Just another WordPress.com site

von Bilgin Türk

Ergün Poyraz; Musa’nın Gülü kitabını yazmasıyla gündeme oturmuş ve AKP’lilerin saldırılarına maruz kalmış, Erdoğan ve Gül’ün açtığı davalardan beraat etmiş, sonrada bir soruşturma kapsamında cezaevine girmişti. O günlerde kimse Ergenekon’un adını bilmiyordu ve duymamıştı. Ulusalcı kesim tarafından kulak kabartılarak takip ediliyordu. Ben dahil birçok kişi tarafından AKP’nin kendine muhalifleri tasfiyesi olarak görülüyordu ya da o amaçla başlatılmıştı. Sonraki süreçleri burada anlatmaya gerek yok, hepimiz biliyoruz. 14 Mart’ta İlhan Selçuk’ların sabaha karşı evlerinden cn-RAF-wegener-DW-Politik-Mogadischualınması sonraki süreçte, Mustafa Balbay’lardan Sinan Aygün’lere kadar Türkiye’nin tanınan birçok ismi Ergenekon’la bağdaşlaştırıldı. Sokaktaki adam bile bende mi Ergenekoncuyum? diye sordu. Toplumun üzerine korku ve kin sarıldı. Artık hemen hemen herkes Ergenekon’u konuşmaya başladı.

İslamcı kesim kalemşorları Ergenekon’u o kadar büyüttüler ki Cumhuriyet döneminin en önemli davası haline getirdiler. Ahmet Taner Kışlaların, Bahriye Üçokların, Abdi İpekçilerin hatta ve hatta Başbakan Erdoğan’ın bile bu ülke Hablemitoğlu cinayeti yaşamış, sonrada her şeyi örtbas etmiş bir ülke dediği Hablemitoğlu cinayetlerini bir tarafa bırakarak en önemli davayı Ergenekon yaptılar. Tabii bu Ergenekon safsatasını çıkaranların Hablemitoğlu cinayetiyle de ilişkileri var. Bunu da yazımın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım; ama öncelikle BND, BFV, GSG9 Alman istihbarat birimleri hakkında kısaca bilgi sahibi olalım. Alman istihbarat birimleri ve vakıflarının Hablemitoğlu cinayetiyle ilişkisi üzerinde kısaca durmak istiyorum. Böylece Ergenekon’da ele geçirilen silah ve bombaların bu birimlerle bir ilişkisi olup olmadığını sorgulayalım…

BND, 1948’de Federal Almanya Başbakanı Kondrad Adenauer’un isteği ve ABD’nin izniyle Nazi Almanyası’nın SS istihbaratının ünlü Gehlen grubunun oluşturduğu kadrolarla 1956’da Alman dış istihbarat servisi olarak çalışmaya başlamıştır. 2. Dünya Savaşı sonrası güçlenen Sovyetler’e karşı CIA’nin bizzat içinde yer alan ve NATO’ya üye ülkelerde kurulan istihbarat servisleri arasında en ünlü iki isimden birisidir. Diğeri de meşhur İngiliz istihbaratı MI6’dır. 1952 yılında Korgeneral Daniş Karebelen tarafından kurulan Seferberlik Tetkik Kurulu’nun, gayriresmi adı olarak Ergenekon kullanılmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında, güçlenen Sovyetler Birliği’ne karşı, Paramiliter bu yapılanmanın en bilindik isimleri; İtalya’da “Gladio”, Belçika’da “Rüzgar Gülü”, Almanya’da “Gehlen Harekatı” olarak ortaya çıktı. Avrupa’da NATO’ya üye olan her ülkede 1950’lerin başında yapılandırılan bu güçler, diğer Avrupa ülkelerinde deşifre edilip ya tasfiye edildi ya da değişik görevlerde kullanılmaya başlandı.

BND, özellikle Sovyet ve Doğu bloğuna karşı en etkili ve başarılı istihbarat birimi olarak bilinirdi. Sovyetler’in dağılmasıyla artık önemini yitiren BND, 90’lı yıllardan sonra uyuşturucu işi ile uğraştı ve Almanya için iç ve dış istihbarat toplamaya başladı. BND, özellikle emperyalist devletlerin sanayi devriminden sonra hammadde gereksinimden dolayı dünyada kendilerine uydu devletlerin daha yararlı olacağını keşfetmesinden sonra, Almanya’nın uydu devlet olarak gördüğü ülkelerde köstebek ve işbirlikçi bulmak için çalışmaya başladı. Almanya, büyüyen ve görev alanı genişleyen BND alt kolları olarak iç istihbarat BFV’yi (Anayasayı koruma Teşkilatı), operasyon timi olarak da GSG9 timini kurmuştur. GSG9 timi 1972 yılında Filistinli ‘Kara Eylül’ adlı grubun Münih olimpiyatlarından kaçırdığı İsrailli sporcuların ve teröristlerin ölmesi üzerine vurucu güç olarak kurulur. Alman Hava Yolları Lufthansa uçağı, Filistinli teröristler tarafından Somali’ye kaçırılır ve GSG9 timinin operasyonuyla tüm rehineler kurtarılır. Almanya’da sonraki birçok terörist eylemlerde kullanılan ve başarılı olan GSG9, Almanya’nın içerde ve dışarıda kullandığı en güçlü vurucu timi olmuştur.

GSG9 adı, özellikle Hablemitoğlu’nun katledilmesinde en çok adı geçen timdir. 21. Dönem DSP İstanbul Milletvekili olan Zafer Güler’in Alman Derin Devleti kitabında belgeleriyle ortaya konuluyor. Bu konu üzerinde çok fazla durmayacağım; ancak şunu da belirtmek isterim ki bu yazımın en büyük kaynaklarından birisi de Zafer Güler’in “Alman Derin Devleti” kitabıdır. Zafer Güler’in kitabındaki Hablemitoğlu’yla ilgili kısımları Rauf Atilla Polat’ın kaleminden size kısaca aktaracağım. Bu ufak alıntımdan umarım rahatsızlık duymazlar. İşte Hablemitoğlu cinayetindeki Alman parmağı:

“Hablemitoğlu, öldürülmeden 6 ay önce Alman istihbaratları BND ve BKA çalışanlarının hazırlamış olduğu raporda, Hablemitoğlu’nun Alman vakıflarını ve şirketlerini araştırdığını ve çıkan kitabının raflardan indirilmesi gerektiğini yazıyorlar. Bu konuda başarılı olamayınca sıcak teknik takibe alınıyor. Yine cinayetten 3 gün önce Alman BND bağlantılı 9 kişilik GSG9 timi İstanbul’a geliyor. Ancak bu tim Havaalanı’ndan diplomatik pasaportlarla giriş yapıyor. Bu grubun çeşitli eğitimlerden geçmiş anti-terör birimi olması da ayrı bir ilginçlik taşımaktadır. Tabii bu grubun Türkiye’ye niçin geldiğini ne MİT, ne TSK, nede Emniyet biliyor. İşin garip tarafı Hablemitoğlu öldürüldükten iki gün sonra gizli bir şekilde Türkiye’den ayrılmaları. Hablemitoğlu öldürülmeden üç saat önce bölgedeki baz istasyonlarının bozuluyor olması da ayrı bir soru işareti taşıyor. Cinayetten 2 gün sonra da Türkiye’de görev yapan diplomatların ve vakıflarda çalışan yetkililerin Türkiye’ye geri dönmesi de çok dikkat çekici bir husus. Çünkü onlar geldikten sonra basın yavaş yavaş, cinayetin üzerine gitmemeye başlıyor. Emniyet birimlerinin ipuçları yok oluyor, istihbaratçılardan artık ses çıkmamaya başlıyor ve cinayet Başbakanı’nda dediği gibi örtbas ediliyor.

Türkiye’de faaliyet gösteren Alman vakıflarının, son on beş yılda AKP-MHP-DSP dışındaki partilere 300 milyon Euro’ya yakın para yardımı yapmış olması, Emniyet güçlerimizin de son yirmi yılda 200 milyon Euro’ya yakın yardım alması çok riskli ve tehlikeli bir yol olmuştur. Ayrıca Alman emniyetinin her yıl açmış olduğu kurslara Türk emniyetinin katılması ve onlardan eğitim alması, Alman emniyeti ile Türk emniyetinin iç içe olması bizim açımızdan büyük bir problemdir. Bu iç içe bulunmanın vesilesiyle Alman narkotiği bizim bütün içyapımızı öğrenme şansı yakalamış oluyor. Türk polisi Alman vakıfları üzerinde iz toplayıp ve bazı yerleri basmaya başladıktan sonra; Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’na şöyle bir yazı gönderiyor; Alman Hükümeti soruşturmadan rahatsız olmaktadır. “Vakıflara yönelik soruşturmadan vazgeçilsin” deniyor.

Ne yazık ki Emniyetimiz olayı çözmeye başlarken, 2001 yılında ki Dışişlerimiz geliyor, buna engel oluyor.
Hiçbir demokratik hukuk devletinde olmayacak bir acziyeti bizim ülkemizde yaşamak zorunda kalıyoruz.”

Burada bir de kısa bir not aktarmak istiyorum: Hablemitoğlu’nun katledişinden sonra çıkan “Köstebek” kitabında Hablemitoğlu DSP koalisyonu döneminde Dışişleri ve İçişleri Bakanı olarak görev yapan Sadettin Tantan ve İsmail Cem’in Alman vakıflarına üye olduğunu yazmıştır. Sanırım o dönemde Sadettin Tantan’ın ve İsmail Cem’in tehditlerin ve koruma istenmesi olaylarının üzerine gidilmesini istememesini çok da yadırgamamak gerekir; çünkü Hablemitoğlu’nun aldığı tehditlere rağmen dönemin İçişleri Bakanlığı tarafından bir polis koruması verilmemesi ve bir nevi Hablemitoğlu’nun cinayetine davetiye çıkarılması Hablemitoğlu’nun Tantan’la Cem’in Alman vakıflarıyla ilişkisi olduğunu doğrular görünüyor.

1952’de Daniş Karebelen Seferberlik Tetkik Kurulu’nun gayriresmi adı olarak ortaya çıkan Ergenekon, 1970’lerde Ermeni Terör Örgütü Asala’nın 42 diplomatımızı katletmesi üzerine yine CIA odaklı olarak Asala’yı çökertme planında kullanıldı. 1990’larda özellikle Özal döneminde kullanılmaya ve palazlanmaya devam etmiştir. NATO’nun özel harp stratejisi kapsamında kurulan istihbarati vurucu güçler, Özal sonrasında görevi bitince hem konumu hem de düşmanının fazla olması bakımından Türkiye’de saklı iç güç olarak Özel Harp Dairesi’ne aktarılan ve gereksinim duyulmayan kişilerin tasfiye edilmesiyle CIA odaklı bu NATO planı son bulmuştur. Ancak Mesut Yılmaz’ın Can Dündar’ın programında söylediği gibi, bu planın enstrümanı olarak kullanılan kişiler, zaman içinde kendi çıkarları için çalışmaya başladığından dolayı devletin başına bela oldular. Kendi çıkar çetelerini kuran bu kişilerin; Susurluk, Ömer Lütfi Topal gibi olaylara karışması sonunca toplumda yanlış bir “derin devlet” anlayışı doğurdu. NATO’nun bu özel harp stratejisi; İtalya, Belçika, Türkiye gibi ülkelerde sarpa sararken İngiltere Almanya gibi ülkelerde ülke çıkarlarını koruyan çok etkin istihbarati güçler haline geldi.

Sovyetlere karşı istihbarati güçler olarak ortaya çıkan Ergenekon’u, bugün tamamen AKP muhalifi olanların, AKP’nin kendisine karşı olanları tasfiye etmesi olarak görürken… AKP yandaşı ve Türk Silahları Kuvvetleri karşıtlarının da ulusalcı ve TSK’nin işi olarak birbirlerini suçladığı bir soruşturmaya döndü. İşte bu da tam emperyalist devletlerin istediği planın gerçekleşmesi demektir. İçeride büyük bir kaos ortamı ve karmaşayla herkes birbirine düşman. Dünya’nın herhangi bir yerinde yola bomba döşeyip 5 kişinin ölümüne sebep oluyorsanız Almanya’dan siyasi irtica talep edebiliyorsunuz. Dünyadaki birçok köktendinci gruplar ve birçok terör örgütü, Almanya’da elini kollunu salla sallaya dolaşıyor. Birçoğu, Alman derin devleti olan BND, BFV, BKA ve GSG9 ile içli dışlılardır. Tabii ki 11 Eylül sonrası süreçte ABD’nin bastırması ve Alman halkının korkması üzerine bu ikili ilişkiler yeraltına indi. Almanya, kendine uydu yapmayı düşündüğü bütün ülkelerin bu aşırı örgütleriyle bağlantılar kurarak o devletlerde sürekli iç karışıklıkların mimarlarından oldu. Dünya altın piyasasının iki liderinden biri olan Almanya’nın, özellikle altın rezervlerine sahip ülkelerde daha çok iç karışıklıklar yaratmaya çalıştığı, bilinen bir konudur. Ancak Almanya’nın gücü yetmeyeceği ABD, Kanada, Güney Afrika, Avustralya, İtalya, Fransa, İspanya, Yunanistan, Finlandiya, İsveç gibi ülkeler vardır. Ancak bu ülkelerde milli ve ekonomik çıkarlarına ters düşen altın üretimine karşı, Almanya, gözüne dört ülke kestirmiştir. Bu ülkeler; Türkiye, Hindistan, Peru, Gana’dır. İşte Ergenekon soruşturmasıyla biz de tam bir kaosun içine girmiş durumdayız ve birçok noktayı gözümüzden kaçırıyoruz…

Burada sorulması gereken en önemli soruları işte bu yüzden kaçırıyoruz:

1- Ergenekon savcılarına bu istihbaratları kim veriyor? (Bu sadece Tuncay Güney’in söyledikleri veya bir kişinin fal bakarmış gibi bakıp da tutması olayı değildir.)

2- Ergenekon savcılarının yurtdışındaki istihbarat birimleriyle veya içerdeki dış istihbaratlara bağlı kurumlarla herhangi bir bağlantıları var mıdır?

3- Dünyadaki neredeyse bütün köktendinci gruplarla ilişkisi olan Alman derin devletinin, Ümraniye’de bulunan ve eşlerinin çoğu köktendinci gruplarca kullanılan bombalarla bir ilişkisi var mıdır?

4- Kendi ekonomik çıkarlarına ters olduğu için sürekli olarak düşman gördüğü Türkiye’de Alman vakıfları ve derin devleti (BND, BKA,GSG9), Türkiye’yi neredeyse kaosa sokmayı amaç eden Ergenekon soruşturmasının neresinde yer alıyor?

5- Osman Pamukoğlu’nun da belirttiği gibi, Ankara Sincan’da yeraltından çıkan silah ve bombaların çok yakın bir zamanda gömüldüğü belli oluyor. Alman derin devletinin o silah ve bombaların gömülmesiyle herhangi bir ilişkisi var mıdır?

6- Ergenekon soruşturması daha çok bugün BND, Mİ6, CİA gibi hem istihbarat hem de gizli vurucu güçlerin Türkiye’deki şekli olan Özel Harp Dairesi’ni yıpratıp, çökertme amacında mı ilerletilmek isteniliyor?

7- Ergenekon soruşturmasında dış güçlerin parmağı var mıdır?

8- Hablemitoğlu cinayetini Ergenekon soruşturma kapsamına alan savcılar bu cinayette parmağı olduğu bilinen Alman vakıflarını da soruşturma kapsamına alacak mıdır?

9- Yeniden Ergenekon kapsamında görülecek Hablemitoğlu cinayetinde Türkiye’deki Alman vakıfları başkanları ve yöneticileri sorgulanacak mıdır?

10- Hablemitoğlu cinayetinde parmağı olduğunu düşünülen Alman Gizli İstihbarat Servisinin bu olayla ilgili arşivleri Almanya’dan istenilecek midir?

11- Türkiye’yi bölmeyi amaç edilen Alman gizli istihbaratının ve vakıflarının Ergenekon soruşturmasıyla ilişkisi olup olmadığı araştırılacak mıdır?

Bugün sorulması gereken bu sorular büyük bir deformasyona uğratılarak hasıraltı ediliyor. Herkes birbirini suçluyor, birbirine suç atıyor ve 1970’li yıllar gibi “bizden” ve “bizden değil” diye keskin kamplara ayrılıyoruz. Kuşkusuz ki bu işten sadece ve sadece biz, yani TSK ve Türk halkı zararlı çıkıyor. Türkiye’nin ekmek gibi parçalanıp ufalmasını isteyenlerse bütün emellerine ulaşmış oluyor. Burada suçlular, devlet çıkarını değil kendi çıkarlarını düşünüp bir de devletimizi alet ediyorlarsa tabii ki üzerine gidilip gerekli cezası verilmelidir. Ancak safsatalarla, ne olduğu belirsiz kişilerin sözleriyle suçsuz insanları yok yere cezalandırmak, en önemlisi siyasi çıkarlar için ülkemizi ileride çok büyük bir kaosa sürükleyecek adımlardan kaçınılmalı, ülkemizi bölmeyi amaçlayanların ekmeğine yağ sürülmemelidir

Şubat 9, 2009 Gönderen: Bilgin TÜRK

Yazar: Bilgin Türk

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: