ozlemalbayrak_buyuk09c9593c

von ÖZLEM ALBAYRAK

IŞİD’in elindeki rehinelerin sağ salim Türkiye’ye dönmüş olması, beklendiği üzere birilerini memnun etmedi, memnun etmemek bir yana, üzdü. Beklendiği üzere diyorum, zira aynı oyuncuların Olimpiyatlar Türkiye’ye verilmediğinde de sevinçten neredeyse zil takıp oynamışlığı vardı. FBI’ın CIA’e operasyon çekmesi ne kadar tuhaf bir ihtimalse, bazılarının MİT TIR’larına kurduğu pusu o derece doğal karşılandı, hatta Türkiye’nin El Kaide destekçiliğine gösterge kılındı. Çifte kavrulmuş bu art niyetin sahipleri, elbette devletin ve MİT’in başarısını tescilleyen rehine operasyonuna da kulp takmadan duracak değildi.

Durmadılar da…

Önce ‚rehineler ne karşılığında geri alındı?‘ ve benzeri sorular geldi. Kürt meselesinin çözümünü ‚Güneydoğu’yu Kürtlere verdiler‘ kabulüyle açıklayanlara göre, IŞİD’e de bir şeyler verilmiş olmalıydı. Aslında alttan alta ima ettikleri şey, ‚IŞİD’e verilenler, 49 insanın canına değer mi bari?’ydi. Vatandaşın canını değerli addetmeyen yönetim ve algı biçimlerini burada sıralayacak değilim; fakat bunun günümüz devlet ve siyaset dünyasında bir karşılığının olmadığını ifade etmek gerekiyor.

Gerekiyor ki, Türkiye hükümetinin itibarını içeride ve dışarıda MİT üzerinden sıfırlamak isteyen, hükümeti uluslararası suç şebekeleriyle, terör örgütleriyle ilişkiliymiş gibi göstermeye çalışanların, bu ülkeye gözümüzün gördüğü, aklımızın yettiğinden çok daha büyük zararlar vermeye kalkıştığı anlaşılsın. Gerekiyor ki, Erdoğan ve hükümetin ebedi düşmanı olmaya yemin etmiş gibi davranan kesimlerin neden hiçbir zaman tatmin olmadığı ortaya çıksın. Rehinelerin kurtulmuş olmasının verdiği kıvanç ve sevincin bütün toplumun ortak paydası olması gerekirken, neden fidye, takas sorularının havada uçuştuğu, neden MİT’in ‚yabancı istihbarat örgütlerinden yardım almadığı‘ ve daha bir dolu açıklama yapmak zorunda kaldığı netleşsin.

Rehine operasyonunu CIA’in yaptığını savunan Şamil Tayyar’dı. Tayyar, ABD’nin, Türkiye’nin IŞİD’e karşı operasyona katılmama yolundaki en sağlam gerekçesini elinden almak için CIA yoluyla rehineleri kurtardığı şeklinde bir akıl yürütmede bulunmuş olabilir. Ancak, her akıl yürütme her zaman doğru sonuçları vermeyebileceği gibi; Türkiye, rehineleri kurtulmuş ve CIA yoluyla kurtulmuş olsa dahi ABD’ye IŞİD operasyonu konusunda rest çekme hakkına sahiptir.

Çünkü, evet inandık ve tasdik ettik ki, IŞİD’in yöntemleri İslami değildir, insanlıkla da ilgili değildir. Ama bu durum, şu an IŞİD hedeflerini vurma halinde olan ABD’nin ahlaki olarak haksızlığını temize çekmeye yetecek derecede güçlü derecede bir vahşet değildir. Çünkü biz ve dünyanın geri kalanı; vahşetin çok daha büyüğünü geçtiğimiz Ramazan ayında Gazze’de bebekler üzerinde işlenirken gördük. Çünkü bir yandan evrensel değerler, insan hakları diye diye Doğu’ya hak ve adalet diskuru çekenler; o günlerde suspusken, şimdi birkaç ABD vatandaşı öldürüldü ve Obama’ya birkaç tehdit savruldu diye aslan kesilmesi pek de evrensel değerlerle açıklanabilecek türden hareketler değil. Bir kere tutarlı değil, nesnel değil, samimi değil.

Ancak, burası Türkiye; yukarıda sıraladığım gerekçelerle Batı dünyasının Doğu karşısındaki çifte standardını eleştirenler direkt IŞİD’çi olmakla, IŞİD’i telin ediyormuş gibi yapıp alttan alta kafa kesen bu insanları desteklemekle de suçlanabilir.

Suçlanıyor da…

Türk vatandaşı olan rehineler IŞİD’in elindeyken hükümet IŞİD destekçiliğiyle itham ediliyordu, rehineler kurtarıldıktan sonra aynı argümanlarla ve aynı tavırla itham ediliyor. Oysa IŞİD’i oluşturan şartların müsebbibi Türkiye değil, bölgedeki sosyo-politik zeminin sorumlusunun kim olduğu ortada. Saddam’ın öldürdüğü Iraklı sayısı kaçtır bilmiyoruz sözgelimi, ancak Amerika’nın bölgeyi işgali sırasında ve sonrasında kaç Iraklı’nın canından olduğunu biliyoruz; 2 milyon. İşgal sonrası Irak’ta mezhepçi Maliki yönetimini destekleyerek Sünnilere karşı ayrımcılığın kapısını aralayan da aynı aktördü. Mezhepçi politikalardan ve diskriminasyondan bunalmış Ortadoğu Sünnilerinin, IŞİD gibi vahşi bir yapılanmayı bile destekler noktaya gelmesi; bu örgüte taban desteği sağlaması; yer yer meşruiyet bile atfetmesi –bazılarının iddia ettiği gibi- Türkiye’nin ‚yanlış politikalarının‘ sonucu değil.

Türkiye’nin tek yaptığı, Ezidisi, Sünnisi, Şiisi, Kürdü demedem can havliyle sınırına dayanıp yardım isteyene kapısını açması… Tek başına üstelik…

Gerisini Ortadoğu’da mezhepçiliği körükleyenlerle, Türkiyeli olup Türkiye düşmanlığı yapanlar düşünsün.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s