Başbakanım -Dik dur eğilme.
von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
imagesCAEWQRCV
Kaos Bilgisayar Kulübü ve insan hakları örgütleri, Alman hükümeti hakkında suç duyurusunda bulunduğu bugün.(3 Şubat 2014 tarihinde) akşam saatlerinde Almanya’ya ulaşan Başbakan Erdoğan’ı binlerce Türkiyeli havaalanında karşıladı. Türkiye-Almanya arasındaki siyasi ilişkilerin temel özellikleri düzenlilik, ihtiyat ve işbirliği olarak sıralanabilir. Her iki ülke birbirini ciddiye almasına rağmen, bu her iki ülke arasındaki ilişkileri bazen kritik bazen dengeli bir reviş izlemektedir. Alman yetkilileri’ ise kimi zaman kapalı, kimi zaman da aşikârdan asimilasyon siyaseti güdüyorlar.

Bilvasıta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da, Almanya’nın Köln kentine 2008 yılında yaptığı bir ziyaretinde – Köln-Arena spor salonunda – 16bin Türkiyeli göçmene hitap ederek , „asimilasyon bir insanlık suçudur“ diyerek, haklı olarak Berlin’in uyum politikalarını eleştirmişti. Çünkü Almanya’daki insanlarımız geçmişinden, kültüründen, dininden ve dilinden koparılmaktadırlar. Tayyip Erdoğan duyarlı bir politikacı olarak bu tehlikeye Köln’de 2008 yılında işaret etmişti. Onun bu sözleri son derece yerinde ve haklıdır, çünkü güneş balçıkla sıvanmaz, gerçekler inkar edilemez.

4 Şubat 2014 tarihinde Alman Dış Politika Enstitüsü’ndeki konferansta ise Arap uyanışının Türkiye’nin AB ‘ligine değil, AB’ liginin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu gösterdiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, AB ’ligi ülkelerini kastederek „Siz bize muhtaçsınız “dedi. Bu haklı görüşe katılmamak mümkün değil, çünkü Almanya ile Türkiye arasında ilişkiler siyasi, ekonomik ve kültürel olmak üzere çok boyutludur: Siyasi boyut, ikili ilişkiler ve Türkiye’nin AB üyeliğini; ekonomik boyut, iki devletin karşılıklı ticari aktivitelerini ve kültürel boyutu ise, Almanya’daki Türkiyeliler ile Türkiye’deki Almanyalıların faaliyetlerini ihtiva etmektedir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 59’uncu hükûmeti kurarak 14 Mart 2003’de başbakan olarak göreve geldiğinden bu yana Türkiye eşsiz bir ekonomik canlanma yaşıyor. Erdoğan ordunun baskın siyasî nüfuzunu kırarak reformlarla AB üyelik müzakerelerinin yolunu açtı. Kısaca belirtmek gerekirse; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana hiçbir siyaset adamı Türkiye’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kadar başarılı olamadı.
Bu an için Türkiye’de Kürt sorununu çözmek isteyen, çözebilecek yegâne liderde yine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır, çünkü Diyarbakır’a gittiği zaman Kürt sorununun gerçekten çözüleceğini belirtti. Çözüm süreci bütün sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik. Bu bağlamda çözüm aracının siyaset olduğu artık herkes tarafından kabul edilmelidir.

Halen 15 yıldır cezaevinde tutsak olan PKK lideri Abdullah Öcalan ile Kürt sorununun kardeşçe çözülmesinin sağlanması için görüşmelerin yapılması talimatını MİT başkanına kamuoyunun önünde bizzat Başbakan verdi. Netice olarak bizzat zatı alileri hiçbir sorunun şiddetle çözülemeyeceğine inanmaktadırlar. Başından beri bir devletin gücü, ne kadar silaha sahip olduğuyla ölçülmez, tam tersine kendi halkına nasıl bir hizmet sunduğuyla ölçülür. görüşünü savunan ben, dökülen kanın sona ermesi haklarımız arasında daimi barışın sağlanabilmesi için, Başbakan Erdoğan’a hepimizin yardımcı olmamız gerekir, kanaatindeyim. Hükümet olarak 11 yıldır Türkiye’nin normalleşmesine, Kürt sorununun çözülmesine ve memleketin AB standartlarına kavuşmasının mücadelesini veriyorlar. Çok sayıda engelle provokasyon ve sabotajla karşılaştılar.

Meyveli ağaca taş atan çok olur. Başbakan Batı Emperyalistlerinin düzenledikleri bir tuzakla ve aynı zamanda bu tezgâh sayesinde Türk Lirası’nın büyük değer kaybı nedeniyle şimdiye kadarki görev döneminin en büyük zorluklarından biriyle karşı karşıya. Kendilerinin ‘de Alman Dış Politika Enstitüsü’ndeki konferansta vurguladıkları gibi. Erdoğan hükümetine çok sayıda tuzaklar kuruldu. En son 17 Aralık tuzağının bozulmasıyla, vesayet odakları vazgeçecekler. Bunun da çok önemli bir adım olacağını artık ben görüyorum.
Almanya’da dış politika uzmanlarıyla buluşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, „Acaba şu anda mustarip olduğunuz ve karşı durduğunuz, hem yargı hem emniyetteki paralel devleti hükümet olarak siz kurmadınız mı?“ sorusu yöneltildi. Erdoğan ise, „Yargı ve yürütmenin güvenlik ayağında belli bir paslaşma ile hükümete, devlete karşı bir eylem söz konusu“ dedi. Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerini ise Türkiye’deki yatırımların önünü kesmek isteyen çevrelerin girişimi olarak nitelendirdi. Erdoğan, basın özgürlüğüne ilişkin bir soruya da, „Tabi Sınır tanımayan muhabirler gerçekten sınır tanımıyorlar“ diye yanıt verdi.

Değerli okuyucularım Başbakanın bu yanıtlarına sizler katılmaya bilirsiniz, ama bana onun Berlindekı konuşması çok inandırıcı ğelidi. Çünkü 17 Aralık 2013 komplosu, dışarıdan diş güçler tarafından, Türkiye içerisinde ‚de bazı iç unsur ve mahluklar‘ dan tam destek aldı. Türkiye’deki “paralel devlet“ yapılanması uluslararası kirli odakların elinde oyuncak olan bir örgüttür. Halkımıza, devlete ve demokrasiye yönelik ihanet hareketi olarak tarihe geçtiler. Diş güçlere hizmet edenler, ülkenin problemlerini çözemezler. Hizmet ettikleri diş güçlerde zaten onlara güven duymazlar.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s