Tuğrul Türkeş’ten gelen tepkilere yanıt


Tuğrul Türkeş’ten gelen tepkilere yanıt Ağustos 29, 2015 |

Seçim hükümetinde Davutoğlu’nun yardımcısı olan Tuğrul Türkeş MHP’den kendisine gelen eleştirilere cevap verdi.

turkes-371
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun seçim hükümeti teklifini kabul ederek MHP’de şimşekleri üzerine çeken Tuğrul Türkeş bir açıklama yaptı. Türkeş, MHP’nin babasının partisi olduğunu kimsenin kendisini partisinden atamayacağını açıkladı. Seçim hükümetinde olmasını ‘babasından aldığı devlet terbiyesi’ olduğunu açıklayan Türkeş transfer teklifi almadığını ‘Davutoğlu’nun böyle bir konuyu imâ dâhi etmediğini sözlerine ekledi. İhraç kararına da tepki gösteren Türkeş, Atatürk’ün de padişah tarafından azledilmeye çalışıldığını ve babasının Atatürk’ü örnek aldığını sözlerine ekledi.

Tuğrul Türkeş’in eleştirilerinden Devlet Bahçeli de nasibini aldı. Böyle bir parti yönetiminin olmayacağını iddia eden Türkeş, “geçmişte Sayın Bahçeli devlet sorumluluğunun gerektirdiği her işte beni yanında istedi. Suriye’de uçak düşürüldü, hükümet bilgilendirme yapacak, “Tuğrul Bey gel.” Musul’da konsolosluk basıldı, bilgilendirme olacak, “Tuğrul bey git”. Benim siyasette hiç mi tecrübem, öngörüm yok?” dedi. Babasının hayatta olsa Türkiye’nin 3 aylık bir hükümete sahip olacağının da altını çizen oğlu Türkeş, Devlet Bahçeli için, “Ama beni MHP’den atamaz. MHP benim babamın partisidir. MHP benim için tektir. Milliyetçi hareket her şeyimdir. Beni partiden atmaya kimsenin gücü yetmez” dedi.

Milliyet’ten Serpil Çevikcan’a konuşan Tuğrul Türkeş’in, Türkeş’in değerlendirmeleri şöyle:

“OKTAY ÖZTÜRK’Ü ÇAĞIRDI BENİ ÇAĞIRMADI”

7 Haziran itibariyle istişare mekanizması MHP’de kapanmıştır. Bunu kapatmıştır Sayın Bahçeli. Geçmişte kritik süreçlerde Başkanlık Divanı’na en azından danışırdı. 7 Haziran gecesi, ‘15 Kasım’da seçim olsun’ diyerek istişare mekanizmasını kapatmıştır. İlerleyen günlerde partide Başkanlık Divanı toplantısı yaptığında Meclis’ten Oktay Öztürk’ü (MHP Genel Başkan Yardımcısı) çağırdı ama beni çağırmadı. Bu dışlayıcı bir üslup değil midir? Bu sağlıklı bir yaklaşım mıdır? Böyle bir parti yönetme tarzı olabilir mi?

“PARTİDE YANLIŞLAR DA SÖYLENEBİLMELİ”

Koalisyona hayır, azınlık hükümetine hayır, dışarıdan desteğe hayır, başbakanlığa hayır… Her şeye hayır denilmesinin de bir izahının olması gerekir. Peki ne olacak? Kendisinin siyasi önerilerinin ne olduğunu birinin Sayın Bahçeli’ye sorması lazım. Ne yapacağız her şeye hayır diyerek, Türkiye’yi fesih mi edeceğiz, kapatıp gidecek miyiz? Hepimiz milliyetçi hareketin üyesiyiz. MHP’liyiz. Ama bu partide yanlışlar da söylenebilmeli. Demokratik bir partide bunu yapabilmeliyiz. Yapılamıyorsa demokratik bir parti değildir.

“TUĞRUL BEY GEL, TUĞRUL BEY GİT”

Geçmişte Sayın Bahçeli devlet sorumluluğunun gerektirdiği her işte beni yanında istedi. Suriye’de uçak düşürüldü, hükümet bilgilendirme yapacak, “Tuğrul Bey gel.” Musul’da konsolosluk basıldı, bilgilendirme olacak, “Tuğrul bey git.” Sınırımızda gelişmeler var, güvenlik bürokrasisi MHP’yi bilgilendirecek, “Tuğrul Bey beraber kabul edebilir miyiz?” O zaman Devlet Bey’e soruyorum, devlet ciddiyetinin gerektiği her konuda beni yanında istiyor da benim siyasette hiç mi tecrübem, öngörüm yok?

“MHP BENİM BABAMIN PARTİSİ”

Kırgın değilim. Ben hala MHP’li milletvekiliyim. Devlet Bahçeli de hala benim genel başkanım. Hala Sayın Bahçeli’ye saygım var. Sayın Bahçeli beni seçimde listeye koymayabilir, genel başkan yardımcılığı görevinden de alabilir. Ama beni MHP’den atamaz. MHP benim babamın partisidir. MHP benim için tektir. Milliyetçi hareket her şeyimdir. Beni partiden atmaya kimsenin gücü yetmez.

DAVUTOĞLU İMA DAHİ ETMEDİ

Hiçbir yere transfer olmadım. Bir transfer teklifi de almadım. Allah var Sayın Davutoğlu’ndan böyle en ufak bir ima dahi olmadı. Benim Ak Parti ile bir anlaşmam yok. Bu bir koalisyon değil. Bana MHP milletvekili olarak Başbakan’dan bir yazı geldi. Ben de ona bir cevap yazdım.

KOSKOCA BAHÇELİ’YE YAKIŞIYOR MU?

Bu kadar hakaretamiz eleştirilerde bulunmak, asansörden ismimi silmek zavallı bir davranış değil mi? Koskoca Devlet Bahçeli’ye yakışıyor mu? Bahçeli açısından çok üzülüyorum. MHP açısından da Türkiye’nin beka sorunu varken, asansörden isim silmekle uğraşmak yakışıyor mu diye soruyorum. Ben o seviyeye inemem. Sayın Bahçeli ile 8 sene çalıştım, kötü bir şey söylemek istemem. Bizde bir atasözü vardır; öfkeyle kalkan zararla oturur. Bu öfke onlara fayda sağlamaz. Asansörden isimliği söktürmek acz ifadesidir.


BABAM GİBİ İDOLÜM ATATÜRK

Haşa yanlış anlaşılmasın kendimi onun yerine koyuyor ya da kıyaslıyor gibi algılanmasın ama padişah da Atatürk’ü azletmeye kalkmıştı. Ama padişahın bu girişimi ne Atatürk’ün değerini düşürdü ne de yaptığı görevi küçülttü. Rahmetli babam 1938 Harp Okulu mezunuydu. Babamın bütün siyasi hayatına baktığınızda idolü Atatürk’tür. Ben de Gazi Mustafa Kemal’i model alıyorum, hep aldım.

HDP İLE AYNI MASADA OLACAĞIM

(HDP’li hükümette yer alacak olması) Bu anayasal bir mecburiyettir. Hiçbir şey yapmayıp, sadece muhalefette durup HDP’lilerin olduğu bir hükümetin, varlık yokluk mücadelesi verilen bir dönemde ülkeyi yönetmesine izin mi verecektik? Oysa şimdi MHP’nin sorumlu bir üyesi olarak MGK’da yer alacağım. O masada, devletin aldığı kararların içerisinde olacağım.

BİR TEKME DE BEN Mİ VURSAYDIM?

Sayın Başbakan Başbakan Yardımcılığı teklifinde bulundu. MGK’da yer almak benim açımdan çok önemli. Türkiye uçurumun kenarına gelmiş, anarşi, terör azmış. Bir tekme de ben mi vursaydım? Ben Türk milliyetçisiyim. Bunu seyredecek değilim. Sonuna kadar mücadele ederim. Ben Türkeş’in oğluyum. Ben kim olduğumun bilincindeyim. PKK ile köklü bir mücadeleye girişildiği bir dönemde destek olmak görevdir. O gün Atatürk’ün şartları da öyleydi.

BABAM OLSA BAŞBAKAN YARDIMCISIYDI

Türkiye Cumhuriyeti, PKK ile tarihinin en büyük mücadelesi içine girdi. Böyle bir dönemde, elini taşın altına koymamak, milliyetçi hareketin ideallerini, görüşlerini sorumluluk mevkiinde bir insan olarak yansıtmamak doğru olur muydu? Rahmetli babam hayatta olsa, üstelik 80 vekille Meclis’te bulunsa, Başbakan Yardımcı olarak Başbakan’ın yanında oturur, ideallerini, politikalarını çatır çatır konuştururdu. Ben de onun oğluyum. Alnım aktır.

UTANMADAN ‘KIRMIZI PLAKA MERAKLISI’ DİYORLAR

Utanmadan “Kırmızı plaka meraklısı” diyorlar. Ben MHP’nin genel başkan yardımcısıyım. Parti bana makam arabası verdi. Bu arabayı 5 yılda 50 kere kullanmış mıyım söylesinler. İşi ucuzlatmak dışında bir işe yaramayan, milliyetçi hareket davasına büyük zarar veren bu ithamlar, ucuz politikalar, kendi trolleriyle yaptıkları saldırılar çok üzücüdür. Benim herhangi bir menfaat için bir talebim olabilir mi? Bunun tartışılmasını bile zûl sayarım. Siyaseten ne bir talebim vardır, ne de benden bir talepte bulunulmuştur. Ben hâlâ MHP’liyim ve hep öyle kalacağım.

SİYASİ İNTİHAR YAPTIM

Bir siyasi intihar da yaptım. Belki 2.5 ay sonra, hükümetin görev süresi bittiğinde siyasetten uzaklaşmış durumda da olacağım. Ama bu riskleri böyle dönemlerde almazsanız ne zaman alacaksınız? Bu hem anayasal zorunluluk hem de ülkenin geçtiği durumdan dolayı bir mecburiyettir. Üç hafta sonra belki beni listeye koymazlar. Ben de siyaseti bırakır köşeme çekilirim. Ben terörle mücadeleyi milli bir mesele olarak alıyorum. Aldığım tutuma yüzde 90 takdir mesajları aldım. MHP’li troller de eleştirdi ama bunlar yüzde 10’u bile geçmiyor.

PARTİ TÜRKEŞ ÇİZGİSİNDE DEĞİL

MHP’yi bırakmam söz konusu olamaz. MHP babamın partisi. Ben Türkeş çizgisini izliyorum. Parti bugün o çizgide değil. Alparslan Türkeş sağolsaydı Türkiye’de üç aydır hükümet vardı. 1976’da 3 milletvekili varken rahmetli Erbakan ile rahmetli Demirel arasında mekik dokudu, arada rahmetli Turhan Feyzioğlu hocayı koydu ve 1. MC’yi kurdurdu. Şimdi Türkeş’in kemiklerinin sızlamasından söz ediliyor. Kimin sızlattığı ortadadır.

Türkeş’in Başbakan Davutoğlu’na cevabı

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yazılı bakanlık teklifine Tuğrul Türkeş tarafından verilen yanıtın metni şöyle:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçici Bakanlar Kurulu’nu kurmak üzere Başbakan olarak atanmış bulunduğunuzu bildiren ve geçici Bakanlar Kurulu üyeliği için şahsıma bakanlık teklif ettiğiniz yazınızı aldım. Bugüne kadar her fırsatta dile getirdiğim önce ülkem ve milletim daha sonra partim ve ben anlayışı içerisinde ve yetiştiriliş tarzımda öğrendiğim devlet menfaatlerini her şeyin üzerinde tutmak bilinci ve anayasal bir yükümlülük olan böyle bir görevi üstlenmek gerektiğinin bilincindeyim. Teklifinizi kabul ettiğimi bilgilerinize arz ederim.”

Tekmanpost/

Advertisements

Alparslan Türkeş, oğlu Tuğrul’u anlatıyor…


a9869fcf-cb87-40d8-8dc6-c1b275b0802a

Alparslan Türkeş, oğlu Tuğrul’u anlatıyor…
Tuğrul Türkeş, MHP’nin kurucu lideri Alparslan Türkeş’in ilk eşinden olan 5.çocuğu. Alparslan Türkeş’le, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, aynı hapishanede 1 yıldan fazla süre birlikte kaldık. Uzun sohbetlerimiz sırasında, kendisinden, oğlu Tuğrul’u da dinlemiştim.

Oral-Çalışlar
oralcalislar@gmail.com

MHP milletvekili Tuğrul Türkeş; seçim hükümetinde görev almayı kabul ettiği için, gündemin ilk sırasındaki isimlerden birisi haline geldi. Kutuplaşmanın tırmanışını sürdürdüğü koşullarda MHP’den sert tepkiler alan Türkeş’in, yeni hükümette Başbakan Yardımcısı olarak görev alacağı söyleniyor.

Beşinci çocuk

Tuğrul Türkeş, MHP’nin kurucu lideri Alparslan Türkeş’in ilk eşinden olan 5.çocuğu. Alparslan Türkeş’le, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, aynı hapishanede 1 yıldan fazla süre birlikte kaldık. Uzun sohbetlerimiz sırasında, kendisinden, oğlu Tuğrul’u da dinlemiş, bu dinlediklerimi kaydetmiştim. (Liderler Hapishanesi, Everest yayınları.)

Tuğrul, babası cezaevindeyken, Sait Bilgiç’in kızıyla nişanlanmış; daha sonra, Celal Bayar’ın şahitlik ettiği bir törenle, evlenmişti.

Tuğrul’un nişanladığı akşam, Alparslan Türkeş tutukevindeydi, üzgündü. Oğlunun nişanında bulunamamak, onu sarsmıştı. O gece, tutukevindeki odasında, dertleştik: „Oral Bey yumuşama gerekirken baksanıza Ecevit’i de tutukladılar.(O gün eski Başbakanlardan Bülent Ecevit de tutuklanmıştı ve bizim kaldığımız Merkez Komutanlığı’ndaki Ordu Dil ve İstihbarat Okulu Tutukevi’ne getirilmişti.) Ben de çok sıkılıyorum. Bu akşam oğlum nişanlanıyor. Tek oğlumun nişanında bulunamıyorum. İnanın kalbim sıkışıyor.“

Türkeş’e, „Tuğrul tek oğlunuz mu?“ diye sorduğumda, ilk eşinden tek oğlu olduğu yanıtını verdi. İkinci eşinden de, bir oğlu olmuştu: „Nişanlanan oğlum beşinci çocuğum, dört kızdan sonra oldu. Aslında kız olmuş oğlan olmuş benim için fark etmez. Rahmetli eşime hep onu söylerdim. ‚Üzülme ben kızlardan memnunum‘ derdim.“

Dördüncü kız

MHP’nin kurucu lideri Türkeş, dördüncü kızının nasıl doğduğunu anlatırken, geçmişe yolculuk yapıyordu: „Üç kızdan sonra Ankara’da yüzbaşıyken eşim yeniden hamile kaldı. Eskiden Mevki Hastanesi (Ankara’da) karşıda Harbiye’nin yanındaydı. Eşimi oraya götürdüm. Epeyce sıkıntılar çekiyordu, hamile olduğunu anlayamadılar. Sıkıntıları devam edince Akay’da bir profesör vardı, nisaiye mütehassısı, ona gittik. O zamanın parasıyla 15 lira verdim, çok para. Profesör eşimin hamile olduğunu söyledi. Eşim çok üzüldü. Ben, ‚Üzülme Muzaffer ne yapalım‘ dedim. İstemedi ‚Aldıracağım‘ dedi.“ (…) „Tabii o zaman çocuk aldırmak çok zor. İstanbul’a gittik, tanıdık bir nisaiyeci eşimi doğuma ikna etti, işte dördüncü kızımız böyle oldu. “

Tuğrul’un göbek adı Deniz

„Oğluma hamile kaldığında 1954 yılıydı. İstanbul’daydık. Eşim, Allah rahmet eylesin çok kibar bir insandı… İnanın hiç kötü söz söylediğini hatırlamıyorum. Ancak oğluma hamile olduğunu öğrendiğimizde, doktordan dönerken, koluna girmek istedim, hiç böyle görmemiştim, ilk defa ‚kolumu bırak, bu iş başıma hep senin yüzünden geldi‘ diyerek bana kızgınlığını ifade etti.“

Tuğrul, dört kızdan sonra gelen ilk erkek evladıydı Alparslan Türkeş’in: „Oğlum ben evde yokken doğdu. Eşim sancılanınca (Kasımpaşa) Deniz Hastanesine kaldırmışlar. Orada doğum yapmış. Ben gittiğimde göbek adını Deniz koymuşlardı. Ben de ailenin isteği üzerine Yıldırım koydum.“

Böylece, Tuğrul’un üç adı olmuştu, Deniz Yıldırım Tuğrul Türkeş. Dört ablanın tek erkek kardeşiydi. Muzaffer Hanım’ın, son çocuğuydu:

„Ablaları bir erkek kardeşleri olunca o kadar sevindiler ki, onu annelerine hiç zahmet vermeden büyüttüler. Oğluma evlenmesini ben söyledim. Yaşı kemale erdi. Gezip tozuyor. Çeşitli kız arkadaşları oldu. Sıkıntılı da okudu. Hacettepe’de öğrenciydi. Onu ‚Sana gümüş mermi hazırladık‘ diye tehdit ediyorlarmış. ‚Oğlum vazgeç okuldan‘ dedim. ‚Ya seni kaybedersem, okumak mı önemli, can mı!‘ diye uyardım. Bu yüzden altı senede bitirebildi okulu. Kız arkadaşları olduğunda, ‚Oğlum yapma, kızlar arkadaşlık ederken evlenmeyi düşünürler‘ diyordum“

Devlet dergisi

Kaderin cilvesi; Tuğrul Türkeş, siyasete, „Devlet Dergisi“nde çalışarak başlamıştır. „Ben oğlumu hep hayata hazırlamaya çalıştım. Devlet diye bir dergimiz vardı. Sadi Somuncuoğlu derginin başındaydı. Sadi beye bizim oğlan burada çalışsın, 50 lira haftalık verin, parayı ben ödeyeceğim dedim. Lisedeyken yazları Devlet dergisinde çalışırdı. Bir keresinde İstanbul’da Vehbi Koç’tan rica ettim, onun fabrikasında çalıştı. ‚Benim oğlum olduğunu kimse bilmesin‘ diye de tembih ettim. Annesine ‚Çok yoruluyorum‘ diye dert yanıyormuş.“
Baba Alparslan Türkeş, Tuğrul’un nişan gecesinde, o zamanlar genç bir delikanlı olan oğlunu, böyle anlatmıştı. O zaman, Tuğrul 27 yaşındaydı. Aradan 34 yıl geçti. Alparslan Türkeş, artık aramızda değil. Türkeş’in iki eşinden olan oğullarından Ahmet bir dönem AK Parti’den, Tuğrul ise uzunca bir dönemdir MHP’den milletvekiliydi.

Mirasyedi mi?

Siyasi hayatımızdaki aşırı kutuplaşma; MHP’nin efsanevi, tartışılmaz lideri, „Başbuğ“u olan Alparslan Türkeş’in oğlunu da; kritik bir aşamada, „tepkilerin hedefi“ yapıyor… Hükümet içinde yer almayı kabul etmesi, ona „mirasyedi“ suçlaması yapılmasını da, beraberinde getiriyor.

Tuğrul Türkeş, „devleti hükümetsiz bırakmamak için bu kararı aldığını“, ifade ediyor. Bunu, „aşırı kutuplaşmaya karşı tarihi bir duruş“ olarak da değerlendirmek mümkün.

Öte yandan, MHP’nin seçim sonrası stratejisi, Türkeş’in hükümete girmeyi kabul etmesiyle, ciddi bir darbe aldı. Aynı şekilde bakanlık teklif edilen diğer milletvekili Kenan Tanrıkulu’nun da kendisini istifa etmek zorunda hissetmesi, MHP’yi zor durumda bıraktı. Bu nedenle ona MHP’den Türkeş’e yönelik tepkiler de aşırılık içeriyor.

Sonuç olarak, Tuğrul Türkeş, bir siyasi geleneğin önemli isimlerinden birisi. Yaptığı uzlaşma hamlesi de siyasette örnek bir davranış olarak etkisini hissettirecek. Çıkışının bir cesaret örneği olarak ele alınması da söz konusu.

Şimdi, Ülkücü Hareket, Tuğrul Türkeş için, „davadan döndü mü, dönmedi mi“ tartışması yapabilir, belki de kendi içinde…

Tarihin cilvesi…

Suphi Çınar’ın ölümüyle ilgili taziye masaji


Tekman’ da (Tatos’da) Bey aşiret lideri olan değerli dostumuz Suphi Çınar bey bugün öğlen saatlerinde – Erzurum’dan Tekmana giderken bir Trafik kazasi geçirerek– hakka yürüdü. Suphi Agabeyi senin vefatını şimdi büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayım, içim yandı, Ruhun şad, mekanın Cennet Olsun, hepimizin başı sağ olsun.
Merhuma Cenabi Allahtan rahmet niyaz eder; başta merhumun değerli ailesine, Tekman beg asiretine, dostlarına, yakınlarına ve tüm Tekman’lı hemşerilerime sabrı cemil niyaz ederim. Dünyadaki bu geçici hayata elveda deyip ölüme merhaba diyen ruhlara hep birlikte dua edelim.

Em ji XWEDA Hatine û Bêguman Dîsa Her Dê Vegerin Wî . Me wefata welatperwer, azadîxwaz û lehengê tekoşîna doza Kurdistanê, Siyasetwanê Kurd-Kurdistanî Birêz Suphi Çınar bi xemgînî bîhîstiye. Em ji XWEDAyê heq bi merhûm Birêz Suphi Çınar re rehmetê û ji malbat, rêheval, hezkiriyên wî û gelê Tatosan re jî sersaxiyê dixwazin.
XWEDÊ wî bi rehma xwe şad bike û cihê wî bike biheşt.
Kardeşin
Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Merhumun Ruhuna El fatiha : http://www.izlesene.com/liste/fatiha-suresi

Nami Kumbasar’ın vefatından dolayı Taziye Mesajı


Erzurum’un Pasinler ilçesinin Korucuk köyü sakinlerinden Hacı Nami Kumbasar’ın, 7 aydır tedavi gördüğü Kartal Ersoy Hastanesi’nde hayatını kaybettiğini bugün derin üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım.

Kendilerine Yezdâ-yı Müteal’den rahmet niyaz eder; başta ailesi ve tüm Korucuklular olmak üzere, dostlarına, yakınlarına ve Erzurumlulara sabr-ı cemil niyaz eder, Sevenlerine, yakınlarına ve tüm Korucuklulara taziyelerimi iletirim.

Em ji XWEDA Hatine û Bêguman Dîsa Her Dê Vegerin Wî. XWEDÊ wî bi rehma xwe şad bike û cihê wî bike biheşt.

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Lüxsemburg 28.8.2015

MHP Tuğrul Türkeş’i Linçe Başladı! Ağır Küfürler: Kaça Satıldın Hain, Dönek!


54808 MHP Tuğrul Türkeş’i Linçe Başladı! Ağır Küfürler: Kaça Satıldın Hain, Dönek!

MHP Tuğrul Türkeş’i Linçe Başladı! Ağır Küfürler: Kaça Satıldın Hain, Dönek!MHP Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Şefkat Çetin, Tuğrul Türkeş’e sert sözlerle yüklendi.

Şefkat Çetin, „Türkeş soyadına ve Türklük davasına kaça ihanet ettin? AKP-HDP hükümetine meşruiyet kazandırması amacıyla kaçak saray tarafından devşirilen Tuğrul Türkeş, Ülkücü Hareket’te şahsi bir karşılığı olmadığını çok kısa bir süre içerisinde anlayacaktır. Geçmişteki ATP girişimi ve DYP macerasından ders alsa, bir kere daha aynı hataya düşmez, Ülkücülerin rahmetli babasının hatırına kendisini affettiğini algılardı. Tuğrul Türkeş’in mirasyedi bir evlat olarak kendisini bir kere daha pazarlaması, milyonlarca Ülkücüyü hüzne boğmuştur“ dedi.
„AKP, MHP’NİN İÇİNE ARKA KAPIDAN SIZARAK DEVŞİRDİĞİ İSİMDEN KOALİSYON SÖZÜNÜ ÇOK ÖNCEDEN ALMIŞTIR“

Şefkat Çetin, „Seçimlerde tek başına hükümet yetkisi elinden alınmasına rağmen iktidarı paylaşmaya yanaşmayan AKP yöneticilerinin ve Saray’daki Sultan özentisinin gönüllerindeki hükümet modeli ortaya çıkmıştır. Türkiye’yi yeniden seçime götürecek hükümette kabak gibi ortaya çıkan AKP-HDP ortaklığı, transfer edilen devşirmeyle kamufle edilerek algı operasyonu tamamlanmıştır. Türkiye’nin yeni hükümeti AK-PKK ve devşirme ittifakıdır. Seçim hükümeti kurma çalışmalarını pazarlarda ucuza mal kapatan tüccarlara mahsus kıvraklıkla yürüten AKP’nin, Türkeş soy isminden başka bir kıymeti harbiyesi olmayan şahsı çok önceden tezgâhına düşürdüğü anlaşılmaktadır. AKP daha önce de bir başka Türkeş ismini ihanet projelerine perde olarak kullanmayı denemiş, ancak üzerine sinmiş bölücülük ve hırsızlık lekelerini gizleyememiştir. Türkiye’de iki aydır koalisyon kurulamamasının sebebi de böylelikle ortaya çıkmıştır. MHP’nin ileri sürdüğü dört şarta burun kıvıran AKP, MHP’nin içine arka kapıdan sızarak devşirdiği isimden koalisyon sözünü çok önceden almıştır. Böylesine kirlenmiş bir yapıyla ve üstelik bölücü ortaklarına rağmen gizlice görüşerek ahlaksız tekliflerini kabul eden Tuğrul Türkeş, Türk siyasetine yeni bir siyasetçi tipini kazandırmıştır. Belki siyasetçi alınır satılır ama MHP’nin herhangi bir siyasi parti değil, varlığını büyük Türk milletine adayan bir dava partisi olduğunu unutmuştur“ dedi.

buYWS_1440665150_119
„BU DÖNEKLİĞİ GÖSTEREN ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN SOY İSMİNİ TAŞIYORSA, DAVASINA İHANET ETMİŞ DEMEKTİR“

Şefkat Çetin, „Milliyetçi Ülkücü Hareket 46 yıllık şanlı mazisi boyunca Başbuğ Alparslan Türkeş’in meşalesini yaktığı kutlu Türklük davası yolunda sayısız mücadeleye girmiş, ulusal ve uluslararası bütün güç odaklarıyla boy ölçüşmüştür. Türk milletinin ve devletinin ebed-müddet yaşatılması uğruna ömrünü, canını, kanını sebil etmiş milyonlarca Müslüman Türk evladının gönül verdiği bu kutlu davanın yürüyüşü, her türlü şer odağına ve kahpeliğe rağmen yılmadan yıkılmadan devam etmiştir ve edecektir. Türkiye’de bugün saflar çok daha netleşmiştir. Bir tarafta yeni Türkiye, ikinci cumhuriyet ve demokratik cumhuriyet söylemlerinin ardına gizlenmiş Türk düşmanları saf tutmuştur. Milliyetçi Ülkücü Hareket ise milli üniter devlet yapısının ve Türklük davasının yegâne savunucusu olarak mücadelesini her cephede tek başına sürdürmektedir. Bugün Milliyetçi Hareket Partisi’ni satanlar, aslında milli bir davadan vazgeçerek gayrı milli cephenin hizmetine girmeyi göze almışlardır. Hele de bu dönekliği gösteren Alparslan Türkeş’in soy ismini taşıyorsa, hem davasına hem de Türkeş ismine ihanet etmiş demektir“ dedi.
„TÜRKEŞ İSMİ ANCAK MHP’DE VE ÜLKÜCÜ HAREKET’TE ANLAMLIDIR“

Şefkat Çetin, „Milliyetçi Ülkücü Hareket’in efsane Başbuğu Türkeş’in soyadını taşıyan bir ismin bölücülerin ortak olduğu bir hükümette geçici bakan olmak için davasını satmasını hiçbir Ülküdaşımız kabul etmez, hoş görmez. Bu davaya gönül verenler demezler mi bu ihaneti yapana: „Ey Tuğrul efendi, Başbuğumuzun emaneti dedik, yıllardır her türlü müptezelliğine, gidişlerine gelişlerine katlandık. Ama geçici bir bakanlık için davayı satana adam denir mi? Ülkücülüğünden taviz verenin şerefi kalır mı? Kapılarına gittiğin bu adamlar, ihanet projeleri için senin soy ismini kullanmak istiyorlar. Tayyip Erdoğan ve maskeli PKK’lılarla aynı safta yer alarak rahmetli Alparslan Türkeş’in kemiklerini sızlattığının farkında değil misin? Türkeş soyadına ve Türklük davasına kaça ihanet ettin? AKP-HDP hükümetine meşruiyet kazandırması amacıyla kaçak saray tarafından devşirilen Tuğrul Türkeş, Ülkücü Hareket’te şahsi bir karşılığı olmadığını çok kısa bir süre içerisinde anlayacaktır. Geçmişteki ATP girişimi ve DYP macerasından ders alsa, bir kere daha aynı hataya düşmez, Ülkücülerin rahmetli babasının hatırına kendisini affettiğini algılardı. Tuğrul Türkeş’in mirasyedi bir evlat olarak kendisini bir kere daha pazarlaması, milyonlarca Ülkücüyü hüzne boğmuştur. Türkeş soy ismi hepimiz için kutsaldır, saygıdeğerdir. Üstelik kurduğu davaya ve partiye ihanet edenler evlatları dahi olsa alıp götüremeyecekleri ölçüde büyük bir ismi vardır. Fakat Türkeş ismi ancak MHP’de ve Ülkücü Hareket’te anlamlıdır. Türkeş demek Türklük demektir, ağzına Türk ismini dahi alamayanlarla Türkeş ismini yan yana getirmek rahmetlinin misyonuna ve davasına en büyük hakarettir, ihanettir. Hem Tuğrul hem de kendisini Türklük düşmanlarının kullanımına sunan her kim varsa şunu iyi bilmelidir ki; Ülkücü ülküsünün, ilkelerinin, davasının adamıdır. Soyadı Türkeş de olsa, Tayyip’in yanına giden ancak kendi gövdesini götürecektir. Türkiye’yi tasfiyeden sorumlu bir siyasal yapıya can suyu vermek üzere koşturanlar, ihanetlerinin yanlarına kar kalmayacağından, er ya da geç bedel ödemekten kurtulamayacaklarından emin olsunlar. Milliyetçi Ülkücü Hareket’in şerefli neferleri, makam, mevki ve dünya nimetleri uğruna şerefsizlere hizmet etmek üzere davalarını satanların ihanetlerini asla affetmeyecektir“ dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, twitter hesabından açıklamalarda bulundu.


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, twitter hesabından açıklamalarda bulundu.
devlet_bahceli
MHP Lideri Bahçeli,“Vatan sabırdır; mirasyediler idrak edemez. Vatan yürek atışıdır; korkakların eline bırakılamaz. Vatan Türkiye’dir, Turan’dır asla bölünemez.“

Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde:
Hayırlı akşamlar.
Tarih turnusol kâğıdı gibidir; ihanetle sadakati tasnif etmekle kalmaz, geleceğin hafızasına nakleder. Bundan ders alınıyorsa mesele yoktur.
Talih sürprizlerle doludur; kimisine güler önünü açar, kimisine kapanır acı yüzünü aralar. Kazandığını zannederken kaybedenler bu yüzü görür.

Vatan bizim için hem tarih, hem talihtir. Vatan ancak hak eden, ancak layık olan gönüllerde namus timsali olur, dahası asıl zirvesine ulaşır
26 Ağustos 1071 Cuma günü, Malazgirt’te, aziz ecdadımız Sultan Alparslan liderliğinde üzerinde yaşadığımız topraklara vatan dedik Çok şükür!

944 yıl önce batıla karşı Hakk’ın yanında durduk; küfre karşı imanın şemsiyesi altında toplandık ve bu coğrafyaya vatan mührü vurduk.
Malazgirt’te yalnızca Bizans’la savaşmadık; sıradan, gelip geçici, saman alevi gibi yanıp sönen bir fütuhat hedefiyle de bulunmadık.
Hilal, helal ve hakikat için Malazgirt’te vatan duasına çıktık. Köhne Bizans’ın varlığında temerküz etmiş sahteliği, riyayı ve yalanı yıktık
Vatan davadır, dava ise inançtır, iddiadır, irfandır, iffettir. Bunlardan nasibini alamayanlar için vatan kuru bir toprak parçasıdır.
Vatan vefadır, vefa ise adamlıktır, Allah korkusudur, utanma duygusudur. Değerlerini menfaate tahvil etmişler için vatan boş bir hayaldir.

Unutmayınız; Hakkari vatandır, Şırnak vatandır, Diyarbakır vatandır; Cizre, Silopi, Yüksekova, Şemdinli vatana kanla zimmetli emanetlerdir.
Uyarıyorum; göçeceğimiz yer yok, gideceğimiz yer yok, vazgeçeceğimiz, hadi bunu da gözden çıkaralım diyeceğimiz bir toprağımız da yok.

Biz bu mukaddes ve aziz vatanda kiracı değiliz. Burası bizimdir, burası büyük milletimizin ebedi Türk vatanıdır. Herkes bunu bilsin.
Vatan sabırdır; mirasyediler idrak edemez. Vatan yürek atışıdır; korkakların eline bırakılamaz. Vatan Türkiye’dir, Turan’dır asla bölünemez.
Bize vatan hediye eden başta Sultan Alparslan olmak üzere, aziz ecdadımızı rahmetle, minnetle, şükranla yad ediyorum.
Allah bizi vatansız bırakmasın; milletimizi garip, düşkün, yersiz, yuvasız ve yarınsız koymasın.

Başbakan Davutoğlu’na açık mektup..


Ercan-Arslan
von Ercan Arslan
Sayın Başbakan’ım..

Sizi siyasi kimliğinizden çok daha evvel tarihçi, yazar ve akademisyen kimliği ile tanıyan ve hayranlıkla takip eden sevenlerinizden biriyim. Özellikle kitaplarınızı hıfzetmiş bir okurunuz olarak, tarihi ve dış politikayı ne kadar doğru okuduğunuza şehadet ettim. Hamdolsun Rabbime ki; ülke yönetimine sizin gibi gerçek bir vatanperver, bir alim ve siyaset uzmanını nasip etti.

Lakin, bugünkü noktaya gelinceye kadar geçen sürece dönüp baktığımız da, çok da müsterih olduğumuzu söyleyemem. Zira sizin ve sayın Cumhurbaşkanımızın ilkelerine ve hassasiyetlerine aykırı bir çok argumana şahit olduk Ak Parti’de. Sizi yakinen tanıyan hemen herkes aynı sükut-u hayali yaşadı. “Bu, Sayın Davutoğlu’nun işi değildir.. Bu işte başka bir iş var!” türünden düşünceler, sevenlerinizin ağzından dökülmeye başladı. Daha Ak Parti kurulmadan çok önce sizi tanıyan, size inanan sevenleriniz ve talebeleriniz, bugün de sizi seviyor ve size inanmaya devam ediyor.

Ancak, gerek kurmaylarınız düzeyinde, gerek teşkilatlar düzeyinde gözle görülen handikaplar var. Bu reddedilemeyecek derecede bariz bir hakikat olarak karşımızda duruyor. Bizim çıplak gözle gördüğümüzü, sizin görmemeniz, müşahade etmemeniz elbette mümkün değildir.

Talebeniz olma şerefine bile nail olamamış biri olarak, sizi uyarma hadsizliğine haiz biri değilim. Lakin, sizi seven bir kardeşiniz, bir vatandaşınız olarak düşüncelerimi paylaşmak isterim. 20 Haziran 2015 tarihli köşe yazımı, bu minvalde dikkatinize sunmak istiyorum. Sürç-ü lisan için affınıza sığınıyor, saygılarımı sunuyorum..

Ak Parti, ÖZAL sonrası ANAP gibi olur mu? (20 Haziran 2015)

Merhum Turgut ÖZAL siyasi kariyerinin zirvesindeyken, Cumhurbaşkanı oldu. Bunu fırsat bilen fitne fücur ordusu mikser gibi daldı ANAP’ın içine. Mesut Yılmaz’ı allayıp pullayıp ANAP’a genel başkan yaptılar. Sonrasında bol bol adam devşirdiler. Ekonomiyi felce uğratıp, ülkeye kan kusturdular. ANAP’ı artık merhum Özal bile tanıyamıyordu.

Özal’dan sonraki ilk seçimde dönemin kudretli partisi ANAP, büyük kan kaybına uğradı. Sonrasında, koalisyon hükümetlerinin küçük ortağı olmaktan öteye gidemedi. 28 Şubat’ın ve 2001 krizinin siyasi aktörleri olarak siyaset tarihinin kirli sayfalarında yerini aldı. Daha sonra baraj altında kalarak kayboldu gitti.

Dönemin en güçlü ve en kudretli partisi olan ANAP’ın 3 yıl içinde tükenip gideceğine, muhalefet partileri bile ihtimal vermezdi. Zira merhum Turgut ÖZAL dışında, o dönem hiçbir siyasi aktör halkın iradesine saygı duymuyordu. Türkiye halkının ferasetinin ve sandıktaki gücünün farkında değillerdi. Halkı istediği gibi yönlendirebileceklerini, halkın her şeyin farkında olmadığını sanıyorlardı.

Şimdi, olmaz olmaz demeyin sevgili Ak Partililer. 7 Haziran seçiminde halk ilk uyarısını yaptı. Bu şüphe götürmez gerçeği kimse inkar edemez. Eğer bu davanın kurucusu ve lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dava arkadaşları (başta Ahmet Davutoğlu) ellerine neşteri almazlarsa, büyük krize hazır olun derim. Özellikle büyük bir şımarıklık ve kibirle hareket eden bazı teşkilat mensuplarının ve paralelci kriptoların tespit edilip temizlenmesi lazım.

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere bu davaya gönül veren, baş koyan insanlar, ülkemizin büyümesi için ne emekler sarfettiler.. Ne bedeller ödediler.. Uykuya hasret, aileye hasret, tatile hasret oradan oraya koşturdular. Uzan pisliğini temizleyip attılar halkın sırtından. Faizleri indirdiler, dövizi frenlediler, Türk parasına ‘değer’ verdiler.

Yeni okullar, modern hastaneler, duble yollar, tüneller ve hava alanları yaptılar. Bunları yaparken Yargı darbeleri, medya darbeleri ve askeri darbe girişimlerini savuşturup ayakta durmaya çalıştılar. Bir gün dahi rahat yüzü görmediler. PKK terörü ile her safhada mücadele ettiler. Hatta paralel yapı ile PKK ortaklığının eseri olan Roboski tuzağına bile düştüler. Ama pes etmediler. Her şeye rağmen “Çözüm Süreci” dediler. Eski Türkiye’nin, potansiyel terörist ilan ettiği Doğu ve Güneydoğu halkını kucakladılar. Olağanüstü Hal uygulamasını kaldırdılar. Geçmiş dönemin ırkçı politikalarını ve bürokrasiyi bir bir ortadan kaldırmaya başladılar. ‘Eşit Vatandaşlık’ ilkesini en üst perdeden dillendirip, siyasette temsil hakkının yolunu açtılar.

Bölge halkı da bunlara kayıtsız kalmayıp, her türlü tehdit ve baskılara rağmen Ak Parti’nin yanında yer aldı. 7 Haziran seçimlerine kadar olan bütün seçimlerde oyunu Ak Parti’den yana kullandı. Özellikle Tayyip Erdoğan’a büyük bir muhabbet ve sevgiyle bağlandılar. Her şey çok iyi gidiyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil herkes, Ak Parti’nin 7 Haziranda da tulum çıkaracağına inanıyordu.

Aday listeleri açıklandığı andan itibaren deyim yerindeyse büyü bozuldu. O ana kadar Ak Parti’nin hiçbir icraatını sorgulamadan biat eden, teslimiyetle hizmet eden Doğu ve Güneydoğu halkı –amiyane tabirle Kürtler- homurdanmaya başladılar. Diyarbakır’da Abdurrahman Kurt gibi, Cuma İçten gibi önemli isimlerin liste kıyımına uğraması.. Savcı Sayan gibi gemileri yakıp, hem Doğan medyasına hem paralel örgüte tek başına savaşan bir fenomenin seçilemeyecek bir sıraya atılması..

Bursa, Antalya gibi 500 binin üzerinde Doğulu nüfusun yaşadığı yerlerde, listeye tek bir Doğu kökenli aday konulmaması.. Üstüne bir de bazı teşkilat mensuplarının kibirli ve şımarık tavırları da eklenince, sesler iyice yükselmeye başladı. Halen komünizm sevdasıyla yanan çakma Ak Partili ve ırkçı ‘dazlak’ların yönetimde olmasını da kabullenemeyenler, sandıkta uyarılarını yaptılar.

Hülasa; Ak Parti bu cerahatı temizlemeden seçime giderse yeni bir oy kaybı yaşaması kaçınılmazdır. Kimse hayal kurmasın ve kendini avutmasın; bu haliyle seçime gidip tek başına iktidar olunmaz. Yok “millet pişman olmuş da, yarın seçim olsa Ak Parti yüzde 50 oy alırmış da..” geçin bu şehir efsanelerini efendim..

Ak Parti vakit kaybetmeden hızla teşkilatları ve aday listelerini gözden geçirmelidir. Genel merkezdeki sorumsuz sorumlular başta olmak üzere, teşkilatlarda ki kriptoları ve embesilleri acilen tespit edip kökünü kurutmalıdır. Ak Parti’yi, ‘Mesut Yılmaz’ın ANAP’ına’ çevirmelerine izin verilmemelidir.

O zaman, ağız tadıyla seçime gidebiliriz..

ŞAKIRÊ DENGBÊJ


von Henifi TAŞKIN
AGAHIYÊN DI DERHEQÊ ŞAKIRO DE
şakiro
Min di temenê xwe yê biçûk de ji dengê Şakirê Dêngbêj hez dikir. Kalkê min Hecî Şêyx Sebrî teybek ji Apê min Hecî Remezan re di sala1975an ji hec anîbû. Bandên pirr dengbêjan hebûn û me li hemûyan guhdarî dikir. Ez dikarim bêjim ku dengê Şakir, ji yê Tahiro, Zahiro, Nûroyê Meter Celoyê Mele Merûf, Hecî Evdirrehmanê Perê, Adilê dengbêj û hvd. Xweştir bû. Dema ku Şakiro di teyba apê min de distira me xwe winda dikir. Ev hal ji bo min dibû xweşî û sebir. Dem borî û ez mezin bûm, min xwest ku ez stranê dengbêj Şakir tomar bikim. Paşê min bihîst ku mamoste Ayhan Meretowar jî li ser stran û jiyana Şakiro xebitiye. Me herduyan xebatên xwe kirin yek me ji navenda Nûbiharê re şand. Hê jî em li bendê ne da ku were çapkirin. Îcar em werin ser malbata Şakiro.

Ji malbata Şakir gelek kes li taxa Alpaslan a Panosê û li gundê Panosê Mele Îbrahîmê dijîn. Dostê min birêz Mizefer Cangirê -ku ji Mele Îbrahimê ye- di derbarê malbata Şakiro de pirr agahî da min. Bi riya telefonê bi endamên malbata Şakiro re xebar da û ew agahî ji min re vegotin .

Di nav gel de gotinên di derbarê dengbêj Şakiro de bê çevkanî ne. Ji devê xelkê hatine bihîstin. Ya rast a ku em dizanin ew e; ku me ji malbata wî pirsiye.

MALBATA WÎ

Kurapê Şakiro Qasim Arpacî dibêje: “Malbata me berî du û sê qirn ewil ji Kurdistana Îranê hatine Geliyê Zîlan û li wir bi cih bûne. Piştî komkujiya Geliyê Zîlan (1930) malbatên ku koçber bûn yek jî ji wan malbata me ye. Koçî Agirî yê kirine. Li vir mane. Çi ku ji Geliyê Zîlan hatine, Zilî bûye navê qebîla me. Yanî qebîla me Zilî ye.”

JI DAYIKBÛNA WÎ

Li gor qeydên nifûsê Şakir di sala 1935an de li gundê Navik/Ozanlar ji dayikbûye. Kurapê Şakir jî dibêje: Zêtika, warê ji dayikbunê ye. Ji Zetika mal barkirine çûne gundeki girêdayî bi navenda Agirî yê. Navê bavê wî Bedîh e. Navê dayika wî Dilê ye. Navê kalkê wî Mihê ye. Dema ku zagona paşnavan derket, paşnavê malbata Şakir bûye Deniz. Ango em dikarin bêjin, Şakir kurê Bedîh, bû Şakir Denîz.

ZAROKATIYA WÎ

Malbata Şakiro ji Agirî yê di sala 1943-44 mala xwe bardikin, tê ne gundê Dutaxê Bado. Ev gund 30 km durî Dutaxê ye, nêzî gundê Cemalwêrdî ye. Şakir wê demê heşt-neh salî bûye.Gundê ku Şakiro lê dijiya dikete nava Hêrêma Intabê. Wisa tê hizirkirin ku Şakiro wek hemû zarokê jiyana xwe di nava kar û barên rêncberiyê de borandî ye. Di zivistanên Kurdistanê yên dûr û dirêj de di odan de di nava dengbêj û çîrokbêjan de maye. Ji aliyê perwerdehî yê de Dengbêj Şakiro, nexwendî ye. Lê xwendin û nivîsandin fêr bûye.

Li gundê ku dengbêjê Şakir lê mezin dibe ango li Bedo, şagirtekî dengbêjê navdar yê Evdalê Zeynikê hebûye. Navê wî, Bedîhê Kor bûye. Bi navê din, “ Bedîhê Hemîd”. Ev Dengbêjekî binav û deng bû ye. Dengbêj Şakir, dibe şagirtê wî Dengbêjî. Li cem Dengbêj Bedîhê Kor dest bi dengbêjiyê dike.

CIWANIYA WÎ

Di dema dengbêjiya xwe de, dilê wî dikeve keçeke cînarê wan. Navê qîzikê Esmer bûye. Keçikê ji Şakir re dixwazin; lêbelê bavê keçikê wê nade Şakir, ji ber ku ew û bavê Şakiro neyarê hev bûne. Keçikê didin yekî din. Şakir jî dibe bengiyê vê keçikê û kilaman davêje ser xwe û wê.

“ Lê lê esmer heyran min û te xêr nedî

Di kavilê gunda da ji te ji xwe ax lo ji wî dilî

Xwedê rebî bejna Esmera Şukrî

Bînbaşiya qîzan û bûka

Fenanî rihanê di wargê Mala Ereb Axa da

Bi gulê û sosinê bi piltanê ra de we didît û lê dixemilî”

Şakir, ku dibe 15- 16 salî, bavê wî mala xwe ji gundê Bado bar dike, diçe Milazgirê gundê Toraqa li wir dijîn (1951/2). Wê demê Şakir bi Dengbêj Ferzê re hevnas dibe. Şakiro şêwaza Ferzê jî di stranên xwe de bikartîne. Dengbêj Ferzê şagirtê Evdulkerîmê Kuştiya bûye. Evdulkerîmê Kuştiya jî hevdemê Evdalê Zeynikê bûye. Bi wî awayî Şakirê Dengbêj di bin bandora Evdalê Zeynikê de ma ye. Di 20 saliya xweda Şakir li Sêwazê eskerî kirye. Di sala 1952an de hetanî sala 1959an li gundê Toraqa dijî. Şakir li vir jî denbêjî û şairtiya xwe didomîne. Li vî gundî nav û dengê denbêjtiya Şakir li welatê serhedê belav dibe. Şakiro di sala 1951an de bi Dilber Xanimê re zewiciye; jina Şakir ya yekemîn e ku ji eşîra Sîpkan e. Diya Feyzî ye. Feyzî niha li bajarê Îzmirê dijî.

Piştra di sala 1960an da Şakir mala xwe bardike diçe wilayeta Edene yê, li taxa Mirzaçelebi dimîne. Heft sala li Edeneyê dimîne. Li Edeneyê jineke bi mêr dibe aşiqê dengê Şakir mêrê jinikê jinikê berdide Şakiro wê jinikê jî tîne ser hewiyê. Paşê careke din mala xwe barde diçe Milazgirê gundê Toraqa. Du salan li Toraqa dimîne, dû re Şakiro hemşîrekê jî dixwaze dibe sê jinê wî, ji her jinekê kurekî heye. Ji bilî Feyziyê kurê wî yên din çûne Almanya yê û li wir dijîn.

Di sala 1969an de tê ye Qereyaziyê. 17 sala li Qereyaziyê dimîne. Ji vir jî di 15 çiriya pêşîn 1986an de diçe Enqere yê. Li taxa Dikmenê dimîe. Nêzî salekê li Enqereyê dime (1986-1987) piştre di 2 Tîrmeh 1987an de ji Enqereyê bar dike û diçe Îzmir Qonaxê taxa Torosê, li vir dijîn (1987-1996). Heta dawiya emrê xwe li Îzmîrê dimîne. Lêbelê ev jiyana jîyaneke bi kavilî bû.

MIRINA WÎ Û CIHÊ TIRBA WÎ

Kurapê Şakiro Qasim Arpaci dibêje: Şakir dema ku tê Îzmîrê ji gurçika xwe nexweş dikeve, baş nebe, wefat dike. Şakiro 6 Gulanê 1996an de diçe ser dilovaniya xwe. Tirba rihmetî li Altindaxa Bucaya İzmirê, li qebristana merkezê pişt mizgeftê ye. Xwedê rehma xwe lê ke. Tirba wî bilind û pêşçav tê xweyakirin, navê vî li ser e. Li xerîbiyê û xerîbistanê, dûrî axa bav û kalan, li ser kêlikê Şakir wiha nivîsiye: “Ji şairê şerqê Şakirê kurê Bedih Axa (1935-1996).”hezar hezar rehmet li te be şahê denbêja.

XEBAT U XIZMETÊN Wİ

Bêguman gelek kilamên ku hatine guhê dengbêjhezan, ji kana hunera wî hatine. Bi gotina pîr û navsereyan “li welatê Serhedê”, li welatên din ê Kurdistanê, çi dengbêjî, dengbêjî kiribe, bêguman sûd wergirtiye ji berhemên wî. Dengbêj Şakiro, kedeke mezin daye edebiyata devkî ya kurdî. Eger em mîrateya Dengbêj Evdalê Zeynikê û Dengbêj Reso Kopa daynin aliyekî, dîsa hunera Dengbêj Şakiro, mîna çiyayekî bilind ku xwe dide rû çiyayên mezin dixuyê. Her çendî kana wî ya hunermendiyê û şairiyê digihîje şairê efsanewî Dengbêj Evdalê Zeynikê jî, dibe ku em şairtiya wî ya xweser jî qebûl bikin. Nebe nebe, em bi vî çavî jî dikarin lê binihêrin. Vî ciwamêrî, gelek helbestên ferdî, civakî û gelêrî ku tenê devkî bû ne, bi nefesa xwe, tomarî bandan kiriye li malan heta derengiya şevê. Bûye pireke antolojîk bo edebiyata devkî. Rist û rola wî ne weke ya Dengbêj Reso ye. Digel ku nêztirîn dengbêjê Evdalê Zeynikê ew e. Mîna Dengbêj Şakiroyê Bedîh tu dengbêjekî berhem negihandine dema me.

NAV Û DENGÊ WÎ

Nav û dengê Şakiroyê Bedih, belavî welatê me tevi bûye. Çi qas dengbêjên vî welatî hene hemû, bi nav û dengê wî hesiyane. Haya gişkan ji huner û terzê wî heye. Gelê herêma Serhedê çawan bi kilamên wî radibûn û rûdiniştin wisa jî herêma Xerzan, Botan û Bişêrî jî bi dilekî xweş lê guhdarî dikirin/dikin.

Her çiqas radyoyan dengê vî dengbêjî ranedigihand guhdaran jî, bi derketina teyban re, kesê xwedî derfet, sirf ji bona dengê vî dengbêjê navdar, teyb amade dikirin, kar û barê xwe dikirin, ji mala xwe radibûn, rast berê xwe didan mala wî. Dihatin li mala Dengbêj Şakiro rûdiniştin, bi hurmeteke mezin, teyba xwe datanîn, daxwaza kilaman jê dikirin. Wî jî qet xwe paşde nedida. Xwesteka wan, heta jê bihata, bi dilekî xweş dianî cih û dest bi stranê dikir. Bandê wan, digel ezimandina mêvandariya birûmet, dadigirt û ew qaîl dikirin. Carcaran ev kesên bona vî awayî dihatin, li mala wî bi serî li hev diqelibîn. Mala wî dibû studyo.

BERHEMÊN KU WÎ GOTINE

Dema komkirina stranên ku gotine me çawa bihistiye Şakiro 850 sitran gotine. Lê belê ji vana ê ku me tomarkirine 163 kilam in. Evan stranan ku evîn in, lawêj in, lirîk in, dîrokî ne, civakî ne , bengîbûn e, epîk in, ferdî ne, olî ne.

Hanifi TAŞKIN

Wan 2014

LAWIKO

Kuro de lo lawiko lawikê min ji malê siwar bû

Siwarê bozekiî jê delalî ha ji di delalî hey lê lê

Îro ji êvara Xwedê da ajotê ser me de cerda

Erebê Ûnisê jê bidine mewalî

Terş û talanê min gulîbirrê derbas kiriye xîmê binê beriya tew re jêrîn beriya wî walî

Herçî kesê ku here bi lawikê min î cindî re

Vê sibengê peşiya terş û talanê mala bavê min rebena Xwedê vegerîne

Ez ê pêşkêş bikimê cotê kihêlê mala bavê xwe gulîbirrê pêsîrî bi rext e wa serî bi rişm e

Eger qaîl bî jixwe qaîl bî gava qaîl nebû

Pêşkêş bikimê cotê zermemikê pale jê dipurkilî xalxalî

Hey lê hey lê

De lo lo lawiko hewû gidiyo dîsa ez bi te re

Hey lê lê

Ahû ahû

Kuro lawiko lawikê min siwar e

Siwarê bozeki jê delalî hew û rebenê ez ê bi te re hey lê lê

Îro ji êvara Xwedê da ajotî ser me cerda

Erebî Ûnisê jê di ker e

Gujînê topan û riman û tivingan e ser serê

Lawikê min te re tê dizivire gidîno vediger e

Bawer bike qelebalix e yeqîn şer e

Herçî kesê ku here pêşiya terş û talanê

Mala bavê min rebenê bi lawikê min re vegerîne

Ez ê pêşkêş bikimê cotê kihêlê mala bavê xwe rebenê pêsîrî bi rext e serî wa bi rişm e

Eger pê qaîl bî jixwe qaîl bî gava pê qaîl nebû

Pêşkêş bikimê cotê zermemikê xwe yê pale jê dipukirî gelo jê di topê gilover e

Lawiko de bajo dîsa wa ez bi te re

hey lo lo

Kürt gençlerden Erdoğan‘a mektup


Kürt gençler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir mektup yazdılar.

362451

Kürt gençler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yazdıkları mektupta, „Fedakarlıklarınızın şahidiyiz. Baskılara rağmen haykırıyoruz: Kürtler ve Türkler kardeştir“ ifadelerine yer verdi.

Kürt kökenli gençler, bir internet sitesi üzerinden „Edi Bese (Artık Yeter)“ adıyla başlattıkları imza kampanyasının ardından, bu kez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslerini duyurmak için mektup yazdı.

Kurduğu „www.edibese.org“ adlı internet sitesi üzerinden imza kampanyasını başlatan Emrah İnanç, AA muhabirine kaleme aldıkları mektup hakkında bilgi verdi.

BİZLER BARIŞTAN YANAYIZ
Mektubun, „Sayın Cumhurbaşkanımız, bizler, barıştan, kardeşlikten, huzur ve birliktelikten yana tavır almış Kürt gençleriyiz“ sözleriyle başladığını belirten İnanç, mektubun şöyle devam ettiğini belirtti:

„Bizler, bu vatanı öz yurdu, ay yıldızlı şanlı bayrağı şerefi ve namusu olarak kabullenmiş, ülkenin bütünlüğüne kastetmiş teröristlerin ihanetine tanıklık eden, ‘halkımız adına’ halkımıza zulmeden terör örgütünün zulmüne maruz kalmış gençleriz. Kürt gençleri olarak, çocukluğu barut kokusu sinmemiş, rengarenk çiçekler ile bezenmiş dağ eteklerinde, yeşil bahçelerde, parklarda oyun oynayarak geçen, gençliğini, geleceğini, kariyerini, eğitimini bilgi ile dolduran mutlu insanlar yeni nesiller olsun istiyoruz.

EDİ BESE – ASRTIK YETER DİYORZ

Sizin ve bu milletin hayali olan Yeni Türkiye’nin bir parçası olarak bu ülkede huzurla yaşamak isteyen Kürt gençleri olarak, Kürt gençliğine terör ve ölümden başka bir şey vadetmeyenlere ‚edi bese-artık yeter‘ diyoruz.“

İnanç, mektupta çeyrek asırdan daha fazla bir süredir Türk ve Kürt halklarına karşı hain saldırılar düzenleyen terör örgütlerinin ve diğer yapılanmaların da en büyük mağdurunun Kürt gençleri olduğunun vurgulandığını söyledi.

CANIMIZI FEDA ETMEYE HAZIRIZ
İnanç, mektupta yer alan ifadeleri şöyle aktardı:

„Dün olduğu gibi bugün de talihsiz yüzyılımızın acı feryadı ülkemizi ve ümmet-i İslam’ı sarmış bulunuyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beridir, hainlerle süren savaşımızda, bu vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz gibi vatan ve millet sevdalısı asil bir Kürt gençliğinin de bu uğurda canlarını feda etmeye hazır olduğunu bilmenizi isteriz. Bir hilal uğruna gözünü kırpmadan canını feda eden yiğitler gibi binlerce hatta yüz binlerce Kürt genci kardeşlik, birlik ve beraberlik için, şanlı bayrağımızın korkusuzca dalgalanması için üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye hazırdır.“

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın „Biz çözüm için her yola başvururuz“, „Baldıran zehrini içmekse, biz o baldıran zehrini içeriz, yeter ki bu ülkeye huzur gelsin“ sözlerinin hatırlatıldığını belirten İnanç, mektupta şu ifadelere de yer verildiğini aktardı:

„Bu ülkede kardeşlik hukukunu siz başlattınız. İnsan haklarına saygı, demokrasi, özgürlükler için her türlü engellemelere rağmen siz mücadele verdiniz. Anadilde 24 saat yayın yapan devlet televizyonu, Kürtçe seçmeli ders olmasını, yerleşim yerlerine Kürtçe adların geri iadesini, en büyük teşviklerin bölgeye verilmesini siz sağladınız. Biz bu coğrafyanın gençleri olarak, sizin Kürt kardeşleriniz için yapmış olduğunuz fedakarlıkların şahidiyiz ve üzerimize gelen tüm baskılara, tehditlere rağmen yüksek sesle haykırıyoruz: Kürtler ve Türkler kardeştir. Hiçbir oyunun bizim kardeşliğimize halel getirmesine izin vermeyeceğiz. Bizler Kürt gençleri olarak, yüzyıl önce oynanan oyunların tekrar sahneye koyulduğunun farkındayız ve açık yüreklilikle söylüyoruz: Sizi Abdülhamit Han’ın yalnızlığına bırakmayacağız.“

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terör sorununa karşı tüm engellemelere rağmen en somut ve samimi adımları attığının vurgulandığı mektupta, şunlar belirtildi:

„Sizin cesur ve kararlı çabalarınıza rağmen her fırsatta Çözüm Süreci’ni baltalamaya çalışanlar, bizlerin hayatlarını hiçe sayanlar bugün yine aynı riyakarlık ve ihanetle ülkeyi ateşe atma derdindeler. İnanıyoruz ki ateşin İbrahim’i yakmadığı gibi, bıçağın İsmail’i kesmediği, balığın Yunus’u yutmadığı gibi tüm hain emeller ve planlar boşa çıkacak ve terörün fitne ateşi bu milleti yakmaya muvaffak olamayacaktır. Biz Kürt gençlerinin hayatlarını hiçe sayarak, çocuk yaştakilerin eline silah ve molotofkokteyli verip, Batı’nın finansal ve fitnesel gücünü arkasına alarak ülkemizde ve yaşadığımız bölgelerde fitne duvarları örmeye kalkışan; dinimiz, mezhebimiz ve meşrebimiz ile uyuşmayan bu ihanet sarmalına vatan sevdalısı Müslüman Kürtler olarak müsaade etmeyeceğiz.“

Bugüne dek Kürt gençleri için bir tek olumlu adım atmayıp, onları hep ön saflarda ölüme ve eyleme yollayan yapılanmaların Kürt halklarının haklarını temsil etmediklerinin vurgulandığı mektupta, şunlar kaydedildi:

BEDENLERİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMAYA HAZIRIZ
„Düğünlerde havai fişek patlatıldığında bile yüreği ağzına gelen annelerimizin gözyaşı dinsin diye, oğlu askerde olan ve her çalan telefonda yüreği ağzına gelen vakarlı anne-babalarımız için ‚edi bese-artık yeter‘ diyoruz. Baldıran zehri içerek hiçbir tehdide boyun eğmeden çıktığınız bu yolda bizler de ülkenin huzur ve birlikteliği için sadece elimizi değil bedenlerimizi de taşın altına koyarak, ‚edi bese-artık yeter‘ diyoruz.

Türk, Kürt, Laz, Çerkez kim olursa olsun, birlikte yaşadığımız tüm kardeş halkların teröre karşı ‚edi bese-artık yeter‘ demesini istiyoruz. Hayatının baharında yitip giden tüm canlar için, yetim kalan çocuklar gözü yaşlı aileler için ‚edi bese-artık yeter‘ diyoruz.“

Tekmanpost / Tatos

Cumhurbaşkanı son noktayı koydu


Cumhurbaşkanı son noktayı koydu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin tekrar bir seçime doğru gittiğini söyledi. Erdoğan, “Ufukları Beştepe ile uğraşmanın ötesine geçmeyenlerin milletimizin derdine derman olması mümkün değil. Zaten Beştepe’nin adresini bilmeyenlerle de bizim vakit geçirecek zamanımız yok” dedi.
resized_7d13f-0fa0zaq
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 9. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hükümet kurma sürecine noktayı koydu ve tekrar bir seçime doğru hızla gidildiğini söyledi. Erdoğan, özetle şunları söyledi:
Hükümet kurma çalışmalarından sonuç alınamadığı için Türkiye henüz yeni hükümetine kavuşamadı. Bu durumda çözümün yine millet iradesinde aranması gerekir. Bu süreci Anayasa’da belirtilen sınırlar çerçevesinde yürüttüm, yürütüyorum. Türkiye’nin önünde hükümet kurma sorunu var. Ama ülkemizde bir kesim gece gündüz şahsımı tartışıyor.

BEYHUDE UĞRAŞIYORLAR
Görev verdiğim Sayın Başbakan kendilerini ziyaret etti, dolaştı, bir netice yok. Kendi başarısızlıklarının faturasını şahsıma ve bulunduğum makama keserek sorumluluklarını unutturmaya çalışanlar beyhude uğraşıyor. Siyaset işi gücü bırakıp Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla ailesiyle uğraşmak değildir. Kalkıp benim evladıma, ismiyle ‚Bilal’i ver, iktidarı al‘. Bu ne çirkin yaklaşımdır, sen ne biçim siyasetçisin?

İLHAMIMIZI HAKTAN ALDIK
Eğer oğlumun yaptığı bir yanlış, yolsuzluk varsa buna hesabı soracak olan yargıdır. Sen benim evladımla ilgili iktidar bağlantısını nasıl kurarsın, nasıl böyle bir hakareti, saygısızlığı yaparsın? Ama evladı olmayanların böyle bir saygısızlığı yapmasından daha başka bir şey de olmaz. Bunlar aile, evlat nedir bilmez. Biz ilhamımızı ne Mussolini’den ne Hitler’den aldık, biz haktan ve halktan aldık, öyle gördük.

KAYBEDECEK ZAMANIMIZ YOK
Hükümet kurma çalışmaları halkımın kabullenmekte zorlanacağı bir yola gidiyorsa, vebalinin kimde olduğunu halkım çok iyi görüyor ve bedelini de ödetecektir. Ufukları Beştepe ile uğraşmanın ötesine geçemeyenlerin milletimizin derdine derman olma ümidi verebilmesi mümkün değildir. Zaten Beştepe’nin adresini bilmeyenlerle de bizim vakit geçirecek zamanımız yok.

DERTLERİNİ MİLLETE ANLATSINLAR
Siyaseti ilkokul müsameresi düzeyinde yürütenlerin Türkiye’nin meselelerini kavrayabilmesi ve çözüm getirmesi mümkün değil. Bu durumdan üzüntü duyuyorum. Halep oradaysa arşın burada. İşte tekrar bir seçime doğru hızla gidiyoruz. Gereksiz polemiklere yol açmamak için cevap vermekten imtina ettiğim, zırvalarını tekrarlamaktan başka bir iş bilmeyenler dertlerini seçimde millete anlatacaklardır.

BEŞTEPE’YE GİTMEM DEDİ
7 Haziran seçimleri bitti, kürsüye çıktılar, ‚Hodri meydan erken seçim‘ dediler. Şimdi istemiyorlar. Öbürü çıktı, ‚Şununla yapmam‘ dedi, şimdi ‚Yaparım.‘ Öbürü çıktı, ‚Beştepe’ye gitmem‘ dedi, şimdi ‚Beştepe’ye gidebilir‘ demeye başladılar. Bu ne menem iş? Hani derler ya, ‚Baba bir hırsız yakaladım. Oğlum getir. Gelmiyor baba. Bırak gitsin. Gitmiyor baba.‘ Bunların durumu da böyle.

KURDUNUZ DA ELİNİZE Mİ VURDUK
Sonra da çıkıp ‚Cumhurbaşkanı hükümet kurulmasını engelliyor‘ diyorlar. Siz, şartları sağlayıp geldiniz de Cumhurbaşkanı sizi kapıdan mı kovdu? Hükümet kurmak için anlaştınız da Cumhurbaşkanı elinize mi vurdu? Anayasa’da belirtilen süreçleri işletme dışında bu konuya hiçbir müdahalem olmadı. Elbette görüşümü soran olduğunda fikrimi söylerim. Bunun için de bana izni millet verdi.
Bu bir sistem değişimi

Erdoğan, muhalefetin, kendisinin Türkiye’de yönetim sisteminin değiştiği yönündeki ifadesini dillerine doladığını belirterek artık cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiğini söyledi. Bu değişikliğin ilk uygulamasının 10 Ağustos 2014’te gerçekleştiğini hatırlatan Erdoğan, “Burada darbeden değil Meclis kararı ile ve millet iradesiyle köklü bir değişim söz konusudur. Türkiye tarihinde ilk defa Meclis ve millet iradesiyle kendisine yeni bir yönetim modeli oluşturmuyor mu? Oluşturuyor. Anayasa literatürü ortadadır. Herkes açıp bakabilir. Bu bir sistem değişikliğidir. Bu açık gerçeği dahi idrak etmekte zorlananların ülkenin diğer meselelerine çözüm bulabilecekleri konusunda çok ciddi tereddütlerim olduğunu ifade etmek durumundayım“ dedi.

Açıkça gaflet ve ihanet içindeler
HDP’nin aldığı oyları demokrasiye değil teröre alan açmak için kullandığını belirten Erdoğan, “Bunun hesabını millete de adalete de verecekler. Gelinen noktada örgüte değil, devlete silah susturma çağrısı yapanlar da apaçık bir gaflet ve hatta ihanet içindedir. Devletin güvenlik gücü silah bırakır mı? Terörist silahı bırakacak. Sadece bırakmayacak betona gömecek ve bu da tespit edilecek. Şimdi çıkmış, bunlar uyanık ya ne diyor ‚Silahlar sussun.‘ Sakın bu oyuna gelmeyin. Ne demek ’silah sussun?‘ Silahı bırakıp betonla gömeceksin. Bak dünyada terör örgütlerine böyle yapıldı. Ya teslim ya da bu ülkeyi terk. Çünkü bunlar bu ülkeye yakışmıyor“ diye konuştu. Erdoğan, terör örgütünün ve güdümündeki partinin ortaya çıkan güzel iklimi yalanla, kurnazlıkla, şımarıklıkla zehirlediğini ve tercihini şiddetten ve baskıdan yana kullandığını söyledi. Erdoğan, “Dün devletin şiddetinden, baskısından şikayet edenler bugün demokrasi ve özgürlük ortamını istismar ederek aynı yöntemlere kendileri tevessül ediyorlar. Bir tercih var ‚Ben devletimin yanındayım‘ veya ‚terör örgütünün yanındayım.‘ Bu tercihi yapacağız. Öleceksek bir kere ölelim ama adam gibi ölelim. Bir köyde, bir kasabada, bir ilçede eğer teröristler halkın arasına karışarak rahatça hareket edebiliyorsa burada bölge insanı da üzerine düşeni yapmıyor demektir“ dedi.
Muhtarları tehdit ettiler
resized_c4e4d-2592muhtar
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Erzincan, Hakkari, Iğdır, Malatya, Muş, Tunceli, Batman, Şanlıurfa ve Ankara’dan gelen muhtarlarla gerçekleştirilen toplantıya, bazı muhtarların gelmek istediği halde aldıkları tehditler nedeniyle gelemediğini söyledi. Erdoğan, “Bütün bu ayrımlar kalkmasına rağmen hala bu ülkede bu fidanlarımızın öldürülmesinin, şehit edilmesinin sebebi nedir? Bunlar ülkemizi bölmenin gayreti içindeler. Bunlara karşı ortak mücadeleyi sürdürmek için sizlerle bir aradayız. Biz emri dağdan değil Hakk’tan ve halktan aldık“ diye konuştu.

Belhüm adal güruhu
Terör örgütüne ses çıkarmayan aydınlara da tepki gösteren Erdoğan, “Bu ihanete destek olan sözde aydın güruhu, köşe yazarları, yaşanan her ölümün, dökülen her göz yaşının sorumluluğuna ortaktır. Bunlar ihanet içindedirGörevinin başında olan insanları hunharca öldüren teröristlere tek çift söz söylemeyip, bu teröristleri etkisiz hale getiren güvenlik güçlerine saldıranların yeri, alçaklık çukurunun en dibidir. Milletin, masum insanların ölümünü dahi kendi sapkın ideolojileri için kullanmaktan geri durmayan bu ‚belhüm adal‘ (hayvandan da aşağı) güruhuna hak ettiği dersi mutlaka verecektir“ dedi.

Sıkıyönetim çıkışı
Tüm koalisyon tekliflerine karşı çıkan MHP lideri Devlet Bahçeli, seçimin Türkiye gündeminden çıkarılması gerektiğini belirterek Doğu ve Güneydoğu’da sıkı yönetim ilan edilmesini istedi. Yazılı bir acıklama yaparak Milli Güvenlik Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağıran Bahçeli, “Milli Güvenlik Kurulu olağanüstü toplanmalıdır. Şiddet manzaralarının olduğu il ve ilçeleri de kapsayacak ölçüde ülkemizin bir bölümünü mutlaka sıkıyönetim tedbirleriyle emniyete almak zorunludur“ dedi.

CHP de yokum dedi
MHP’den sonra CHP da olası bir seçim hükümetire üye vermeyeceğini açıkladı. Parti Genel Merkezi’nde soruları cevaplandıran CHP Sözcüsü Haluk Koç, „CHP, normal demokratik teamüller gereği, kalan süre içinde hükümet kurma görevini almayı beklemektedir. Eğer bu verilmez ise bir yetki gasbı olduğunu da açıkça ifade etmektir. Eğer CHP böyle bir teklifi kabul edecek olsa, AKP’nin CHP’ye yaptığı teklifi kabul ederdi. Onun için CHP’nin böylesi bir hükümette yer alması söz konusu değildir“ dedi.

Kabine seçimi ele aldı
Bakanlar Kurulu dün Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Çankaya Köşkü’nde toplantı 4 saat 10 dakika sürdü. Toplantının gündeminde, son dönemde özellikle Doğu ve Güneydoğu’da artan terör olayları, erken seçim ve seçim güvenliği ele alındı. Toplantıda, İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk’ün İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan durum raporuna ilişkin sunum yaptı. Davutoğlu 40 gün süren koalisyon arayışları konusunda da kabineyi bilgilendirdi.