Just another WordPress.com site

Archiv für Juli, 2013

HATAY DAVASINDA KENDİNİ İNKAR – CEHALET KADAR BİR AHLAK SORUNUDUR


557383_311387435624108_2106648590_n

Mihrac Ural – 30 Temmuz 2013

İki seçim yapılıyor (14-15 Mayıs 1936 ve 15 Nisan 1938) her iki seçim de Hatay halkı bağımsız iradesini ortaya koyuyor; Hatay Arap şehridir ve Suriyelidir diyor. Ama bu irade, Sömürgeci emperyalist Fransa ve ilhakçı güçler tarafından ayaklar altına alınarak ve uluslar arası anlaşmalara aykırı olarak gayri meşru şekilde 5 Temmuz 1938’de Kurmay Albay Şükrü Kanatlı komutasında askeri işgal başlıyor. Bu askeri halk değil Emperyalistlerle ilhakçılar davet ediyor. Askeri işgal koşullarında seçim bile yapılmıyor, 40 üyeli Hatay devleti meclisi halkın iradesine başvurmadan atanıyor. Araplar, Alevi, Sünni, Hıristiyan diye parçalara ayrılarak temsilci adı altında keyfi atamalar yapılıyor. Sonra yine meşru olmayan bir deklarasyonla (23 Haziran 1939), 1922 San Remo manda (koruma) anlaşmasının 4. Maddesine aykırı olarak Hatay anavatanından koparılarak, ilhak ediliyor. Zamanın Birleşmiş Miletler cemiyeti olan Cemiyeti Akvam bu anlaşmayı gayri meşru olduğu için onaylamıyor. Yani Hatay ilhakı geçersizdir diyor… Vakıa budur. Gerçek budur. Önce bunu bilmek gerek, sonrası yine Hatay halkının bağımsız iradesine bağlı olacaktır. Buna saygılı olmak gerek.

Halkın iradesini gasp etmeye çalışanlar sonuçlara katlanmayı da bilecekler…

Bu satırların yazarı ortak ülkemiz Türkiye’de tüm halkların barış içinde bir arada yaşamasını ve anayasal güvencelerle yasa ve kurumların koruması altında haklarını kazanmasını talep eder. Bölücülüğe de milliyetçiliğe de şiddetle karşı çıkar, halkın iradesini önemser ve buna bağlı kalır. Bu nedenle diyorum ki, tarihi de geleceği de sadece halkın iradesi ikame eder, bunu çiğneyenler ise er ya da geç çiğnenirler…

Bu özet giriş belgeleriyle kanıtlarıyla tarihi gerçekliği ifade etmesine rağmen Dr. Taner Cilli diye birisi, hiçbir vicdani ahlakı kaygı duymadan yalan söyleyerek “Hatay, kendi iradesiyle Türkiye Cumhuriyetine katıldı” deme densizliği gösteriyor.

Bu kişi yazdığı yazıda her cümlesi demagoji ve kurgudan ibarettir. Cehalet değil, bilinçli bir saptırma çabasıyla görev yerine getirme hezeyanında bulunmaktadır. İlgililere önerim önce Dr. Taner Cilli’nin yazısını okumalarını tavsiye ederim. Yazının linki;
http://www.samandagayna.com/index.php?option=com_content&view=article&id=602%3Aosmanli-uelkesnden-koparilan-boelgelerden-ger-alinan-tek-toprak-parcasi-hataydir&catid=1%3Ahaberler&Itemid=2

CEVABIMDIR

“Hatay, kendi iradesiyle Türkiye Cumhuriyetine katıldı” Bu cümleyi hiçbir ahlak ve vicdan sahibi insan kuramaz. kraldan çok kralcılık yapma hezeyanı içinde olan TÜRKLEŞMİŞ-ARAPLARIN bu ahlaksızlık içinde olması, bir ölçüye kadar eşyanın tabiatına uygundur. Hiçbir ahlak ve vicdan taşımadan, tarihi gerçekleri, belgeleri ve kanıtları inkar ederek kendi aidiyetini inkar edenler bu söylemlerle halkına yeniden ihanet içinde olmaya çalışanlardır. Hatay’ın ilhakı sırasında da ortaya çıkan bu saflaşmada “ilhakçıların torunlarını yeniden sahnede görmek oldukça manidardır. Ülkeyi kaplayan özgürlük ve demokrasi hareketlerinin Antakya’da kendini ifade ediş biçimi bu söylemleri daha da manidar kılmaktadır. Çünkü Taksim direnişine ruh veren Antakya direnişi enerjisini kimlik hakları arayışında olan Arap halkının dinamiklerinden alıyordu. Bu nedenle derin devlet bir yol kesme çabasında malum dedelerin torunlarını yeniden piyasaya sürerek eski saflaşmayı yeniden üretmeye çalışmaktadır. Bir ve aynı olan halkı, faşizmin en çirkin türlerinden biri olan ırkçılığın tarih tezleriyle karşımıza çıkarma çabalarını burada anlam kazanıyor.

Dr. Taner Cilli adını ilk kez duyuyorum. Cillilerle kadim dedelerden kalma hısım akraba sayılırız. Dedem Şey Edip El Kasım’ın hanımı (Büyük Nenem) Cillierden. Cililerin Osmanlının son dönemleri ve ardından Türkiye Cumhuriyeti sürecindeki serüveni ayrı bir yazı konusudur. Bu ailenin üçüncü kuşağı gibi ikinci kuşakları da bu topraklarda oldukça manidar ilişkilerle oldukça soru işaretli işler yaptıkları belgelerin diliyle tarihe tescil edilmiştir. Bu açıdan Cilli soyadı taşıyan birinin dile getirdiği “Hatay, kendi iradesiyle Türkiye Cumhuriyetine katıldı” iddia bir ölçüde eşyanın tabiatına uygun düşmüştür.

Konuya hemen gireyim, Dr. Taner Cilli kendi yazısında dile getirdiği “5 Temmuz’da ilk Türk birlikleri Hataylı Türklerin alkışlarıyla yöreye girdi.” Cümlesinin ne anlama geldiğin öncüllerinin ne olduğunu ve sonuçlarının ne olduğu konusunda okuruna hiçbir bilgi vermedin her şeyin meşru olarak yapıldığı izlenimi veren bir anlatıma yönelmiştir: Bu ise kocaman bir demagojidir.

5 Temmuz 1938 Kurmay Albay Şükrü kantlı komutasında Hataya giren Şükrü kanatlı, siyasal, askeri, diplomasi biliminin tüm verileriyle açık bir askeri işgal hareketidir. Üstelik bu işgal hareketi Emperyalist Fransayla anlaşmalı olarak yapılmıştır. İşgalci Fransa bir alt işgalci askeri gücü Hataya sokuşturan anlaşmasının ise hiçbir hukuki dayanağı yoktur.

Fransa Suriye ve Lübnan üzerinde manda (koruma) yetkisi aldığı 1922 San Remo anlaşmasına aykırı davranarak Hatayı başka bir ülkeye devretmiştir. Bu konuyu “HATAY DAVASI ” başlıklı makalemde şöyle dile getirdim;

“1922 Manda yasası (Suriye’nin Fransız mandası altına alındığı milletler cemiyetince onaylanmış olan yasa) 4. madde hükmü gereğince, “Mandaterin Suriye ve Lübnan topraklarının tümü ya da bir bölümünü vermesi ya da kiralaması, ya da yabancı bir devletin denetimi altına bırakmaz”. Bu açıdan Mandater Fransa, Türkiye’nin Hatay için Israrla istediği özerk ya da bağımsız yapı uluslararası anlaşmalara aykırı görülerek şiddetle reddedilmiştir. Lozan anlaşması gereğince belirlenmiş olan Türkiye Suriye sınırında ısrar edilmiştir ki, bu anlaşma bu günde tek geçerli uluslar arası anlaşma olarak Türkiye’nin sınırlarını belirlemiştir. (Aktaran. Emekli Büyükelçi İsmail Soysal, Türk Tarih Kurumunca verilen konferans, ‘Hatay sorunu ve Türk-Fransız siyasal ilişkileri. Ayrıca, Türk Tarih Kurumu üç aylık yayını BELLETEN cilt:XLVII, sayı.188, ekim 1983, sayfa:987-8).

Buna rağmen Sömürgeci Emperyalist Fransa II. Dünya savaşı tamtamları çalmaya başlayınca, hukuk tanımaz biçimde 23 Haziran 1939 deklarasyonunun imzalayarak Hatayı haksızca, halkının iradesini ayaklar altına alarak satmıştır. “Satmıştır” kelimesi esasında yeni yeni ortaya çıkan gizli belgelerle de sabit olmuştur. Bunun detaylarını öğrenmek isteyenler şu kısa alıntıyı okumaları yeterlidir.

HATAY’IN GAYRİ MEŞRU PAZARLANIŞI

“Resmi bir belge, Hatay’ın anavatana iade edilmesi için 1939 yılında Türkiye’nin Fransa’ya 7 milyon Frank ödediğini ortaya koydu.

İnönü’nün imzası var

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransız mandasında özerk bir yapıda olan Hatay ile ilgili, 23 Haziran ve 23 ağustos 1939’da Fransa’yla anlaşmalar yapılmıştı. Hatay meclisi de 1939 yılındaki son toplantısında anavatana katılmayı oy çokluğuyla karar vermişti. Ancak bu anlaşmaların sağlanması için Türkiye’nin Fransa’ya 7 milyon Frank ödediği ortaya çıktı. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivlerinde yer alan ve dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Refik Saydam ile hükümetin bütün bakanlarının imzaladığı 6 Haziran 1940 tarihli kararnamede, yapılan anlaşma ele alınıyor.

Geri alma çabası

Kararnamede, Hatay’ın Türkiye’ye katılması ile ilgili Fransa’ya ödenen 7 milyon Frank’ın Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ndan, Fransız Klering hesabına yatırıldığı belirtiliyor. Kararnamede, ödenen paranın geri alınabilmesi için anlaşma yapma yetkisi de Hariciye Vekilliği’ne veriliyor. Kararnamede, “Hatay’ın anavatana ilhakı için Fransa ile akdolunan 23 Haziran 1939 tarihli anlaşmaya mevcut protokolün 2.maddesi hükümlerine tevfikan Fransa’ya tesviye edilmek üzere tarafımızdan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası nezdindeki Fransız Klering hesabına yatırılan 7 milyon Fransız Frankının, 23 Ağustos 1939 tarihli Tediye Anlaşmasına seylen Paris’te 8 İkinci kanun 1940 tarihinde imzalanan lahikanın 1. Maddesinde tasrih edilen yüzde 30 nispetinde tenzilata tabi tutulmadan tesviyesi için Fransa sefareti ile bir anlaşma yapılması hususunda Hariciye Vekilliğine selahiyet verilmesi” yazıyor.”
http://dunya.milliyet.com.tr/hatay-i-7-milyon-frank-a aldik/dunya/dunyadetay/28.11.2011/1468349/default.htm

23 HAZİRAN 1939 DEKLARASYONU

İki devlet (Türkiye ve Fransa) kanun dışı yöntemlerle, uluslar arası anlaşmalara aykırı olarak, özel çıkarları için Hatay halkının bağımsız iradesini ayaklar altına alarak al gülüm ver gülüm yapıp Hatay’ı anavatanından koparılmıştır. Tarihin belgeleri bunu gösteriyor. Ancak O günün Birleşmiş Milletleri olan Cemiyeti Akvam bu iki ülke arasında yapılan hukuksuzluğa karşı açık ve net tutum olarak yaptıkları deklarasyonun meşru olmadığını ilan etmiştir. Dr. Taner Cilli bundan bi haber okurlarını aldatan yazısında bu ayrıntıları atlamayı tercih etmiştir.

Arap halkı, ve ilgili herkes bilsin ki bu hukuksuzluk dünya kamuoyuna er yada geç duyurularak haklarımızın aranmasının temeli olacaktır. Bu konuya yine Türk diplomasisinin önemli isimlerinden biri dikkat çekmiştir. “HATAY DAVASI” başlıklı makalemden aktarmaya devam ediyorum;

“Eski Büyükelçi İsmail Soysal, Fransız-Türk siyasal ilişkileri üzerine yazdığı makalede, Hatay’ın Türkiye’ye bırakılmasına ilişkin 23 Haziran 1939 tarihli Fransız-Türk anlaşması üzerine, dikkat çekici şu 34’nolu dip notu düşmüştür: “Anlaşma ve ekleri TBMM’ce 30 Haziran 1939 günü 3658 sayılı bir yasa ile onaylanmıştır. Türkçe yasal metni için Düstur, Ter. III.c 20, S.1530; bu günkü Türkçe metin içinde de İsmail Soysal’ın aynı kitabına XXXIV Bl. Bkz. Bu Anlaşmanın yapıldığı Genel Sekreterliğe bildirildiğine ve metin de gönderildiğine göre (SDN, Journal Officiel, 1939, S. 356-361) MC yasasının 18. Md. Uyarınca Kütüğe geçirilmiş olması gerekirdi. Ancak MC antlaşmalar dizisinde bu metnin yer almadığına bakılırsa, geçmediği anlaşılıyor. Bunun nedenini araştırmak gerekiyor.” (Agm. S. 102).”

İsmail Soysal’ın “Bu Anlaşmanın yapıldığı Genel Sekreterliğe bildirildiğine ve metin de gönderildiğine göre (SDN, Journal Officiel, 1939, S. 356-361) MC yasasının 18. Md. Uyarınca Kütüğe geçirilmiş olması gerekirdi. Ancak MC antlaşmalar dizisinde bu metnin yer almadığına bakılırsa, geçmediği anlaşılıyor.”diyerek dikkat çektiği gerçek, 23 Haziran 1939 Fransa-Türkiye deklarasyonudur, yani Hatay’ın Türkiye’ye terk edilmesin sağlayan hukuksuz anlaşmadır.

Hukuksuzdur çünkü 1922 San Remo manda anlaşması “4. madde hükmü gereğince, “Mandaterin Suriye ve Lübnan topraklarının tümü ya da bir bölümünü vermesi ya da kiralaması, ya da yabancı bir devletin denetimi altına bırakmaz”. Hükmü bulunmaktadır. Fransa bunu ihlal etmiştir. Bu nedenle de Hatay’ın ilhakı meşru değildir.

İKİ SEÇİMDE DE HEZİMET

Kaldı ki, Hatay’da yapılan iki seçimde de Hatay halkı ezici çoğunluğuyla ilhaka hayır demiştir. Dr. Taner Cilli bunları bilmiyor ye de bilmezden gelerek atlayıp bu meşum demagojik TÜRKLEŞMİŞ-ARAP yazısını yazıyor. Nasıl olsa araştıracak kimse olmaz diye okurunu aldatmaya çalışmıştır.

Gerçek ise çok farklıdır. Hatay’da iki seçim olmuştur ve hiç iki seçimde de Hatay halkı farklı etnik ve inanç dokusuyla birlikte ilhakı reddetmiştir. Konuyla ilgili olarak yine “HATAY DAVASI” başlıklı yazımda şunları dile getirmiştim. “14-15 Mayıs 1936 genel seçimleri, Hatay’ın, ezici Arap etnik dokusuna bir belge oluşturması tehlikesi görülmüş ve Türkiye Cumhuriyetinin engellemeleriyle karşılaşmıştır; Türk etnik toplumuna boykot kararı aldırılmış ve bu seçimler geçersiz kılınmıştır. Bu arada Hatay ayrı bir devlet statüsüne kavuşturulması, zorlamalarla gerçek kimliğinden koparılarak kanunsuzca bir yerlere yamanması için çabalar sürdürülmüştür. Buna rağmen 15 Nisan 1938 sayımı, bir kez daha Hatay’ın Arap etnik kimliğinin ezici ifadesi olduğu gerçeğini yansıtmasına karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin itirazları gündeme gelmiş ve adil bir belirleme daha iptal edilmiştir; kanlı provokasyonlar yapılmış, halkın birbirine düşürülmesi amaçlanmıştır. Bu oyunlara karşı Hatay Arap halkı sesiz kalmamış, ayaklanmalarla tepkisini göstermiştir. Kanunsuz güçler bu tepkilere karşı 5 Temmuz 1938 tarihinde 2500’ü Fransız 2500 Türk askeri olmak üzere Albay Şükrü kanatlı komutanlığında bir askeri işgal gerçekleştirmek zorunda kalmışlardır.”

Olayın, belge ve kanıtlarla gerçek iç yüzü budur. Hatay halkının iradesi sömürgeci emperyalist Fransa ve ilhakçı Türkiye tarafından ayaklar altına alınarak ilhak edilmiştir. Bunun ötesinde söylenecek her söz zırvalıktır. Bu nedenle hayasızların “Hatay, kendi iradesiyle Türkiye Cumhuriyetine katıldı” demesi sadece bir görevlinin demagojisi olarak ele alınmalıdır ötesi değil.

SONUÇ

Dr. Taner Cilli kim adına konuşuyor, Hatay halkının dün hangi iradeyi ortaya koyduğu açıkken, bu gün bile gençlerinin direnişle yükselttikleri kanaatler açıkken kim adına Hatay halkının kendi isteğiyle ilhak olduğunu iddia edebiliyor. Bu iddialar Sümer Türkleri, Eti Türkleri kadar gerçek dışı ırkçı-milliyetçi tarih söylemleridir. Tarih hareket halindeki geçmiş değilse bu zırvalıkların bilime ait hiçbir konseptte yeri yoktur. Anadolu’nun aydınlık ve uygarlık tarihini karanlık bir Osmanlı göçebeliğiyle yeniden yazmak isteyenlerin 20.Yüz yıldaki milliyetçi hezeyanları, Anadolu’nun gerçek yerli ulusal topluluklarını ya katlederek ya da inkar ederek yok etmeye çalışmıştır. Hatay konusunda bu cahillerin ortaya koydukları söylemler bunun bir tekrarıdır.

Hatay halkı kendi iradesiyle kendi kararını er ya da geç bağımsızca verirken, kendi uygarlık tarihinin bilinciyle hareket edecektir. 7000 yılı aşan uygarlık tarihinin birikimleriyle, mensup olduğu ulusal kültürel verilerin algılarıyla tavrını belirlerken, göçebeliğin yıkıcı, yayılmacı, talancı kültüründen başka bir şey olamayan akıllarla mücadelesini er ya da geç noktalayacaktır.

Dr. Taner Cilli, kendi tercihini yaparak Osmanlı eklentisi kalabilir ama bunu hiçbir zaman ne kedisi ne de mensup olduğu derin devlet teşkilatları başaramayacaktır

Advertisements

Tekman-Tatos ateş dolu


ümit 22von Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Tekman
Dolaşırken içinde,
Gördüm Kalbin ateşle dolu
Yüce dağlarla kaplı çevrenden,
Seyrettim Aras-ı
Arasın o coşkun akışını seyrederken,
Gördüm o başı duvaklı, heybetli, görkemli Kuruca Dağını,
Sana bakardı hep Arzdan

Dünyaya direk olup, tam korunaklı,
Ufku nura bürünmüş, rüzgâr bayraklı,
Molla Ömer’in yadigârı, evliyalar diyarı Xırbê-Xêllo
O Cevahir taşlarıyla, halı topraklı –
Ömrü tarihten uzun olan,
Yaşı saklı Kuruca Dağı,
Kalbe huzur verirken
Çalardı teyplerde, dengbej Şakironun stranları
Dinlerken bu büyük dengbeji,
Seyrettim Totosu ta Bingöl’den
Gördüm karşımdaki Kürdistan Diyar-ı
…Arza tepeden bakan, Totosu

Tatos
Ejder den sana bakarken ben,
Palandöken’de serin bir rüzgâr esiyordu,
Gülistanlar bozulmuş,
Bağ bahçe dolmuştu taş
Haline, baktıkça
Yanar yanar, seni özlemekten ağlarım,
Gözyaşlarım, sel olur, Aras gibi çağlarım,
Taşarken yüreğim,
Seyrettim seni daha dün Palandöken’in en yüksek tepesi Ejder’den

Ejder çeşmesinden buz gibi su içtim
Daha sonra abdest aldım,
Said-î Kürdinin arkasında namaz kıldım,
Seyrederken seni Ejderden,
Aksakallı, nur yüzlü, Şehit Şeyh Said hazretlerini gördüm,
Eğildim o yüce zatın önünde saygı ile
Ve ben ona biat ederken,
Xalit Begê Cibirîden, General Molla Mustafa Barzani’den, Molla Ömer’e Xırbê-Xêllodan izin aldım,
Kendime geldiğimde hayalden
Bize bakıyordu pirlerin piri Kurucbaba ta Kurucadan

Kuruca şimdi bizden meraklı,
Küp kıran sularıyla, buzlu, Eğri Cayır yaylaları
Kalbi ateşle dolu, başı duvaklı – Tatos,
Atlastan taşan Kuruca dağı,
Göğe ulaşan Kuruc Baba.
Bu kez göster kendini Tekman’ da
Ses ver, ses vermenin zamanıdır artık.

Kürtler ve Taksim olayları


ümit 22von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Kürtlerin yardımıyla Türklerin Anadolu’ya girişleri mümkün olabilmiştir. Büyük fetihlere ve dünya devletine gitmenin yolu Kürtlerle uzlaşmanın ardından gerçekleşmiştir. Türkiye uluslararası arenada özerklik hususunu başka memleketler için gündeme taşımış ve desteklemiş bir ülkedir. Örneğin “Türkiye Kosova Sorununda NATO’ya tam destek verirken, Kosova’nın bağımsızlığından ziyade özerkliğinden yana görüş bildirmiş ve bölgesel istikrarın kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır.” Bu bağlamda başka ülkeler için yaptığınız teklif Türkiye’de niye tabu olsun? Gerçekten biz Kürtlerin Politik ve kültürel talepleri Osmanlıdaki statümüzle örtüşüyor. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kürt Meselesinin çözümünde ideal yol Kürtlerin Osmanlı dönemindeki statülerine tekrar kavuşturulmasıdır. Bu bugün için 21.ci yüzyılda federalizm demektir.

* * *
3. Kasım 2002 den beridir AK Parti tarafından yönetilen ülkemizde Sayın Erdoğan’ın Başbakanlığındaki hükümetin izlemiş olduğu siyasetten belli etapta rahatsızlık duyan insanlarımızın ortada oluşu malumdur. Bilvasıta bu insanlarımızın rahatsızlıklarını – demokratik yolları kullanarak vurgulamaları – kendilerini bu bağlamda özgürce tanımlama ve ifade etmeleri olağan ve kaçınılmazdır.

Gezi olaylarında hükümete karşı tavır alan insanlarımızın itirazları – onların sadece devlet politikalarından memnun olmayışından kaynaklanmıyor – bilakis olaylar Ortadoğu’daki gelişmelerden esinlenmektedir. Dolayısıyla gezi parkı hadisesi ekonomik, askeri ve insani yönden ülkemizi etkilemeye devam etmektedir. Şunu açıklıkla ifade edeyim: Gezi hadisesi derin güçler tarafından seçimlere doğru şiddetlendirilerek provoke edilecek. İşte bu durumun şimdiden önlenmesi gerekir.

Perdenin arkasındaki gizli derin elin asıl gayesi Kürt sorununun çözümünü, ülkemizdeki ekonomi ve refahın yükselişini önlemektir.

Gezi parkı üzerinden birileri iktidara mesaj vererek, biz Kürtlere verilmek istenen hakları frenlemek istemektedir.
PKK ile Devlet arasında yapılan görüşmelerin, Mecliste yapılması gereken herhangi bir oturumda tartışılması, Kürt meselesinin çözümü ve barış süreci gezi olayları bahane edilerek engellenmek istenmektedir. Şimdi yerküre üzerinde, daha önce belirgin olmayan, bununla beraber devletler kadar önemli rol oynayan, farklı bir etken daha vardır, o da küresel sermayedir. Aşikâre ifade ediyorum, Taksimdeki Gezi olayları küresel sermayenin ve Batı’nın Türkiye’deki derin operasyonudur. Bu büyük operasyon küresel sermayenin ülkemizde sözde kendisini aydın sanan veya eğitimli zanneden, sıra dışı, eski Sovyet artıklarının, sosyal emperyalistlerin, ülkemizi kaosa sokma teşebbüsüdür.
Yani bu gizli derin eller „eski Türkiye’yi; Ekonomik güçlüklerle ve Kürt meselesiyle boğuşan Türkiye’yi istiyorlar. Zira ekonomik güçlük ve Kürt meselesiyle boğuşan bir Türkiye’nin kimseye bir zararı yoktur, AB’ne böyle bir ortamda girmesi mümkün değildir. Dolayısıyla taksimde oynan oyun büyüktür ve halklarımızın kardeşliğine faydası yoktur, gizli ellerin çıkarınadır.

* * *
Bu arada Polis teşkilatına da söyleyecek birkaç sözüm var.

Eğer taksimdeki hadise Ortadoğu’da olduğu gibi ülkemizde bir iç isyanın çıkmasına veya anarşiye sebebiyet verecek ise, polis teşkilatı ve güvenlik güçleri bunları engellemek için vardır. Polis; güvenlik hizmetlerini sunan, kamu düzenini ve yurttaşların can ve malı ile temel hak ve özgürlüklerini koruyan, yasa uygulayıcı bir kamu görevlisidir. Polis görevlerini yaparken kanuna, kurallara ve kaidelere uymak mecburiyetindedir. Bugün daha açık bir ifadeyle belirtmek istersek, kanun görevi engellemek için değil daha iyi yapılması için çıkarılmıştır. Kurallar ‘da kanunlara saygılı hareket ederek görev yapmak için geçerlidir. Eğer Polis ve idari devlet teşkilatı kuralları ve kanunları ve bunların kendilerine vermiş olduğu yetkileri çiğneyerek ülkede başarıya ulaşmaya çalışıyorlarsa, yanıldıklarını fark etmelidirler.

Berhem Türk’ün vefatı dolayısıyla Taziye mesajım


Değerli Ahmet amca, yakalandığı kanser nedeniyle yaşamını yitiren torununuz Berhem Türk’ün vefat ettiğini büyük bir üzüntü ile bugün öğrenmiş bulunmaktayım. Merhum Berhem‘e Cenab-i Allah‘dan rahmet niyaz eder; başta yüce halkımız olmak üzere, siz değerli büyüğüme, ailenize, dostlarınıza, yakınlarınıza ve tüm hemşerilerime sabr-ı cemil niyaz ederim. Mekanı cenet, toprağı bol olsun.
Kardeşiniz
PD. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
08.07.2013 Berlin/ Tekman

Adile Ceylan’ın vefatıyla ilgili Taziye mesajı


thCABO2J8UUrfa’nın Suruç ilçesi Kesan köyünde oturan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Sayın Murat Karayılan’ın ablası değerli Adile Ceylan’ın , dün akşam saatlerinde köyde kalp krizi geçirerek vefat ettiğini bugün büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayım. Merhumeye Cenabi Allah’tan rahmet niyaz eder; başta yüce halkımız olmak üzere, siz değerli kardeşim Murat beye, ailenize, dostlarınıza, yakınlarınıza ve tüm hemşerilerime sabr-ı cemil niyaz ederim. Merhumenin mekanı cennet, toprağı bol olsun.
Kardeşiniz
PD. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
05.07.2013 Berlin / Tekman

Schlagwörter-Wolke