Just another WordPress.com site

thvon PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Öcalan Türkiye’ye getirildikten sonra Jandarma istihbarat dairesi tarafından alınan ifadesinde aynen şunları belirtiyordu: ’’Pişmanlık duymuyorum. Avrupa’da kalıp kolayca Avrupa’nın desteğinde bir süre daha devam edebilirdim. Ancak Türkiye bu sorunun kaynağıdır, sorunu burada çözmek gerekir’ . Konuyla ilgili yazıma devem ederken bu dipnottu vermekte gerek duydum, çünkü Aydınlık gazetesi tarafından Öcalan’la ilgili yayınlanan sorgulama bantlarındaki ses kayıtlarının büyük bir bölümü montaj.

Konuya kaldığımız yerden devam edersek, uçağın rotası 2. Şubat 1999 tarihinde bu kez Korfu adasıydı. Öcalan ve yanındaki arkadaşları yakalanmamak için her türlü önlemi almışlardı. Yunan Sivil Havacılık Teşkilatı ise, uçağı Avrupa Kontrol kulesi ‘ne ‚ambulans uçak‘ olarak bildirmişti. Uçak iner inmez Öcalan’ı apronda bekleyen siyah bir otomobile bindirdiler ve süratle Araxos askeri üssüne götürdüler. Bütün dünya istihbarat birimleri Öcalan’ın peşindeydi. Yunanistan’da ise Öcalan için tek güvenilir yer askeri bir üs olabilirdi. O gece hem Türk ve hem ’de Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın ışıkları sabaha kadar yandı. Telefonlar bütün gece çalıştı. 2. Şubat 1999’da Yunanistan Öcalan’ın Korfu Adası’na geldiği ve polisler tarafından çevrildiği iddiasını yalanladı.

Dönemin Yunanistan Dışişleri bakanı Pangalos koltuğunda bir türlü oturamıyor, odasında sağa sola gidip geliyor aynen fır dönüyordu. Öcalan’ı ne yapacağını düşünüyordu. Pangalos’un amacı Öcalan’ı derhal Yunanistan’dan çıkartmaktı. Peki, o zaman Öcalan nereye gönderilecekti? Avrupa’da başta Almanya olmak üzere kimse Öcalan’ın adını duymak ve onu siyasi bir mülteci olarak kabul etmek istemiyordu. Alman istihbarat birimleri ise PKK’nin Avrupa merkezini harıl harıl dinliyorlardı. Hatta kendilerini Kürt dostu olarak gösteren bazı köstebek Avukatlar vasıtasıyla PKK’nin Avrupa merkezini yönlendiriyorlardı. Amaçları Öcalan’ın Almanya’ya iltica etmesini önlemek ve onun Türkiye’nin eline geçmesini sağlamaktı. Bu konuda birkaç dipnotta Öcalan’dan dinlemekte yarar var. Öcalan Jandarma istihbarat dairesi tarafından alınan ifadesinde aynen şunları belirtiyordu: Roma’da yani ‘’’Bu süreçte yanıma çok ziyaretçi geldi. Toplam 100 civarında heyet geldi. Hemen hemen her orijinden heyetler vardı. Gelenlerden: Almanya’dan gazeteci ve avukatlar, Hollanda’dan gazeteci ve avukatlar vardı. Avukat Berita’yı MED TV olayında Corc olarak bildiği Aristo bulmuştu. Berita 1-2 yıldır avukatlığımızı yapıyordu. Bizden para almıyordu. Zengindi. Ancak ün peşinde olabileceğini sanıyorum. Kocası Baybaşin’in avukatıdır. İstihbarat servisinin bir elemanı olabilir.’’ , kanaatindeydi. Öcalan bu kanaatinde Hollandalı bayan avukatla ilgili düşüncesinde yanılıyordu, ama Alman avukatın istihbarata çalıştığı konusundaki görüşünde haklılık yanı vardı, çünkü Öcalan’ında vurguladığı gibi, ’’ Ancak diğer ülkelerde olduğu gibi Almanya’da ilişkilerimizde kendisine yakın bulunduklarını yanına alma politikasını izledi. Örneğin Kani Yılmaz’ın sığınma talebini kabul edip pasaport verirken, beni Roma’dan sonra gitmem halinde tutuklayacaklarını söylediler. Bu ülke. PKK konusunda kendi çizgisinde kadro yaratmak istiyor , ’’ açıklamasını yapıyordu. Öcalan yanına sokulan bu köstebek Öcalan’ı alman iltica hukuku konusunda yanlış yönlendirerek onun Almanya’ya girmesini önledi.

Şimdi yine 2. Şubat 1999 tarihinde Korfu adasına hareket eden uçağa dönelim ve gerçekleri o zamanki gazete başlıklarından öğrenmeye çalışalım.

Ne yapacaklardı? Öcalan’ın yanından ayrılmayan ajan Kalenderidis’in ifadesine göre, Öcalan’ı sürat teknesiyle İtalya’ya götürmeyi buradan da Sırbistan ya da Arnavutluk’a geçirmeyi düşündüler ama gizli servis başkanı Stavrakakis’ten gelen telefonla ilk plan değişti.

Kalenderidis o geceyi şöyle anlattı:
ÖCALAN FİKRİNİ SORUYOR „Yeni plana göre, Öcalan’ı önce bir Afrika ülkesine buradan da Güney Afrika’ya götürecektik. Hükümet siyasi iltica almak için uğraşıyordu. Arada duracağımız ülkeyi bilmiyordum. Öcalan bana ‚Ne düşünüyorsun‘ diye sordu. Ben de bütün planı bilmeden yorum yapamayacağımı söyledim. Aris, Öcalan’ın kararsız olduğunu EYP Başkanı’na aktardı. Kısa bir süre sonra Stavrakakis beni arayıp Öcalan’ı ikna etmemi istedi: ‚Bunu kabul etmesi için ona baskı yap. Gideceği yerde Yunan devletinin resmi koruması altında olacağını da söyle. İltica güvencesi alınır alınmaz da Güney Afrika’ya götüreceğimizi söyle‘ dedi. Telefonu kapattım. Öcalan’la konuştum. Öcalan yine şahsi görüşümü sordu. Ben gideceğimiz ilk ülkeyi bilmediğimi ama Yunan devletinin onu koruyacağını söyledim. Öcalan beni dikkatle dinledi. Bir süre ısrarla gözlerimin içine baktı ‚gidelim‘ dedi.“

Korfu Havaalanı’nın çevresinde gazeteciler bekliyordu. Her şey gizli olmalıydı. Öcalan’ı hava karadıktan sonra kaldığı villadan aldılar. Havaalanına gizlice arka kapıdan girdiler. Kule dışında tek bir ışık bile yoktu. Ama ne olduysa bu yüzden oldu. Dedektif Clouseau filmlerini hatırlatan olayı yine Kalenderis’in zabıtlardaki sözlerinden okuyalım: „Havaalanına TV kameraları yığılmıştı. Görüntü almasınlar diye havaalanının ışıklarını söndürdüler. Biz bir Landrover ciple havaalanına geldik. Şoför istihbarattandı Öcalan’la aynı cipdeydim. Şoför süratle uçağa doğru gidiyordu. Öyle karanlıktı ki birden bir şeye bindirdik. Uçağa bindirmiş. Uçağın kanadı cipin içine girdi Az kalsın başımız kopacaktı. Uçağın kanadını ellerimde hissettim. Ellerim, elbiselerim kan içinde kaldı. Ben o elbiseleri yıkamadım. Tarihi anlamı olduğu için hala saklıyorum…‘ Yine yapılan planlar altüst olmuştu.. Panik halinde yeni bir plan yapıldı. Kalenderidis’in anlattığına göre, kazadan sonra Korfu’da bir eve gittiler. Sonra da Yunan sahil korumasına ait bir tekneyle Igumetisia’ya geçtiler. Limandan doğruca havaalanına gittiler. 2 Şubat 1999 Salı sabaha karşı 04.30… Araksos askeri havaalanı. Havaalanına giren iki araç süratle apronun en uç köşesinde, motorlarını çalıştırmış bekleyen Falcon uçağına yöneldi. Araçlardan çıkan telaşlı gölgeler uçağın merdivenlerini tırmandılar. Kapılar hemen kapandı. Uçakta Abdullah Öcalan, Yunanlı ajan Kalenderidis, Rum işadamı Aristidou, İbrahim Ayaz ve Deniz Melsa vardı. Uçak karanlığı delerek gözden kayboldu… Rota Güney Afrika’ydı. Ama uçak hiçbir zaman Güney Afrika’ya gidemedi.

Peki uçak kalktıktan sonra neler oldu? Karar neden değişti? Ajan Kalenderidis’in mahkemede anlattıkları yaşanan şaşkınlığı gözler önüne seriyordu: „Uçak kalkarken ilk olarak hangi ülkeye ineceğimizi bilmiyordum. Bana sormamam talimatı verilmişti.

Öcalan Güney Afrika’ya gideceğini biliyordu ama arada durulacak ülkeyi o da bilmiyordu. Uçak inince ikinci bir talimat geldi. İnip Mandela’nın avukatıyla, Öcalan’a siyasi iltica verilmesini görüşmemi istediler. Uçaktan indikten yarım saat sonra nerede olduğumuzu anladım. Meğer Nairobi’ye inmişiz.“

ŞİFRELİ MESAJ: SAFARİ AYARLA Aslında o gece esas şok geçiren Nairobi’deki Yunan Büyükelçisi George Kostulas’dı. Atina’dan „Önemli biri geliyor. Havaalanında karşılayın‘ diye talimat gelmişti. Ama kimin geldiğini bilmiyordu. 3 Şubat sabahı 11.00’de, Yunan İstihbarat Teşkilatı’nın kiraladığı Falcon, Nairobi Havaalanı’na inişiyle birlikte de Yunan diplomasi tarihinin en büyük skandallarından biri yaşanmaya başlıyordu.

Değerli okuyucularım Yunan diplomasi tarihinin en büyük skandalı olan bu konunun devamı gelecek yazımda.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: