Just another WordPress.com site

Suriye gündemine dair sıcak gelişmelerin yaşandığı şu günlerde merak edilen ve cevabı aranan soruları Suriye’den Mihrac Ural’a ulaşarak yönelttik.

Guta’da Kullanılan Gaz Türkiye’den Gitti

Haber: Ferhat Aktaş

Suriye gündemine dair sıcak gelişmelerin yaşandığı şu günlerde merak edilen ve cevabı aranan soruları Suriye’den Mihrac Ural’a ulaşarak yönelttik. Kendisinden detaylı cevaplar istediğimiz için uzun ama oldukça önemli bilgi-gözlem ve tespitler içeren bu röportajı hazırladık. Şam Guta’dan, Lazkiye kırsalına uzanan katliamlar hakkında ilk defa burada okuyacağınız somut bilgiler var. Yandaş medyanın yalana dayalı yayınlarına, histerik savaş kışkırtıcılığı anlamına gelen manşetlerine karşı Suriye gerçeklerini öğrenmek isteyenlere sorunu anlama kılavuzu olacak bu röportajı okumalarını tavsiye ediyoruz. ’Zafer silahların değil halkın iradesine aittir’ diyen Mihrac Ural kazanacaklarından çok emin. Neden mi? Cevabını Taha Haber adına Mihrac Ural ile görüşen Ferhat Aktaş’ın aşağıdaki röportajında bulacaksınız.

Ferhat Aktaş:Sayın Ural, Şam’ın Guta bölgesinde yaşananlara ilişkin bilgi ve görüşlerinizi merak ediyorum. Şam Guta’da kimyasal silah kullanıldı mı, kullanıldıysa kim kullandı?

Mihrac Ural:Guta, Şam’ın doğu ve güney bölgesini kapsayan, tarıma açılmış, yaşam kaynağı alanıdır. Burası tarihin de konusu birçok çatışmanın kader belirleme alanıdır. Suriye bir yanıyla Guta’dır demek yanlış olmayacaktır. Guta, Şam şehrinin kırsalıdır da. Burası tüm kapalı yapılar gibi, şehir merkezini kuşatan banliyöler gibi gizli işsizliğin, dar çevre ilişkisinin alanı. Bu alanın nesnel özeliklerini iyi bilen dünya şer güçleri mali ve askeri kışkırtma yatırımlarını burada yaptı ve şehir merkezini buradan kuşatmaya çalıştılar.

İki yılı aşkındır süren çatışmalarda Suriye Halk Ordusunun düzenli ordu yapılanmasını dönüştürdüğü, gerilla savaşı yönelimlerine göre yeniden yapılandırıldığı ve Şam kırsalı olmak üzere ülkenin birçok yerinde üstün başarılar sağladığı bir dönemde Guta’daki saldırı gündeme geldi. Ne olduysa buradan itibaren oldu.

Selefi cihatçı güçler Guta’da tutunamaz hale gelmeye başladı.Ordu, birbiriyle çatışma halinde olan hırsızlık, fidyecilik, gasp ve yakıp yıkmadan başka bir şey bilmeyen selefi güçlerini adım adım yenilgiye götürdüğü bu alanda, halkın orduya artan desteği de gündeme geldi. Halkın desteği bin bir biçimde; bilgi aktarımından, aktif katılıma kadar değişken boyutlar aldı. Geniş alan üzerinde dağınık yerleşim birimlerinin bölüm bölüm kurtarılmaya başlandığı bu süreç Suriye genelinde; Lazkiye kırsalından Humus kırsalına kadar her bölgede üstün başarılarıyla yürüyen ordu ve sivil halk güçlerinin askeri desteğiyle iki yıldır süren savaşın tüm dengelerini lehine çevirmeye başlamıştı.

Demokratik reform paketini başarıyla yasalaştıran yönetimin önünü kesmek için aralıksız kanlı kıyımlarla savaşı tırmandırarak yol kesme hareketi yapan emperyalistler ve kuklası selefi terör şebekelerinin çabası burada da bir biçimde tezgâhlanarak yapılacaktı.

Bir yol kesme hareketi organize edilecekti. Guta bunun ifadesidir!

Nitekim aylardır dünya şer medyasının kırmızıçizgi diye lanse ettiği kimyasal silah kullanımı bu tezgâhın kurgular senaryosuna meze olacaktı. Halep kırsalında (Han el Asal) tüm çıplaklığıyla belli olan, kaba bir pervasızlıkla kullanılan Türkiye menşeli sârin gazı, bu kez daha dikkatli yöntemlerle Suriye halk ordusunun zaferinin önünü kesecek bir oyunun parçası oluyordu.

Tarihi boyunca halkına karşı hiçbir zaman ilkesiz davranmayan, halkın kendi gücü olan ordu, İsrail’in savaş uçaklarıyla ağır bombardıman altında kalmasına rağmen durdurulamıyordu. Ürdün sınırları açılmış ve CIA ajanları, DST, MOSAD, MİT’in çabaları kar etmemişti.

Kimyasal gazlar Türkiye’den Şam Guta’ya taşındı!

Zaferden zafere koşan bir ordunun, ülkesinde kılıç sırtında yürüyen sorunlar yumağı içinde, emperyalist şer güçlerin ısrarla kimyasal silah kırmızıçizgi diye yaygara kopardığı bir ortamda, parmağım kör gözüne batırırcasına kimyasal silah kullanma aptallığı yapmayacağını bilmeniz gerekir. Bu gerçeği ortaya koyduğumuzda hiçbir vicdani ve ahlaki sorumluluk duymayan selefi çeteler verilen onay ardından bu silahı kullandı.

Detayları tüm yönleriyle bilinen kimyasal gazlar Türkiye’den Şam Guta’ya taşındı. El yapımı füzelere yerleştirildi.Bu arada bir süredir esir alınmış vatansever halkın kadın ve çocukları, füzenin atılacağı alana canlı hedef olarak yerleştirildi. Terör unsurları alanın dışına çıkarıldı. Ölenlerin hiç birinde kurşun taşıma cepliklerinin olmaması, çocukların akıl almaz ölçekte bir arada bulunması da bu gerçeği yansıtan önemli bir belirtiydi.

– Kimyasal gazların Türkiye üzerinden Şam’a ulaştırıldığını söylüyorsunuz. Bunu neye dayanarak ifade ediyorsunuz? Bilinen detaylardan neyi kastettiğinizi öğrenebilirmiyim?

M. Ural:Bu konuda söyleyeceklerim konuyla ilgili uluslar arası kurumda önemli bir görevi olan dostun aktarmasıdır; Çok önemli bir uluslar arası kurumda yetkili olan dostum Jan Kalan gerçekleri tarihe aktarma adına, kimyasal silahı Suriye’de kimin kullandığına dair bilgiyi, özel olarak bana iletti. Bunun kamuoyuna duyurulmasını istedi. Dostum Jan Kalan en gizli bilgilerin toplandığı uluslar arası merkezde karar sahibi bir kaç kişiden biridir. Söylediği her şeyi zamanla sınadım ve tümünün gerçek olduğunu gördüm. Yakın zaman önce kendi sosyal bloğumda detaylarını duyurduğum bu bilgi notunu sizinle paylaşıyorum:

“Hidrojen siyanür cihazı Hatay’da El Kaide’ye bağlı el-Nusra eğitim kampında, bundan 29 gün önce TC devletine bağlı askeri tesiste bir bina içinde bulundu. Bulan kişi ise yeni tayin olan bir üsteğmen. Hasan ERKUL adlı üsteğmen hemen konuyu üstlerine bildirdi. Üsten gelen emir; bu cihazları El Nusra’ya vereceklerini, Suriye’de kullanılmak üzere getirilmiş cihaz olduğu aktarıldı. Bu tesiste El Nusra’ya eğitim veren subaylar detaylı eğitim seminerlerinde bunların nasıl kullanılacağı hakkında El Nusra’ya bağlı 12 kişilik ekibe, günde 3 saat eğitim verdiler. Küçük bir kutu içinde bulunan bir köpek üzerinde alıştırma yapıp, becerilerini geliştiren TC askerleri bu siyanürlü gazları köpekler üzerinde denerken bölgeye 19 Km uzaklıktaki bir köy etkilendi ve bu köydekilere acil tıbbi yardım yapıldı. Hatta köydeki yaşlı insanlardan birisi felç oldu. BM büyük bir gizlilik içinde bu köyü karantinaya aldı. Bu zehirli gaz bir köpek üzerinde denemiş, hatta silahı kullanan askerin en yakın arkadaşı da gazdan etkilenerek hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine TC devleti çok gizli bir titizlikle o bölgede bulunan birçok köy ve kasabada terör gerekçesiyle güvenliği üst seviyeye çıkartı.’’

„Iraktaki İslami cihad terör odakları bir kimyasal maddeyi kullanmak için bir araç yaptılar. Patlayıcı cihazların teknik desteğini de Amerika vermişti. O şahıslar şimdi 1 yıldır Hatay’da, Suriye ile ilgili eğitim alıp, eğitim veriyorlar. Suriye’deki kimyasal patlamada o şahısların bir ürünüdür. Bunu Amerika ve Türkiye’deki istihbaratlar da çok iyi biliyor ki saldırıyı El Nusra yaptı. Dünya kamuoyunu BM heyeti Suriye’de iken -bakın Esad dünyaya meydan okuyor- deyip, NATO’yu Suriye’nin üzerine çekmek için çalışan bu şahıslar gazı kullanan El Nusra örgütünden 6 örgüt üyesiydi.“

Günü birlik diyalog ve barış çağrısının yapıldığı bir ortamda, Cenevre görüşmelerini hazırlığının olgunlaştığı bir süreçte, delilerden başka kimsenin göze alamayacağı bu vahşeti selefi güçler pervasızca yaptı. Bunun dünyanın tüm şer güçleri açıkça bilmektedir ve bunun için“kimyasal silahı kim kullandı” diye sormak yerine, sadece “kimyasal silah kullanıldı mı” diye sormaları bu abes senaryonun nasıl ve neden tezgâhlandığını anlatmaya yeterlidir.

Yaşanan Cenevre görüşmeleri öncesinde bir yol kesme hareketidir!

Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bir hafta önce internet ortamında dolaşan yalan kurgular üzerinden, kanıtsız-belgesiz “kimyasal silah kullanıldı” diyerek, Esad yönetimine tek taraflı uyarı darbeleri yapılacağını ima etmesi bu kirli oyunu anlatmaya yeterlidir. Bu karanlık senaryonun tek amacı Suriye yönetimi lehine bozulan savaş dengesini yeniden dizayn etme etmektir.

Suriye Ordusu ve Suriye yönetimi halkını bu vatan hainlerinden kurtarma çabasında halkını koruma görev ve yükümlülüğünü yerine getirirken kimyasal kullanmasının hiçbir ilkeli yanı yoktur. Şer güçlerini her alanda gücüyle ezen bir yönetimin bu yöntemlere başvurarak kendini hançerlemesi mantık dışıdır. Selefiler ellerine nükleer silah geçirdiklerinde bunu kullanmaktan çekinmeyecekleri açıktır. Nasıl olsa “ cihat yapıyoruz, Allah için savaşıyoruz, yanlış yapsak da Allah affeder, ölen masum insanlar ise erkenden cennete gitmiş olur, sevap kazanırız” diyerek kendi soysuzluklarının vicdan ve ahlakını oluşturup vahşet silahını kullandılar. BM araştırmacılarının da tüm bulguları bu yönde olacaktır. Suriye yönetiminin gelen araştırmacılara sonuçları ortaya koyun demesinin cesareti burada anlam kazanmıştır.

– ABD-Fransa-İsrail-Türkiye-Katar-Suudi Arabistan vs. bu devletlerin Suriye iktidarına ve halkına dönük son ‚askeri müdahale‘ hazırlığını nasıl yorumluyorsunuz? Devlet Başkanı Esad’ı neden hedef alıyorlar? Batı ülkeleri ve bölgede işbirliği halinde oldukları devletler nasıl bir Suriye istiyor?

M. Ural:Bu konuda yazdığım makalede “kimse tedirgin olmasın savaş olmayacak” dedim. Bunun verileri, kimyasal silahı ne ilke açısından, ne de kazanmakta olduğu zaferlerin yarattığı atmosfer açısından Suriye Halk Ordusunun kullanama ihtiyacı olmadığı açısından dile getirdim. Halep ili Han el Asel beldesinde kimyasal silahı kullananların çok açıkça belirlendiğini ve bunu da Cephetül Nusra selefilerinin açıkça üstlendiklerini ifade ettim. Söz konusu şer güçleri bu gerçeği bildiklerini yazdım. Buna rağmen bir hazırlık yapıldığı ve Suriye’nin vurulması için gerekçeler yaratılmak istendiğini gözlemliyoruz. Yarattıkları heyulanın esiri olarak yapacakları saldırı ise bu güne kadar İsrail’in yaptığı saldırıları nitelik olarak aşmayacaktır. İsrail’in vuruşları da her defasında Nusra’cıların ve ÖSO’cuların ağır darbe ve hezimet aldığı kesitlerde olmuştur; tüm çaba Suriye Halk Ordusu lehine gelişen dengeyi tersine çevirmeye çalışmaktan ibarettir. Bu gün de yapılmak istenen budur.

Suriye bölgede teslim olanların aksine direnme kalesi olduğu için hedef alındı!

Devlet Başkanı Beşşar Esad’a yönelik yıkıcı çabalarının nedeni de Suriye’nin siyasal duruşudur. Ki bu nokta hayati öneme sahiptir ve röportajı okuyanların bunu çok iyi algılamasını istiyorum.

Hedef neden Esad? Çünkü Beşşar Esad, baba Hafız Esad’ın belirlediği ve tüm bölgede temel bir kıstas haline gelen ve başarısı İsrail’in 2000 yılında Güney Lübnan’daki işgaline son verip, 12 Temmuz 2006’da tarihinin en ağır yenilgisini tattıran direniş hattını devam ettirmesidir.Yani bölgede direnenler ve teslim olanlar saflaşmasında 1970’ten beri direnme hattını temsil etmeye devam etmesidir. Bu yanıyla Suriye; Filistin direnişi dâhil, Lübnan ve tüm bölge direniş hattının lideri ve fikir babasıdır. İran bu hatta sonra dâhil olmuş ve bu hattın önemli bir alanını kapsamıştır. Direnme hattını temsil etmek ve Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) her kalkışmasında mezara gömen bir güç olarak Suriye emperyalizmin baş düşmanı haline gelmiştir. Bu yanıyla Suriye siyasal duruşunun bedelini tüm bölge halkları adına ödemektedir demek yanlış değildir.

Bunun da altında yani temelde yatan gerçek, batı sermayesinin bölgeyi denetim altına alma, talan etme (Petrol, gaz, stratejik madenler, tatlı su kaynakları, gıda ambarları, tahıl alanları ve bunları korumak için gerekli askeri üsler) ve gelişmekte olan kara sermayesi Rus, Çin, Hint gücünün gelişmesini yerinde durdurma çabası bulunmaktadır. Oyunun esası da budur. Bunu örtmek için üretilen mezhep çatışması yalanı, yayılmacı Şii tehlikesi ve atom bombası uydurması gibi karanlık akılların, savaş prenslerinin uydurmaları halklar üzerinde oynanan çirkin oyundan başka bir anlama sahip değildir.

-Askeri operasyon olasılığının muhtevası tartışılıyor. Saldırı durumunda Suriye nasıl cevap verebilir, daha doğrusu füzelerle askeri-politik merkezleri hedef alındığında pratik karşılığı nasıl olur? Suriye ordusunun her türlü seçeneğe hazırlıklı olduğuna inanıyor musunuz?

M. Ural:Bu konuda verilebilecek en gerçekçi cevap şudur, Suriye bir saldırı olursa ortaya koyacağı tüm askeri karşılık kadar ve ondan da daha önemli olan halkının vatan savunmasındaki birliği ve kararlı iradesi olacaktır. Ben bunu sokaklarda, mahallelerde, meydanlarda Suriye halkının tüm yaş gruplarında açıkça gördüm. Suriyeli kadınların, çocukların duruşu, erkekler kadar hatta ötesi bir iradeyi yansıtıyor. Tarihi oluşturan halkın iradesi ise ve tarihin tüm deneylerinde hiçbir emperyalist saldırı halkın iradesi karşısında zafer kazanamamış ise askeri hiç bir girişim halkı dize getiremez.

Zafer silahların değil halkın iradesine aittir!

Silahla zafer kazanacağını sananlar bu bölgede hep yanıldılar. Bir kez daha yanılacaklarını buradan söylemek abartılı olmayacak. 3000 yıllık bölge tarihine şöyle bir göz gezdirelim, Roma imparatorluğu nerede? Bizans, Moğol, Haçlı, Selçuklu, Osmanlı nerede? 20. yüzyılın işgalci devletleri Fransa ve İngiltere nerede?

Tekrar edeyim sınırlı da olsa yapılacak bir askeri operasyona karşı Suriye, kendi ateş gücü kadar Rusya ve İran’ın da ateş gücünü sınayacaktır.Dünya gücü olmak isteyen ve bunu Suriye’nin Akdeniz sahillerindeki limanlarıyla elde edebilen Rusya’nın böylesi bir vuruşmada silahlarını denemesi çok doğaldır. Rusya, Suriye eliyle bir dünya gücü olma katkısını alıyorsa bu da böylesi bir bütün içinde anlamlıdır. Dolayısıyla Rusların yardımı kadar Suriye’nin Rusya’ya yaptığı katkıyla bütün olan tabloda bu saldırıların karşılık bulması çok doğaldır.

-Her ne kadar olasılık dâhilde görülmese de bir kara harekâtı olduğunu farz edelim. Bu durumda kara operasyonuna katılan işgalci kuvvetleri bekleyen direniş hakkında öngörünüz nedir? Mesela bulunduğunuz Lazkiye’de sahil hattını nasıl korumayı düşünüyorsunuz? Halkın tavrı bu noktada size nasıl yansıyor?

M. Ural:Kara operasyonu büyük bir risk. Amerika 45.000 askeriyle bölgede bulunduğu bir dönemde bu riske giremedi. Şimdi ise buna hiç yanaşmayacak ve açıklamaları da bu yöndedir. Suriye’deki kuklaların ise buna gücü yetmeyeceği açıktır. Geriye bir tek Diktatör Erdoğan’ın zorlamayla Türk ordusunu bu savaşa sokması kalmaktadır.

Uzun uzun anlatmayacağım. Ülke ekonomisinden etnik yapısına, sosyal siyasal sorunlardan, ordunun böylesi bir savaşta uğrayacağı dağılma ve hezimetin yıkıcı etkisine kadar bin bir sorunu olan Türkiye’nin böylesi haksız, böylesi kanlı bir savaşa sokulması, her taraftan anaların gözyaşının derya olmasının tek bir sonucu olacaktır. Bu da II. Sevr anlaşmasının pençesine düşmektir.

Eski Osmanlı’nın yayılmacı ahlaksızlığı I. Sevr’e neden oldu. Yeni Osmanlı diktatörü Erdoğan’ın yayılmacılığı ise II. Sevr’e sürükleniştir!

Bu atmosferde sahil halkının duruşunu gelip görmek gerek. Mukaveme Suriyyi olarak halkın nabzını yansıtacak kampanyalar düzenliyoruz. Kendi internet sayfamızda çocukların dahi nasıl bir güçle, nasıl bir dirençle vatanlarına yapılacak saldırıyı karşılayacakları yansıtılıyor. Bu toprakların adı Suriye’dir. Bir ırkın adı, bir ulusun adı değildir. Tüm farklılıklarıyla bu coğrafyayı vatan haline getiren, ziraata ve yaşama ilk kez açan yerli halkların yaşam alanıdır. Burada iç sorun ne kadar hazmedilmezse, dış sorun o kadar hazmedilmez bir şeydir. Bir dış müdahale karşısında insanımız kadar doğa da savunmaya geçecektir. Bunu deneyenler çok amansız bir hezimetle bölgenin tüm sorunlarını kendi başlarına yıkmış olacaktır. Bu sözlerime zamanı kefil gösteriyorum.

Suriye halkı; taşıyla, toprağıyla, tırnaklarıyla vatanını yiğitçe savunacak ve topraklarına ayak basanlara ve onlarla işbirliği yapan ihanet şebekelerine tarihe yazılacak bir hezimet yaşatacaktır.

-Suriye’de iktidar sözcüleri tarafından yapılan açıklamalarda olası müdahale durumunda İsrail devletini vuracaklarını beyan ediyorlar. Neden öncelikle İsrail?

M. Ural:Bu açıklamalar karşılıklı psikolojik savaşın bir parçasıdır. Suriye diplomaside siyasetin ve bu kanallardaki çözüm ustalığının ülkesidir. Bu ülke uluslar arası anlaşmalara her zaman sadık kalarak kendisine saldırılmadıkça siyasi çözümlerde kararlı ve ilkeli duruş sergilemiştir. Bölge barışı için tek istediği topraklarının geri verilmesidir. Eşit- adil bir barışı ikili görüşmelerle değil, tüm bölgenin askıda duran Filistin sorunu dahil tüm sorunlarının çözülmesini istemiştir. İşte böylesi bir ülke, kendisine saldırıldığında halkıyla cevap vermekten çekinmeyeceğini belirteceğim.

Ancak bunu da zamanı ve araçları doğru seçerek, reflekslerle, duygusal tepkilerle, sokakların coşkusunu arkasında sürüklenerek değil akılla cevap vererek yapacaktır. Ancak bölgede ucu açık bir savaş olur da buna bölgedeki güçler katılırsa, sanırım bölge haritalarının değişmesi dahil sonu belli olmayan bir yıkımında olacağı kesin. Bu yıkımda iki ülke çok ağır sonuçları omuzlayacaktır o da Türkiye ve İsrail. Suriye ise 2 yıldır çektiğinden daha fazlasını çekmeyeceği çok açıktır.

-İran, Hizbullah ve Filistinli anti-emperyalist bazı direnme hareketlerinin son gelişmeler bağlamında mevcut tutumlarını nedir? Bölgesel anlamda direniş ekseni olarak tanımlanan kuvvetlerin olası müdahaleye karşı pratikte neler yapacaklarını düşünüyorsunuz?

M. Ural: Direnme hattı Hafız Esad’ın tesis ettiği bir hattır. Bu hat temel ilkeleriyle önceki sorunuzda açıkladığım eksende bölge halklarının bağımsızlığını ve yaşamsal çıkarlarını savunun bir hat.Ancak bu hat içinde kimi şahsiyet, ülke ve örgütlerde değişiklik olabiliyor. Nitekim 1980’li yılların Amerikan –İsrail uşağı Müslüman Kardeşler Örgütü şebekesiyle savaşta ortaya çıkan direnme hattı saflarında yer alan güçler bu günde temel olarak aynıyla yer almıştır. Ancak kimi kimliksiz hareketler bu saflardan safra olarak atılmıştır.

Filistin direnme hareketlerinin çoğu bu safta Suriye yanlısı olarak mücadeleye devam ederken, Hamas gibi kendini pazarlayan güçler Katar, Suudi ekseninde yerlerini almıştır. Filistin davasının tasfiye planının bir parçası olarak gündeme gelen bu saf değişikliğinin altında dini siyasete alet eden tüm yapılanmalarda görülen tipik bir hastalıktır. Benzer konumda sayılabilecek Lübnanlı Dürzi hareket liderlerinden Velid Canbolat’ın tutumu da bu mihverde seyretmektedir. Buna karşı Suriye’nin direnişine katılacak güçlerin nasılda derinliğine ve genişliğine büyüdüğünü görmek zor değildir. 18 Nisan 2011 tarihli Beyrut toplantısına katılan onlarca parti ve örgütün Suriye’ye yönelik bir saldırıda Suriye’nin saflarında mücadele edeceğini açıkladıkları deklarasyonu hatırlatırım. Bahsettiğim bu bölgesel güçler pratikte kendi coğrafyalarına uzanan elleri ve ayakları kırar, vatanlarını koruyarak, iradelerini gasp etmek isteyenleri pişman eder.

-Size göreiki buçuk yılı geride bırakan çatışmalı sürecin sonucu olarak Suriye sorununun çözümü hangi politik-diplomatik parametrelerinden geçer?

Mihrac Ural: Askeri çatışmalara kadar uzanan tarihin tüm sorunları sonuçta masa başında, siyaseten ve diplomasinin maharetli kulislerinde çözüme kavuşur. Suriye’de de olacak olan budur. Suriye’deki sorun Suriyeli vatansever karakterle dış müdahalenin kuklaları arasındadır.

İsrail’in dayattığı barışı kabul eden Suriye, bölgenin onurlu Suriye’si olamazdı!

İktidarı ve muhalefeti ile tüm vatansever güçler Suriye’ye ait bağımsız kararla ülke için ortak bir sonuca varmak isterken, silahlı şebekeler dış güçlerin beş yıldızlı lobilerinde emperyalist-siyonist çıkarlar için uğraş vermektedirler. Dış güçlerin Suriye’nin bağımsız ortak kararını engellemek için yaptığı müdahalelere sırtını verip mevzi kazanmak isteyenler bu gerçekçi ve kalıcı barışçıl çözümün yolunu kesenlerdir. Suriye’de siyasal barış Suriye parametresinden geçiyor. Bu parametre dışında kalanların barışa katkısı olmayacaktır. Suriye dıştan dayatılan barışa boyun eğseydi bu gün yüz yüze kaldığı hiçbir sorunla karşılaşmazdı. İsrail’in dayattığı hezimetin barışına boyun eğen bir Suriye, bu bölgenin onurlu Suriye’si olamazdı.

-Sayın Ural ikinci haftasını geride bırakan Lazkiye Kuzey kırsalındaki operasyonda son durumu merak ediyoruz. Öncelikle bize Cihatçı çetelerin Lazkiye kırsalına son saldırısında yaşanan katliam hakkında bilgi verebilir misiniz?

M. Ural:Suriye Halk Ordusu ve Mukaveme Suriyyi güçleri son haftalarda terör şebekelerine, özel olarak da selefi vahşete ağır darbeler vurdu. Her mevzide hezimet üzerine hezimetlere mahkûm etti. Lazkiye kırsalında da benim de aktif olarak ön saflarda katıldığım bu mücadelede, selefi Muhacirin Tugayının 1 Ağustos saldırısıyla yakıp yıktığı, masum insanlarını toplu kıyıma maruz bıraktığı, yüzlerce şehit ve 500 çocuk, kadın, ihtiyar esir ve korkakça, haince katlettikleri Şeyh Bedir Ğazal’ın kaçırıldığı tüm alanları, köyleri ve mezraları kurtardık. Ezici zafer, selefi güçlerin merkezi durumunda olan Selma ilçesinin kuşatılmasına kadar sürdü. O zaferin gücüyle toplanan enerji, “Selma ilçesinin tamamen bunlardan arınması” üzerine saldırı heyecanı taşıyordu. Çok ağır kayıp veren selefiler kendi aralarında da bölünerek ve saflarından yoğun kaçışlar yaşayarak, Lazkiye kırsalında yaptıkları cürümler altında kalmış oldu.

– Bu yorumunuzdan Lazkiye kırsalındaki köylerin tarafınızdan geri alındığı sonucu çıkıyor…

20 Ağustos itibariyle girdikleri tüm alanlardan kovulan terör şebekelerin bölgeden temizlenmesi ile yaklaşık 13 köy ve mezrada güvenlik tamamıyla sağlanmış oldu. Köylüler hızla köylerine dönerek toprağın sahibi ve üzerindeki tek söz sahibi olarak normal yaşama döndüler.

-Suriye ordusu ve size bağlı güçlerin cihatçı çetelerin üstlendiği Selma ilçesini kuşattığı yönünde bilgiler var. Daha önceleri yaptığınız bazı açıklamalarda Selma ilçesine gireceğiz demiştiniz. Neden girmediniz, kuşatmanın gerekçesi nedir?

M.Ural: Selma ilçesine giriş için dakikaların sayıldığı bir anda “askeri operasyon tamamlandı” bilgisi Suriye Halk Ordusu merkez karargâhından ulaştırıldı. Hepimiz üzerine soğuk duş etkisi yapan bu karar, başlı başına bir yazı ve yorum konusudur.20 gün aralıksız mevzilerde yatıp kalkarak, inlerine kadar sürdüğümüz ve büyük kaçış altında kovaladığımız eli kanlı selefi şebekelere bölgede ölümcül bir darbe indirmek üzereyken alınan bu karar tüm savaşçılarımızı üzdü. Ancak merkezi hareket etmenin gerekliliğiyle kabulümüz oldu.

Selma ilçesine neden girilmedi sorusu hala tüm gizemini korumasına rağmen benim siyasi okumalarıma göre olay uluslararası denge hesaplarıyla ilgili bir özelliği bulunmaktadır.Selma ilçesi sahil şeridinden doğal bir vadiyle coğrafi bir sınır oluşturur. İlçenin üzerine kurulduğu tepeler, doğu bölgesiyle sınır tepeleridir. Kuzeyinde ise, Türkmen dağları ve Türkiye sınırı bulunur. Bu stratejik sınır kırılması halinde Halep’e kadar tüm bölgenin bu şebekelerden temizlenmesi anlamına gelir. Stratejik bir bel kırma olayıdır bu. Aynı zamanda büyük bir göç dalgası demektir. Bu ise çok yankı uyandıracak, dünya şer güçlerinin çılgınlık derecesinde beklenmedik girişimlerini gündeme getirecek bir kıvılcım olabilirdi.

Kendinden emin olan Beşşar Esad yönetimi böylesi keskin bir kırılma yerine, bölgeleri dengeli olarak temizlemeyi tercih ettiğinden söz etmek yanlış olmayacaktır. Buna, burada çok üstün başarı gösteren ünlü bir birliğin Hama-Halef otoyolunun kontrolü görevinden de getirildiği o alanda oluşan boşluğun bir kuşatma altına düşebileceği kaygısını da eklemek gerekli. Buna eklenecek önemli bir belirleme de tüm Suriye halkı tarafından sağlıklı olarak kavranmış olan bu olayların dış müdahale karakteri, Selma ilçesinin ezilerek alınması halinde mezhepsel eleştiri ve kaygıları körükleyeceğidir.

Buna rağmen Lazkiye Doğu kırsalının böylesine kısa sürede görkemli bir zaferle temizlenmiş olması, son dönemde Suriye Halk Ordusunun başarı üzerine başarılarına eklenmiş önemli bir katkı olmuştur. Son gelişmeleri daha anlamlı kılan, “kimyasal silah kullanımı” adı altında yapılan baskıları da açıklayacak gelişmeler dizininde bu da etkin bir yere sahiptir.

-Lazkiye kırsalına saldıran silahlı çetelerin Türkiye sınırının bulunduğu noktalardan geldikleri yönünde sosyal medyaya da yansıyan bilgiler vardı. Bu söylemi somutlaştırırsak Türkiye Hatay sınırından bulunduğunuz alana geçişleri nasıl oluyor?

M. Ural:Önce coğrafyayı gözlemek gerek. Denizden Yayladağı ilçesine oradan Altınözü ilçesine, oradan da güneye inilerek sahil şeridini Ğab ovasından (Hama ili kuzey kırsalı) ayıran Alevi dağlarına kadar bu bölgede, Türkmen dağları ve Kürt dağları adındaki tüm alanlar Suriye’nin en yüksek dağlık, ormanlık, korum ve yaylalarını teşkil eder. Bu dağların tümü birbiriyle bağlantılıdır. Fiili alan yaklaşık olarak 5000 km²dir. Bu alan yapısı gereği nüfus oranı düşük, yerleşim birimleri dağınıktır. Bu dağlar, birbiriyle dar patika yolarla bağlı olduğu kadar, İdlip ili kuzey batısında yer alan cebel el Vıstani (orta dağ) ve Sahil şeridinin doğusu olan Cebal el Zavi gibi çok tutucu yerleşim birimleriyle de yakındır.

Coğrafi tabloyu bu haliyle göz önüne getirdiğimiz de, Yayladağı sınır kapısından doğuya doğru sınırı çizgisini takip ettiğimizde Harim ilçesine kadar olan bölüm ki bu Türkiye tarafında Yayladağı, Altınözü, Reyhanlı ve Kırıkhan ilçelerinin sınırını teşkil eder. Bütün bu ilçelerden Suriye’ye doğru yaklaşık 100 km’lik sınır çizgisinin her noktası Tayyip Erdoğan’ın emriyle delik deşik edilerek eli kanlı şebekelerce otoyol olarak kullanılmaktadır. Birçok alanda sınır telleri, beton engeller kaldırılarak yollar stabilize edilmiş, her türlü aracın giriş çıkışına elverişli hale getirilmiştir. Yani, Erdoğan yönetimi komşu Suriye’nin sınırlarını gayri meşru şekilde ilga edip, terör öbeklerinin kullanımı için uygun hale getirtti. Türkiye halkından alınan vergiler buralarda teröre lojistik destek sağlamak için harcamış bulunmaktadır.

-Operasyon esnasında yakaladığınız yabancı uyruklu silahlı unsurların hangi metotları kullanarak Lazkiye doğu kırsalına giriş yaptıklarına dair itirafları var mı?

M.Ural:Gözlemler, elde sürekli yenilenen bilgiler, yakalanan teröristlerin verdikleri bilgiler Türkiye Hükümetinin emri, desteği ve güvencesi altında kamyon gibi büyük araçlarla olduğu gibi ambulansların içinde silah ve mühimmat taşındığını göstermektedir. Bu tam anlamıyla vicdansız bir komşuluk ilişkisidir, uluslar arası kurallara da aykırıdır. Teröristlerden yüzlercesi yakalandı. Tek tek itiraflar yaptılar. Çaprazlama tüm sorgularda Türkiye’de resmi kişilerce korundukları, kimi sivil toplum kuruluşlarınca desteklendikleri, istihbarat subaylarınca yönlendirildiklerini de açıkça ifade ettiler. Bunların birçoğu TV kanallarına çıkartılarak açıklama da yaptılar.

– Alevi din adamı Şeyh Bedir Ğazal’ın kaçırılması olayına ilişkin gözlem ve görüşlerinizi öğrenmek istiyorum. Pratikte neler oldu, kamuoyuna bu konuda mutlaka söyleyeceğiniz şeyler olduğuna inanıyorum. Hangi çete tarafından kaçırılıp öldürüldü? Ğazal ailesinin bu süreç içinde tavrı ne oldu? Fidye istendiği ve takas önerildiği iddia edildi doğru mu?

M. Ural:Şeyh Bedir Ğazal, bölgesinin en kadim şeyh ailelerinden birine mensup bir şeyhtir. Din adamı, dededir. Ğazal ailesi Alevi-İslam âlemine şeyh Fadıl Ğazal gibi bilgeler yetiştirmiştir. Halen Lazkiye Caferi müftüsü olan Ğazal Ğazal ise ayrı bir bilgedir. İşte bu yoğun Alevi bilgeler ocağında yetişmiş olan Şeyh Bedir geleneksel Alevi şeyhlerinden biri olarak esir edildiği sabahın gecesinde Kadir gecesi dolaysıyla Alevi köyünde bir dini hizmet ifa ediyordu.

Köylere saldırı olduğunda da Barda köyünde bulunuyordu. Baskınla uyanan ev halkı eli kanlı selefi şebekelerin kurşun yağmuru altında ölümle yüz yüze kalıyor. Şeyh Bedir hasta olması, kaçamayacağı, kaçsa bile birlikte olacağı insanları aksatacağını göz önüne alarak ve bunu orada olan aileye belirterek “ siz erkekler çalıklara dalıp kaçın, ben kadınları ve çocukları korumak için yanlarında kalırım, en azından söyleyeceğim sözüm olur, çevrede tanınan biriyim, vicdan ve ahlak sahibi olan varsa ölüm ve kıyımı engellemeyi denerim” demiştir. Ancak bu karanlık akıllar çoluk çocuk demeden toplu kıyım yaptılar.

Şeyh Ğazal’ı kaçırıp katleden cihatçı çete tamamı yabancı uyruklu tetikçilerden oluşan Muhacirin Birliğidir!

Silahlı çeteler kendi sayfalarında ve logolarıyla yayınladıkları videolarda açıkça görüldüğü gibi evlere nasıl daldıklarını, yatan insanları nasıl sorgusuzca katlettiklerini ortadadır. Şeyh Bedir’i esir alır almaz dişlerini kırarak, işkencelere başladılar. Israrla “Şeyh Muvaffak Ğazal olduğunu, Banyas katliamının fetvasını verdiği” suçlamasını yaptılar.

Oysa ailenin behlül, saf insanı olarak bilinen Şeyh Bedir’in hiçbir siyasi askeri konumlanışı yoktu. Bir din adamıydı hepsi o kadar. Banyas kıyımını yapan kendileriydi. Alevilikte fetva olmadığını da bilmiyorlardı. Banyas beldesi cami imamı vatansever Şeyh Beyasi ve ailesini topluca katleden, cesetlerini parçalayan da kendileriydi. Hiçbir iddiaları doğru olmayan bu yalancıların Allah korkuları, kul hakkı kaygıları zaten yoktu. Bu zalim çeteler ilk elden 200 milyon dolar fidye isteyerek aileyle diyalog kurmaya başladılar. Ardından tutuklu üç Libyalı teröristi de istediler. Ancak tümü yalandı, oyalamaydı.

Şeyhi esir alan çete cihatçı Muhacirin birlikleriydi. Tümü yabancılardan oluşuyordu.Aile bu şebekelerle diyalog kurmak istedi ve fidyenin akıl ölçülerine çekilmesi için çalışıyordu. Araya vatansever Sünni din adamları girmesine rağmen hiçbir sonuç alınamıyordu. Ailede fitne olur diye ne karşı bir atakla şeyhin kurtarılması için fidye almaya izin veriyordu, ne de bir yaygara yaparak ortamı germek istemiyordu. Tipik Alevi barışçılığını, insan erdemine güvenini ortaya koyarak şeyh Bedir’in kurtuluşu için çalışıyordu. Tüm çabalar boşuna çıkmakla kalmadı, Lazkiye doğu kırsalında Suriye Halk Ordusu ve Mukaveme Suriyyi güçlerinin zafer üzerine zafer kazanması ve girdikleri tüm mevzileri kaybeden bu şebekeler, ellerindeki esirlere acımasız davranmaya başladığı haberleri gelmeye başladı. Son mevzilerini 20 Ağustos’ta kaybeden bu karanlık güçler, Şeyh Bedir’i, bana özel kaynaklardan gelen bilgilere göre 22 Ağustos’ta katlettiklerini öğrendik. Onlar da 24 Ağustostan itibaren şeyh Bedir’i katlettiklerini ilan ettiler.

Yayınlanan son videoda Şeyh Bedir’in dik durduğunu, “Kadir gecesinde esir edildim vatanımın ordusunu teröristlere karşı destekledim” diyerek direndiğini anlıyoruz. Şeyh Bedir Ğazal, Hz Hüseyin yolunda, Ehlibeyt sevgisine bağlılığıyla şehit edildiğini öğrenmiş olduk. Bu zalimce girişim Alevi dağlarında derin bir üzüntü ve tepkiye neden oldu ama fitne yaratmadan, mezhep kavgası oyununa gelmeden sonuçlanmıştı. Ancak bu kıyım, Alevi saflarında 1400 yıldır süren zulmün yeni bir halkası olarak beyinlere kazılmış oldu. Bunun etkilerini yakın gelecekte görmek güç olmayacaktır.

– Cihatçı selefi/tekfirci çeteler Suriye’den ne istiyor? Bunların savundukları ideolojinin temelini mezhep/inanç ayrımcılığı mı oluşturuyor?

M. Ural:Selefi cihatçıların tek isteği yıkımdır. İsrail siyonizmi ve emperyalizm için yıkım ve ölümdür. Bunu anlamak için özgürlük ve demokrasiyle hiçbir ilişkisi olmayan, adam kesip doğrama, fidye almaya çalışma, kamu mülkiyetini tahrip etme eylemleriyle görmek zor değildir. Suriye dünyanın tek dış borcu olmayan ve en ucuz ülkesi. Halkına karşılıksız olarak eğitim ve sağlık hizmeti bedava veren bir ülkeden bahsediyoruz. Bu ülke en ağır saldırılar ortamında bile onlarca yasa çıkardı ve demokratik, sivil, çoğulcu, katılımcı yeni anayasasıyla soğuk savaş artığı tek partili sistemini değiştirip, demokratik kazanımları halkın müktesebatına katmıştır.

Beşşar Esad yönetiminin bu güçlü ve köklü değişimleriyle bölgenin en dinamik, en demokratik ülkesi olarak yükselme zemini yaratan Suriye halkının bu kazançlarla nefes alması istenmemiş, bu vatan haini kuklalar eliyle önü kesilmiştir. Bunun için de mezhepçilik dâhil her yola başvurularak kanlı süreçlerin derinleşmesi istenmiştir. Selefilerin ideolojisi tek boyutlu çöl aklıdır. Tek renk çöl sarısıdır, tek eğilimde kendi taraftarlığı dışındaki her şeyi tekfir şemsiyesi altında kıymaktır. Din, etnik yapı ve mezhep ayrımcılığı bunlar için sadece emperyalizmle sunulacak hizmet için bir kılıftan ibarettir; ne din, ne siyasetle uzak yakın bir ilgileri bulunmaktadır.

Ayrıca Rojava’da ortaya konan El Nusra’cı Arap ırkçılığı ise İslam adına hareket edenlerin gerçekte dinle, imanla hiçbir alakası olmadığını göstermiştir.Bu güncel olarak Rojava’da tıpkı diktatör Erdoğan’ın kendi ülkesindeki Kürtlere yönelik ırkçılığı gibi dini istismar ederek yapılmaktadır.

-Merak edilen hususlardan biri de komutanlığını yaptığınız Mukaveme Suriyyi güçlerinin niteliğidir. Ana akım medya’da Türkiye kökenli THKP-C Acilciler olarak bilinen hareketin devamcısı olarak gösteriliyor. Sizin politik geçmişinizle bağ kurularak Türkiyeli mültecilerden oluşan silahlı bir örgüt olarak haberlere konu ediliyor. Mukaveme Suriyyi içinde sadece Türkiyeli insanlar mı var? Kimlerden oluşuyor güçleriniz? Güçlerinizin genel olarak faaliyet yürüttüğü alan neresidir? Kendinizi politik aidiyet anlamında nerede görüyorsunuz?

M. Ural:Mukaveme Suriyyi bir Suriye halk refleksidir. Dış işgalciye karşı tüm Suriye halkının etnik ve farklı inanç unsurlarından oluşan Türkiye’yle organik bağı olamayan bir örgüttür. Benim onurla Genel sekreterliğine 1986’deki (24 Ekim – 1 Aralık 1986) 1. Kongresinden oy birliğiyle seçildiğim THKP (Acilciler) örgütüyle uzak-yakın bir ilişkisi bulanmamaktır.

Mukaveme Suriyyi örgütü, sürgündeki Türkiyeli devrimcilerin yanı sıra ezici çoğunlukta içinde yer alan Suriyeli Sünni, Hıristiyan, Dürzi, Alevi, Kürt, Türkmen ve Araplardan oluşmaktadır. Gerçek bir Suriye mozaiğini oluşturan bu güç Suriye Halk Ordusuyla omuz omuza, anti-emperyalist vatan savunması yapmaktadır. Mukaveme Suriyyi laik bir örgüttür. Herhangi dış bir hedefi yoktur. Lazkiye kuzey kırsalında (Türkiye sınırından yabancı şebekelerin sızmasına karşı) ve yakın bir zamanda doğu kırsalında mücadelesini yürütmektedir. Bu anlamıyla ne Mukaveme Suriyyi, ne de şahıs olarak ben Banyas yöresine hiçbir şekilde gitmişliğimiz bulunmamaktadır.

Kendimi Türkiyeli bir devrimci olarak tanımlarım. Ancak 33 yıldır yaşadığım bu barışçıl ülkede Mukaveme Suriyyi kapsamı içinde ve onun ilkelerine bağlı olarak Suriye için mücadele ettiğimi söyleyebilirim.Kendim olduğu kadar Mukaveme Suriyyi güçleri Suriye devletiyle ya da her hangi bir kurumuyla organik bağ içinde olmadığımı ifade ederim. Bizler sadece sivil halkız, Suriye halkının ve onun adına tüm bölge halklarının çıkarı için anti-emperyalist mücadelede tarafız.

-Bu sorum bir yönüyle şahsi olacak ama malum Türkiye’de iktidara yakın TV-medya organları ve cihadist çetelerin internet sayfalarında periyodik aralıklarla ya öldürüldüğünüz flaş haber olarak duyuruluyor, ya da ölmemek için gizlendiğiniz. Hakkınızda yalan haber üretmeyi iş edinen ‚gazeteciler‘ bile türedi. Her defasında ölmediğinizi veya kaçmadığınızı açıklamak zorunda kalmanızı nasıl yorumluyorsunuz? Bu medya organlarına bir cevabınız var mı?

M. Ural:Evet, onlara söyleyeceklerim var. Ben buradayım. Aradığınızda bulacağınız kadar size yakınım. Yalan sizlere hiçbir şey kazandırmaz. Gerçekler ise balçıkla sıvanmaz. Mihrac Ural bir gerçektir, bu halkın bağrından çıkmış, onun adına kendini adamış bir duruş, bir sestir. Bu ses sevgi çemberiyle ölüyü diriltir. Mihrac Ural bu sesin, bu duruşun zırhıyla bir fikir olarak yaşadıkça hayallerinizi gerçekleştirme imkânınız olmayacak. Gelin sevgiyi büyütelim, gelin siyasal duruşlarımızı halklarımızın çıkarına göre şekillendirelim. Olayları şahsileştirmeden ne kimseyi öldürelim, ne de ölümünü bekleyerek kendimizi aldatalım.

-Son olarak Türkiye halklarına güncel bir mesaj vermenizi istesem neler söylemek istersiniz?

M. Ural: Güzel ülkem Türkiye, cumhuriyetin “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesini çiğneyen, çağdaş uygarlık değerlerini ilerletmek yerine kısırlaştırıp karanlık ortaçağlara geri çekmek, yayılmacı yeni Osmanlıcı diktatör Erdoğan yönetimiyle maceralara sürüklenmektedir. Bu risklerde komşu düşmanlığını ebedileştirmek kadar, kanlı savaşlara yol açarak masum insanların katledilişi dayatmaktadırlar.

Kendimize yönelik tehlikelere nasıl razı olmayacaksak komşularımızı katledecek girişimlere de razı olmamalıyız. Bunun için meydanları savaşa karşı barışı savunarak doldurmalı, bu gidişin karanlık amaçlı tehlikelerine karşı durmalıyız.

Bu gün onurlu tüm Türkiye vatandaşlarının yapacağı en önemli şey savaşa karşı duruş sergilemektir. Halkıma vereceğim en kutsal, en onurlu, en erdemli mesaj budur. İnsanların katledilmesine engel olun, dış müdahaleci terör şebekelerinin sınırlarımızı Tayyip Erdoğan’ın desteğiyle delik deşik edenlere karşı barışı ve komşumuzun haklarını koruyunuz.

Ferhat Aktaş- 1 Eylül 2013

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: