Just another WordPress.com site

von Mihrac Ural – 4 Temmuz 2014 / Cuma
174180_100002585630850_150073708_n mihrac CNN TV de kadim yol arkadaşı ülkemizin ünlü ülkücü ideolojinin mimarlarından Taha Akyol’la 3 Temmuz 2014 gece programında buluşan Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu bu ülkenin 21. Yy vizyonuyla uzak yakın ilgisi olmayan bir duruşla karşımıza çıktı. Fen bilimlerinin proflarından olmasına rağmen, Alman üniversitelerinde Arap dili üzerinde kürsü kuracak kadar muhafazakar İslam olduğunu açıklayan aday, bölge ve ülke olaylarına vakıf olmadığını kendi anlatımlarıyla dinlemiş olduk.

1.Bu programdaki ilk gafını ise Arap aleminin gelmiş geçmiş en önemli lider figürü olan Cemal Abdülnasır ve Filistin konusunda yaptı. “ Adülnasır yüzünden Filistin kaybedildi ama Araplar hala onu kahraman sanıyorlar” dedi.
Bu açıklama bunca yıldır bölgede dolaşan bir bilim adamına ve yaklaşık on yıldır İslam ülkeleri konferansı başkanlığı yapmış birinin işleyeceği bir gaf değildi. Bu gaf bilinç altı verilerin, taraf olmanın altında ezilmekten başka bir anlama sahip değildir. Nasır, Filistin davası Filistinlilerin kendi güçleriyle kurtulması için Filistin kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) kurup destekleyen ilk Arap lideridir. Filistin davası uğruna Mısır’ın tüm olanaklarını seferber eden, 67 savaşında aldığı ağır yenilgiye rağmen pes etmeden Filistin’in kurtuluşu için savaş veren bir liderdi. Mısır’da Filistin davası için kalan ne varsa hepsi nasırın çabası ve özverilerinin ısrarıyla olmuştur. Bunu bilmeyen birinin bölge hakkında zerre kadar bilgisi olmadığını iddia etmek yanlış değildir.
2. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bölgeye bakışını daha iyi anlamamız için ilk gafının ardından işlediği ikinci gafı izlemek yeterliydi. Aday “ bölgedeki devletler, Osmanlı eyaleti olan bölgelerin cetvelle çizilmiş, aşiretlere sunulmuş devletlerdir, bu devletlerde Baas süreci askeri darbe ve diktatörlükler süreci olmuştur” dedi.
Bu algı Türk-İslam sentezcilerinin oldum olası hayalini kurdukları Yeni-Osmanlıcı yayılmacı ideolojinin temel taşıdır. Hayaller bu eyaletleri bir biçimde yeniden Yeni-Osmanlıya bağlama projesi olarak gelişip durdu. Sıkıntının temeli de Osmanlının diğer eyaletleri olan monarşiler, aşiret liderleri, karlıklar ve insan haklarıyla özgürlük ve demokrasiyle uzak yakın ilgisi olmayanlar değil, Suriye ve Irak’tır. Bunun için her defasında laik rejimleriyle farklılık arz eden Suriye ve Irak, yayılma projesinin ilk hedef olmuşlardır. Osmanlı komşuluk algısını burada da tüm çıplaklığıyla görmüş oluruz; istila tek hedeftir.

Ekmeleddin İhsanoğlu, ne Suriye tarihini ne de Irak tarihini ne de bu ülkelerde 1963 sonrası iktidar olan Baas rejimini hiç bilmiyor. Bunun için, Tunus’ta başlayıp Arap ülkelerine yayılan harektlenmelere “Arap baharı” denilmesine karşı çıkarak bunun adı “ Arap diktatörlüklerinin yıkılmasıdır” diyor. Bunun içine Suriye’yi ve Irak’ı katması ise kaba bir handikaptı. Bu algı bir yandan bu ülkelerin iç işlerine karışmak diğer yandan dış müdahalelerin, “yaratıcı anarşi”, “temiz eller operasyonu”, “böl-yönet” taktikleriyle halkları birbirine kırdırtıp kanlı süreçler yaratarak çökertmek ve bu yola da İsrail siyonizminin bölgede rakipsiz kalmasını sağlama çabalarına çanak tutmaktır.

Ekmelledin’in Suriye sorun sürecinde ortaya koyduğu densiz, ahlaksız ve bir o kadar vicdansız tutumu ise burada uzun uzun anlatmaya gerek yok. O başkanı olduğu İslam ülkeleri konferansının biat kültürüyle eğitilmiş sadik bir tilmizi olarak, Suudi monarşisinin eli kanlı bataklıklardan başka anlamı olmayan karanlık prenslerinin projelerinde bir katiptir. Okur aynı kanalda Ekmeleddin beyin 3,5 milyon dolarlık servetini bir bilim adamı olarak nasıl kazandığını sorgulaması yeterlidir; bu sorgulamayı bu dinci çevrelerin malum gizli hesaplarını açığa vurmadan yapmak bile eterli.

3. Aday kişi 2006’da giriştiği Şii-Sünni yakınlaşması çabası için verdiği “her taraftan 15 kişilik heyetle yayınlanan ortak bildiri” çıkarma becerisi ise oldukça komikti. 1400 yıldır 1400 kz bir araya gelseler de farklılıklarını koruyan inançların, Ekmeleddin beyin İslam Ülkeleri Konferansı başkanlığı sürecinde tarihlerinin en sert en gergin süreçlerine girdiğini bizlere unutturabileceğini sanıyor. Bu dönemde “Şii atom bombası” söylemi, “Şii hilali söylemi”, “İran yayılmacılığı” iddiaları ve bu gün bölgede yaşanan hatta İŞİD gibi vahşet örgütlerinin çıkış zemini olan tüm karanlık planların ilk kıvılcımlarının üretilmiş olduğunu hatırlatırım. Bu karanlık planlara kişi olarak katkısını burada tartışmak abestir, ama kişi kendi dönemini bile bilmeyecek kadar biat kültürünün esiri olmuşsa, bu gerçekleri suratına kapak yapmak da biz bölge devrimcilerinin sorumluluğu olacağı bilinmelidir.
4. Aday “Alevi sorunlarının çözümü bir hükümet sorunudur” demesi ve Cumhurbaşkanı olduğunda bu sorunları çözümü için çabalayacağını söylemesi, belki de İzzetin doğanların hazmedebileceği bir şey olabilir. Ama ülkemizde yüzyılları kapsayan bu sorunun esasında bir siyasal sistem, bir devlet kurum, kuruluş yasa ve anayasa sorunu olduğunu burada bildirmek yeterlidir. Bu gerçeklerle ele alınmayacak bir Alevi sorunun yeni bataklıklarda çürüme ve yeni reflekslerin, itilmişler dünyasından, haklı gasp edilmiş ikinci sınıf vatandaş haline getirilmişler dünyasından beklenmesi bir sonuç değil bir hak olacaktır.

Bu basit gerçeği bilmeyen ve sırtından atmak için tek boyutlu inanç devletinden, tek boyutlu inanç hükümetinden Alevilerin sorunlarına çözüm beklemek, kurda kuzuyu teslim etmektir. Böylesi bir aklın, muhafazakar İslamcı bir Cumhurbaşkanının üreteceği başka bir olamaz zaten. Alevileri bekleyen yine toplu kıyım yine kendi celladına aşktır. Diktatör Erdoğan’la kıyaslayıp nefes alacağını söyleyecek akıllara ise şunu söylemekle yetineceğim “siz tarihin her dönemindeki Alevi kıyımının ortaklarısınız”. İki cellattan birini seçmek gibi bir tercihe onay vermek ise Aziz Nesin’in bu millet için söylediğini onaylamaktır.

Bu noktada dile getirdiğim hakların gerçekçi çözümünü ülkemizin en temel sorunu olan Kürt sorunuyla ilgili olarak da tekrar ederim. Türkiye’de Kürt sorunu bir hükümet sorunu değildir. Ortak bir vatanda bölünmeden yaşamak isteyenler bu sorunu anayasal, kurum kuruluş ve yasalarıyla açık ifade ve tanımlamalarıyla Kürtlerin, Arapların ve diğer azınlıkların haklarını güvenceye alarak çözülür. Bu ise bir siyasal sistem ve devletin yeniden organizesini gerektirir. Bu olmadan yapılacak tüm geçici hükümet çözümleri, masa altından paslaşmalar, MİT gibi kirli teşkilatların yönlendirme ve ya dayatmalarının çözüm olmayacağını belirteceğim. Kimse Kürt halkı adına konuşmamalı bu halkın siyasal temsilcileri beli olmuştur, bu halkın liderliği de bellidir. Biz ortak vatan algısıyla çözüm için nelerin yol haritası olacağını belirleriz ama bu ortaklıkta çıkarı olmayanların kendi kaderlerini tayin etmelerine de sonuna kadar saygılı oluruz.

Bu ülkede Kürt sorunu da tek başına temel sorun değildir. Bu ülkede 8 milyon nüfusuyla Arapların da aynı kalibrede sorunları gündemdedir. Bu gün siyasal temsilciliği olmazsa da bu halkın evlatları bu halkın haklarını asla yedirmeyecekleri açıktır. Bu satırlar bunun dile gelişidir. Ekmeleddin, ülkenin sorunlarını detaylarıyla bilmeyecek kadar tek boyutlu algılarla bu seçimde adaydır.

5. Ekmeleddin bey “1 milyon Suriyeli ülkemizde aç ve sefil koşullarda yaşıyor bu yoksu insanların yarın birer cürüm şebekesi haline dönüşmesi kaçınılmazdır” diyerek gösterdiği insanlığın binde birini Suriye’yi kana bulayan en önemli faktörün diktatör Erdoğan olduğunu dile getirmesi çok daha anlamlı olurdu. Üstelik rakibi olan bu eli kanlı ırkçı mezhepçiyi buradan vurmak çok daha makbule geçerdi ve AKP’nin tabanında bile haklı bir onay bulurdu. Ama bunu yapacak bir cüreti olmayan Ekmeleddin’in, Cumhurbaşkanlığı seçiminin bu ilk adımlarında gösterdiği korkaklık ve yılgın halleri kayda değer ölçekte dikkat çekiciydi. Hele hele seçim kampanyasının giderleriyle ilgili fakirlik edebiyatı, seçimleri baştan yitirmiş birinin hallerini yansıtıyordu Bu veriler, Ekmeleddin’i İslam Ülkeleri Konferansının başına getiren diktatör Erdoğan ve Abdullah Gül’e olan biatının etkisi olarak gördüğümü burada not düşeceğim. Bu akılların tümünde bu sendrom vardır ve kurtuluşu mümkün değildir. Böylesi “BÜYÜK UZLAŞMA” halkı aldatan bir payda olarak CHP ve MHP’ye hayırlı olsun demekten başka bir şeyimiz kalmıyor.

6. Cumhuriyet kaçkını bir ailenin evladı olarak muhafazakar bir İslamcı olduğunu açıklayan bu adayın, “Laikliği savunuyorum” söylemi, Atatürk üzerine yaptığı yüzeysel güzellemeler dili sütten yanmış bizlerin ikiyüzlü, dincilerin bildik takiyeciliği olduğunu burada hatırlatmakla yetineceğim. Sanırım bu filmi halkımız çok kez seyretti. Komedilerin bu kez trajedi olacağını ise ben hatırlatırım.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: