Just another WordPress.com site

th
von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Bugünkü makalemde Erzurum ve Tekman’daki son siyasi hadiseleri ve Nepal’de yaşanan deprem felaketini ele almak istiyorum.

Ayrıca geçenlerde AK Parti Erzurum Milletvekili Adayı ve arkadaşım Sayın Av. Abdurrahim Fırat’ın seçim çalışmaları çerçevesinde Tekman’da ilçe halkı ve esnafa yaptığı ziyaret esnasında bir grup tarafından saldırıya uğramasını; hukuka, demokrasiye, Kürt ve Türk halkına, insan hak ve özgürlüklerine karşı yapılan bir saldırı olarak nitelendiriyorum. Bu saldırı her kim tarafından yaptırılmış olursa olsun, saldırının arkasındaki paralel derin yapı bilmelidir ki, bu kışkırtıcı saldırının Kürt halkına ve Tekman ’lılara bir faydası yoktur. Hiçbir zaman korku ve şantaj üzerinden insanlardan oy alınmaz. Oy almak için insanlarımıza lütfen dürüst davranın.

Yakın tarihimiz Kürt halkının kendi öz gücüyle yeniden ayağa kalkışının görkemli direnişine tanıklık etmiştir. Dolayısıyla ben kısır mikrofon siyasetçiliğini alkışlayacak köle ruhlu insan değilim. ”Karl Marks, 1 Nisan 1865’te bazı sorulara yanıt verdiği bir yerde, en beğendiği niteliğin SADELİK, en çok nefret ettiği kusurun YALAKALIK/ YALTAKÇILIK ve parolasının De omnibus dubitandum [HERŞEYDEN KUŞKULAN!] olduğunu söylemişti. (Bkz. “Confession/ “İtiraf”, Karl Marx-Frederick Engels, Collected Works , Cilt 42, s. 567-68) Dolayısıyla, onun izinden gittiklerini söyleyenler, ama onun düşüncelerinden habersiz olanlar, kendi duruşlarını bu yanıtın ışığında gözden geçirmelidirler.

Herkes barış içerisinde demokratik ortamda siyasi mücadelesini vermelidir, halkımız gözü kapalı olarak sormadan tartmadan ölçmeden hiç bir şeyi kabul etmemelidir. Kimin neyi savunduğundan ziyade neden savunduğu önemlidir. Bir düşünceyi, yanlış olarak savunmak, manipülasyonların ve yanlış yönlendirilmeler sonucu savunmak ile o yanlışı neden savunduğunun bilincinde olarak ve bunu bir görev olarak savunmak aynı şeyler olmadığı gibi bu iki farklı gruptaki insanlar da aynı kefeye konmamalıdır.

Deprem konusunda kısada olsa görüşlerimi siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Bizim Erzurum’la Katmandu’nun şehir olarak bir birlerine çok benzer yanları vardır. Katmandu’daki ev yapıları ve Konaklar eski Erzurum evlerine çok benzerler. Hele Nepal’in köylerine gittiğinizde hem Kürdistan’ın soğuk iklimini yaşarsınız ve hem de 1966’lı yıllardaki Kürdistan’daki yaşamı hatırlaya bilirsiniz.

Ben ilk kez Nepal’e gittiğimde, kendimi Tekman’daymış gibi hissettim. Şimdi Nepal’deki depremi duyunca, çocukluğumu ve 19 Ağustos 1966 tarihinde Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nde yani Kürdistan’da yer alan Muş ilinin Varto kazasında, Hınıs ve Tekman’da meydana gelen. Büyüklüğü 6,9 Ms olan depremi ve bu felaket sonucunda 2.394 kişinin ölümünü hatırladım.

O dönemin yaraları 2002 ile 2014 yılları arasında ülkemizde sarıla bildi. Daha önceki iktidarlar ülkemizde etkin bir yönetimi kuramadığı, altyapıyı hazırlayamadığı için Varto depreminde 2.394 insanımız can verdi.

Halen bazı yörelerde vatandaş TOKİ’den deprem evlerini teslim almış değil. Hınıs’ın Kilise deresi köyünde dengbeş Mete Şare’nin 1966 ve 1967 yıllarında kışı bir çadır içerisinde geçirdiğine şahit oldum. Tekma’nın ilk Merkez Muhtarı (yani şimdiki tabirle ilk belediye başkanı ) rahmetli Medet Bulak’ta, Tekman halkıda iki yıl çadırlarda ve barakalarda yaşadılar. Tekman’ın yaşadıklarıyla Nepal’de şimdi yaşananlar birbirlerine tıpa tıp çok benziyor.
Bu arda depremle ilgili bir hatıramı’ da burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Gecen yıl Tekman’a geldiğimde Keremi Bostancının oğlu İsmet Kargın’a ( biz ona Tekman’da İSO diye hitap ediyoruz.) AK-Parti hükümetinin TOKİ’den bir deprem lojmanı verdiğini duydum. Tabii bizim Tekman’da TOKİ’den deprem lojmanı alan çok insan var. İsmet Kargın’ ise Tekman’ın en fakir insanlarından birisi, nasıl oldu ’da devletten bu fakir bir ev alabildi diye kendisine sordum. İşte bu fakir insan kahvede soruma ellerini havaya açarak cevap verdi, zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan’a o kadar candan dua ettiki, kendi kendime Cenabi Mevla’nın bu duayı kabul etmemesi mümkün değil diye düşündüm. Demek istediğim fakirin elini tutarsanız tabidir ki oda size dua eder ve sizi siyasi olarak destekler.

Nepal’de Yaşanan felaket, 1996 – 2006 yılları arasında Maoistler tarafından kışkırtılan iç savaşın yaşandığı, ardından monarşinin kaldırıldığı, o dönemden bu yana da istikrarlı bir hükümetin ve etkin bir yönetimin kurulamadığı bir ülke. Deprem Nepal’deki gelişmemiş altyapıyı dünya kamuoyuna gösterdi. Nepal’de demokratik meşruiyet, yolsuzluk yapmayan elitler ve yetki şeffaflığı eksik. Nepal’in dünyanın yardımına ihtiyacı var. Zenginlerin yoksullarla dayanışma göstermesi gerekir. Ancak perişan durumdaki Nepal yabancı yardımlara güvenmemeli, aynı zamanda kendi kendine de yavaş yavaş çeki düzen vermelidir, kanaatindeyim.

Not: 29 Nisan 2015 ile 07 Mayıs 2015 tarihleri arasında konferanslarım nedeniyle Dublin’deyim.

Eleştirilere cevaben:
Değerli arkadaşlar, İrlanda’dan hepinize selamlarımı iletiyorum. Bana yapılan iyi niyetli eleştirilere her zaman için açığım. Diğer taftan tekrar belirtmekte yarar görüyorum, kısacası, Kürd sorununu PKKyi fiziken imha etmekle çözemezsiniz. Hükümet bilmelidir ki Kürd sorunu‘nun çözümünde devletin PKKye karşı vermiş olduğu askeri mücadeleyle sonuç alması mümkün değildir, çünkü Kürt sorunu yörede yapılan askeri yöntem ve medodlarla çözülemez. Askeri mücadele devleti, milleti ve orduyu her geçen gün yıpratamakta ve bir bilinmezliğe sürüklemektedir.

Sorunun çözümü için,
a) Devlet idaresinin modernleştirilmesiyle birlikte başkanlık sistemine en kısa süre içerisinde geçiş yapılarak, büyük şehir belediye başkanlıkları birleştirilerek, Bölge belediye başkanlıklarının yine en kısa süre içerisinde yerel yönetimler yasasında yapılacak değişiklikler sonucu kurulması zaruridir.

b) Yönetimde istikrarın ve temsilde adaletin sağlanması için en kestirme ve en pratik yol bugün yüzde 10’luk olan seçim barajının acilen yüzde beşe çekilmesi ve anayasada yapılacak değişikliklerle başkanlıkla idare edilen on iki bölge belediye başkanlığından oluşan, idari yapıya geçilmesi.

c) 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası’nı bütünüyle değiştirilerek eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasanın yapılması. Ve yapılması şart olan bu yeni anayasada Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtlere idari-siyasi statü verilmelidir. Böyle bir statü ülkeyi bölmez, Türk ve Kürt kardeşliğine hizmet eder.

Makalemde’de belirtmiştim, tekrar vurguluyorum, yakın tarihimiz Kürt halkının kendi öz gücüyle yeniden ayağa kalkışının görkemli direnişine tanıklık etmiştir. Dolayısıyla ben kısır mikrofon siyasetçiliğini alkışlayacak köle ruhlu insan değilim. ”Karl Marks, 1 Nisan 1865’te bazı sorulara yanıt verdiği bir yerde, en beğendiği niteliğin SADELİK, en çok nefret ettiği kusurun YALAKALIK/ YALTAKÇILIK ve parolasının De omnibus dubitandum [HERŞEYDEN KUŞKULAN!] olduğunu söylemişti. (Bkz. “Confession/ “İtiraf”, Karl Marx-Frederick Engels, Collected Works , Cilt 42, s. 567-68) Dolayısıyla, onun izinden gittiklerini söyleyenler, ama onun düşüncelerinden habersiz olanlar, kendi duruşlarını bu yanıtın ışığında gözden geçirmelidirler.

Selam ve Sayğılaromla
Kardeşiniz
Ümit

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: