Tekman’daki gidişat ve Nepal’deki Deprem


th
von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Bugünkü makalemde Erzurum ve Tekman’daki son siyasi hadiseleri ve Nepal’de yaşanan deprem felaketini ele almak istiyorum.

Ayrıca geçenlerde AK Parti Erzurum Milletvekili Adayı ve arkadaşım Sayın Av. Abdurrahim Fırat’ın seçim çalışmaları çerçevesinde Tekman’da ilçe halkı ve esnafa yaptığı ziyaret esnasında bir grup tarafından saldırıya uğramasını; hukuka, demokrasiye, Kürt ve Türk halkına, insan hak ve özgürlüklerine karşı yapılan bir saldırı olarak nitelendiriyorum. Bu saldırı her kim tarafından yaptırılmış olursa olsun, saldırının arkasındaki paralel derin yapı bilmelidir ki, bu kışkırtıcı saldırının Kürt halkına ve Tekman ’lılara bir faydası yoktur. Hiçbir zaman korku ve şantaj üzerinden insanlardan oy alınmaz. Oy almak için insanlarımıza lütfen dürüst davranın.

Yakın tarihimiz Kürt halkının kendi öz gücüyle yeniden ayağa kalkışının görkemli direnişine tanıklık etmiştir. Dolayısıyla ben kısır mikrofon siyasetçiliğini alkışlayacak köle ruhlu insan değilim. ”Karl Marks, 1 Nisan 1865’te bazı sorulara yanıt verdiği bir yerde, en beğendiği niteliğin SADELİK, en çok nefret ettiği kusurun YALAKALIK/ YALTAKÇILIK ve parolasının De omnibus dubitandum [HERŞEYDEN KUŞKULAN!] olduğunu söylemişti. (Bkz. “Confession/ “İtiraf”, Karl Marx-Frederick Engels, Collected Works , Cilt 42, s. 567-68) Dolayısıyla, onun izinden gittiklerini söyleyenler, ama onun düşüncelerinden habersiz olanlar, kendi duruşlarını bu yanıtın ışığında gözden geçirmelidirler.

Herkes barış içerisinde demokratik ortamda siyasi mücadelesini vermelidir, halkımız gözü kapalı olarak sormadan tartmadan ölçmeden hiç bir şeyi kabul etmemelidir. Kimin neyi savunduğundan ziyade neden savunduğu önemlidir. Bir düşünceyi, yanlış olarak savunmak, manipülasyonların ve yanlış yönlendirilmeler sonucu savunmak ile o yanlışı neden savunduğunun bilincinde olarak ve bunu bir görev olarak savunmak aynı şeyler olmadığı gibi bu iki farklı gruptaki insanlar da aynı kefeye konmamalıdır.

Deprem konusunda kısada olsa görüşlerimi siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Bizim Erzurum’la Katmandu’nun şehir olarak bir birlerine çok benzer yanları vardır. Katmandu’daki ev yapıları ve Konaklar eski Erzurum evlerine çok benzerler. Hele Nepal’in köylerine gittiğinizde hem Kürdistan’ın soğuk iklimini yaşarsınız ve hem de 1966’lı yıllardaki Kürdistan’daki yaşamı hatırlaya bilirsiniz.

Ben ilk kez Nepal’e gittiğimde, kendimi Tekman’daymış gibi hissettim. Şimdi Nepal’deki depremi duyunca, çocukluğumu ve 19 Ağustos 1966 tarihinde Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nde yani Kürdistan’da yer alan Muş ilinin Varto kazasında, Hınıs ve Tekman’da meydana gelen. Büyüklüğü 6,9 Ms olan depremi ve bu felaket sonucunda 2.394 kişinin ölümünü hatırladım.

O dönemin yaraları 2002 ile 2014 yılları arasında ülkemizde sarıla bildi. Daha önceki iktidarlar ülkemizde etkin bir yönetimi kuramadığı, altyapıyı hazırlayamadığı için Varto depreminde 2.394 insanımız can verdi.

Halen bazı yörelerde vatandaş TOKİ’den deprem evlerini teslim almış değil. Hınıs’ın Kilise deresi köyünde dengbeş Mete Şare’nin 1966 ve 1967 yıllarında kışı bir çadır içerisinde geçirdiğine şahit oldum. Tekma’nın ilk Merkez Muhtarı (yani şimdiki tabirle ilk belediye başkanı ) rahmetli Medet Bulak’ta, Tekman halkıda iki yıl çadırlarda ve barakalarda yaşadılar. Tekman’ın yaşadıklarıyla Nepal’de şimdi yaşananlar birbirlerine tıpa tıp çok benziyor.
Bu arda depremle ilgili bir hatıramı’ da burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Gecen yıl Tekman’a geldiğimde Keremi Bostancının oğlu İsmet Kargın’a ( biz ona Tekman’da İSO diye hitap ediyoruz.) AK-Parti hükümetinin TOKİ’den bir deprem lojmanı verdiğini duydum. Tabii bizim Tekman’da TOKİ’den deprem lojmanı alan çok insan var. İsmet Kargın’ ise Tekman’ın en fakir insanlarından birisi, nasıl oldu ’da devletten bu fakir bir ev alabildi diye kendisine sordum. İşte bu fakir insan kahvede soruma ellerini havaya açarak cevap verdi, zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan’a o kadar candan dua ettiki, kendi kendime Cenabi Mevla’nın bu duayı kabul etmemesi mümkün değil diye düşündüm. Demek istediğim fakirin elini tutarsanız tabidir ki oda size dua eder ve sizi siyasi olarak destekler.

Nepal’de Yaşanan felaket, 1996 – 2006 yılları arasında Maoistler tarafından kışkırtılan iç savaşın yaşandığı, ardından monarşinin kaldırıldığı, o dönemden bu yana da istikrarlı bir hükümetin ve etkin bir yönetimin kurulamadığı bir ülke. Deprem Nepal’deki gelişmemiş altyapıyı dünya kamuoyuna gösterdi. Nepal’de demokratik meşruiyet, yolsuzluk yapmayan elitler ve yetki şeffaflığı eksik. Nepal’in dünyanın yardımına ihtiyacı var. Zenginlerin yoksullarla dayanışma göstermesi gerekir. Ancak perişan durumdaki Nepal yabancı yardımlara güvenmemeli, aynı zamanda kendi kendine de yavaş yavaş çeki düzen vermelidir, kanaatindeyim.

Not: 29 Nisan 2015 ile 07 Mayıs 2015 tarihleri arasında konferanslarım nedeniyle Dublin’deyim.

Eleştirilere cevaben:
Değerli arkadaşlar, İrlanda’dan hepinize selamlarımı iletiyorum. Bana yapılan iyi niyetli eleştirilere her zaman için açığım. Diğer taftan tekrar belirtmekte yarar görüyorum, kısacası, Kürd sorununu PKKyi fiziken imha etmekle çözemezsiniz. Hükümet bilmelidir ki Kürd sorunu‘nun çözümünde devletin PKKye karşı vermiş olduğu askeri mücadeleyle sonuç alması mümkün değildir, çünkü Kürt sorunu yörede yapılan askeri yöntem ve medodlarla çözülemez. Askeri mücadele devleti, milleti ve orduyu her geçen gün yıpratamakta ve bir bilinmezliğe sürüklemektedir.

Sorunun çözümü için,
a) Devlet idaresinin modernleştirilmesiyle birlikte başkanlık sistemine en kısa süre içerisinde geçiş yapılarak, büyük şehir belediye başkanlıkları birleştirilerek, Bölge belediye başkanlıklarının yine en kısa süre içerisinde yerel yönetimler yasasında yapılacak değişiklikler sonucu kurulması zaruridir.

b) Yönetimde istikrarın ve temsilde adaletin sağlanması için en kestirme ve en pratik yol bugün yüzde 10’luk olan seçim barajının acilen yüzde beşe çekilmesi ve anayasada yapılacak değişikliklerle başkanlıkla idare edilen on iki bölge belediye başkanlığından oluşan, idari yapıya geçilmesi.

c) 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası’nı bütünüyle değiştirilerek eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasanın yapılması. Ve yapılması şart olan bu yeni anayasada Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtlere idari-siyasi statü verilmelidir. Böyle bir statü ülkeyi bölmez, Türk ve Kürt kardeşliğine hizmet eder.

Makalemde’de belirtmiştim, tekrar vurguluyorum, yakın tarihimiz Kürt halkının kendi öz gücüyle yeniden ayağa kalkışının görkemli direnişine tanıklık etmiştir. Dolayısıyla ben kısır mikrofon siyasetçiliğini alkışlayacak köle ruhlu insan değilim. ”Karl Marks, 1 Nisan 1865’te bazı sorulara yanıt verdiği bir yerde, en beğendiği niteliğin SADELİK, en çok nefret ettiği kusurun YALAKALIK/ YALTAKÇILIK ve parolasının De omnibus dubitandum [HERŞEYDEN KUŞKULAN!] olduğunu söylemişti. (Bkz. “Confession/ “İtiraf”, Karl Marx-Frederick Engels, Collected Works , Cilt 42, s. 567-68) Dolayısıyla, onun izinden gittiklerini söyleyenler, ama onun düşüncelerinden habersiz olanlar, kendi duruşlarını bu yanıtın ışığında gözden geçirmelidirler.

Selam ve Sayğılaromla
Kardeşiniz
Ümit

Advertisements

İşte o gizli görüşme. Dersim isyanıyla ilgili bugüne kadar bilinmeyen sır


İşte o gizli görüşme
Yeni Şafak, Dersim isyanıyla ilgili bugüne kadar hiç bilinmeyen bir sırrı açığa çıkarıyor. MAH’a sunulan bir istihbarat raporu, Atatürk’ün idamdan hemen önce Seyit Rıza ile gizlice bir araya geldiğini belgeliyor. Seyit Rıza görüşmede, “Af dilersen idam edilmeyeceksin” diyen Atatürk’e, “Af dileyecek bir şey yapmadım” karşılığını veriyor.

resized_2938b-e3d4ataturk01 (1)
İşte o gizli görüşme

Mustafa Kemal Atatürk’ün ‚Milli Şef‘ İsmet İnönü’nün bilgisi dahilinde zehirlenerek öldürüldüğünü belgeleriyle ortaya koyan Yeni Şafak, yakın tarihin çok merak edilen bir sırrını daha ifşa ediyor.
Dersim Harekatı sırasında eski adı ‚MAH‘ olan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bir mensubunca merkeze geçilen rapor, 15 Kasım gecesi Atatürk’ün ‚şakilerin lideri‘ Seyit Rıza ile idam öncesi görüştüğünü belgeliyor.
İşte Atatürk ile Seyit Rıza görüşmesi

a7edseyitrizabelge01
“MAH Başkanlığına
-Hususi-
Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet’e iletilmesi emredildi.

Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile alakalı mahkemenin toplanacağı ve karar verileceği ve idamların hafta sonuna yetiştirilmesi gerektiği ifade edildi. Yalnız en önemli nokta mahkeme kararını verdikten sonra Seyit Rıza ile Reisicumhurumuz’un biraraya getirileceğini, bunun çok çok gizli olması gerektiğini, bunun için lazım gelen tüm tedbirlerin büyük bir hassasiyetle yürütülmesi, ayrıca MAH bünyesinden Zazaca bilen en güvenilir görevlinin bu yolculuğa hazırlanması talimatını verdi.

7 SEHPA, 1 ÇİNGENE ÇOCUK
Biz de gerekli hazırlığı son süratle yapmaya başladık. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer beyle görüşülüp, Şükrü beyin gerekli asayiş ve güvenliğin, gizliliğin azami dikkatle nasıl yapılması gerektiği konuşulup fikir teatisinde bulunarak hazırlıklarımızı süratle bitirdik. Tam bir teyakkuz halinde yola çıktık.
Mahkeme birkaç görüşmeden sonra gerekli yasal mevzuatlar yerine getirilerek idam kararları imzalatıldı. İdamların yapılacağı Buğday Meydanı’nı aydınlatmak için traktörler ve araçlar ayrıca idam edilecek 7 kişi için idam sehpaları ve küçük bir çingene çocuk temin edildi. Gün içerisinde bütün alınacak tedbirler, özellikle görüşmenin çok gizli kalması için her şey büyük bir dikkatle defalarca gözden geçirilerek bütün hazırlıklarımız tamamlandı.

ÇAĞLAYANGİL’İN JEEP’İ

Gece 12.20’de Seyit Rıza ve suç ortakları mahkemeye getirildi. Mahkeme verdiği kararı okumaya başladı ve 14 kişi beraatine ettirilirken Seyit Rıza dahil 7 kişi ölüme, diğerleri de çeşitli cezalarına çarptırıldı. Mahkemede idam kelimesi geçmediği için ölüm kelimesi ‚idam çino, idam tunne‘ sesleri salonda duyuldu. Mahkeme takriben 1,5 saat sürdü. Aralarından Seyit Rıza alındı. Emniyet Genel Müdürü ile İhsan Sabri beyin jeepine bindirildi. Peşlerindeki 4 araç ile birlikte jeep hareket etti. Elazığ Merkez Tren İstasyonu’na gelindiğinde herkes araçlarından inmeye başladı. Asayiş için alınan tedbirler eksiksiz alındığı için tren istasyonu kapatılmış, görevliler evlerine gönderilmişti. İstasyonda MAH görevlileri dışında hiç kimse yoktu. Gizliliğe azami şekilde uyularak yapıldığından bu durumu bilmeyenler için her şey olağan gözüküyordu.

BEYAZ TREN KÖR MAKASTA
Reisicumhurumuz’un beyaz treni kör makasta bekliyordu. 8-10 dakika bekledikten sonra trene Seyit Rıza ile birlikte girdik. Reisicumhur’un yanında Alpdoğan paşa, Kazım Orbay ve Reisicumhur’un yaveri vardı. Masada yemek yeniyor ve içki içiliyordu. Reisicumhur, Seyit Rıza’ya kafasını kaldırarak, tepeden aşağı süzerek oturmasını söyledi. Seyit Rıza da oturmayı reddetti. Reisicumhur, Seyit Rıza’ya mahkemenin idam kararı verdiğini, bunun bu gece infaz edileceğini hatırlattı ve eğer pişman olduğunu söyleyip af dilerse idamların olmayacağını affedeceğini söyledi. Seyit Rıza da af dileyecek, pişman olacak bir şey yapmadığını, yaptıkları şeylerin kendi canlarını, mallarını, yerlerini, yurtlarını korumak için yaptıklarını söyledi. O ayları hep devlet görevlilerinden dinlediğini, kendisinin asıl gerçeklerini anlatmak istediğini söyledi.

‚AMACIMIZ İSYAN DEĞİL‘
Reisicumhur başıyla onaylayarak anlatmasını söyledi. Seyit Rıza sakin bir dille Dersim’in Osmanlı döneminde büyük zulüm gördüğünü birçok baskıya rağmen Dersim’i koruduklarını, Osmanlı’ya asker vermediklerini, Milli Mücadele’ye birçok asker gönderdiklerini, cumhuriyete güvendiklerini, bilhassa halifeliğin kaldırılmasından sonra güvenlerinin daha da arttığını, silahların toplanmasına yardım ettiğini, silahların çoğunun toplandığını, isyan etmek niyetleri olsaydı silahları teslim etmeyeceğini, gerçekten Dersim’in cumhuriyete isyan etmek istemediğini söyledi.

‚BOMBALARLA PARÇALANDI‘
Jandarmanın isyan ettirmek için halkı devamlı tahrik ettiğini, aşiretlerin arasında husumeti bilerek artırdığını, saldırmak için bahane icat ettiklerini söyledi. Birçok silahsız masum halkın tayyareden atılan bombalarla parçalandığını, kaçıp mağaralara sığınan kadın, çoluk çocuğun da topluca öldürüldüğünü söyledi. Alpdoğan paşa konuşmaya girmek istedi. Reisicumhur el hareketiyle Alpdoğan paşayı susturdu. Seyit Rıza’ya devam etmesini rica etti.

SULH İÇİN YEMİN ETMİŞTİ
(Seyit Rıza teslim olmadan önce kendisine söz verildiğini anlatıyor) “Benimle erkanı harp dairesinden bir subay görüştü. Sizin beni Erzincan Valiliği’ne beklediğinizi sulh için görüşeceğinizi söyledi. İnandım, büyük yemin etmişti, inanarak, yanıma üç arkadaşımı alarak Erzincan Valiliği’ne gittim, bizi tutukladılar. Sonra da Elazığ Hapishanesi’ne gönderdiler. Yine bana oyun oynamışlar, yine hile yapmışlardı. Sonra mahkeme başladı, büyük oğlumdan iki yaş küçük olan birinin şahitliğiyle yaşımı büyütüp oğlumun yaşını küçülttüler. (Burada MAH mensubu bir hata yapıyor. Rıza’nın yaşı küçültülmüş, oğlunun ise yaşı büyütülmüştü.) Bugün de sizin emirlerinizle idam kararı verdiler. Sözlere güvenerek kendi ayağımla gelmeme rağmen beni idam edeceksiniz. Sizlere daha nasıl güveneceğim“ dedi.

TÜRKLÜK ŞUURU YENİDEN
Reisicumhur, bunları şimdi öğrendiğini tahkikat yaptıracağını söyleyerek, “Sana son olarak gel benden af dile, yaptıklarından pişman olduğunu söyle ki seni affedeyim. Eğer bunları yaparsan Dersim’e daha faydalı olursun. Bizimle işbirliği yaparsın. Cumhuriyet Dersim’e çok faideli işler yapacak, Dersimliler Horasan’dan gelmiş, Oğuz Türkleridir. Türklük şuurunu yeniden kazandıklarında, cumhuriyete çok faideli işler yapacaklar. Ben buna inanıyorum. Gel bu fırsatı kaçırma“ dedi.

SON SÖZÜM: AF İSTEMİYORUM
Seyit Rıza, “Ben sulh için cumhuriyet için çok şey yaptım. Silah toplamaya yardımcı oldum. Silahlar toplandı. Şu adamlar teslim edilecek dendi, teslim ettim. Her istediklerinde ‚bu son‘ dediler. Sonra daha fazla şeyler istemeye başladılar. İstekleri hiç bitmedi. Ben bunu önceleri anlayamamıştım. Sonra çıkan Tunceli Kanunu’ndan iyice anladım. Emin oldum ki biz Dersimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Dersim’i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim“ dedi.

SİZE BOYUN EĞMEDİM
Reisicumhur, sinirlenerek ayağa kalktı, eliyle Seyit Rıza’yı göstererek ‚götürün gereğini yapın‘ emrini verdi. Seyit Rıza’nın koluna girip dışarı çıkarken birden durdu. Reisicumhur’a dönerek “Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla başedemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun“ dedi. Reisicumhur eliyle işaret ederek ‚götürün‘ dedi. Onu alarak kompartımandan çıktık. Araçlara geçtik. Trenden gelecek İhsan Sabri beyi bekledik. İhsan Sabri bey gelerek öndeki jeep’e geçti, hareket ettik. Bizler de peşlerinden giderek Buğday Meydanı’na geldik.

SANDALYESİNİ TEKMELEDİ
İdamlar bitmişti. Sıranın kendisine geldiğini bilen Seyit Rıza gitti. Oradaki Çingen çocuğu eliyle iterek uzaklaştırdı. Sandalyeye çıktı, çok gür bir sesle “Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir“ dedi. İpi boğazına geçirerek sandalyeyi tekmeledi. Bu kadar yaşlı adamın cesareti herkesi hayrete düşürdü. Sonuç olarak idamların hepsi tamamlanmış oldu. 15 Kasım Pazartesi tüm gün asılı olarak halka teşhir edildi. 16 Kasım ise tüm cesetler Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildi.

CESETLER GAZLA YAKILDI
İhsan Sabri bey saat 12.00’da valiliğe toplantıya çağırdı. 12’de valilikte Şefik bey, Elazığ Emniyet Müdürü İbrahim bey oradaydılar. İhsan Sabri bey bizlere, “Seyit Rıza’nın alelacele vakti idam edilmesi efkarı umumiyede merak hasıl olacağı muhakkaktır. Bizim devlet olarak Ankara’nın da talimatıyla herkese Seyit Rıza’nın Reisicumhur Elazığ’a gelmeden önce idam edilmesi mecburiydi. Çünkü Reisicumhur’un, Seyit Rıza’yı affetmesi ihtimali mevcuttu. Ayrıca cesetlerin yakılarak gizli bir yere azami gizlilik kurallarına riayet edilerek gömülmesi sağlanacak, bu görevide MAH bünyesindeki arkadaşlar gerçekleştirecek“ diyerek toplantının bittiğini söyledi. Cesetler alınarak boş bir araziye gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi. Gömülen yerin haritası ve tutanakları, trendeki konuşmalar, ses kaydı ile birlikte harita ile, İhsan Sabri beye teslim edildi. İş bu rapor iki nüsha hazırlanmış, 1. Nüshası Başvekalet, bir nüshası İhsan Sabri beye teslim edilmiştir.

Ey Tekmanlı tartış..


th

von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Ey Tekmanlı tartış..
28 Ekim 2013 Pazartesi 10:46
uemityazicioglu@hotmail.de
Ey Tekmanlı tartış.. Öteki Tekmanlı’ya küfür ve hakaret etmeden tartış.
Karşıt düşünceyi aşağılamadan, küçümsemeden tartış.
Kişi ve ideolojileri tabulaştırmadan tartış.
Gerçekleri söylemekten ve kendi düşünceni savunmaktan korkmadan tartış.
Kırmadan incitmeden tartış.

Yanlışların karşısında dur ve bıkmadan usanmadan tartış.
Herkesle her şeyi tartış.
Dün tartışmadıǧın, tartışamadıǧını, bugün acilen tartışman gerekeni tartış.
Dün olanı, bugün olması gerekeni, yarın olabilecekleri tartış.
Tarihi tartış.
Dini tartış
Siyaseti tartış
Ülkeni tartış
Dünyayı tartış
Partileri tartış
Kurumları tartış
Düşünceleri tartış.
Senin kaderin hakkında karar verenleri tartış.

Senin ve ülkenin geleceğine dair karar verenleri tartış.
Kaderini ve geleceğini başkalarının eline ve merhametine bırakma, tartış.
Kaderini ve geleceğini tesadüflere bırakma tartış.
Öteki kürde saygıda kusur etmeden tartış, o sana saygı duymasa dahi.
Ötekine kin duymadan tartış, o sana kin duysa ve senden nefret etse dahi.
Sabır, hoşgörü ve tolerans sınırlarını sonuna kadar zorlayarak tartış.
Kürdün ve Tekman’ın içinde bulunduğu real durumu, ve bunun kürdte yarattığı tahribatı ve çaresizliği ve kürdün kürd düşmanlarınca kuşatılmışlığını, bir saniye bile unutmadan tartış.

Bunu kendi kişisel egon için yapma.
Benliǧini ispatlamak için yapma.
Kendini kanıtlamak için yapma.
Öteki kürdün canına okumak için yapma.
Senin düşüncene karşı olan ve anti kürdistani olan düşünceleri savunanların hepsini aynı kefeye koyma.
Kimin neyi savunduǧundan ziyade neden savunduǧu önemlidir. Bir düşünceyi, yanlış olarak savunmak, manüpilasyonların ve yanlış yönlendirilmeler sonucu savunmak ile o yanlışı neden savunduğunun bilincinde olarak ve bunu bir görev olarak savunmak aynı şeyler olmadığı gibi bu iki farklı gruptaki insanları da aynı kefeye koymadan tartış.
Tartış.Bildiǧini, diǧer kürdlerle paylaşmak, yanlış bildiǧini düzeltmek, bilmediǧini öǧrenmek için tartış.

Tekman’da bilinç sevyesinin artması için
Tolerans ve hoşgörü kültürünü hakim kılmak için
Öteki, senin gibi düşünmeyen Tekmanlıyı anlamak ve onunda seni anlamasını saǧlamak için
Kürdler arası demokrasi kültürünün gelişmesi için
İç-barışımızın saǧlanması için.
Tartış…
Seninle farklı düşüncede ve inançta olan kürdü sevebilmek ve onunda seni sevmesini saǧlamak için

Tartış…

Bizim buna ekmek ve su gibi ihtiyacımız olduǧu bilinciyle tartış.
Yarın bugün çektiǧimiz acıları, tekrar yaşamamak için tartış

Çocuklarımızında bizim yaşadıǧımız¸ acıları, katliyamları ve zulümü yaşamamaları için tartış.

Ülkemizin sömürge olmaktan ve parçalanmışlıktan kurtulması için tartış.
Kürd halkına bölgedeki barbar, vahşi ülke ve faşist rejimlerce ve emperyalistlerinde destek ve onayı ile dayatılan devletsizliǧe son verip, her milletin olduǧu gibi kürdünde en doǧal hakkı olan kendi develetine sahip olması için tartış.

Şu an önemli bir dönemeçte olduǧumuzu unutmadan, var olma ve yok olmanın, yol ayrımında olduǧumuzu bir saniye bile unutmadan tartış.

Hassas bir süreçten geçtiǧimizi bil ve bu sürecin bizim leyhimize işlemesi için tartış. Hiç bir şeyi es geçme, tüm detayları tartış.

Kürdistan devletinin uluslararası şartlarının hiç bir dönem bu denli uygun ve olgunlaşmadıǧı bilinciyle tartış.

Kürdlerin bölgedeki en güçlü aktör olduǧu ve tüm denge ve politikaları altüst edebilecek yegane kuvet olduǧu bilinciyle tartış.

Bizim kaderimizin kendi ellerimizde olduǧu bilinciyle tartış.
Öyle bir kader ve yol ayrımında olduǧumuzu hiç unutmadan. Kazanacaǧımız yada kaybedeceǧimiz noktada olduǧumuzu unutma. Bugün verceǧimiz doǧru karar bizi kazanma yoluna koyacak ve yapacaǧımız hata ise bize kaybetirecek.

Biri devletleşmeye, özgürleşmeye, kazanmaǧa götüren yol, diǧeri bize eski statükonun devamı, köleleşme, asimileye uǧrama ve türke hizmetkar olmaya götürecek ve yönleri tamamen zıt olan iki yolun ortasında durduǧumuzu unutmadan tartış.

Düşmanlarımızın bizi artık güç ve şidet kullanmak suretiyle denetimde tutamayacaǧının bilincinde olduǧunu unutmadan tartış.

Düşmanlarımızın bizi bizim gücümüzle alt etmek istediǧini ve onun bundan başka çaresinin de olmadıǧını unutmadan tartış.

Düşmanımızın son manevrası. „kürdü kandır“, “kürdü kürdün yardımı ile kandır“, “kürdü kürde karşı kullan“, “evliliǧi kullan“, “islamı kullan“, “solculuǧu kullan“, “siyasti kullan“, “ekonomiyi kullan“, “uluslararas ilişkileri kullan“, “imkanları kullan“, “uyuşturucuyu kullan“, “memurluǧu kullan“, “kürdün çaresizliǧini kullan“, “seçimi kullan“, “meclisi ve miletvekilliǧini kullan“, “asimilasyonu kullan“, “medyayı kullan“, “aleviliǧi kullan“. Yani akılına ne geliyorsa hepsini kullanmaktır. Tüm bunların bilinciyle tartış.

Sorunumuzun adınının başkalarının bize dikte ettirmek istedikleri gibi “KÜRD“ deyil “KÜRDİSTAN“ sorunu olduǧunu; her hangi bir ülkenin “İÇ – SORUN“ u deyil, “ULUSLARARASI BİR SORUN“ olduǧunu ve bir “DEMOKRATİK HAKLAR – SORUNU“ ya da türkiyenin “DEMOKRASİ“ sorunu hiç mi hiç olmaǧını; sorunun tamamen bir “BİR TOPRAK VE SINIRLAR SORUNU“ olup “KÜRDLERİN – ULUSAL SORUNU“ olduǧunu unutmadan ve bunu bilince çıkararak tartış.

Bu sorunun tek çözümünün ise “DEVLET“ ve “DEVLETLEŞMEK“ ten geçtiǧi gerçeǧini unutmadan tartış.

Türkün kokoşmuş sözde aydın maydınlarının, yarattıǧı bilgi kirliliǧine ve kürdün zekasıyla dalga geçme şaklabanlıǧına son vermek için tartış.

Türkün oluşturduǧu sahte ve yapay gündemlerden kurtulmak için tartış.

Bu gün acilen tartış.
Yarın geç olmadan tartış.
Kürdün kendi gündemini oluşturması için tartış.
Yerel idareden hesap sormak için tartış.
Kimin elinin kimin cebinde olduǧunun açıǧa çıkması için tartış.
Kapalı kapılar arkasında tezgahlanan oyunların açıǧa çıkması için tartış.
Türklerin kürde kurduǧu ve bazı kürdlerinde alet olduǧu tuzakların deşifre olması için tartış.

Tartış…

Tartışki, tarih tekarür etmesin.
Tartışki, kaderimiz deǧişsin.
Tartışki, tekmanlıya ve kürde dayatılan cahalet ve körlük ortadan kalksın.
Tartışki, kürd ortadoǧu gericiliǧi ve despotizminden kurtulsun.
Tartışki kürd türk barbariziminden, arap vahşiliǧinden ve fars gericiliǧinden kurtulsun.
Tartışki, hiç bir şey karanlıkta kalmasın. Gerçekler tüm çıplaklıǧı ile ortaya çıksın. Maskeler düşsün, sahtekarlar deşifre olsun. Kölelik özgürlük olarak pazarlanmasın.
Devleti tartış, devletsizliǧi tartış. Kürdistan devletinin kürdün zararına mı yoksa karına mı olduǧunu tartış. Eǧer Kürdistan devleti kürdlerin zararına ise hangi zararına olduǧunu tartış.

Ortadoǧu ceheneminde kendi devleti olmadan kürdün can ve mal güvenliǧinin nasıl saǧlanacaǧını tartış.

Devlet olmadan kürdün türklerin, arapların ve farsların katliyamlarından nasıl kurtulacaǧını tartış.

Develetimiz olmadan kürdistanın parçalanmışlıǧının nasıl ortadan kalkacaǧını tartış.
Devletimiz olmadan kürdlerin birliǧinin nasıl saǧlanabilineceǧini tartış.

Tartışki, türkün kürde duyduǧu düşmanlık bilince çıksın. Türkün kürde karşı tezgahladıǧı çirkin oyunlar deşifre olsun.

60 milyonluk bir halk olarak 21 yüzyılda halen kendi devletimize sahip olmayışımızın nasıl bir utanc olduǧunu tartış.

Dilimizin kültürümüzün yaşadıǧı katliyamı ve yok olmaya doǧru gidişatını tartış
Tartışki, ülkemize aklıselim hakim olsun.

Tartışki adalet yerini bulsun, haksızlık ve zulümün sarayı yıkılsın.

Tartışki, düşmanlarımız ve emperyalistler bizim aptal olmadıǧımızı görsünler ve anlasınlar, kürdü aptal ve eşek yerine koyan politikalardan vazgeçsinler.

Tartışki Koçgirinin, Dersimin, Amedin, Zilanın, Halepçe ve Roboskinin hesapları sorulsun.

Tartışki 80 yıllık türk zulümünün kürdistandaki tahribatları ve kürdlerde açtıǧı yaraların hesabı sorulsun.

Tartışki kendi dilleri unuturulan 10 millyon kürdün yaşadıǧı trajedi bitsin.
Tartışki kürd çocularını bali ve uyuşturucuya alıştıran kurumlar deşifre olsun.
İşgal ve ilhak edilen ve parçalanarak sömürge haline getirilen ülkenin yüzü-suyu hürmetine tartış.

Yasaklanan dilin ve yaǧmalanan kültürünün yüzü-suyu hürmetine tartış.

Diyarbakır ve ülkenin diǧer zındanlarında tarihin en iǧrenç işkencelerine tabi tutulan kemalizmi – türklüǧü kutsamaları istemiyle en aǧır işkencelerden geçen, baǧımsız – birleşik kürdistan devleti uǧruna bedel ödeyenlerin ödedikleri bedellerin boşa gitmmesi için tartış.

Daǧlarda kürdistan devleti uǧruna eksi 30 derece soǧukta, türklerin bombardımanları altında, açlıǧa ve susuzluǧa meydan okuyan yiǧit kürd evlatlarının, verdiǧi mücadele ve ödedikleri bedelerin boşa gitmemesi için tartış.

Kimyasal bombalarla parçlanan ve yakılan bedenler, kesilen kulaklar, uyulan gözler, oraya buraya işkenceden geçirildikten sonra kurşunlanıp atılan ve bir çoklarının mezarı olmayan cesetlerin sahibi çocuklarımızın ödedikleri bedellerin boşa gitmemesi için tartış.

Tartışki siyasette alicengiz oyunları bitsin ve şefaflık hakim olsun. Dünyanın en kirli siyaset pazarı olan ortadoǧuda kürd siyaseti temize çıksın.

Ey asil, cefakar ve zulüm ile pişmiş kürd halkı ve kürdistanın diǧer halkları.

Sen bu zeminin asıl sahibisin, sen binyıllık acıların ve katliyamların bizat yaşayanısın, zulümün canlı tanıǧısın.

Bu ülke senin ülken, sen ortadoǧunun en asil ve en eski halklarından birisin ve sonradan gelip senin topraklarını gasp eden fars, arap ve türk işgalcilerinin elinde, trajedik bir hayat sürdürüyorsun.

Kürd olarak hiçbir hakkın yok.

İnsan olarak hiç bir hakkın yok.

Kendi ülkende ve topraklarında, perişan, rezil ve rüsva bir hayat yaşıyorsun. Kendi ülkende kölesin. Ne yapacaǧına nerde ve nasıl yaşayacaǧına hep başkaları karar veriyor. Sana dedelerinden, ne miras kaldıysa, sana ait ne varsa türklerin yaǧma ve talanı altında. Kürtlüǧünden utanır hale getirilmişsin. 21. YY. 30 bin nufuslu miletler bile kendi devletine sahip iken, 60 milyonluk bir nufusla devleti olmayan tek halksın. Bu utanç ve ezikliǧi her gün yaşamak zorunda bırakılmışsın.

En çokta senin tartışman gerekiyor. Senin herkesten ama herkesten alacaǧın hakların ve herkesten soracaǧın bir hesabın var. Herkes senden götürdü, herkes sana ait olanı gasp etti, herkes sana bedel ödetti. Ama hiç kimse senden aldıklarını ve gapetiklerini hesabını vermedi.

Hiç kimse sana ödetilen bedellerin karşılıǧını vermedi.

Üstüne üstlük halen sen suçlu durumdasın, halen senden hesap isteniyor, halen hakların gaspedilmesi devam ediyor ve bu hak gaspı meşrulaştırılıp sanada kabul etirilmek isteniyor.

Senin çocukların türklerin zindanlarında en aǧır işkencelere tabi tutuldu ve öldürüldüler. Yada on yıllarca ceza yatılar.

Daǧlarda bedenleri bombalarla parçalanan, cestlerine işgence edilen, kulakları kesilip tespih iplerine yada türklerin anahtarlıklarına süs olarak takılan, gözleri uyulan o yiǧit insanlar senin çocukların.

Sen onları dünyaya getirdin. Sen umutlarla büyüttün, yemedin yedirdin giymedin giydirdin. Onlar büyüsünler diye ne uykusuz geceler geçirdin. Ve türkler zulüm imparatorlukları yıkılmasın diye. Kendi ülkende köle olarak yaşamaǧa devam edesin diye. Hiç bir hakka sahip olmayasın diye, sen diǧer miletlerin sahip olduǧu kendi devletine sahip olmayasın diye onları hunharca öldürdüler.

Senin köyünü boşaltılar, evini yaktılar, tüm mal varlıǧını, anılarını, mutluluǧunu, gelmişine ve geçmişine ait ne varsa bir günde senden gasp etiler, yada hepsini yok etiler.

Bir anda evsiz yurtsuz ve çaresiz bir şekilde terk –î diyar edip daha sonra çöplüklerinden ekmek dileneceǧin şehirlere. Beş para etmez devşirmelerden iş dileneceǧin ve karşılıǧında horgürüleceǧin, aşaǧılanacaǧın ve her gün seni ve geride halen saǧ kalan kaç kişi varsa aileni linç etmeye gelenlerin Kasabalarına doǧru; buruk, öfkeli, çaresiz ve umutsuz bir yolculuǧa mecbur edildin.
Bunun adı katmerli zulüm idi ve sen bunu 80 yıl kesintisiz yaşadın. Ve halen yaşamaktasın.

Sana dilini unuturdular, kültürünü yaǧmaladılar, seni ve sana ait ne varsa aşaǧıladılar. Sana ailene ve sana ait tüm deǧerlere hakaret etiler. Seni kendinden ülkenden miletinden utanır hale gelmen için zorladılar, her yol ve yönteme başvurdular.
Herşeyin sahibi sensin.
Sen kürdistan halkı olarak:
Kürdistanın asıl ve yegane sahibisin.
Sen kürd dilinin sahibisin. Sen kürdistan kültürünün sahibisin.
Sen o toprakların ve o şanlı tarihin sahibisin.
Sen o yakılan evlerin ve boşaltılan köylerin sahibisin.
O daǧlarda gözükara bir şekilde topraǧa düşen özgürlük savaşcıları senin çocukların.
Türk zindanlarında çile dolduran o fedakar insalar senin çocukların.
Sen ödenen tüm bedenlerin asıl sahibisin.

Tartış..

Ey kürd halkı..
Hiç kimsenin senin kadar konuşmaya söylemeye ve itiraz etmeye hakkı yoktur.
Hiç kimsenin senden hesap sormaya hakkı yoktur. Seninde kimseye verceǧin bir hesabın yoktur.
Sen verebileceǧin her şeyi fazlasıyla verdin. Sana ait neyin varsa hepsini bu davaya yatırdın.
Gördüǧün zulümün, yaşadıǧın katliamların, ödediǧin bedellerin bir hesabı olmalı.
Sen herkesten hesap sorma hakkına sahip yegane kurumsun.
Sen fedakar kürd halkısın.
Tartış ….
Ödenen bedellerin boşa gitmemesi için tartış.
Bunca bedele rahmen dili yasak kültürü yasak ve devleti olmayan kürd olarak kalmamak için tartış.

EY TEKMANLI
TEREDÜT ETMEDEN, KORKMADAN, ÇEKİNMEDEN, BIKMADAN USANMADAN TARTIŞ

KÜRDE ZARAR VERMEDEN, KIRMADAN İNCİTMEDEN TARTIŞ

Sana, ülkene ve geleceǧine hizmet etmeyen hiç bir şeye EVET deme. Gözü kapalı olarak sormadan tartmadan ölçmeden hiç bir şeyi kabul etme. Muǧlak ve net olmayan hiç bir düşünce ve dayatmayı kabul etme.

TARTIŞ.

NEDEN‘i tartış. NASIL‘ı tartış, NİÇİNİ tartış,
TEKMAN’IN GELECEĞİNİ DAHA ŞİMDİDEN

T A R T I Ş….

Der türkisch-armenische Konfilikt in Bezug zu Europa


ümit 22
von PD Dr.rer.publ. Dr. rer. pol. Ümit Yazicioglu, Mag.rer.publ.(Speyer),iur. FU-Berlin


1. Das Verhältnis zwischen Europa und der Türkei

Die politische Diskussion über das Verhältnis zwischen Europa und der Türkei und insbesondere über die Frage einer türkischen EU-Mitgliedschaft ist im Verlauf des Jahres 2002 aufs Neue und dieses Mal noch intensiver als in den 90er Jahren des vergangenen Jahrhunderts aufgebrochen. Mehrere Faktoren haben dazu geführt: der Drang und Zwang zur Entscheidung der Zypern-Frage im Zusammenhang mit der für das Jahr 2004 beschlossenen EU-Osterweiterung, sowie der Druck der USA auf die EU-Mitgliedsstaaten, die Aufnahme der Türkei zügig anzusteuern, motiviert durch die amerikanische Interessenlage im Nahen Osten, und schließlich eine bedeutend stärkere EU-Orientierung der Türkei, manifestiert in den Reformbeschlüssen ihres Parlaments im August 2002 und, noch entschiedener, in den Ankündigungen der neuen Regierung, die nach den Parlamentswahlen vom November 2002 von der siegreichen Recep Tayyip Erdogan´s AKP gebildet worden ist.

In der europäischen Diskussion über eine EU-Mitgliedschaft der Türkei spielt eine Problematik eine Rolle, die – zumindest auf den ersten Blick – gar keinen Bezug zu Europa aufweist, nämlich der türkisch-armenische Konflikt. Bei näherem Hinsehen kommt man jedoch zu der Erkenntnis, dass hier sehr wohl erhebliche Zusammenhänge bestehen.

Im Kern geht es bei dem türkisch-armenischen Konflikt um die Geschichte der Armenier in der Schlussphase des Osmanischen Reiches, um den an ihnen während des Ersten Weltkrieges begangenen „Massenmord“ und dessen grundsätzliche Bewertung. Diese in der breiten Öffentlichkeit wenig verbreitete Thematik wird von einem Großteil der Wissenschaftler (darunter auch Türkische) als „Völkermord“ bezeichnet. Nachdem eine Reihe von nationalen Parlamenten (Russland, Belgien, Frankreich, Italien, Griechenland, Schweden, Kanada) und internationalen Gremien (Europarat; Europaparlament) durch Beschlüsse förmlich die Tatsache festgestellt bzw. anerkannt haben, „dass das Osmanische Reich einen Völkermord an den Armeniern verübt habe“, drängt sich die Frage auf, ob nicht auch die Türkei veranlasst sein könnte, ihre Vergangenheit aufzuarbeiten und welchen Beitrag Deutschland dazu leisten kann, welches sich in dieser „Völkermordfrage“ äußerst zurückhält.


2. Historischen Aufarbeitung der Vergangenheit

In der türkischen offiziellen Geschichtsschreibung werden zwar die Massaker zugegeben, jedoch auf die Kriegsumstände jener Zeit zurückgeführt. Im gleichen Kontext werden armenische Greueltaten gegenüber Muslimen zur Rechtfertigung für die Vernichtungspolitik des Osmanischen Reiches angeführt. Es gibt keinen plausiblen Grund, die kritische und offene Aufarbeitung der Geschehnisse zu verhindern. Auch die türkische Furcht vor Regress-Forderungen von armenischer Seite rechtfertigt keine Verschleierung der Geschichte. Für die internationale Reputation der Türkei und nicht zu letzt für die türkisch-armenischen Beziehungen wäre es sicherlich von Vorteil, wenn Ankara seine offizielle Position in dieser Frage überdenkt. Man könnte in der Tat die Behandlung der Frage den Historikern überlassen.

Allerdings ist eine kritische Auseinandersetzung mit der eigenen Geschichte und vor allem das Bekenntnis „historischen Verbrechen“ auch für andere Staaten nicht selbstverständlich. Verschiedenste Europäische Staaten haben sich in der Vergangenheit mit der historischen Aufarbeitung schwer getan – beispielhaft stehen das Verhalten französischer Streitkräfte im Algerienkrieg, die belgische Kolonialherrschaft im Kongo und Spanien während der Ära Franco. Ebenso begann die Aufarbeitung der Verbrechen Deutschlands während der NS-Diktatur erst verspätet und ist bis heute nicht abgeschlossen – Belege hierfür sind der Historikerstreit in den 80er Jahren und die aktuelle Auseinandersetzung um die Thesen von Goldhagen zeigen. Auch die Bene-Dekrete, die das tschechisch-bayrische Verhältnis stark belastet haben, können angeführt werden.

3. Fazit
Die Beschränkungen der Meinungsfreiheit in der Türkei, die teilweise damals mit strafrechtlichen Sanktionen verbunden waren, machten eine offene Auseinandersetzung mit dem Problem innerhalb der Türkei unmöglich. Allerdings scheint es auf türkischer Seite Bewegung in dieser Frage zu geben: So wurde zusammen mit den Armeniern eine bilaterale Kommission eingesetzt, die zur Klärung des Sachverhaltes beitragen sollte; auch wenn diese Bemühungen zunächst gescheitert ist. Ein weiteres Beispiel sind die in verschiedenen Medien, auch dem Fernsehen, stattfindenden Diskussionen anlässlich des 24. Aprils, der von den Armeniern zum Gedenktag des „Völkermords“ erklärt wurde. Von entscheidender Bedeutung ist aber, inwieweit juristische und legislative Veränderungen vorgenommen werden, um eine öffentliche Debatte zu kontroversen Themen zu ermöglichen.

Das Europäische Parlament fordert immer wieder, „den Völkermord an den Armeniern (1915/16)“ zuzugeben, da Ankara sonst für die Mitgliedschaft der Union nicht qualifiziert sei. Diese Forderung verbindet einen historischen Sachverhalt mit problematischen Schlussfolgerungen. Man könnte in der Tat die Behandlung der Frage den Historikern überlassen. Die internationale Geschichtswissenschaft ist sich darin einig, dass die jungtürkische Führung des Osmanischen Reiches eine bewusste Vernichtungspolitik der im Reich lebenden Armenier verfolgt hat.
Schneewarnung im April

HDP Merkez Yönetimine açık mektup


HDP Merkez Yönetimine açık mektup
11 Nisan 2015, 19:03Bu makale 23166 kez okundu
mahmut_alinakHDP Merkez Yönetimine açık mektupMahmut Alınak
alinakmahmut@hotmail.com

Demirtas’a Yüksekova halkının aşağıdaki feryadı olmasa ve diken üstünde tuttuğunuz milyonlarca insanın gözü ve kulağı size kilitlenmese bu açık mektubu yazmazdım. Bana hiddetleneceğinizi biliyorum. Yanlışlıklara sessiz kalmak ruhunu satmak ve böcekleşmektir.

Bu sınıf insanlardan biri olmak istemediğim için, halkın etrafında ördüğünüz sessizlik duvarına seslenmek istedim.
Fırat Haber Ajansı – ANF geçenlerde Yüksekova halkının çığlığını,
„Bizi yalnız bırakmayın,“ ara başlığı ile duyurdu.
Haber şöyle sürüyordu:
„Yüksekova’da polis saldırısına uğrayan halk kendilerini yalnız bırakan DBP-HDP’li yöneticilere, ‚Halk bu zulme, teröre maruz kalırken, siz ne yapıyorsunuz? Her seferinde çağrı yapıyoruz ama hepsi cevapsız kalıyor. Milletvekillerinden heyet talep ettik ama ona da karşılık bulamadık. Bizi bunlarla baş başa bıraktınız…’diye tepki gösterdi.“
Yüksekova halkının şikâyet ettiği bu yalnızlık yeni bir durum değil ki.
O günlerin tanığıyım.
Hatırladıkça hep kor gibi yanar yüreğim. İhsan Fetahiyan, Fesih Yasemini, Ferzad Kemanger, Hüseyin Xizri, Şerko Maarifi ve daha pek çok Kürt genci İran faşist molla devletince idam edilirken de yürek paralayan bir yalnızlık içindeydiler.

O zaman -size yapılan pek çok çağrıya rağmen- görmedi gözleriniz onları, duymadı kulaklarınız onların darağaçlarındaki yiğit seslerini.
Sadece bu gençler mi yalnızdı?

Kim yalnız değildi ki!

Şırnak, Cizre, Digor, Bazid, Lice, Diyarbakır, Nusaybin, Yüksekova, Şemdinli ve daha pek çok yerde devlet güçlerince binler halinde katledilen insanlar da yalnızdı.
Devlet tetikçilerince faili meçhul bir şekilde öldürülen 17 bin insan da savunmasız ve yalnızdı.
Binlerce köy yakıldığında, göç yollarına düşen milyonlarca insan da yalnızdı.
Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert ve daha yüzlerce çocuk da, devletin vergi adı altında bizden gasp ettiği paralarla alınan bombalar ve kurşunlarla katledildiklerinde yalnızdılar.
Tayyip Erdoğan ve Necdet Özel’in emrindeki savaş uçaklarıyla bombalanan Roboskililer de yalnızdılar.
Hak arayan işçiler, esnaflar ve gençler de devlet güçlerinin düşmanlık dolu saldırılarına uğrarken yalnızdırlar.
Soma maden faciasında görüldüğü gibi maden işçileri ile mevsimlik Kürt işçiler de verdikleri yaşam mücadelesinde yalnızdırlar.

Papaz Gapon
„Kobani için direnin!“ diyerek sokağa döktüğünüz insanlar da devlet güçlerinin saldırılarına uğradıklarında yalnızdılar.

Ölenler öldü, kalanlardan iki bin beş kişi gözaltına alındı, beş yüz kişi de tutuklandı. Bu insanlar da zindana atılırken umurunuzda olmadı, yalnızdılar.

Direniş için halkı sokağa çağırıyorsunuz, sonra da kenara çekilip devletin sergilediği kanlı vahşeti aldırışsızca seyrediyorsunuz.

Bazılarınızın bu tavrı, 1905’de Rusya’da işçileri Çar’a dilekçe vermeye götürüp, „Kanlı Pazar“da katliama uğratan Papaz Gapon’u hatırlatıyor insana.

Onlarca yüzlerce değil, daha binlerce örnek verilebilir.
Bütün bunlar olurken peki siz ne yaptınız?

1- Televizyonlara ve kürsülere çıkıp AKP ile güya kılıç kılıca bir kavga içindeymişsiniz gibi sahte bir görüntü yarattınız; ama AKP’yi zorlayacak tek bir proje bile ortaya koymadınız. Halkın acılarını ve gözyaşını sömürerek makam ve şöhret ticareti yaptınız. Halkı Ankara’nın kirli seçim ve sandık oyunlarında basamak olarak kullandınız. Yüksekova belediyesi başta olmak üzere halkın bin bir emekle kazandırdığı HDP belediyelerinin, düzen partileri CHP, AKP VE MHP belediyelerinden farkını soranlara ne cevap vereceğiniz merak konusudur!

2- AKP nasıl ki eşi benzeri olamayan bir yalan makinesi gibi çalışıp halkı kandırıyorsa, siz de bir teki bile pratiğe geçmeyen altı boş sivri sözlerle duygularını sömürdüğünüz halkın önünde barikatlar kurup, AKP‘ nin ve düzenin işini kolaylaştırdınız. Dünya siyaset tarihinden de biliyoruz ki, iktidardakiler“zararsız muhaliflerin“ kendileri hakkında söyledikleri en ağır, en keskin sözleri teşvik edip özendirirler. Hatta onlarla göstermelik söz düellosuna bile girerler. Böylece dilleri sivri ama ruhları düzenle uyumlu olan bu siyasetçiler aracılığı ile halkı frenler ve düzene karşı köpüren hoşnutsuzluğu dizginlemiş olurlar. Düzen medyası de parlatıp durur bu siyasetçileri. Şike yaptınız.

3- Mikrofonlarda kopardığınız onca gürültüden sonra vardığınız yer, Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan’ı, diğer iki düzen partisi CHP ve MHP ile birlikte mecliste ayağa kalkarak hararetli alkışlarla karşılamak oldu. O alkışlarınız ki aslında adım başı yapılan kalekollara, ardı arkası kesilmeyen askeri sevkiyatlara, Roboskililerin başına yağdırılan bombalara, Gezi protestocularına sıkılan kurşunlara ve AKP’nin katliamcı IŞİD’e yaptığı yardımlaraydı.

4- Cumhurbaşkanlığı seçiminde diğer öteki düzen partileri gibi şike yaptınız: Seçime girerek Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığını meşrulaştırdınız. Böylece çivisi çıkmış bu işgalci oligarşik düzene bir badireyi selametle aşmada yardımcı oldunuz.

Bir kampanya bile başlatamadınız.

5- Dikkatlerden kaçtığını sanmayın: Legal siyaset yaptığınız 25 yıl boyunca (arşivlerdeki pek çok öneriye rağmen) başlattığınız ve sonuç aldığınız tek bir kampanya bile örgütlemediniz. Şimdi de, „Yüzde 10 barajını devirip gümbür gümbür geleceğiz,“ diyorsunuz. Sekiz yıldır grup olarak meclistesiniz ve her gün televizyonlardasınız. Bugüne kadar ne yaptınız ki, barajı „gümbür gümbür“ aştıktan sonra ne yapacaksınız?! Parçası olduğunuz Ankara siyaseti halkın siyaseti değildir; sizin ve düzenin siyasetidir.

6- Sorunlarını nutuklarınıza çerez yaptığınız halkı kasıtlı olarak eğitimsiz, örgütsüz ve dağınık tutmaktasınız. Yoksa onları başka türlü denetim altında tutamaz ve enerjisini düzen içi kanallara akıtarak buharlaştıramazdınız.

7- İdari, siyasi ve ekonomik hayatı durduracak ve düzeni işlemez hale getirecek çalışmalardan bilinçli ve özenli olarak uzak duruyorsunuz. Bu korkunç tutumunuzla AKP’yi beslemiş oluyorsunuz. Düzenin kanlı çarkı sizin bu ibret verici desteğinizle dönmektedir.

Sanmayın ki halk hep arkanızdan gelecek.

Geçen hafta Diyarbakır ve Yüksekova‘ lı birkaç gençle sohbet ettim: Bir dokundum, bin ah işittim…
Size kamuoyu önünde çağrıda bulunuyorum: Çok değil altı ay için halktan el çekin ve işin ehli olan öncü kadroları halkla birlikte, AKP ve bu çürümüş düzenle baş başa bırakın. Kurduğu „Çözüm Süreci“ kapanında sizinle yıllardır oyun oynayan AKP’nin ne hale geleceğini ve şimdi hayal bile edilmeyen ne büyük gelişmelerin olacağını o zaman görün!

http://www.sendika.org/2014/12/hdp-merkez-yonetimine-acik-mektup-halktan-el-cekin-mahmut-alinak/

Erzurum’da aday listeleri


Türkiye’de aday listeleri
von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

ümit 22 Demokrasi, tüm vatandaşların, organizasyon ve devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Bu yöntem biçiminin gerçekleştirilmesi için 07.04.2015 tarihinde tüm partiler hem ülke geneli ve hem de memleketim Erzurum için milletvekili aday listelerini açıkladılar. Bundan sonra,8 Haziran 2015 de oluşacak parlamento, çok önemli işler yapacaktır. Önümüzdeki parlamento aslında yeni sistemi kuracak olan bir parlamentodur.
Dolayısıyla benim acımdan üstünde düşünmek kaçınılmaz olan bir liste ’de Erzurum HDP ve AK-Parti listeleri.

İlk belirlemem aynen şu;
HDP’in Erzurum listesi vefalı bir liste değil. Üzerinde çok kalem oynatılacak, çok konuşulacak, çok tartışılacak bir mesele.

Gerçekten hak eden adayları listede görememek veya seçilemeyecek pozisyonda görmek üzücü. İlla da birilerine yakın mı olmak gerekiyor?
Zaten HDP’in en büyük hatası liste hazırlandığında kendi görüşlerinin mutlak doğru olduğuna inanmalarıdır. Siyasette ise doğru yoktur, daima mücadele vardır. Seçim farklı doğruların yarışmasıdır; herkes kendi doğrusu için oy ister. Olası alternatifler bellidir; bireyler muhasebe yapar ve bir tercihte bulunurlar. Dolayısıyla biz Tekman’lılar kısır mikrofon siyasetçiliğini alkışlayacak köle ruhlu insan değiliz.

Bana göre Erzurum’un Tekman gibi güney ilçelerinin seçmeni için, bu ortamda artık Parti değil, aday önemlidir. Tekman sevdalıları hedeflerine uygun davranarak Tekman’lı adaya oy verir. O zaman bizim kime oy vereceğimiz aday Erzurum’da bellidir, zira çözüm süreci dediğimiz süreç savrulacak, askıya alınacak bir süreç değildir, barış isteyen herkes ülkede sorunun çözümü için layık olan adayı desteklemelidir.

HDP Türkiye’ye hitap edebilen bir liste çıkaramadı. Kürt ve Alevi ekseninde mıntıka partisi olarak kaldı. Böylece barajı aşma şansını zora soktu ve AK Parti’ye fırsatı altın tepsi içinde Erzurum’da sundu.

Hiçbir siyasal süreç bu günün koşullarından yalıtılıp düşünülemez. 12 Eylül’ün yüzde 10 barajına bu kez meydan okuma cesaretini toplayan HDP’nin aday listesi büyük önem taşıyor. HDP’nin yüzde 10 barajını aşması ise öyle çantada keklik gibi durmuyor. Barajı aşması için partinin yaklaşık ülkede en azından 4. Milyon 950 bin oya ihtiyacı var.

Seçim zamanlarında siyasetçi olmaktan daha zor bir şey olmasa gerek. Baksanıza, anlı şanlı politikacılar bile bir anda kendilerini kapı önünde bulabiliyorlar. Bir önceki yazımda’ da belirtmiştim, Siyasette hele kürdi siyasette öyle vefasızlıklar oluyor ki, açıklamamak için vicdansız olmak gerekiyor.

Değerli yazar Günay Aslan sürgünde en çok çalışan ve yıpranan bir Kürt yazarıdır. Mesleği ve emeği ile listede herkesten daha çok yer almayı hak etmiştir. Ama HDP’in listesinde adı yok. Demokrasinin ve seçimin değil, üstten atamanın geçerli olduğu siyasete HDP ülkede tam ayak uydurmuş.

Hiçbir zaman korku ve şantaj üzerinden insanlardan oy alınmaz. Oy almak için insanlara dürüst davranın. Başkanlık sistemine karşı çıkanlar, Kürt sorununu çözemezler, çünkü onlar Kürt ulusunun hakları konusunda tutarlı ve demokratik değiller. Şimdi bu konu ile ilgili ciltler dolusu kitap yazılabilir.

Bu makalemi eleştirenlere yanıtımdır:
“Karl Marks, 1 Nisan 1865’te bazı sorulara yanıt verdiği bir yerde, en beğendiği niteliğin SADELİK, en çok nefret ettiği kusurun YALAKALIK/ YALTAKÇILIK ve parolasının De omnibus dubitandum [HERŞEYDEN KUŞKULAN!] olduğunu söylemişti. (Bkz. “Confession/ “İtiraf”, Karl Marx-Frederick Engels, Collected Works , Cilt 42, s. 567-68) Dolayısıyla, onun izinden gittiklerini söyleyenler, ama onun düşüncelerinden habersiz olanlar, kendi duruşlarını bu yanıtların ışığında gözden geçirmeliler“.