kaydediliyor. Teröristlerin Kilis’ten Gaziantep’e geldiği, daha sonra ayrı ayrı araçlarla Ankara’ya gelerek olay yerinde keşif yaptıkları belirtildi. Güvenlik birimlerinin saniye saniye incelediği MOBESE kamerası görüntülerine göre Alagöz ile Dündar, yanlarındaki bir kişiyle birlikte olay günü erken saatte Tren Garı önünde keşif yaptı.
BİRİNİN GÖRÜNTÜSÜ NET

Gar önünde toplanma başlamadan önceki saatleri dikkatle inceleyen polis, olay yerine gelen 3 kişinin hareketlerinden şüphelenmişti. Buna göre, ilk karede sabah saatlerinde bir kişinin sırt çantası ile Kore Şehitliği duvarının kenarında oturduğu, ikinci görüntüde ise Tren Garı’nın girişteki sol tarafında pastane bölümünün kenarında oturan bir kişi ve Arena Stadyumu tarafından gelen diğer kişinin şüpheli davranışları dikkat çekmişti. Sözkonusu şüphelilerden birisinin canlı bombalardan Yunus Emre Alagöz olduğu anlaşıldı. Diğer canlı bombanın görüntüsü net olmadığı ve cesedi parçaladığı için görüntü üzerinde karşılaştırma yapılamadı.

Operasyon sızdırıldı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, canlı bombaların IŞİD, saldırıyı haber verenlerin ise PKK’lı olduğunun belirlenmesinin ardından katliamla ilgili yürütülen soruşturmayı derinleştirdi. Bu kapsamda farklı örgütlere mensup kişiler arasındaki perde gerisinde nasıl bir bağ bulunduğu ortaya çıkarılacak. Bu arada terörist kimliklerinin deşifre edilmesi, güvenlik birimlerinin canlı bombalarla bağlantılı bütün şahısları tespit etmesinde zaafiyet oluşturdu. Canlı bombalara ilişkin detayların istihbarat çalışması tamamlandığında açıklanması öngörülüyordu. Ancak detaylar dün sızdırıldı. Bu doğrultuda mahkeme ’sınırlı süreliğine‘ yayın yasağı getirdi. Bunun üzerine haberler çekildi. Ancak sızdırma da amacına ulaşmış oldu.

‚Kâhinler‘ örgütten
resized_b3499-bc800b3eqrqrq
Bombayı patlatanların IŞİD üyesi olduğu netleşirken, saldırıdan haberdar olan ve bombayı saatler öncesinden duyuran kişilerin ise PKK’lı çıkması dikkat çekti. Perde gerisinde iki örgütün işbirliği içinde bulunduğunu gösteren ‚kâhinler operasyonu’nda 2 kişi gözaltına alındı. Adreslerinde yakalanan Suruç nüfusuna kayıtlı Mehmet Serhat Polatsoy (37) ile Diyarbakır doğumlu Erhan Özaydoğdu’nun (44) PKK’lı olduğu belirlendi. Başkentteki saldırıdan 9 saat önce “Bomba Ankara’da patlayacak“ diye yazan ve patlamadan hemen sonra Twitter hesabını kapatan Mehmet Serhat Polatsoy’un 1997 yılından itibaren Şanlıurfa ve Diyarbakır’da PKK/KCK terör örgütü içinde aktif faaliyet yürüttüğü, zanlının, terör örgütünün illegal internet sitelerinde müstear isimlerle yazılar yazdığı ve haber sitelerinde çalıştığı tespit edildi.
resized_cd398-baff4a5excxcx
Yunus Emre Alagöz-Ömer Deniz Dündar

BOMBA EĞİTİMİ ALMIŞ
Polatsoy’un, Şanlıurfa’da Mayıs 2013’te yapılan bir operasyonda, içerisinde yaklaşık 21 kilogram TNT görünümlü patlayıcı madde bulunan anti tank mayını gövdesi, 3 plastik kutu içerisinde yaklaşık 4 kilogram TNT, 14 F1 model el bombası gövdesi ve 14 fünye grubu, 30 elektrikli fünye ve 7 uzaktan kumanda sistemi ele geçirilen operasyon kapsamında gözaltına alındığı tespit edildi. Polatsoy’un 2013 yılında yargılandığı davada, Kobani’de bomba eğitimi aldığının tanık ifadeleriyle kayıtlara geçtiği, 2013-2014 yılları arasında sözkonusu davadan dolayı tutuklu kaldığı belirlendi. Ayrıca Polatsoy’un 7 Haziran seçimlerinde HDP’den de milletvekili aday adayı olduğu ortaya çıktı.

GÖZALTINA ALINDI
Onunla bağlantılı olarak gözaltına alınan diğer zanlı Erhan Özaydoğdu’nun ise patlamayı önceden bildiğini gösteren mesajları bir yakınının telefonu üzerinden yazdığı anlaşıldı. 44 yaşındaki Özaydoğdu’nun daha önce PKK’nın birçok eylemine katıldığı, bu nedenle daha önce 2 kez gözaltına alındığı ortaya çıktı. Özaydoğdu’nun uluslararası bağlantıları bulunan çeşitli STK’larda da görev aldığı öğrenildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kanlı terör saldırısıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında ‚@AnotolyTodorov‘, ‚DrBereday‘, ‚GoranMetsayan‘ isimli Twitter hesaplarını ve saldırıyla ilgili olabileceği değerlendirilen paylaşımlarını incelemeye almıştı. Bu kapsamda, Twitter’dan sözkonusu hesaplarla ilgili bilgi talep edilmişti. PKK’lılara yönelik operasyon, IP adreslerinin gönderilmesi sonrası geldi.

“Ey Oğul!


“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”

Şeyh Edep Ali

Ümit Seylan’ımızı bitirdiler.


12118792_188653464801559_4569423109266535627_n

Ankara’da 10 Ekim 2015 Cumartesi günü gerçekleştirilen canlı bomba saldırısında ölenlerin sayısı 99’ye yükseldi. Canımız Ümit Seylan’ın cesedine ulaştık. Cenazemizi aldıktan sonra Erzurum’un Tekman ilçesine bağlı Aydınlıköyü (Reze)’ye götüreceğiz. Hepimizin başı sağ olsun.

Ümit Seylan’ımızı bitirdiler. Allah dinci Teröristleri kahretsin.

Türkiye Cumhuriyeti birçok istikrar bozucu faktörle karşı karşıyadır. Devlet olarak kuruluşundan buyana, tarihinin en büyük acı trajedilerinden birini Ankara’da yaşadı. Bu terörist saldırı karşısında hepimizin kanaatlerini dile getirme hakkı vardır.Bu hain terörist saldırı halklarımızın kardeşliğine, ülkemizin bütünlüğüne, hukuk düzenine ve demokrasiye karşı yapılmış,hepimizi sarsmış, yüreğimizi yakmış tarihimizin en vahşi terör saldırısıdır. “Bu saldırı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılmıştır. Bu saldırı, Türk milletinin tamamına yapılmıştır. Bu saldırı, Türkiye’nin iç huzurunu, birliğini, beraberliğini ve kardeşliğini bozmaya yönelik yapılmıştır”

Bu terör saldırısının yapılış yeri, seçilişi, hedef alınan kişilere baktığımızda, bu terörist saldırının Türkiye’nin genel hal ve gidişatını yönlendirmeye yönelik olduğunu görebiliriz.Bu eylem normal bir terör eylemine benzemiyor, büyük bir mesaj içeriyor, bilakis bu eylemde emperyalist ülkelerin parmak izlerini aramak doğru olacaktır kanaatindeyim.

Merhum Şehidimiz Ümit Seylan’a Cenabi Allahtan rahmet niyaz eder; başta şehidimizin değerli ailesine, dostlarına, yakınlarına ve tüm Rezeli ve Tekmanlı hemşehrilerime sabrı cemil niyaz ederim. Dünyadaki bu geçici hayata elveda deyip ölüme merhaba diyen Şehidimiz Ümit Seylan’ın cennete gideceğinden hiç şüphemiz yoktur. Onun aziz Ruhuna hep birlikte dua edelim.
Kardeşin
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Merhumun Ruhuna El fatiha : http://www.izlesene.com/liste/fatiha-suresi

Terör bizi bölemeyecek


AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, Tekman ilçesinde halk ve esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi.

20151011AW546649_02

AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, Tekman ilçesinde halk ve esnaf ziyaretleri gerçekleştirdi. Tekman halkı ve esnafı tarafından sevgi ve ilgi gösterisiyle karşılanan Zehra Taşkesenlioğlu, yaptığı gezi boyunca karşılaştığı her vatandaşın isteklerini not etti, çözüm sözü verdi. Bölgede ki terör baskısından dert yanan vatandaşlara Devletin yanlarında olduğunu bir kez daha yenileyerek, güvenlik güçlerinin Teröre yönelik olarak bölgede sıkı tedbirler aldığını hatırlattı. Terör örgütünün baskılarına boyun eğmemeleri gerektiğini bir kez daha yenileyen Taşkesenlioğlu, “ Biz tarihler boyunca bir arada yaşadık, biz et ve tırnak gibiyiz. Bizi birbirimizden ayırmak isteyenlere karşı nasıl ki kurtuluş savaşında gösterdiğimiz mücadeleyle ders verdiksek, yine aynı birlik ve beraber durduğumuz sürece aynı dersi verebiliriz. Bu topraklarda emeli olan iç ve dış yapılanmaların körüklediği teröre karşı birlik ve beraberlik içinde olmalıyız.Terörün baskılarına boyun eğmeyin, Devletimizin bütün kurumları sizlerle birlikte olacaktır. dedi

İlçe ziyaretinin ardından Taşkesen köyüne geçen Taşkesenlioğlu, köyün kanaat önderi Ali Haydar hocayı da evinde ziyaret etti. Ali Haydar Hoca ile sohbet eden Taşkesenlioğlu, bölgedeki durumla ilgili fikir paylaşımında bulundu. Ali Haydar hoca ise “İnsanların siyasi görüşlerine saygı duymakla beraber görüşlerimizi bir tarafa bırakarak içimizden olan Zehra Taşkesenlioğlu kızımızı desteklemeliyiz” diyerek destek sözü verdi.

Taşkesen köyündeki bütün evlere tek tek ziyaretlerde bulunan Taşkesenlioğlu, ev kadınlarının kürtçe olarak dile getirdikleri isteklerini yine kürtçe konuşarak cevaplaması kadınlar tarafından ilgi ve sevgiyle karşılandı. Kendisini bir milletvekili değil de kendilerinin bir kızı olarak görmelerini isteyen Taşkesenlioğlu, “Bende sizlerin birer evladı olarak sizlerin her türlü sıkıntılarını ve isteklerini yerine getirmek için desteğinizi bekliyorum. Benim ailemde bu topraklarda yaşıyor. Bu topraklarda yaşayan herkes gibi bende bu toprakların bir ferdiyim.Yokluk ve yoksulluğumuzu aşmak ve huzur içinde yaşamı sürdürmek için birliğimize yönelik yapılan eylemlere karşı birlik olmalıyız” diye konuştu

TAŞKESENLİOĞLU VATANDAŞA YEMEK DAĞITTI

Taşkesen köyünde gezilerini sürdüren Taşkesenlioğlu, taziye ziyareti için başka bir eve geçerek taziyelerini bildirdi. Köyde ki yapılan düğüne de katılan Taşkesenlioğlu, düğün evinin vatandaşlar için hazırladığı yemekleri katılımcılara dağıttı. Taşkesenlioğlu’nun bu hareketini sevgi ile izleyen düğün katılımcıları, bu samimi davranış karşısında oldukça mutlu oldukları görüldü. Taşkesen köyünün gelenek ve göreneklerinin yaşatılması için şenlik düzenlenmesi önerisinde bulunan vatandaşlara olumlu cevap veren Taşkesenlioğlu, düzenlenecek şenliklere her türlü desteği vereceğini kaydetti. Taşkesen köyü Şahvelet yaylasına giden Taşkesenlioğlu burada ki kadınlara 1 Kasım seçimlerinin önemine yönelik konuşma yaptı. Kadınların ilgiyle dinledikleri Taşkesenlioğlu’na bu seçimlere destek vereceklerini belirttiler.

HAİN TERÖR SALDIRISINI KINIYORUM

Kendisine destek sözü veren Teşkesen köyü Şahvelet Yaylası kadınlarına konuşan Zehra Taşkesenlioğlu, 7 Haziran seçimleri öncesi ve sonrasında hızla tırmanan terör eylemlerine de değindi. Milletvekili Taşkesenlioğlu Ankara’daki bombalı saldırıyı hatırlatarak “Terör bir kes daha karalık yüzünü gösterdi. Ankara’daki hain terör saldırısını şiddetle kınıyor ve saldırıda hayatlarını kaybeden şenlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa diliyorum. 13 yıllık AK Parti politikalarının terörü bitme noktasına getirmesine rağmen, ülkedeki huzur, güven, istikrar ve büyümedeki hızı kesmek için iç ve dış çıkarcı grupların yeniden Terörü harekete geçirdiler. Son dönemdeki terör saldırılarıyla duran kan yeniden akıtılmaya başlatıldı.Bu hain saldırılar karşısında şehitlik mertebesiyle müjdelenen şehitlerimizin amansız operasyonlarıyla terör örgütü tarihinde görmediği zararı görmüştür. Kendi ürettiğimiz milli silahlarımızla örgütü dize getiren güvenlik güçlerimizin gösterdiği bu üstün başarı ile terör artık son çırpınışlarını yapmaktadır.1 Kasım sonrasında yeniden iktidar olacak olan AK Parti kadrolarının üreteceği politikalarla terör artık kendi kazdığı kuyuda yok olacaktır” ifadelerini kullandı.

Tekmanpost
Bu haber 13214 defa okunmuştur.

https://tekmanpost.wordpress.com/2015/10/11/ankaradaki-teror-saldirisi/

Schlagwörter-Wolke