Just another WordPress.com site

Hasan Doğan: Kızım bana da arkadaşlarına da “Ben savaşa karşıyım” diyordu. Ama ona bunu çok gördüler
 15  0  4 

 

 

 

 
+AA

 

Benim kızım, “benim kızım” “benim kızım…” Bir saatlik konuşma boyunca, Hasan Doğan, kızı Fidan için kaç kez söyledi bunu bilmiyorum. Ama muhtemelen kendinden bir parça gittiğinin altını çizmek için hep böyle dedi. “Bu saatten sonra ondan bahsetmek zor” deyip Ahmet Kaya’yla Şivan Perwer’i çok sevdiğinden öte duygu dünyasından ayrıntı vermedi.

Hasan Doğan, 1978’deki Maraş Katliamı’nın yarattığı havanın ertesinde, ama özellikle ekonomik koşulların bastırmasıyla 80’lerde Avrupa’ya işçi olarak gidenlerden. Şu an Strasbourg’da yaşıyor. Cumhuriyet’in Hançıplak adını uygun gördüğü Mole Button köyünde zaten kışları üç beş hanede soba tütüyor. Elbistan’a bağlı 108 haneli köyün büyük kısmı Avrupa’da yaşıyor, yaşlılar yazları geliyor, bir de böyle cenazelerde buluşuyorlar. 1994’te Mole Button’un da aralarında bulunduğu yedi köyün birleşmesiyle oluşan beldeye “Barış” ismini vermişler. Ama Nurhak Dağı’nın eteklerindeki bu Kürt Alevi köylerine barış yerine PKK’ye katılmış genç insanların cenazeleri gelmiş.
 
Paris’te Kürt Enformasyon Bürosu’nda 9 ocakta öldürülen Fidan Doğan da 9 yaşında ayrıldığı köyünü son 20 yıldır görmemiş. Beş çocuğun üçüncüsü olan Fidan’ın en büyük hayali, kardeşlerinin söylediğine göre bu topraklarda gezmekmiş. Baba Doğan, kızının cenazesi için geldiği Elbistan’da “başka canlar gitmesin” diye anlattı….Taraf’tan Tuğba Tekerek’in Fidan Doğan’ın babası Hasan Doğan’la yaptığı söyleşi şöyle:
 
Kızınızı en son ne zaman görmüştünüz?
 
Yılbaşında beraberdik. Her geldiğinde boynuma sarılırdı, beni öperdi. Bir hafta kaldı, sonra Almanya’da Köln’de sosyalistlerin toplantısı vardı, ona katıldı. Köln’den dönerken “Baba bana bir randevu al, dişlerim ağrıyor” dedi. “Tamam kızım” dedim. 8’inde randevuyu aldım, 9’unda telefon ettim, cevap vermedi. Sonra sabah saat 6:30’da haber geldi. Senin kızın böyle böyle oldu dediler. Ben orada vurulmuşa döndüm.
 
Başbakan da tam yılbaşından önce açıklamıştı, Öcalan’la görüşmeler var, diye… Kızınız yılbaşında geldiğinde bu konuyla ilgili heyecanlı mıydı?
 
Kızım çok akıllı bir insandı. “Başbakan böyle bir açıklama yaptı, acaba ne kadar samimi, onu ileride göreceğiz” dedi. Ama maalesef ve maalesef göreceği katliam oldu. Evet, bu barış lafını Başbakan’ın ağzından duyması onu bayağı heyecanlandırdı. Dedi ki “Baba iyi bir noktaya varıyoruz.” Maalesef iyi nokta katliama uğraması oldu. Yüzüne mermi sıkıldı.
 
Fidan, KNK Paris temsilcisi olarak ne tür temaslar yapıyordu?
 
Barış süreci başlatıldığında benim kızım büyük rol oynadı. Sosyalist devletlerin başkanıyla görüştü, “Siz de buna katkı sunun” dedi. Mesela, İsveç Başbakanı’yla, Hollanda Başbakanı’yla görüştü, İçişleri Bakanı’yla görüştü. Avrupa Konseyi Dönem Başkanı’yla görüştü. Sadece Kürtlere yönelik değil, tüm dünya halklarına yönelik bir barış talebi vardı. Benim kızım dünyada ezilen halkların barışı peşindeydi, benim kızım defalarca Güney Afrika’ya gitti. Güney Afrika Başkanı’yla İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı’yla görüştü. Benim kızım dört dil biliyordu…
 
Türkçe, Kürtçe…
 
Yok, kendi ana dilleri haricinde dört dil biliyordu. Benim kızım barış için büyük rol oynayan bir diplomattı. Barış için canını veren, barış için can atan bir diplomattı. Ama komplocular, barışı istemeyen kesimler, bunu ona çok gördüler.
 
Siz Fransa’ya neden gitmiştiniz?
 
1978’de Maraş katliamı olduğunda devlet 12 saatte Kürtlere pasaport verdi, normalde iki hafta sürerken bir güne düşürdüler. Amaç , Kürtleri Türkiye’den çıkarmaktı. Ama devlet bunu yaparken başına bir bela aldı, Kürtler’e bir günde pasaport verip Avrupa sahalarına sürerken demedi ki ben bu insanları sürüyorum ama bunlar orada güçlenir, bunlar orada silahlanır, silahlı örgütünü kurar, bunu düşünmedi. Erdoğan diyor ki, “Ben onların kaynağını kurutacağım” Kaynak halktır, sen bunu kurutamazsın. PKK zorla para toplamıyor, halk veriyor, sen bunu nasıl kurutacaksın.
 
Fransa’ya gittiğinde Fidan kaç yaşındaydı?
 
Ben 88’de gittim. Fidan, Avrupa’ya geldiğinde dokuz yaşındaydı. Kafası çalışan bir insandı. Dokuz yaşında Fransa’ya gelmesine rağmen altı ayda Fransızcayı kavradı. İmtihana girdi, iki sınıfı birden geçti. Çok başarılıydı. Okulda da, diplomasi alanında da. Güleryüzlüydü, insancıldı, her insana yardım eden, dünya insanlarını seven bir yapısı vardı. Benim beş tane çocuğum var. Hepsini bir yana koyuyordum, Fidan’ı bir yana. Zaten beni üzen de bu… Böylesi bir insanı zor kazanırsınız, zor yetiştirirsiniz. Türk devletine de söz getirmiyordu. “O bizim ülkemizdir” diyordu, ama yönetimden şikâyetçiydi. “Türkiye gibi bir devlet böyle yönetilmemeli” diyordu. Benim kızım Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne gimesi için uğraşan bir insandı. Sosyalistlerle görüşmesi bu temeldeydi. “Türkiye’yi AB’ye alırsanız Kürtler de haklarına kavuşur” diyordu.
 
Siz çocuğunuzun gerilla olmasından endişe ettiniz mi?
 
Benim çocuğum gerilla değildi, hiç öyle bir niyeti de yoktu. Benim çocuğum açık açık söylüyordu: “Baba ben savaşa karşıyım”. Bunu arkadaşlarına da söylüyordu: “Kan dökmekle, silah sıkmakla bir yere varamayız”. Benim çocuğum her gittiği aileye şunu söylerdi: “Çocuklarınızı okutun, kalemle iş yapsınlar, savaşla değil” ama maalesef ve maalesef, kâfirler ona bunu çok gördü. Niye çok gördüler? Çünkü benim kızım çok aktif çalışıyordu.
 
Paris’teki büroyu kendisi açtı
 
Kızınız ne okumuştu?
 
Üniversite 2’den terk. Ekonomi okuyordu. Politikayı okulda kavradı. Tahammül edemedi. “Baba” dedi, “Ben ha okumuşum ha okumamışım, dünyada insanlar ezilirken, benim evde rahat oturmam, beni rahatsız ediyor. Ben insanlarla uğraşmak istiyorum, tanışmak istiyorum, ezilen kesimlerin ezilen sınıfların haklarını aramak istiyorum” dedi. Benim kızım sadece Paris’te değil İsveç’te de kaldı, Hollanda’da kaldı, Belçika’da da kaldı. Son dönem Paris’te Kürt Enformasyon Bürosu’nu açtı. “Baba” dedi, “Belli bir merkezi adresim olması gerekiyor.” O büroyu açarken hedefi, barışa katkı sunmaları için sosyalistlerle görüşmekti. Sarkozy döneminde, onunla da görüştü benim kızım. “Hiç taviz veriyor mu” diye soruyordum, “vermiyor” diyordu…
 
Okulu bırakıp, “Örgüt için çalışacağım” dediğinde sizin tepkiniz ne oldu?
 
Benim tepkim “Okulunu bitir, ondan sonra kendi yolunu kendin seçersin” oldu. Bir senesi kalmıştı. “Yok” baba dedi “Artık tahammül edemiyorum, ben politikaya atılacağım” dedi.(Taraf)
 
Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: