Dünne Beweislage und fehlende Belege!


„Kein Gericht der Welt würde auf der Grundlage einer so dünnen Beweislage eine Klage annehmen“ so kommentiert Jan van Aken, den von der US-Regierung vorgelegten Bericht, dass das Assad-Regime den Chemiewaffen-Angriff bei Damaskus durchgeführt habe. Hier das Orginal

( http://www.nytimes.com/interactive/2013/08/31/world/middleeast/31syria-chemical-weapons-assessment.html?_r=0)

Jan van Aken erklärt dazu: Der Bericht erinnert an den Report der USA, mit dem der Irakkrieg 2003 begonnen wurde. Die von Außenminister Kerry vorgetragenen Argumente sind fadenscheinig:

1. Assad verfüge über Chemiewaffen und die entsprechende Munition. Das ist richtig. Die These, dass die Rebellen darüber nicht verfügen, ist jedoch kaum haltbar. Sowohl durch Überläufer als auch bei der Eroberung von Armee-Stützpunkten können die Rebellen leicht an diese Waffen kommen können.

2. Assad habe bereits mehrfach in diesem Jahr chemische Waffen eingesetzt. Deshalb sei ihm zuzutrauen, dass er es wieder war. Dieses Argument ist erstens nicht belegt und zweitens ein Zirkelschluss.

3. Kurz vor dem Angriff mit chemischen Waffen seien Truppen des Regimes gesehen worden, die chemische Munition vorbereitet hätten. In der Nähe der möglichen Abschussorte seien Regimeangehörige mit Gasmasken gesehen worden. Auf den ersten Blick eines der gewichtigeren Argumente, allerdings bleibt die Quelle unklar. Falls dies auf Berichten von Geheimdienst-Informanten beruht, müssen diese Angaben allerdings mit größter Vorsicht betrachtet werden – auch der Verdacht auf mobile Biowaffen-Labore im Irak 2003 beruhte auf Geheimdienst-Informanten.

4. Nach dem Angriff mit Chemiewaffen seien Gespräche abgehört worden, unter anderem von einem höherrangigen Offiziellen (official, nicht officer), der den Einsatz von Chemiewaffen bestätigt habe und über eine Entdeckung durch die UN-Inspekteure besorgt gewesen sei. Mir ist unklar, warum die Mitschnitte dieser Gespräche nicht schon lange veröffentlicht wurden, wenn sie denn so eindeutig sind. Bei abgehörten Gesprächen kann Quellenschutz ja nicht das Problem sein.

Insgesamt ist die Beweislage sehr viel dünner als im Jahre 2003. Ich fordere die Bundesregierung auf, ihr ganzes politisches Gewicht dafür einzusetzen, einen amerikanischen Bombenangriff zu verhindern. Bomben schaffen keinen Frieden. Die Menschen in Syrien brauchen dringend humanitäre Hilfe.

U.S. Assessment of Syrian Use of Chemical Weapons
http://www.nytimes.com
The White House released a report contending “with high confidence” that the Syrian government used chemical weapons near Damascus.

die Linke

u-s-government-assessment-on-syria.pdfu-s-government-assessment-on-syria.pdf

Advertisements

Başkan Obama’ya acık mektup


yazicioglu1von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Sayın Başkan Obama,
bildiğiniz gibi Suriye’deki hükümete muhalefet statüsünde olan dinci terörist grup ve çeteler 21 Ağustos 2013 günü Şam’ın bazı bölgelerine yönelik yapılan saldırılarda Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığını ve bu nedenle de takriben 1300 Mazlum insanın öldüğünü iddia ediyorlar. Reis Dr. Esad yönetimindeki Suriye hükümeti bu iddiaları detaylı olarak yalanladı. Rusya da Suriye’nin ifadelerini destekleyen beyanlarda bulundu.

Yine bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler İnsan hakları yetkililerinden İsviçreli Carla del Ponte dinci teröristlerin elinde kimyasal silahların bulunduğuna dair kendisinde bilgi ve belgelerin olduğunu açıklamıştı. Rusya’nın da aynı yönde beyanları var. Ve hatta 02 Haziran 2013 tarihli Türkiye basınında ‘da Suriye sınırına yakın bir ilimizde gözaltına alınan Suriyeli muhaliflerin bulundukları bir evde Sârin gazı bulunduğu yazılmıştı. . Bilvasıta bu ortamda başkanı olduğunuz ABD’lerinin Suriye’ye karşı savaş ilan etmeye, ülkemiz Türkiye’nin havaalanlarını saldırı amaçlı olarak kullandırmaya bence hiçbir hukuki hak ve gerekçesi yoktur, çünkü uluslararası hukukun meşru saydığı bir durum bu an için söz konusu olmadığı gibi, bu süreç de TBMM’sinin savaş ilanı kararı almaya, ya da yurtdışına asker göndermeye yetkisi yoktur.

Değerli Başkan Obama,
Şam’daki bahsini ettiğim saldırının El Nusra işi olduğuna dair elime geçen aşağıdaki önemli bilgileri sizlerle bu sütunlar vasıtasıyla paylaşmak istiyorum.

a) ‘’Kimyasal silahlar, gaz ya da mikrobiyolojik etkileri olan silahlardır ve bunlar açık meskûn bölgelerde ya da meskûn bölgelerin yakınlarında kullanılamaz. Çünkü bu silahların kullanılması durumunda bu silahların etkisi, hava akımı dolayısıyla 10 kilometre mesafedeki her yeri etkiler. O halde Suriye ordusu Şam’ın göbeğinde askeri lojmanların ve yerleşim merkezlerinin bulunduğu Meze’ye 5 kilometre mesafedeki Madamiye gibi bir yerde nasıl kimyasal silah kullanabilir? Kimyasal silah kullanıldıysa buralardaki hayat nasıl doğal şekliyle devam edebilir?’’

b) ‘’Kimyasal silah kullanılan bir bölgeye en az 24 ila 46 saat, en fazla ise 7 ila 10 gün girilemez. Ayrıca böylesi bir bölgeye özel koruyucu elbiseler olmaksızın da girmek mümkün değildir. Burada sorulması gereken soru şudur? Bu bölgeye nasıl girildi? Haberciler ve uydu kanalları, saldırı iddiasından birkaç saat sonra kimyasal silah yaralısı sivillerin görüntülerini nasıl çekebildi?’’

c) ‘’BM kimyasal silah denetçileri, Suriye yönetiminin Halep’te kullanılan kimyasal silahların araştırılması isteği üzerine Şam’a geldi. BM kimyasal silah denetçilerinin Şam’da bulunduğu bir sırada Suriye ordusunun Şam’ın hemen yanı başında kimyasal silah kullanması akılcı mıdır?’’

d) ‘’Kullanılan kimyasal silahın sinirleri etkileyen sarin gazı olduğu söyleniyor ve muhalifler iddialarını ispat etmek için çevrede koku olduğunu söylüyorlar. Ancak ulaşan bilgiler, “nişadır gazına” ilişkin belirtiler olduğunu gösteriyor. Bu, öldürücü olmayan, doğal ve zararsız bir gazdır. Roketlerdeki mevcut barutun patlamasından sonra roketlerden yükselir. Suriyeli muhalifler Şam kırsalında sarin gazı kullanıldığını iddia ediyorsa, bunu onların cahilliğine vermek mümkündür. Asıl büyük dert, onları destekleyen devlet veya hükümet yetkilileridir. Çünkü ya onların askeri uzmanları hiçbir şey bilmemektedir ve kara cahildir ya da kamuoyunu istedikleri gibi kullanabilecekleri kadar cahil sanmaktadırlar’’.

e) ‘’Muhalifler, Suriye’ye ait hacklenmiş resmi veya yarı resmi sitelerden Suriye ordusundaki “Alevi subayların” sivillere karşı kimyasal silah kullanılmasını övdüğüne ve bunun emrini Beşşar Esed’in verdiğine dair yalan haberler yaymaktadır. Muhaliflere ait birçok haber sitesi de bunların görüntülerini Suriye ordusunun kimyasal silah kullandığının belgesi olarak yayımlamaktadır. ‘’

Ayrıca Genelkurmay Başkanınız Sayın Orgeneral Dempsey birkaç gün önce ‘‘Amerika’nın Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasına taraftar olmadığını Kongre üyelerine gönderdiği bir raporda belirtmişti‘‘.

Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı iddialarını araştırmak üzere Birleşmiş Milletler bu son olaydan iki gün önce Şam’a 10 kişilik bir uzman grubu yollamıştı. BM’in Saddam Hüseyin zamanında Irak’la ilgili benzeri iddiaları araştırmakla görevli ekibin başkanı Rolf Ekeus, Suriye muhalefetinin iddialarıyla ilgili olarak kuşkularının bulunduğunu, bir BM heyetinin Şam’da bulunduğu sırada Suriye Hükümetinin bu silahları kullanmış olabileceğini sanmadığını belirtmişti.

Aziz Başkan Obama,

Suriye’de Kimyasal Silahlar kullanıldıysa kimin tarafından kullanıldığı belirlenmeden kesin bir hükme varmak ve eyleme geçmek bence isabetli değildir.

Bu vesileyle aklıselimle hareket etmenizi rica eder, işlerinizde başarılar diler, Selamlarımı sunarım,

PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Taziye Mesajı


geylani-ailesinin-aci-gunu-118581 (2)

Değerli Büyüğüm Hamit Geylani beyefendi,
dün akşam saatlerinde – tedavi gördüğü İstanbul’da – hayatını kaybeden değerli amcanızın oğlu Seyid Osman Geylani’nin vefatını bugün büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayım. Merhuma Cenabi Allahtan rahmet niyaz eder; başta yüce halkımız olmak üzere, siz değerli vekilime, ailenize, dostlarınıza, yakınlarınıza ve tüm Hakkârili hemşerilerime sabrı cemil niyaz ederim. Mekânı cennet olsun.
Kardeşiniz
PD. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Yerelde özerklik ve Tekman


Ümit Yaziciogluvon PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Öncelikle gerek e-mail vasıtasıyla ve gerekse şahsımı telefon ile arayarak Tekman’la ilgili kaleme almış olduğum makalelerimden dolayı bana iyi dilek ve düşüncelerini ileten değerli Tatos’lu hemşerilerime ve okuyucularıma teşekkür ediyorum.

Kürt halkının ve evladı olduğum Tatos’un, ezilenlerin ve tabi ki tüm alanlarda fazilet ve değerlere önem verenlerin sesiyim. Yereli güçlendirme, halkı söz ve karar sahibi kılma felsefesiyle hareket ediyorum. Yerel seçimlerin 2014 Mart ayında yapılacağı açıklandı. Bu seçimler hem ülkemiz ve hem de Tekman için çok önemli.

Bilindiği gibi, Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Cağımızda ise ulus-devlet yapılanmaları hem Avrupa’da hem de Avrupa Birliğine tam üye olmak isteyen Türkiye’de gittikçe yayılan özerklik talepleri karşısında çatırdıyor.
Sayın Abdullah Öcalan, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için demokratik özerklik modelini önerdi. ‘’Demokratik özerklik, Kürt halkının temel ulusal demokratik haklarının, Türkiye’nin demokratikleşmesi çerçevesinde gerçekleşmesidir’’. Yani devlet çatısı altında siyasal egemenliğin değil ama yönetim yetkilerinin bir bölümünün yerel seçilmiş-temsili yapılara devredilmesi anlamına gelen ilerici ve otonom yönetim modelidir. Ülkeyi bölme projesi değildir. Bilakis bir arada yaşamamızı mümkün kılacak, ortak bir yaşam projesidir.

Demokratik özerklik modelini kısaca Ortadoğu’da tarihin en büyük barış ve en önemli çağdaşlaşma projesi olarak da tanımlayabiliriz. Halklarımızın bütünleşmesi açısından bu proje vazgeçilmez nitelik taşıyor.

Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nın 3. maddesinin 1. fıkrasına göre “özerk yerel yönetim” kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânı anlamını taşımaktadır. Bu bağlamda Kürt sorununa bir çözüm alternatifi olarak tanımlanan “Demokratik Özerklik“ modeli yeni bir siyasete, siyaset düşüncesine ve pratiğine Ortadoğu’da ihtiyaç oluşundan doğmaktadır. Bu bağlamda devlet yapısı 2008 yılından itibaren Otoritesi’nin bir kısmını yerel yönetimlere ve sivil toplum örgütlerine devretmek gibi yeni bir yapılanma sürecine girdi.

Türkiye acısından alternatif amaç hem Kürt meselesini çözebilmek hem ’de AB’yle yapılan anlaşmalara sadık kalabilmektir. Bu bağlamda önümüzdeki belediye seçimleri, bizim tarihimizin, Tekman’ın, en önemli belediye seçimlerinden birisi olacak.

Yerel siyasetin kurumsallaşması ve güçlenmesi, ülkede kürdi siyasetin kurumsallaşması, istikrara kavuşması ve güçlenmesiyle doğrudan ilişkilidir. Tekman’da Sivil toplum, sivil toplum örgütleri aracılığıyla siyasi sürece dahil olan ve siyasi süreci tümüyle benimsemiş bilinçli yurttaşların kendi kaderlerini kendilerinin belirlemeleri amacıyla oluşturmuş oldukları bir siyasi proje olarak anlaşılmalıdır.

Deutsch-Israelische Beziehungen


von Tal Gat

Abstract: The diplomatic relations between both countries are defined as “the special relations”. Today, the eve of the 50 years anniversary, it is important to emphasize the three pillars which are connecting both nations: History, similar values and bilateral and geo-strategic interests. This article will depict how these pillars materialized prior to the signature of the diplomatic relations and are materialized today. The objective is to strengthen the discourse on the relations as such, which serve the interests of both countries.

Die diplomatischen Beziehungen zwischen Israel und Deutschland bezeichnen beide Staaten als „besonders“. Heute, am Vorabend des 50. Jahrestages ihres Bestehens, sind beide Nationen vor allem durch die drei Säulen Geschichte, ähnliche Wertvorstellungen und bilaterale und geostrategische Interessen mit einander verbunden. Der Beitrag zeigt, wie diese Säulen sich bereits vor der offiziellen Aufnahme der Beziehungen herauskristallisierten und wie sie sich heute darstellen. Ziel ist, den Dialog über die Beziehungen zu vertiefen, die im Interesse beider Länder sind.

68 Jahre nach Ende des Zweiten Weltkrieges und nach dem Ende des Versuches, das jüdische Volk auszulöschen, befinden wir uns an einem Punkt, an dem das Wesen der israelisch-deutschen Beziehungen untersucht werden muss. Im Mittelpunkt muss einerseits stehen, was uns verbindet. Andererseits müssen die bestehenden Schwierigkeiten bewältigt und die Einzigartigkeit dieser Beziehungen klar definiert werden.

Wie gezeigt sind die Identitäten des jüdischen und des deutschen Volkes durch einen gordischen Knoten verbunden. Doch die Shoah ist dafür nicht der einzige Grund. Die deutsche Kultur, Wissenschaft und Philosophie sind ohne ihre jüdischen Bestandteile nicht vollständig. Das Ziel der Nazis war es, diese Verbindung zu zerschlagen, doch sie sind gescheitert. Nach 1945 wurde ein noch engerer Knoten geknüpft, der den Staat des jüdischen Volkes und die Bundesrepublik verbindet. Die Identität beider Völker ist im Sumpf der Vergangenheit versunken, doch sie ist heute auch höchst lebendig. Die Thematisierung der jüdisch-deutschen Vergangenheit ist für beide Völker wichtig. Für Deutschland ist es der Weg, jene kennenzulernen, die ihren Beitrag zur deutschen Kultur, Wissenschaft und Philosophie geleistet haben, und für ihre Religion und ihre Kultur ermordet wurden. Für Israel und das jüdische Volk ist die Thematisierung der deutsch-israelischen Beziehungen wichtig, um eine der fortschrittlichsten Gemeinden in der jüdischen Geschichte kennenzulernen, die Teil des Fundaments des Staates Israel ist.

Die Bundesrepublik hat eine Verantwortung für die Sicherheit des jüdischen Staates, doch diese Verantwortung beruht nicht nur auf der Vergangenheit. Die erneuerte Verbindung verpflichtet dazu, in den Mittelpunkt zu stellen, dass Israel und Deutschland zusammenarbeiten – nicht nur, weil sie die Vergangenheit sühnen möchten, sondern weil sie gemeinsame Werte haben und gemeinsame Interessen, die durch gemeinsame Arbeit besser verwirklicht werden können. Die Zuspitzung dieser Botschaft in der Öffentlichkeit ist von höchster Wichtigkeit, um eine Ermüdung in den Beziehungen zu vermeiden, für eine Verantwortung gegenüber der Vergangenheit und den Bau einer gemeinsamen Zukunft.

Wie die Bundesregierung bereits in den 1950er Jahren erkannt hat, ist Israel ein Vorposten westlicher Werte im Nahen Osten. Diese Werte gelten heute zwischen Israel und Deutschland weiter. Beide Staaten teilen dieselben Werte einer demokratischen Regierung, einer offenen liberalen Wirtschaft, der Meinungs- und Pressefreiheit. Sie teilen gemeinsame Interessen in der Wirtschaft, in der wissenschaftlichen Forschung und in der Kultur. Sie teilen auch dieselben Bedrohungen. Ein nuklear bewaffneter Iran bedroht die Stabilität im Nahen Osten und daher die deutschen Interessen. Die Entwicklungen im Nahen Osten nach dem Arabischen Frühling sind ein Quell der Sorge nicht nur für Israel. Das Erstarken islamistischer Kräfte und ihre Etablierung in den Regierungen des Nahen Ostens sind auch für Deutschland und die Interessen und Werte, die es vertritt, eine Bedrohung.

Am Vorabend des Begehens von 50 Jahren diplomatischer Beziehungen müssen wir diesen Tatsachen höchste Priorität beimessen. In der Öffentlichkeit muss klar sein, dass hier zwei souveräne Staaten ihre Interessen voranbringen, die ihren jeweiligen Zielen und Werten entsprechen. In der Umsetzung dieser Interessen sind sie auch ein Beispiel für andere Völker, sie unterstützen auch andere Staaten. In den ersten 50 Jahren der Beziehungen haben die beiden Staaten, die beiden Völker, Erstaunliches, in der Menschheitsgeschichte Beispielloses, erreicht. Es besteht ein gemeinsamer Imperativ, diese Erfolge herauszustellen und an der Stärkung dieses einzigartigen Bundes, seiner Erweiterung und Vertiefung zu arbeiten.

50-Jahre-Deutsch-Israelische-Bez-Tal-Gat (1)

Zum vollständigen Artikel klicken Sie die o.g. PDF dozier.

PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Rechtsextremismus


Was ist Rechtsextremismus?
Der Rechtsextremismus stellt in Deutschland kein ideologisch einheitliches Gefüge dar, sondern tritt in verschiedenen Ausprägungen nationalistischer, rassistischer und antisemitischer Ideologieelemente und mit unterschiedlichen, sich daraus herleitenden Zielsetzungen auf. Dabei herrscht die Auffassung vor, die Zugehörigkeit zu einer Ethnie, Nation oder Rasse entscheide über den Wert eines Menschen. Dieses rechtsextremistische Werteverständnis steht in einem fundamentalen Widerspruch zum Grundgesetz, welches die Würde des Menschen in den Mittelpunkt stellt.

Neben diesen Ideologiefragmenten verbindet Rechtsextremisten in aller Regel ihr autoritäres Staatsverständnis, in dem der Staat und das – nach ihrer Vorstellung ethnisch homogene – Volk als angeblich natürliche Ordnung in einer Einheit verschmelzen. Gemäß dieser Ideologie der „Volksgemeinschaft“ sollen die staatlichen Führer intuitiv nach dem vermeintlich einheitlichen Willen des Volkes handeln. In einem rechtsextremistisch geprägten Staat würden somit wesentliche Kontrollelemente der freiheitlichen demokratischen Grundordnung, wie das Recht des Volkes, die Staatsgewalt in Wahlen auszuüben, oder das Recht auf Bildung und Ausübung einer parlamentarischen Opposition, fehlen.

Unverzichtbare Ideologieelemente für die überwiegende Mehrheit der deutschen Rechtsextremisten stellen der – offen, unterstellend oder verbrämt geäußerte – Antisemitismus und der Geschichtsrevisionismus – die ideologisch motivierte Umdeutung historischer Tatsachen, die eine verfälschende Geschichtsbetrachtung propagieren – dar.
In den vergangenen Jahren hat das Aktionsfeld der „Islamfeindlichkeit“ als eine moderne Form der Fremdenfeindlichkeit im Rechtsextremismus an Bedeutung gewonnen. Hierbei versuchen Rechtsextremisten, Überfremdungsängste bzw. Vorurteile gegenüber der Religion des Islam bzw. Muslimen zu erzeugen oder Ressentiments zu schüren, um die öffentliche Meinung in ihrem Sinne zu beeinflussen.

Zum rechtsextremistischen Spektrum zählen hauptsächlich subkulturell geprägte Rechtsextremisten, Neonazis sowie legalistisch agierende rechtsextremistische Parteien, wie etwa die „Nationaldemokratische Partei Deutschlands“ (NPD) sowie die „Bürgerbewegung pro NRW“ („pro NRW“) oder die Partei „DIE RECHTE“.

Nachdem im November 2011 Existenz und Verbrechen der rechtsterroristischen Gruppierung „Nationalsozialistischer Untergrund“ (NSU) bekannt geworden waren, erhob der Generalbundesanwalt nach umfangreichen Ermittlungen am 8. November 2012 Anklage gegen das mutmaßliche Gründungsmitglied der rechtsterroristischen Gruppierung Beate Zschäpe sowie vier mutmaßliche Unterstützer des NSU. Zschäpe werden u. a. die Bildung einer terroristischen Vereinigung, Mittäterschaft an der Ermordung von neun Mitbürgern ausländischer Herkunft, am Mordanschlag auf zwei Polizeibeamte sowie an zwei Sprengstoffanschlägen in Köln vorgeworfen. Zwei der Mitangeklagten wird Beihilfe zum Mord in neun Fällen durch Beschaffung der Tatwaffe angelastet, dem dritten Mitangeklagten wird u. a. Beihilfe zu einem Sprengstoff­anschlag sowie Beihilfe zum Raub und dem vierten Mitangeklagten Unterstützung der terroristischen Vereinigung in drei Fällen vorgeworfen. Der Prozess vor dem Oberlandesgericht München begann am 6. Mai 2013. Gegen neun weitere Angehörige des rechtsextremistischen Spektrums laufen ebenfalls Ermittlungsverfahren wegen mutmaßlicher Unterstützung des NSU.

Jenseits herausragender, rechtsterroristischer Einzeltaten wird rechtsextremistische Gewalt weiterhin überwiegend spontan verübt. Häufig erfolgen solche Taten aus einer Situation heraus, in der Rechtsextremisten – einzeln oder in kleinen Gruppen – auf Personen treffen, die dem typischen rechtsextremistischen Feindbild entsprechen.

Zur Eindämmung der rechtsextremistischen Gewalttaten und zur Verhinderung strafbarer rechtsextremistischer Propagandaaktivitäten wurde eine Vielzahl staatlicher Maßnahmen gegen den Rechtsextremismus ergriffen. Seit Ende 1992 erfolgten 39 Verbote rechtsextremistischer Organisationen durch das Bundesministerium des Innern bzw. durch die Innenministerien/-senate der Länder.

Neue rechtsextreme Proteste vor Berliner Flüchtlingsheim


Den zweiten Tag in Folge haben Rechtsextreme gegen ein neu eröffnetes Flüchtlingsheim in Berlin-Hellersdorf demonstriert.

Den zweiten Tag in Folge haben Rechtsextreme gegen ein neu eröffnetes Flüchtlingsheim in Berlin-Hellersdorf demonstriert. Die offenen Anfeindungen der Asylsuchenden aus mehreren Bürgerkriegsländern wurden unter anderem von der Integrationsbeauftragten der Bundesregierung, Maria Böhmer (CDU), scharf verurteilt. Der CDU-Innenpolitiker Wolfgang Bosbach kritisierte die Praxis, leer stehende Großobjekte wie Schulen zur Unterbringung möglichst vieler Flüchtlinge auf einmal zu nutzen.

Erneut standen sich am Mittwoch rechte und linke Demonstranten in der Nähe des Hellersdorfer Heims und andernorts in Berlin gegenüber. Nach Polizeiangaben gab es bis zum Nachmittag drei Demonstrationen der rechten Bewegung Pro Deutschland mit jeweils rund zehn Teilnehmern. Dagegen protestierten jeweils bis zu zweihundert Gegendemonstranten. Am Dienstagabend hatten rund 40 NPD-Anhänger in Hellersdorf gegen das Heim protestiert, in dem seit Montag Flüchtlinge aus Syrien, Afghanistan und vom Balkan untergebracht sind. Dabei gab es Zusammenstöße mit der Polizei und Gegendemonstranten.

Als „menschenverachtend“ und „unerträglich“ verurteilte Böhmer die ausländerfeindlichen Kundgebungen. Die Linken-Bundestagsabgeordnete Petra Pau verlangte rasche Verbesserungen für die Flüchtlinge. Vor dem Heim herrsche „eine Art Ausnahmezustand“, sagte sie der Nachrichtenagentur AFP. Es gebe vor Ort „widerstrebende Demonstrationen für und gegen das Heim“, die es den Flüchtlingen kaum möglich machten, sich normal zu bewegen.

Pau und die Direktkandidaten von fünf weiteren Parteien des Bezirks Marzahn-Hellersdorf stellten sich in einem gemeinsamen Aufruf hinter die Flüchtlinge: „Schwer traumatisierte Menschen aus Bürgerkriegsländern verdienen den Schutz, die Hilfe und den Beistand unserer Gesellschaft“, hieß es darin.

Bosbach forderte in der „Saarbrücker Zeitung“ ein rasches Krisentreffen von Bund, Ländern und Kommunen angesichts der zunehmenden Konflikte um Asylbewerberheime. Der Parlamentarische Geschäftsführer der Grünen im Bundestag, Volker Beck, erklärte dazu, richtig sei, die dezentrale Unterbringung von Flüchtlingen zu fördern. Wer dies wolle, müsse „aber auch endlich auf die Residenzpflicht verzichten“. Dagegen sträube sich die CDU.

Nach Angaben des Berliner Senats sind in Marzahn-Hellersdorf bislang nur 2,5 Prozent der in Berlin aufgenommenen Flüchtlinge untergebracht. Am Ziel, die Menschen gleichmäßig über die Berliner Bezirke zu verteilen, werde festgehalten, sagte Sozialsenator Mario Czaja (CDU).

Die Integrationsbeauftragte des Landes Berlin, Monika Lüke, forderte im Deutschlandfunk unter bestimmten Umständen ein Verbot von Demonstrationen vor Flüchtlingsheimen: „In Situationen, wo Flüchtlinge um ihr Leben fürchten müssen, müssen Demonstrationen verboten werden“, sagte sie. Dieses lehnte Berlins Innensenator Frank Henkel (CDU) ab. Es sei nicht die Aufgabe des Staats zu entscheiden, wogegen demonstriert werden dürfe, sagte er der Berliner „tageszeitung“.

Bundesjustizministerin Sabine Leutheusser-Schnarrenberger (FDP) warnte in der „Westdeutschen Allgemeinen Zeitung“ vor einem rechtsextremen Potenzial, „das fremdenfeindlich agiert und auch vor schlimmsten Taten nicht zurückschreckt“. Es sei wichtig, „Präsenz zu zeigen – mit der Polizei, aber auch mit der Botschaft der Zivilgesellschaft, wir lassen für diese Leute keinen Raum“.

EY KÜRD, EY TEKMANLI , TARTIŞ..


933971_230733457074892_1222334923_n

EY TEKMANLI KÜRD SENDE TARTIŞ..

Ey Tekmanlı tartış.. Öteki Tekmanlı’ya küfür ve hakaret etmeden tartış.
Karşıt düşünceyi aşağılamadan, küçümsemeden tartış.
Kişi ve ideolojileri tabulaştırmadan tartış.
Gerçekleri söylemekten ve kendi düşünceni savunmaktan korkmadan tartış.
Kırmadan incitmeden tartış.

Yanlışların karşısında dur ve bıkmadan usanmadan tartış.
Herkesle her şeyi tartış.
Dün tartışmadıǧın, tartışamadıǧını, bugün acilen tartışman gerekeni tartış.
Dün olanı, bugün olması gerekeni, yarın olabilecekleri tartış.
Tarihi tartış.
Dini tartış
Siyaseti tartış
Ülkeni tartış
Dünyayı tartış
Partileri tartış
Kurumları tartış
Düşünceleri tartış.
Senin kaderin hakkında karar verenleri tartış.

Senin ve ülkenin geleceğine dair karar verenleri tartış.
Kaderini ve geleceğini başkalarının eline ve merhametine bırakma, tartış.
Kaderini ve geleceğini tesadüflere bırakma tartış.
Öteki kürde saygıda kusur etmeden tartış, o sana saygı duymasa dahi.
Ötekine kin duymadan tartış, o sana kin duysa ve senden nefret etse dahi.
Sabır, hoşgörü ve tolerans sınırlarını sonuna kadar zorlayarak tartış.

Kürdün ve Tekman’ın içinde bulunduğu real durumu, ve bunun kürdte yarattığı tahribatı ve çaresizliği ve kürdün kürd düşmanlarınca kuşatılmışlığını, bir saniye bile unutmadan tartış.

Bunu kendi kişisel egon için yapma.
Benliǧini ispatlamak için yapma.
Kendini kanıtlamak için yapma.
Öteki kürdün canına okumak için yapma.
Senin düşüncene karşı olan ve anti kürdistani olan düşünceleri savunanların hepsini aynı kefeye koyma.
Kimin neyi savunduǧundan ziyade neden savunduǧu önemlidir. Bir düşünceyi, yanlış olarak savunmak, manüpilasyonların ve yanlış yönlendirilmeler sonucu savunmak ile o yanlışı neden savunduğunun bilincinde olarak ve bunu bir görev olarak savunmak aynı şeyler olmadığı gibi bu iki farklı gruptaki insanları da aynı kefeye koymadan tartış.
Tartış.Bildiǧini, diǧer kürdlerle paylaşmak, yanlış bildiǧini düzeltmek, bilmediǧini öǧrenmek için tartış.

Tekman’da bilinç sevyesinin artması için
Tolerans ve hoşgörü kültürünü hakim kılmak için
Öteki, senin gibi düşünmeyen Tekmanlıyı anlamak ve onunda seni anlamasını saǧlamak için
Kürdler arası demokrasi kültürünün gelişmesi için
İç-barışımızın saǧlanması için.
Tartış…
Seninle farklı düşüncede ve inançta olan kürdü sevebilmek ve onunda seni sevmesini saǧlamak için

Tartış…

Bizim buna ekmek ve su gibi ihtiyacımız olduǧu bilinciyle tartış.
Yarın bugün çektiǧimiz acıları, tekrar yaşamamak için tartış

Çocuklarımızında bizim yaşadıǧımız¸ acıları, katliyamları ve zulümü yaşamamaları için tartış.

Ülkemizin sömürge olmaktan ve parçalanmışlıktan kurtulması için tartış.
Kürd halkına bölgedeki barbar, vahşi ülke ve faşist rejimlerce ve emperyalistlerinde destek ve onayı ile dayatılan devletsizliǧe son verip, her milletin olduǧu gibi kürdünde en doǧal hakkı olan kendi develetine sahip olması için tartış.

Şu an önemli bir dönemeçte olduǧumuzu unutmadan, var olma ve yok olmanın, yol ayrımında olduǧumuzu bir saniye bile unutmadan tartış.

Hassas bir süreçten geçtiǧimizi bil ve bu sürecin bizim leyhimize işlemesi için tartış. Hiç bir şeyi es geçme, tüm detayları tartış.

Kürdistan devletinin uluslararası şartlarının hiç bir dönem bu denli uygun ve olgunlaşmadıǧı bilinciyle tartış.

Kürdlerin bölgedeki en güçlü aktör olduǧu ve tüm denge ve politikaları altüst edebilecek yegane kuvet olduǧu bilinciyle tartış.

Bizim kaderimizin kendi ellerimizde olduǧu bilinciyle tartış.
Öyle bir kader ve yol ayrımında olduǧumuzu hiç unutmadan. Kazanacaǧımız yada kaybedeceǧimiz noktada olduǧumuzu unutma. Bugün verceǧimiz doǧru karar bizi kazanma yoluna koyacak ve yapacaǧımız hata ise bize kaybetirecek.

Biri devletleşmeye, özgürleşmeye, kazanmaǧa götüren yol, diǧeri bize eski statükonun devamı, köleleşme, asimileye uǧrama ve türke hizmetkar olmaya götürecek ve yönleri tamamen zıt olan iki yolun ortasında durduǧumuzu unutmadan tartış.

Düşmanlarımızın bizi artık güç ve şidet kullanmak suretiyle denetimde tutamayacaǧının bilincinde olduǧunu unutmadan tartış.

Düşmanlarımızın bizi bizim gücümüzle alt etmek istediǧini ve onun bundan başka çaresinin de olmadıǧını unutmadan tartış.

Düşmanımızın son manevrası. „kürdü kandır“, “kürdü kürdün yardımı ile kandır“, “kürdü kürde karşı kullan“, “evliliǧi kullan“, “islamı kullan“, “solculuǧu kullan“, “siyasti kullan“, “ekonomiyi kullan“, “uluslararas ilişkileri kullan“, “imkanları kullan“, “uyuşturucuyu kullan“, “memurluǧu kullan“, “kürdün çaresizliǧini kullan“, “seçimi kullan“, “meclisi ve miletvekilliǧini kullan“, “asimilasyonu kullan“, “medyayı kullan“, “aleviliǧi kullan“. Yani akılına ne geliyorsa hepsini kullanmaktır. Tüm bunların bilinciyle tartış.

Sorunumuzun adınının başkalarının bize dikte ettirmek istedikleri gibi “KÜRD“ deyil “KÜRDİSTAN“ sorunu olduǧunu; her hangi bir ülkenin “İÇ – SORUN“ u deyil, “ULUSLARARASI BİR SORUN“ olduǧunu ve bir “DEMOKRATİK HAKLAR – SORUN“ ya da türkiyenin “DEMOKRASİ“ sorunu hiç mi hiç olmaǧını; sorunun tamamen bir “BİR TOPRAK VE SINIRLAR SORUNU“ olup “KÜRDLERİN – ULUSAL SORUNU“ olduǧunu unutmadan ve bunu bilince çıkararak tartış.

Bu sorunun tek çözümünün ise “DEVLET“ ve “DEVLETLEŞMEK“ ten geçtiǧi gerçeǧini unutmadan tartış.

Türkün kokoşmuş sözde aydın maydınlarının, yarattıǧı bilgi kirliliǧine ve kürdün zekasıyla dalga geçme şaklabanlıǧına son vermek için tartış.

Türkün oluşturduǧu sahte ve yapay gündemlerden kurtulmak için tartış.

Bu gün acilen tartış.
Yarın geç olmadan tartış.
Kürdün kendi gündemini oluşturması için tartış.
Yerel idareden hesap sormak için tartış.
Kimin elinin kimin cebinde olduǧunun açıǧa çıkması için tartış.
Kapalı kapılar arkasında tezgahlanan oyunların açıǧa çıkması için tartış.
Türklerin kürde kurduǧu ve bazı kürdlerinde alet olduǧu tuzakların deşifre olması için tartış.

Tartış…

Tartışki, tarih tekarür etmesin.
Tartışki, kaderimiz deǧişsin.
Tartışki, tekmanlıya ve kürde dayatılan cahalet ve körlük ortadan kalksın.
Tartışki, kürd ortadoǧu gericiliǧi ve despotizminden kurtulsun.
Tartışki kürd türk barbariziminden, arap vahşiliǧinden ve fars gericiliǧinden kurtulsun.
Tartışki, hiç bir şey karanlıkta kalmasın. Gerçekler tüm çıplaklıǧı ile ortaya çıksın. Maskeler düşsün, sahtekarlar deşifre olsun. Kölelik özgürlük olarak pazarlanmasın.
Devleti tartış, devletsizliǧi tartış. Kürdistan devletinin kürdün zararına mı yoksa karına mı olduǧunu tartış. Eǧer Kürdistan devleti kürdlerin zararına ise hangi zararına olduǧunu tartış.

Ortadoǧu ceheneminde kendi devleti olmadan kürdün can ve mal güvenliǧinin nasıl saǧlanacaǧını tartış.

Devlet olmadan kürdün türklerin, arapların ve farsların katliyamlarından nasıl kurtulacaǧını tartış.

Develetimiz olmadan kürdistanın parçalanmışlıǧının nasıl ortadan kalkacaǧını tartış.
Devletimiz olmadan kürdlerin birliǧinin nasıl saǧlanabilineceǧini tartış.

Tartışki, türkün kürde duyduǧu düşmanlık bilince çıksın. Türkün kürde karşı tezgahladıǧı çirkin oyunlar deşifre olsun.

60 milyonluk bir halk olarak 21 yüzyılda halen kendi devletimize sahip olmayışımızın nasıl bir utanc olduǧunu tartış.

Dilimizin kültürümüzün yaşadıǧı katliyamı ve yok olmaya doǧru gidişatını tartış
Tartışki, ülkemize aklıselim hakim olsun.

Tartışki adalet yerini bulsun, haksızlık ve zulümün sarayı yıkılsın.

Tartışki, düşmanlarımız ve emperyalistler bizim aptal olmadıǧımızı görsünler ve anlasınlar, kürdü aptal ve eşek yerine koyan politikalardan vazgeçsinler.

Tartışki Koçginin, Dersimin, Amedin, Zilanın, Halepçe ve Roboskinin hesapları sorulsun.

Tartışki 80 yıllık türk zulümünün kürdüstandaki tahribatları ve kürdlerde açtıǧı yaraların hesabı sorulsun.

Tartışki kendi dilleri unuturulan 10 millyon kürdün yaşadıǧı trajedi bitsin.
Tartışki kürd çocularını bali ve uyuşturucuya alıştıran kurumlar deşifre olsun.
İşgal ve ilhak edilen ve parçalanarak sömürge haline getirilen ülkenin yüzü-suyu hürmetine tartış.

Yasaklanan dilin ve yaǧmalanan kültürünün yüzü-suyu hürmetine tartış.

Diyarbakır ve ülkenin diǧer zındanlarında tarihin en iǧrenç işkencelerine tabi tutulan kemalizmi – türklüǧü kutsamaları istemiyle en aǧır işkencelerden geçen, baǧımsız – birleşik kürdistan devleti uǧruna bedel ödeyenlerin ödedikleri bedellerin boşa gitmmesi için tartış.

Daǧlarda kürdistan devleti uǧruna eksi 30 derece soǧukta, türklerin bombardımanları altında, açlıǧa ve susuzluǧa meydan okuyan yiǧit kürd evlatlarının, verdiǧi mücadele ve ödedikleri bedelerin boşa gitmemesi için tartış.

Kimyasal bombalarla parçlanan ve yakılan bedenler, kesilen kulaklar, uyulan gözler, oraya buraya işkenceden geçirildikten sonra kurşunlanıp atılan ve bir çoklarının mezarı olmayan cesetlerin sahibi çocuklarımızın ödedikleri bedellerin boşa gitmemesi için tartış.

Tartışki siyasette alicengiz oyunları bitsin ve şefaflık hakim olsun. Dünyanın en kirli siyaset pazarı olan ortadoǧuda kürd siyaseti temize çıksın.

Ey asil, cefakar ve zulüm ile pişmiş kürd halkı ve kürdistanın diǧer halkları.

Sen bu zeminin asıl sahibisin, sen binyıllık acıların ve katliyamların bizat yaşayanısın, zulümün canlı tanıǧısın.

Bu ülke senin ülken, sen ortadoǧunun en asil ve en eski halklarından birisin ve sonradan gelip senin topraklarını gasp eden fars, arap ve türk işgalcilerinin elinde, trajedik bir hayat sürdürüyorsun.

Kürd olarak hiçbir hakkın yok.

İnsan olarak hiç bir hakkın yok.

Kendi ülkende ve topraklarında, perişan, rezil ve rüsva bir hayat yaşıyorsun. Kendi ülkende kölesin. Ne yapacaǧına nerde ve nasıl yaşayacaǧına hep başkaları karar veriyor. Sana dedelerinden, ne miras kaldıysa, sana ait ne varsa türklerin yaǧma ve talanı altında. Kürtlüǧünden utanır hale getirilmişsin. 21. YY. 30 bin nufuslu miletler bile kendi devletine sahip iken, 60 milyonluk bir nufusla devleti olmayan tek halksın. Bu utanç ve ezikliǧi her gün yaşamak zorunda bırakılmışsın.

En çokta senin tartışman gerekiyor. Senin herkesten ama herkesten alacaǧın hakların ve herkesten soracaǧın bir hesabın var. Herkes senden götürdü, herkes sana ait olanı gasp etti, herkes sana bedel ödetti. Ama hiç kimse senden aldıklarını ve gapetiklerini hesabını vermedi.

Hiç kimse sana ödetilen bedellerin karşılıǧını vermedi.

Üstüne üstlük halen sen suçlu durumdasın, halen senden hesap isteniyor, halen hakların gaspedilmesi devam ediyor ve bu hak gaspı meşrulaştırılıp sanada kabul etirilmek isteniyor.

Senin çocukların türklerin zindanlarında en aǧır işkencelere tabi tutuldu ve öldürüldüler. Yada on yıllarca ceza yatılar.

Daǧlarda bedenleri bombalarla parçalanan, cestlerine işgence edilen, kulakları kesilip tespih iplerine yada türklerin anahtarlıklarına süs olarak takılan, gözleri uyulan o yiǧit insanlar senin çocukların.

Sen onları dünyaya getirdin. Sen umutlarla büyüttün, yemedin yedirdin giymedin giydirdin. Onlar büyüsünler diye ne uykusuz geceler geçirdin. Ve türkler zulüm imparatorlukları yıkılmasın diye. Kendi ülkende köle olarak yaşamaǧa devam edesin diye. Hiç bir hakka sahip olmayasın diye, sen diǧer miletlerin sahip olduǧu kendi devletine sahip olmayasın diye onları hunharca öldürdüler.

Senin köyünü boşaltılar, evini yaktılar, tüm mal varlıǧını, anılarını, mutluluǧunu, gelmişine ve geçmişine ait ne varsa bir günde senden gasp etiler, yada hepsini yok etiler.

Bir anda evsiz yurtsuz ve çaresiz bir şekilde terk –î diyar edip daha sonra çöplüklerinden ekmek dileneceǧin şehirlere. Beş para etmez devşirmelerden iş dileneceǧin ve karşılıǧında horgürüleceǧin, aşaǧılanacaǧın ve her gün seni ve geride halen saǧ kalan kaç kişi varsa aileni linç etmeye gelenlerin Kasabalarına doǧru; buruk, öfkeli, çaresiz ve umutsuz bir yolculuǧa mecbur edildin.
Bunun adı katmerli zulüm idi ve sen bunu 80 yıl kesintisiz yaşadın. Ve halen yaşamaktasın.

Sana dilini unuturdular, kültürünü yaǧmaladılar, seni ve sana ait ne varsa aşaǧıladılar. Sana ailene ve sana ait tüm deǧerlere hakaret etiler. Seni kendinden ülkenden miletinden utanır hale gelmen için zorladılar, her yol ve yönteme başvurdular.
Herşeyin sahibi sensin.
Sen kürdistan halkı olarak:
Kürdistanın asıl ve yegane sahibisin.
Sen kürd dilinin sahibisin. Sen kürdistan kültürünün sahibisin.
Sen o toprakların ve o şanlı tarihin sahibisin.
Sen o yakılan evlerin ve boşaltılan köylerin sahibisin.
O daǧlarda gözükara bir şekilde topraǧa düşen özgürlük savaşcıları senin çocukların.
Türk zindanlarında çile dolduran o fedakar insalar senin çocukların.
Sen ödenen tüm bedenlerin asıl sahibisin.

Tartış..

Ey kürd halkı..
Hiç kimsenin senin kadar konuşmaya söylemeye ve itiraz etmeye hakkı yoktur.
Hiç kimsenin senden hesap sormaya hakkı yoktur. Seninde kimseye verceǧin bir hesabın yoktur.
Sen verebileceǧin her şeyi fazlasıyla verdin. Sana ait neyin varsa hepsini bu davaya yatırdın.
Gördüǧün zulümün, yaşadıǧın katliamların, ödediǧin bedellerin bir hesabı olmalı.
Sen herkesten hesap sorma hakkına sahip yegane kurumsun.
Sen fedakar kürd halkısın.
Tartış ….
Ödenen bedellerin boşa gitmemesi için tartış.
Bunca bedele rahmen dili yasak kültürü yasak ve devleti olmayan kürd olarak kalmamak için tartış.

EY TEKMANLI
TEREDÜT ETMEDEN, KORKMADAN, ÇEKİNMEDEN, BIKMADAN USANMADAN TARTIŞ

KÜRDE ZARAR VERMEDEN, KIRMADAN İNCİTMEDEN TARTIŞ

Sana, ülkene ve geleceǧine hizmet etmeyen hiç bir şeye EVET deme. Gözü kapalı olarak sormadan tartmadan ölçmeden hiç bir şeyi kabul etme. Muǧlak ve net olmayan hiç bir düşünce ve dayatmayı kabul etme.

TARTIŞ.

NEDEN‘i tartış. NASIL‘ı tartış, NİÇİNİ tartış,
TEKMAN’IN GELECEĞİNİ DAHA ŞİMDİDEN

T A R T I Ş….

12 çocuğunu kaybeden Tekmanlı babanın Hz. Eyüp sabrı


21-hasta (2)

FOTOĞRAF: BABA NECMETTIN BOZKURT, “12 ÇOCUĞU TOPRAĞA VERDIM, 13 VE 14’ÜNCÜYÜ VERMEK ISTEMIYORUM. ARTIK BABA YÜREĞI KALDIRMIYOR.” DIYOR.
15 Ağustos 2013

ORHAN YILDIRIM – ERZURUM
Erzurum’un Tekman ilçesine bağlı Körsu köyünde yaşayan Necmettin-Hasbike Bozkurt çiftinin yaşadıkları dram göz yaşartıyor. 12 çocuğu genetik siroz hastalığı nedeniyle ölen çiftin, hayattaki 6 çocuğundan ikisi de siroz. Oğulları karaciğer nakliyle hayata tutundu ancak 12 yaşındaki Pınar kendisine bulunacak organı bekliyor.

Necmettin (58)-Hasbike (51) çifti 35 yıllık evliliklerinde 12 evlat acısı yaşadı. Çiftin genetik siroz hastalığına yakalanan 12 çocuğu 1,5 yaş ile 11 yaş arasında vefat etti. Çiftin ölen 12 çocuktan sonra 6 çocuğu daha oldu. Çocuklardan 15 yaşındaki Mehmet ile 12 yaşındaki Derya da aynı hastalığa yakalandı. Erzurum Valisi Ahmet Altıparmak’ın girişimiyle Mehmet’e, Erzurum Organ Nakil Merkezi’nde ölen bir çocuktan karaciğer nakli yapıldı.

Baba Necmettin Bozkurt, “Veren de Allah alan da Allah” diyerek çocuklarının ölümünü tevekkülle karşıladığını söylüyor. Baba Bozkurt, geriye kalan çocuklarının yaşaması için dua ediyor: “Oğlum, Vali Bey’in girişimleriyle organ nakli oldu, kurtuldu. Şimdi kızımın da kurtulması için Allah’a dua ediyorum. 12 çocuğu toprağa verdim, 13 ve 14’üncüyü vermek istemiyorum. Artık baba yüreği kaldırmıyor.”

Karaciğer nakli sonrasında hastane enfeksiyonuna karşı taburcu edilip köyüne gönderilen Mehmet Bozkurt’un en büyük destekçisi kendisi gibi siroz hastası olan kız kardeşi Pınar. Toprak damlı, beyaz badanalı köy odasındaki moral kaynağı ve tek ziyaretçisi Pınar’la saatlerce sohbet eden Mehmet, kız kardeşinin de kendisi gibi nakille hayata tutunacağı günün özlemini yaşıyor. Buruk bir sevinç yaşadığını belirten Mehmet, en büyük arzusunun kendisinden 3 yaş küçük kız kardeşine de uygun organın bulunması. Artık kardeş acısı yaşamak istemediğini belirten Mehmet, “12 kardeşim öldü. Benim gibi siroz olan kız kardeşimin de hayatının kurtulmasını istiyorum. Kardeşim de benim gibi iyi olsun onunla okula gidip, sokakta dolaşmak ve oynamak istiyorum. Annem, babam çok çektiler, artık evlat acısı yaşamasınlar istiyorum.” diyor. Pınar ise “Kardeşim yanımda olduğu için çok mutluyum. Şu an yanımızda olmayabilirdi. Kardeşime çocuklarının karaciğerini veren aileye teşekkür ediyorum. Kardeşim organ nakli oldu kurtuldu. Ben de onun gibi kurtulmak istiyorum.” diyor.

Çok az Türkçe bilen anne Hasbike Bozkurt da oğlunun ameliyatla hayata yeniden dönmesinin sevincine karşılık kızının da aynı hastalığın pençesinde olmasından üzüntü duyduğunu dile getiriyor. Gözü yaşlı anne, “Allah devletimizden ve milletimizden razı olsun. Oğlum ameliyatla kurtuldu. Kızımı çok seviyorum inşallah o da ameliyatla sağlığına kavuşur.” ifadelerini kullanıyor.

Grief and Shock -Luto y Emoción – Wir trauern um Lothar Bisky


lotharNEU

Grief and Shock
I felt deep emotion and grief when I learnt of the death of my friend and comrade Prof. Dr. Lothar Bisky today. I am thinking of his family and friends in these hours full of mourning, and I am sending my condolences. They are not few who are mourning for him. The party DIE LINKE has lost one of their founders, a brave comrade and adviser full of solidarity. The Federal Republic of Germany has lost a great participant in shaping the presence as it is. Europe has lost a committed striver for the project of political, social, and economic agreement among the European countries. Also social justice has lost a strong fighter.
Lothar Bisky decisively formed the party of Democratic Socialism. He belonged to those who fervently strove for the new LEFT and who tried to make it coalesce. He led the party DIE LINKE and gave shape to it. He was a fighter struggling for a united and strong left wing socialist party in the reunited Germany and all over Europe. His political heritage reminds me of the efforts to be made by me.
We are mourning for one of us. We are mourning for a human of a highly impeccable character showing great tolerance, deep empathy, a subtle, deep sense of humor, and great modesty. We are mourning for Lothar Bisky,

von PD Dr Dr Ümit Yazıcıoğlu

Luto y Emoción
Con gran emoción y luto profundo sepa hoy del fallecimineto de mi amigo y camarada Prof. Dr. Lothar Bisky. En estas horas de luto estoy pensando en su familia, sus amigas y amigos dándo el pésame. Hay muchos que están de luto por el fallecimiento de Lothar Bisky. La partida DIE LINKE ha perdido uno de sus fundadores, un camarada y consejero luchador y solidario. La República Federal de Alemania ha perdido un gran cocreador de la época. Europa ha perdido un luchador que se dedicó a la union política, social y económica de este continente. La justicia social ha perdido un luchador fuerte.
Lothar Bisky creaba decisivamente la partida del socialismo democrático. El era uno de estos que lucharon apasionadamente por la nueva IZQUIERDA aspirando a su amalgamación. Guiaba y creaba la partida DIE LINKE. El era un campeón y luchador por una partida fuerte socialista-izquierda de Alemania reunida y toda la Europa. Su herencia política me hace recordar de que yo emplee todos mis esfuerzos.
Estamos de luto por el fallecimiento de uno de nosotros. Estamos de luto por el fallecimiento de un ser humano que tenía un carácter honestísimo con gran tolerancia, simpatía profunda, un carácter jovial con una vena humorística profunda, y con gran modestia.
Estamos de luto por el fallecimiento de Lothar Bisky.

von PD Dr Dr Ümit Yazıcıoğlu

Trauer und Bestürzung
Mit großer Bestürzung und tiefer Trauer habe ich heute vom Tod meines Freundes und Genossen Prof. Dr. Lothar Bisky erfahren. Meine Gedanken und meine Anteilnahme sind in diesen Stunden bei seiner Familie und seinen Freundinnen und Freunden. Es sind viele, die um Lothar Bisky trauern. Die Partei DIE LINKE verliert einen ihrer Gründungsvorsitzenden, einen streitbaren und solidarischen Genossen und einen Ratgeber. Die Bundesrepublik Deutschland verliert einen großen Mitgestalter der Gegenwart. Europa verliert einen engagierten Kämpfer für das Projekt einer politischen, sozialen und wirtschaftlichen Einigung des Kontinents. Die soziale Gerechtigkeit verliert einen starken Streiter.

Lothar Bisky hat die Partei des Demokratischen Sozialismus entscheidend geprägt. Er gehörte zu denjenigen, die leidenschaftlich für die neue LINKE gekämpft und um ihr Zusammenwachsen gerungen haben. Er hat die Partei DIE LINKE geführt und gestaltet. Er war Streiter und Kämpfer für eine einige und starke, gesamtdeutsche und europäische linkssozialistische Partei. Sein politisches Erbe ist für mich Mahnung und Ansporn.

Wir trauern um einen von uns. Wir trauern um einen Menschen mit einem höchst anständigen Charakter, mit großer Toleranz, mit tiefem Mitgefühl, mit einem tiefsinnigen Humor und mit größter Bescheidenheit. Wir trauern um Lothar Bisky.

von PD. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu