US-Soldat widerspricht Schilderung von Bin Ladens Tod Buch von Navy SEAL erscheint kommende Woche


AFP – vor 2 Stunden 47 Minuten
E-Mail

Foto anzeigen

Ein US-Soldat verbreitet in einem Buch eine andere Version der Tötung von Terrorchef …

US-Soldat widerspricht Schilderung von Bin Ladens Tod

Ein an dem Einsatz zur Tötung von Osama bin Laden beteiligter US-Elitesoldat widerspricht in seinem kommende Woche erscheinenden Buch der offiziellen Darstellung vom Tod des Al-Kaida-Chefs. Nach bisheriger Schilderung der US-Regierung war Bin Laden bei der Stürmung seines Verstecks in Pakistan kurz in einem Korridor erschienen und zurück in sein Schlafzimmer geflüchtet, so dass die Mitglieder des US-Kommandos fürchteten, er wolle eine Waffen holen und daher entschieden, ihn zu töten.
Tatsächlich hätten US-Soldaten Bin Laden in den Kopf geschossen, als er aus dem Türrahmen seines Zimmers auf den Flur blickte, schildert der unter dem Pseudonym „Mark Owen“ schreibende Soldat der US-Elitetruppe Navy SEALS laut von US-Medien zitierten Auszügen aus dem Buch. Als das Spezialkommando in sein Schlafzimmer eingedrungen sei, habe Bin Laden tödlich verletzt und zuckend auf dem Fußboden gelegen.
Zwei Frauen hätten sich weinend über den Al-Kaida-Chef gebeugt, seien aber von den US-Soldaten weggestoßen worden, die anschließend weitere Schüsse auf Bin Laden abgegeben hätten. „Wir feuerten mehrere Schüsse“, heißt es in dem Buch. „Die Kugeln zerrissen ihn und hämmerten seinen Körper auf den Boden, bis er reglos war.“
Die US-Regierung hatte zudem betont, die Leiche Bin Ladens sei würdig behandelt und nach muslimischem Ritus im Meer bestattet worden. Dem Buch des Augenzeugen zufolge saß während des Hubschrauber-Fluges auf Pakistan jedoch ein Mitglied der SEAL-Truppe auf dem Brustkorb des Toten, weil es an Bord nicht genug Platz gab.
Ein US-Regierungsbeamter sagte der Nachrichtenagentur AFP, selbst wenn die Schilderung des Augenzeugen stimmen sollte, handele es sich nicht um ein Zeichen mangelnden Respekts. Vielmehr habe das Spezialkommando bei der Landung in Bin Ladens Versteck einen Helikopter durch einen Unfall verloren. Daher sei der einzige verbleibende Hubschrauber überfüllt gewesen. Bei Hubschrauberflügen nach anderen Einsätzen in der Vergangenheit hätten US-Elitesoldaten auf den Leichen ihrer eigenen gefallenen Kameraden sitzen müssen, betonte der Regierungsbeamte.
US-Regierungsbeamte überprüfen laut Pentagon das Buch darauf hin, ob der Autor darin Geheiminformationen oder geheime Taktiken preisgibt. Das Buch „No Easy Day“ sollte ursprünglich am 11. September erscheinen, wegen der zahlreichen Vorbestellungen zog der Verlag Penguin Books den Erscheinungstermin jedoch auf den 4. September vor.

Advertisements

ERDEM…


von Mihrac Ural -29 Ağustos2012 / Çarşamba / Kesab

Son yazılırım insanlıkla ilgili oldu hep. Savaş ortamının doğal halleri ölüm ve yaşamın vuruştuğu bir zaman kesitinde başka bir şey yazmak abes gibi geliyor bana. “SEVMEK’ dedim, sevgimi, tutkumu yazdım “Suriya ya habibeti” dedim, Zenubbiyamı yazdım direnmeye mesaj ilettim; o benim imparatoriçemdir dedim uygarlık gücünün güç uygarlığına karşı er ya da geç gerçekleşecek zaferine işaret ettim. O, bana özgürlüğümü verdi ben de ona sadık oldum. Bu coğrafyanın evladı olarak halkıma karşı sorumluluğumu böylesi bir özgürlük içinde dile getirdim durdum. Şimdi erdemden söz edeceğim..

İnsani değerleri olmayan devrimci olamaz, demokrat değil insan bile olamaz diyeceğim. Bu gün, Suriye ve halkı, II. Anavatanım ve Halkım, her türlü insan erdemini yitirmiş zorbaların azılı katillerin ölüm şebekelerinin dünya şer güçlerince desteklenen kanlı eylemlerine maruz kalıyor. Hiçbir şe ellerinden kurtulmuyor; ellerine geçirdikleri her insan b koyun gibi kesiliyor, her alan yakılıyor doğa tahribi kadar toplu katliamlarda amansızca barbarlık gösteriyorlar. Cenazeler bile bombalı araçlarla onlarca masum insanın kanına giriyorlar.

Suriye kan ağlıyor bende kan ağlıyorum. Şehit cenazesine bombalı arabalarla ölüm saçılıyor insan9lık burada bir kez daha bin kez daha katlediliyor. Bu vahşet din adına, mezhep adına yapılıyor. Ama hayır bu yalanların en büyüğüdür ölenler arasında kimse mezhep ya da din ayrımı Milet ayrımı yapmıyor. Bir ölüm kültürü makinesi çalıştırılıp ölüm üzerine ölüm ekleniyor. Şam’ın Ceramana semtinde (28 Ağustos 2012 / Salı) Suriye halk ordusunun bir subayı şehit onun cenazesi kaldırılıyor. Azılı katiller pusuda bomba yüklü arabayı patlatıyor, 22 ölü daha şehitler kervanına ekleniyor; onlarca yaralı ardından geliyor. İnsanlık erdemi burada bir kez daha katillerin eliyle can veriyor..

Bütün mesele emperyalizme karşı direnen bir ülkeyi yakıp yıkmaktır ortadan kaldırmaktır. Yarım asırdır bölgede bölüp yönetme, yaratıcı anarşi üretme çırpınışında müflis olan emperyalizmin Ak denizden Kafkaslara uzanan çıkar ve talan programına geçit vermeyen Suriye’ye diz çökertme amacıyla bu hayasızlık yapılıyor. Ne din ne mezhep olayı, kimse kimseyi aldatmasın bir tarafta emperyalist çıkarlar ve onun yerli kuklaları diğer tarafta hak ve onun direnişi var. Bir yanda insanlık erdemi diğer yanda ahlaksızlığı çatışıyor. Bu kanlı ve merhametsiz savaşta ben taraf oldum. Halkımın ve insanlık erdeminin yanını seçtim onun için savaşa karşı barışı savundum. Lanet savurarak giydiğim asker elbisesini, ruhumun derinliklerinde acı izle taşımaya mecbur edildim: bu savaşı b.ize dayattılar, kabulümüzdür dedim.

Halkıma çağrımı yeniden ilan ederken gelin insanlıktan yana ve insanlık erdemlinden yana olalım bu savaşa son verelim dedim. Erdoğan yönetimin, Katar, Suudi gericiliğinin Suriye’ye yaptığı zulme son vermek için meydanlara inelim, dağda bunun onurlu mücadelesini verenlere destek olalım dedim. Bu mücadele Suriye kazandıkça zalimler yıkılacak dedim. Halkların ve gelecek kuşakların barışı için Suriye kazanmalıdır derken de hep barışı, sevgiyi ve erdemin zaferine işaret ettim.

Siz de buna katkı yapın, insanlığımız için erdem ve onurumuz için bu mücadeleye el verin. Erdemsizler, bu gün benim kapımı çalıyor , yarın sizin kapınızı çalacaklar…

Gaziantep’i kana bulayan terör


von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Gaziantep’i kana bulayan eylem bir terör eylemidir. İlk önce Gaziantep’te yaşanan terör saldırısında hayatını kaybeden vatandaşların acılarını paylaşıyor yakınlarına ve halkımıza bu sütunlar aracılığıyla başsağlığı diliyorum.

Bana ğöre „Terörizm, bir bireyin, örgütün, şirketin ya da devletin, insan olsun insandışı hayvan olsun masum kişiler üzerinde kasıtlı olarak fiziksel şiddet uygulayarak dinî, ideolojik, siyasî ya da iktisadî amaçlarına ulaşmaya çalışmasıdır.“ 18.2.2006 tarihinde yine bu sütunlarda Terörizm başlıklı makalemde belirttiğim ğibi, ’“Devlete, demokratik sisteme veya demokratik örgütlere karşı bir meydan okuma olan terör, başta yaşama hakkı olmak üzere, temel insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran tehdit ve şiddet unsurlarını barındırır.

Terör deyimi kökenini Latince ’’terrere’’ sözcüğünden alır. Terimin siyasî açıdan taşıdığı görelilik Fransızca Petit Robert sözlüğünde „Bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku“, Oxford İngilizce Sözlük’te ise „Genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak“ olarak tanımlanır.

Günümüzde terörizm, tüm dünyayı derinden etkileyen bir tehlike haline gelmiştir. Gaziantep’i kana bulayan ve bu türden eylemleri ısrarla sürdüren, politik amaç haline getirip düzenli ve sürekli kılan, sivil-asker ayrımı yapmadan programlaştıran örgütler birer terör örgütü, devletler de birer terörist devlettir.

Erdoğan hükümeti saldırının PKK´nin işi olduğunu iddia etti. PKK, ise – örgüte yakın- internet sitelerine yaptığı açıklamada, Gaziantep’te gerçekleşen saldırıyı üstlenmediğini belirtti. Fırat Haber Ajansı’na yazılı açıklama gönderen PKK, “bu patlama ile güçlerimizin herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Kamuoyu ve halkımız da bilmektedir ki güçlerimizin sivillere yönelik bir girişimi olamaz. Zaten KCK Yürütme Konseyi’nin yaptığı bayramda çatışmalardan kaçınma çağrısına güçlerimiz uymaktadır” deniliyor.

Bu açıklamaya karşı Gaziantep Valisi Erdal Ata, Gaziantep’teki patlamayla ilgili olarak, “Her ne kadar …. inkar ettilerse de tamamen PKK’nın yaptığı bir faaliyet“ diyor. Ellerindeki delilleri bilmiyoruz buna nazaran kendilerine hatırlatmakta yarar var. “Kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır baş keser” atasözünden´de anlaşıldığı ğibi olayın kim tarafından yapıldığını orataya çıkarabilmek için soruşturmayı yapan kurumların elde ettikleri istihbaratı ve suruşturmada ifadesi alınan şahısların vermiş oldukları ifadeler doğrultusunda, ortadoğudaki önemli devletlerin yetkililerinin son bir kaç hafta içerisinde yapmış oldukları açıklamaları değerlendirmenin, olayın faillerinin arkasındaki gücün belirlenmesi acısından faydası olacağını düşünüyorum. Zira saldırıda bomba yüklü araçların kullanılması 2003’te dinci terör hücrelerinin İstanbul’da giriştiği terör eylemlerine çok benziyor. Gaziantep’in Suriye politikası konusunda Türkiye’ye bir ‘mesaj’ olduğu, kanısındayım.

Bu bağlamda belirtmek istiyorum, Ankara’nın Suriye politikasını eleştiren İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi, 7.8.2012 tarihinde yapmış olduğu bir acıklamada ’’Suriye’de kan dökülmesinden Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı sorumlu tuttu. „Sıranın Türkiye’ye geleceğini“ ileri sürdü. Dün ise İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hüseyin Nakavi, Gaziantep’teki terör saldırısına değinerek, ’’Ankara’dan komşuları konusunda yürüttüğü politikayı gözden geçirmesini talep etti’’. “Türkiye, şimdi bir iç krizle karşı karşıya kalmış durumdadır. Ankara, Suriye’ye karışacağına ve bu ülke için düşmanca beyanat vereceğine kendi iç işlerini çözmeye baksın ” ifadesini kullandı ve ’’Türkiye’nin Suriye’nin iç işlerine müdahalesinin Ankara’nın zararına olacağını” ileri sürdü. Bu acıklamanın ne anlama ğeldiğini MİT ve Dişişleri Bakanlığını yönlendiren Diplomatların iyi analiz etmesi ğerektiğine inanıyorum.

Tarihte siyasi örgütlerin de demokratik devletlerin de terör eylemi yaptığı bilinmektedir. Bugün bazı ülkeler, dinci terör hücreleri dâhil olmak üzere radikal İslamcıların elleriyle Suriye’de işlerine gelmeyen rejimi devirmeye çabalıyorlar. Bunun amacı daha sonra radikal İslamcı güçleri kendi amaçları için kullanmaktır. Afganistan’da da aynı tarzda davranmaya çalışıldı. Ancak şimdi Suriye konusunda yine aynı hata yapılıyor. Afganistan’da olduğu gibi yine ateşle oyun oynanıyor ve bu oyun şimdi Türkiyeye yansıyor.

Dolayısıyla Gaziantep’i kana bulayan eylemin dinci terör hücrelerinin giriştiği eylem olabileceğide ğöz önünde tutulmalıdır. 2012 yazı itibariyle, Gaziantep’de yaşananlar, Suriye’deki iç savaş ve Ortadoğu’da başlayan mezhep mücadelesinden soyutlanamaz. Şimdi herkeste bir tedirginlik var, çünkü „yeni bir dünya savaşı için bütün şartlar oluştu. Acaba“Türkiye-Suriye savaşı mı, İsrail-İran savaşı mı, „Türkiye-İran savaşı mı yoksa Üçüncü Dünya Savaşı mı çıkaçak ?, bize zaman ğösterecek.

Bizim Tatosda …
Yalan konuşana…
„Adi, aşağılık yalancı…“
İftira atana…
„Şerefsiz, alçak iftiracı…“
Her söylenene inanana…
„Saftirik, şapşal…“ derler…
Hangisini beğenirsen…
onu alabilirsin…

SURİYE’Lİ ÇOCUKTAN MEKTUP – SYRİAN CHİLD LETTER – الرسالة السورية للأطفال


‚MİNİK BOYNUMU AHTAPOT GİBİ SARAN DEV BİR URGANLA ASTILAR BENİ‘

Çok, Çok uzaklardan geldi benim ölüm talimatım; yanıbaşımızdaki benim gibi Müslümanların olduğu dost bildiğim devletlerde bunu uygulamaya koyuldu.

Ülkeme saldırdılar dört bir koldan, her yanımızı ateş sardı bir anda; her biri sanki cehennemin ateşlerinden çıkmış koca koca adamlar minik bedenlerimizi ezip ezip geçtiler.
Biz ölüyorduk, öldürülüyorduk gecenin bir yarısında; ama her kes susuyordu.

Sonra,
sonra bizi katledenler daha bir pervasızlaşmaya başladılar.
Katilleri kendi topraklarında eğitip silahlandırıp bizi öldürmeye gönderdiler gecenin zifhiri karanlığında. Annemi Babamı, Kardeşlerimi böyle karanlık ve sesiz bir gecede gelip evimizin ortasında gözlerimin önünde yüzlerce kez ateş ederek öldürdüler.

Ne bir silahı vardı babamın , annemin ve kardeşlerimin; nede bir çakıl taşı ellerinde… ama onların ellerinde dost, din kardeşi bildiklerimizin verdikleri ölüm kusan silahları vardı. Ne sordular , ne acıdılar sadece öldürdüler kan ve barut içinde bıraktılar evimizi.

Babamın , annemin , kardeşlerimin bedenleri düşerken evimizin orta yerine, bedenlerinden etrafa saçılan kanları iftar için Anneciğimin hazırladığı ekmeğimize çorbamıza karıştı kızıla boyandı soframız. Sonra minik ,suçsuz, günahsız beni ailemi katlettikleri evimizin çatısından sarkıttıkları minicik boynumu dev bir ahtapot gibi saran kalın bir iple astılar.

Ne oldu, ne bitti hiç bilmiyorum; neden bu vahşeti minik bedenime uyguladılar, bu acıyı bana neden hak gördüler bilmiyorum. Küçük bir dünyam vardı; bir bilgisayarım yoktu ama bir babacığım vardı, bir cep telefonum yoktu ama bir anneciğim vardı; çok güzel giysilerim ve çeşit çeşit yiyeceklerim yoktu ama beni çok seven ve benimde onları çok sevdiğim kardeşlerim vardı.

Şimdi;
Şimdi hiç biri yok, önce onları aldılar benden barutunun genzimi yaktığı yüzlerce kurşunla ve sonra beni aldılar benden bir ahtapot urganla tavandan aşağa astılar.
Dost bildiklerimizn, din kardeşiyiz sandıklarımızın silahlandırıp eğittiği katiller öldürmeye devam ediyor tıpkı benden önce olduğu gibi benden sonrada. ve belki şuan bu yazıyı okurken sen yine benim gibi minik suçsuz günahsız bir beden daha düşüyordur toprağa…

‘’Suriye’nin Başkenti Şam’ın “Seyyide Zeynep” bölgesinde yaşayan Iraklı Şii bir ailenin tüm fertleri katledildikten sonra ailenin küçük çocuğu idam edildi!’’

Irak İnsan Hakları Aktivistleri – 07 Ağustos 2012

İşte Aygün’ün kaçırılmasının detayları…


İşte Aygün’ün kaçırılmasının detayları…

PKK’lılar tarafından kaçırıldıktan 48 saat sonra serbest bırakılan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ü, ‚Azad‘ kod adlı PKK’lının başında olduğu 10 kişilik grubun kaçırdığı belirtildi.

(DHA) — Aygün’ün kaçırılmasının ardından örgütün elebaşlarından ‚Dr. Bahoz Erdal‘ kod adlı Feyman Hüseyin’in, sözde Dersim eyaleti sorumlusu ‚Seyithan‘ kod adlı Serdar Özdemir ile yaptığı telsiz konuşması deşifre edildi.

Kaçırma eylemine kızan Hüseyin’in, „Bu nasıl iştir, bu nasıl bir eylemdir. Dersim’in yapısını bilmiyor musunuz? Bula bula Hüseyin Aygün’ü mü buldunuz? Bu doğru bir eylem değil, asla kabul edilmez bir eylem türüdür. Size adam kaçırın dedik ama bu kadarı doğru değil“ dediği kaydedildi.

Tunceli’de geçen pazar akşamı kaçırılan ve 48 saat sonra serbest bırakılan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün olayında detaylara DHA muhabiri ulaştı.

İstihbarat ve güvenlik birimleri elde ettiği bilgilere göre, PKK’nın Kandil Dağı’nda bulunan ve ‚Roj‘ telsiz kodunu kullanan ‚Dr. Bahoz Erdal‘ kod adlı Feyman Hüseyin ile örgütün silahlı kanadının sorumlusu ‚Sofi Nurettin‘ kod adlı Halas El Muhammed, örgütün sözde Dersim eyalet sorumlusu ‚Munzur‘ telsiz kodunu kullanan ‚Seyithan‘ kod adlı Serdar Özdemir’e şifreli mesaj verdi.

Eylem talimatı verdi

Güvenlik güçleri tarafından deşifre edilen mesajda, „Artık yeni bir hamle süreci başlıyor. Zafere ulaşma ve Kürt özgürlük hareketinin en önemli aşaması olan Devrimci Halk Savaşını başlatıyoruz. Bu süreçte artık her saha içinde bulunan bütün birimler eylem yapma ve eylemler ve alınacak eylem kararlarında kendi inisiyatifini kullanabilirler“ talimatı verildi.

Talimat bölgedeki tüm PKK’lılara iletirken, özellikle örgütün Tunceli ve Ovacık bölgesinde daha etkin olması istendi. Bildiriler dağıtılan Ovacık’ta en fazla CHP örgütü hedef alınırken esnaf, işadamı, siyasetçilerin de bulunduğu 14 kişi, örgütle ilişki kurmadıkları, talimatlarını yerine getirmedikleri gerekçesi 2 yıl boyunca Tunceli dışına sürgün edilmesi kararı alındı. Bazı kişiler ilçede kalırken, bazıları tehdit üzerine ayrılmak zorunda kaldı.

Aygün’ü kaçırma planı

CHP’li Aygün’ü kaçıran ve ‚Azad‘ kod adlı PKK’lıya bağlı 10 kişilik grubun daha önce de bölgede 4 kişiyi aynı yöntemlerle kaçırdığı belirtildi.

‚Azad‘ kod adlı PKK’lıya bağlı grup, Hüseyin Aygün’ü kaçırmak için planlar yaptı. Aygün’ün kentte bulunduğunu ve geziler yaptığın sosyal medya aracılığıyla öğren grup, takibe aldı. Aygün’ün Ovacık’ta olduğunu öğrenen PKK kuryeleri durumu ‚Azad‘ kod adlı PKK’lıya bildirdi.

Bunun üzerine 4 kişilik bir grup düzgün giyinip, traşlı ve sivil kıyafetler ile Ovacık’a gönderildi. Gruptan bir kişi vatandaş gibi gezerek Aygün’ü beklerken, diğer PKK’lılar ilçe merkezine 4-5 kilometre uzaklıktaki ormanlık alana gizlendi. Aygün’ün ayrılması üzerine ilçede bulunan PKK’lı durumu telefonla bildirip, kendisini de araçla takibe aldı.

İlk uyarıda durmadılar

Yolda bekleyen bir PKK’lı, milletvekili Aygün, danışmanı Deniz Tunç ve gazeteci Kadir Merkit’in olduğu aracı durdurmak istedi. Ancak otomobili kullanan Kadir Merkit, durmayarak devam etti. Bunun üzerine aracı durduramayan PKK’lı, ilerideki teröristlere durumu bildirip, kendisi de ilçeden gelen PKK’lının kullandığı araca binip, takibi sürdürdü.

Daha sonra silahlı PKK’lılar Aygün’ün içinde bulunduğu aracı durdurup, Hüseyin Aygün’ü direnmesine rağmen kendi kullandığı araca bindirip kaçırdılar.

Hüseyin Aygün’ü kaçıran 2 PKK’lı yürürken, diğer 2 PKK’lı ise gece geç saatlerde erzaklarla birlikte Aygün’ü kaçıran grupla buluştu.

Aygün’ün yanında telsizle konuşmadılar

Güvenlik birimleri, ‚Azad‘ kod adlı PKK’lının, Hüseyin Aygün’ü kendilerine göre güvenlik bir yere bırakıp, başına da 2 PKK’lı koyduktan sonra gece boyunca 20 kilometere yürüdü.

‚Azad‘ kod adlı PKK’lı ulaştığı bölgede telsizle durumu sözde örgütün sözde Dersim sorumlusu ‚Seyithan‘ kod adlı Serdar Özdemir’e bildirip, „Hüseyin Aygün, artık elimizde akşam saatlerinde ilçeden çıktıktan sonra arkadaşlar ile birlikte aldık. Şu an durumu gayet iyi ve güvenli bölgede bekletiyoruz. Bundan sonra nasıl bir süreç izlenecek“ diye sordu.

PKK’lı Serdar Özdemir de „Güvenli noktada bekletin ben durumu Roj’a bildireceğim. Size haber gönderdikten sonra bize teslim edin“ dedi. Daha sonra telsizini kapatan ‚Azad‘, Aygün’ün bulunduğu yere geldi.

Yetkililer, ‚Azad‘ kod adlı PKK’lının Aygün’ün yanında konuşması halinde 10 dakika içinde yerlerinin tespit edileceğini belirterek, „Bulundukları nokta deşifre olur. Bu durumu bilen PKK’lı grup daha uzak noktaya giderek telsiz görüşmesi yaptıktan sonra tekrar geri geliyor. Bu taktik deşifre olmasınlar diye son dönemlerde sıkça kullanılıyor“ dedi.

Bahoz Erdal: „Gerçekten bizim güçler mi kaçırdı?“

Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasının ardından Kandil’de bulunan ‚Dr. Bahoz Erdal‘, 13 Ağustos günü saat 10.30-11.00 arasında Tunceli’deki grupla telsiz irtibatı kurup, kaçırılma olayına sert tepki gösterdiği belirtildi.

‚Roj‘ telsiz kodlu Bahoz Erdal ile sözde Dersim sorumlusu ‚Munzur‘ telsiz kodunu kullanan Serdar Özdemir ile aralarında şu konuşmalar geçti:

Roj: Hüseyin Aygün gerçekten bize bağlı birimler tarafından mı kaçırıldı? Bu doğru mu, ya da farklı güçler mi kaçırmış?

Munzur: Doğrudur, Azad’ın grubu almış. Şu an Azad’ın yanında, durum gece yarısından sonra bana bildirildi.

Roj: Bu nasıl iştir, bu nasıl bir eylemdir? Dersim’in yapısını bilmiyor musunuz? Bula bula Hüseyin Aygün’ü mü buldunuz. Bu doğru bir eylem değil, asla kabul edilmez bir eylem türüdür. Size adam kaçırın dedik ama bu kadarı doğru değil. Böyle bir eylem yapılacaksa, önceden ana karargahın onayı alınmalı, merkezi karar olmalı bu durum tam bir başıboşluk.

Munzur: Doğrudur, bizim de böyle bir talimatımız olmadı. Azad arkadaşın grubu kendi inisiyatifini kullanarak milletvekilini kaçırmış. Dersim eyaletinin aldığı bir karar değil.

Roj: Biz size kendi inisiyatifinizi kullanarak her türlü eylem yapın dedik. PKK gerçeğini anlamanız, bilmeniz lazım. Neden bireysel davranılıyor? Neden otorite kurulmuyor? Bu nasıl bir eylem, yönetimin haberi yok. Kimsenin haberi yok, alınan bir karar yok. Dersim gibi hassas bir coğrafyada Hüseyin Aygün kaçırılıyor, bu durumu nasıl düzeltecekseniz düzeltin.

Munzur: Anlaşıldı, talimatınız ne ise yerine getirelim.

Roj: Seyithan sen bizzat ilgilen. Grubun sorumlusu Azad yarın sabah gelsin yanına. Ben onunla irtibatlaşacağım. Böyle sorumsuzluk olmaz.

Munzur: Anlaşıldı, Azad arkadaş yarın burada olacaktır.

Roj: Yarın Azad ile konuşacağım karşıma getirin. Hüseyin Aygün’ün güvenliği sağlansın. Kılına zarar gelirse sorumlusu sensin. Bir daha böyle bireysel eylemler olmayacak. Hüseyin Aygün en kısa sürede yani yarın serbest bırakılsın. En güvenli yöntemleri kullanarak bir an önce gönderin.

„Azad“ azarlandı

Güvenlik birimlerinin elde ettiği bilgilere göre 14 Ağustos sabahı Feyman Hüseyin ile Milletvekili Aygün’ü kaçıran ‚Azad‘ kod adlı PKK’lı arasında kısa bir görüşme geçti.

Görüşmede Feyman Hüseyin’in ‚Azad’ı azarladığı ve örgütün haberi olmadan bireysel eylemlerden kaçınmasını, böyle durumlarda mutlaka yönetime haber vermesini istedi. Feyman Hüseyin, ayrıca ‚Azad’tan merkezi biran önce özeleştiri ve durum raporu göndermesini istedi.

Yetkililer, elde edilen istihbarat bilgileri ve yapılan çalışmalar sonucunda Hüseyin Aygün’ün kaçırılması olayının tamamen Ovacık grubunun bireysel eylemi olduğu ve Kandil’den alınan bir karar olmadığını belirtti.

Yetkililer, her gün Kandil’den örgüt yöneticilerine birçok şifreli mesajın geldiği ve bunların çözümlerinin yapıldığını belirterek, Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasına dair bilginin elde edilemediğini ifade etti.

Ayten’in dosyası


Ayten’in dosyası
Salı, 22 Mayıs 2012 19:25 | Administrator tarafından yazıldı. | | |
Değerli Okurlar 1992 tarihinde Dersim de kaçırılan Ayten Öztürk olayı ile ilgili Türkiye basınında çıkan haberleri bir dosya halinde sizlerin bilgisine sunuyorum. Saygılar, Selim Çürükkaya

Gündem

‚Yeşil‘ cinayetleri mercek altına alındı
• EVRİN GÜVENDİK
13.12.2011

Meclis İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde kurulan terörden kaynaklı yaşam hakkı ihlalleri alt komisyonu, kamuoyunda „Yeşil“ olarak bilinen Mahmut Yıldırım’ın işlediği iddia edilen Ayten Öztürk cinayetine el atacak. 1992’de Tunceli’nin Mazgirt ilçesi Akpazar beldesinde iş çıkışı kaçırılan ve işkenceyle öldürüldüğü otopsi raporlarıyla belgelenen Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, cinayetin aydınlatılması için birkaç ay önce CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’e başvurmuştu. Aygün de Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuştu.

Komisyon, 2012’de 20’nci yılını dolduracak olan ve zamanaşımına girecek dosyayla ilgili olarak baba Öztürk’ü dinleyecek. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün Yıldırım tüm faili meçhul cinayetleri aydınlatmaya talip olduklarını söyledi. Komisyon yarın ise 1994’te Tunceli’nin Mirik mezrasında yakılan ve ailesi kaybolan Süleyman Işık’ı dinleyecek. Ailesi kaybolduğunda 17 yaşında olan Işık, 1994’te de Meclis’e başvurmuştu.

TBMM, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından sorgulandığı ve JİTEM tarafından öldürüldüğü iddia edilen kızı için kendi deyimiyle, “19 yıl dört ay 20 gündür ağlıyorum” diyen acılı baba Hıdır Öztürk’le buluşuyor. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan ‘Terörden Kaynaklı Yaşam Hakkı İhlalleri’ Alt Komisyonu yarın 17 yaşındaki kızı Ayten Öztürk ’ü işkenceden tanınmaz halde bulan Hıdır Öztürk’ü dinleyecek. “Gözleri oyulan, kulakları kesilen” kızını anlatırken sicim gibi gözyaşı döken Hıdır Öztürk, “Bir vatandaş olarak devletime, başbakanıma, bakanlarıma vicdanlarına sesleniyorum. Bundan sonra babalar, analar ağlamasın. Mehmet Ağar Tansu Çiller sorgulansın. JİTEM tarafından işlenen faili meçhul cinayetler açığa çıkarılsın”.
Meclis İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde kurulan terörden kaynaklı yaşam hakkı ihlalleri alt komisyonu, Abdülkadir Aygan’ın itiraflarında yer verdiği Ayten Öztürk cinayetini babası Hıdır Öztürk’ün ağzından dinleyecek. Babanın ‘yeşil’ ile karşılaşması, kazının kaçırılmadan önce Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı’na çağrılmalarını ve Ayten Öztürk’ün fabrika çıkışından sonraki nasıl kaçırıldığını anlatacak.
Jandarma alay komutanı : Kızlarını getir göreyim
Acılı baba T24’e, 19 yıl öncesini hiç kapanmayan yürek yarasıyla anlattı. Kızı Ayten Öztürk’ün Tunceli Gıda Fabrikası’nda çalıştığını söyleyen Öztürk, “Hiçbir siyasi örgütle ilişkisi yoktu. Gariban temiz kalpli, insanları seven bir kişiliği var”. Kızının kaçırılmasından önce Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı’nın kendisini makamına çağırdığını, ‘Kaç çocuğun var’, ‘Nerede görevliler’, ‘Onları görmek istiyorum’ dediğini anlatan Hıdır Öztürk, “ Onları görmek istediğini söyledikten sonra bana ‘Kızlarından biri dağa gidecek’ dedi. Ben de ‘kızlarım devlet kurumlarında çalışıyor’ dedim. Öyle bir şey yok dedim”.“Öyleyse, o zaman kızlarını getir göreyim” dedi. Ben de birkaç gün sonra üç kızımı alıp alay komutanına gittik. Kızlarıma, ‘nerede çalışıyorsunuz’ gibi sorular sordu.
‘Mahmut Bey ifade ve adresi alsın’
Alay komutanın bu sorgulamasından sonra binanın alt katına indirildiklerini ve kızlarının bir odaya alındığını anlatan Hıdır Öztürk, “Kızlarımı odaya aldılar. O’nu ‘Mahmut Bey’e gönderindedikten sonra sakallı ve sivil giyimli birisiyle görüştürülerek ifade ve adresimizi aldıktan sonra bizi serbest bıraktılar”.
O dönem devlet memuru olarak çalıştığını anlatan Öztürk, bu görüşmeden sonra 27 Temmuz 992 tarihinde kızının fabrika çıkışı saatinde komşusuna oturmaya giderken kaçırıldığını, “Saat 17.30’de beyaz bir araçla bilinmeyen kişilerce kaçırıldı” diye anlatıyor.
15 gün sonra cesedi mezarlıkta
Kaçırıldıktan sonra kızı Ayten’in 15 gün sonra mezarlıkta bulunduğunu anlatan Öztürk, “Elazığ asri mezarlık civarında küçük bir çoban tarafından bulunuyor. Muhtara, ondan de yetkililere haber verilerek Elazığ Devlet hastanesi morguna kaldırılıyor”.
‘Kızımın gözleri oyulmuş kulakları kesilmişti’
Hastaneden cenazeyi tespit için aradıklarını anlatan Öztürk, “Hastaneye akın ettik. Cesedi tanınmaz bir halde olduğu için çok zorlandık. Çünkü, her türlü vahşice işkence yapılmıştı. Budurum karşısında 20 yıla yakın bu acıyı kalbimde ve yüreğimde taşımaktayım”.
Annesi ayağındaki benden emin olamadı
“Bu esnada tanıyamadık. Annesi ayağındaki benden, dişini dolduran eniştemiz bile emin olamadı. Annesi, ‘bu kızım olamaz’ dedi. bir yandan feryat ediyor bir taraftan da, ‘kızım ne yaptı’ diye ağlıyordu. Dışarı çıkarken çok miktarda sivil polis vardı. Anası, ‘bu kızım olamaz’ derken bir polis, ‘O sizin kızınız. Sana benziyor’ dedi. Diğer kızlarım hemen polislere dönerek, ‘sen yapmışsın o zaman’ diye yanıt verdi”.
‘İkna olmamız için eşyalarını getirdiler’
“Tartışma sürerken ikna olmamız için kızımın özel giysilerini, kolye, yüzük, saç tokası ve eteğini verdiler. 19 yıl dört ay 20 gündür hep ağlayan, sızlayan, ciğeri parçalanmış bir babayım. Her gün sel gibi gözyaşı döktüm. Cesedin parçalanmış hali, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir genç kızın babası olarak ağlıyorum”.
‘Aygan’ın itirafında kızım var’
Basının kızının öldürülmesini gündeme taşımasına rağmen, ‘devlet hep seyirci kaldı’ diyen Hıdır Öztürk, JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın anlattıklarına dikkat çekti ve “ JİTEM elemanı AbdüllkadirAygan tarafından yapılan açıklamada, ‘JİTEM’in Diyarbakır binalarında Ayten Öztürk’ü ün tutulduğu hücrede gördüğünü, Yeşil ve ekibi tarafından hücreden alınıp götürüldüğüne dair açıklama yaptı”.
‘1992 yılında devlet baskısı altındaydık’
“1992’de Devlet baskısı altındaydık” diyen Öztürk, “Telefonlarımız dinleniyordu. 10 Ağustos 1992’den itibaren bir yere ayak atamaz hale geldik. Hemşire olan Kızım Kars’a, Köy Hizmetlerinden çalışan kızım Çankırı’ya sürgün edildi. İzmir ZiraatFakültesi ikinci sınıf öğrencisi oğlum polis baskısına dayanamayarak okulu zorunlu olarak bıraktı. Yurtdışına gitti”.
‘Devletime, başbakanıma, bakanlarıma ve vicdanlarına sesleniyorum’
Bir vatandaş olarak devletime, başbakanıma, bakanlarıma, vicdanlarına sesleniyorum. Bundan sonra babalar analar ağlamasın. JİTEM tarafından işlenen faili meçhul cinayetler açığa çıkarılsın.
Mehmet ağar, Tansu çiller, Jitem kurucuları sorgulansın”.
Meclis, Ayten Öztürk cinayetini inceleyecek
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, kamuoyunda “Yeşil” kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım ve ekibi tarafından öldürüldüğü iddia edilen Ayten Öztürk cinayetine el attı

• • •
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan terör alt komisyonu, 1992’de Tunceli’nin Mazgirt ilçesi Akpazar beldesinde iş çıkışı kaçırılan ve işkenceyle öldürüldüğü otopsi raporlarıyla belgelenen Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ü dinleyecek.
Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, kızınınMahmut Yıldırım ve ekibi tarafından öldürüldüğünü iddia etmiş ve 19 yıldır faili meçhul kalan cinayetin aydınlatılması için bir süre önce TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi CHP Tunceli Miletvekili Hüseyin Aygün’e başvurmuştu. Aygün de baba Öztürk’ün başvurusunu, Tunceli, Bitlisve Bingöl hattında işlenmiş birçok faile meçhul cinayetle anılan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın adının geçtiğini belirterek Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na iletmişti.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, iktidar ve muhalefet gruplarının uzlaşması halinde Yeşil’in işlediği iddia edilen cinayetlerin tümünü araştırabileceklerini açıkladı.
Milliyet gazetesi

Terörden kaynaklı yaşam hakkı ihlalleri alt komisyonu, kamuoyunda “Yeşil” olarak bilinen Mahmut Yıldırım’ın işlediği iddia edilen Ayten Öztürk cinayetine el atacak.
Evrin Güvendik’in haberi
Meclis İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde kurulan terörden kaynaklı yaşam hakkı ihlalleri alt komisyonu, kamuoyunda “Yeşil” olarak bilinen Mahmut Yıldırım’ın işlediği iddia edilen Ayten Öztürk cinayetine el atacak.
1992′de Tunceli’nin Mazgirt ilçesi Akpazar beldesinde iş çıkışı kaçırılan ve işkenceyle öldürüldüğü otopsi raporlarıyla belgelenen Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, cinayetin aydınlatılması için birkaç ay önce CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’e başvurmuştu. Aygün de Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuştu.
Komisyon, 2012′de 20′nci yılını dolduracak olan ve zamanaşımına girecek dosyayla ilgili olarak baba Öztürk’ü dinleyecek. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün Yıldırım tüm faili meçhul cinayetleri aydınlatmaya talip olduklarını söyledi.
Komisyon yarın ise 1994′te Tunceli’nin Mirik mezrasında yakılan ve ailesi kaybolan Süleyman Işık’ı dinleyecek. Ailesi kaybolduğunda 17 yaşında olan Işık, 1994′te de Meclis’e başvurmuştu.

SABAH
Haberin kaynakları:
ayten öztürk tunceli yeşil –
Etiketler : mahmut yıldırım, meclis insan hakları komisyonu, tunceli, yeşil

Aktuel24

Meclis İnsan Hakları Komisyonu Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın işlediği iddia edilen cinayetleri mercek altına aldı. Alt komisyon, 1992’de Tunceli’de öldürülen Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ü dinledi.

Komisyonda konuşan baba Hıdır Öztürk, kızının Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Dönemin Jandarma Alay Komutanı ile Elazığ ve Tunceli Savcılıklarından şikayetçi olduğunu söyledi.

„20 yıldır aynı acıyı çekiyorum. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a sesleniyorum analar babalar ağlamasın. Bu olay araştırılsın“ dedi.

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün de 90’lı yıllarda Ayhan Çarkın’ın tunceli’de görev yaptığını hatırlattı. Komisyonun Çarkın’ı da dinlemesini istedi.
CNN Türk
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bünyesinde oluşturulan, terör ve şiddet olaylarına ilişkin alt komisyon, “1992’de Tunceli’de öldürülen, 2 ay sonra kimsesizler mezarlığında cesedi bulunan“ Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ü dinledi.

Komisyon toplantısına CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile gelen Hıdır Öztürk konuşmasına, “cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım“ diyerek başladı.

Konuşmasını ağlayarak sürdüren Öztürk, “Bunu bize neden reva gördüler? Neden kızım canice, hunharca katledildi? Bu bir insana, bir Müslüman’a yakışır mı? 76 yaşındayım evladını böyle kaybetmiş başka bir babayla karşılaşmadım“ diye konuştu.

Kızının, “örgütle hiçbir zaman işi olmadığını“ vurgulayan Öztürk, kızının öldürülmesine giden süreç hakkında bilgi verdi. Dönemin Tunceli Jandarma Alay Komutanı’nın kendisini makamına çağırarak, “Kızlarından biri dağa çıkmayı düşünüyor“ dediğini aktaran Öztürk, bu sözlere itiraz ettiğini, çocuklarının tümünün çalıştığını, kendisinin de devlet memuru olduğunu belirttiğini anlattı.

Komutanın, görmek istemesi üzerine çocuklarını da alarak alaya tekrar gittiğini belirten Öztürk, şöyle devam etti:
“Orada, alay komutanı ile oturduk. Bize çay ikram etti. Çocuklarımın adresleri, nerede çalıştıkları bilgisi alındı. Sonra komutan bir askeri çağırarak, ‚bunları aşağıya Mahmut Bey’e götür‘ dedi. Aşağıya indik, bir odada zayıf, sakallı biri oturuyordu. Çocuklarımı içeri aldılar, ben dışarıda kaldım. Bir süre sonra çocuklarım odadan çıktı. Yine adres bilgilerinin alındığını söylediler. Çocuklarım, daha sonra televizyon haberlerinde “Yeşil“ diye tanıtılan bu adamın Mahmut olduğunu söylediler.
Bu olaydan 2 ay sonra bir un fabrikasında çalışan kızım çıkışta, beyaz bir taksiyle götürüldü. Sonra bizi fabrikadan arayıp, durumu bildirdiler. Ben hiçbir zaman devletin böyle bir şey yapacağını düşünemezdim. Cinayetin üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen devletin tüm kurumları hala sessiz.“
Tunceli’de yaptıkları hiçbir aramadan sonuç alamadıklarını belirten Öztürk, kızının cesedinin Elazığ Asri Mezarlığında bir çoban tarafından bulunduğunu söyledi. Çobanın, kızının toprağın dışında kalan kolunu fark ederek, yetkililere bildirmesi sonucu cesedin bulunduğunu anlatan Öztürk, cesedin teşhisi sırasında yaşadıklarını da ağlayarak anlattı.
Cesedin, üzerindeki toprak yıkandıktan sonra kızına ait olduğunu anladıklarını ifade eden Öztürk, “Bu jandarma alay komutanı kimdir? Neden beni çağırdı? 2 ay sonra çocuğum kaçırıldı. Biliyorsunuz, o zamanlar kontrgerilla vardı Jitem vardı, şimdi ‚Ergenekon‘ olduğu gibi“ dedi.
“Polisler hep bize küfretti“
Olayın ardından, söz konusu jandarma alay komutanıyla görüşmek istediklerini ancak sonuç alamadıklarını belirten Öztürk, yaptıkları hiçbir resmi başvurunun da işleme konulmadığını öne sürdü.
Öztürk, “Gecemiz, gündüzümüz kalmadı. Bunun da sonu Susurluk gibi mi olacak? Mehmet Ağar, Tansu Çiller neden buraya çağrılmıyor? Konuya ilgi duyan basın mensupları da emniyet tarafından hep engellendi. Susturulduk, hiç konuşamadık. Çarşıda, pazarda bizi gören polisler hep bize küfretti. Tansu Çiller’i çağırın, JİTEM’in hesabını sorun ondan“ diye konuştu.
Milletvekillerinin konuşmaları
Öztürk’ün konuşmasının ardından komisyon üyesi milletvekilleri söz aldı.
Alt komisyonun başkanı AK Parti Amasya Milletvekili Naci Bostancı, “Burası bir mahkeme değil. Bu tür olaylara ilişkin ortak acılara yönelik olarak bir şahitlik yapmak amacındayız. Sizin evladınız bizim evladımız. Birçok insan kaybettik böyle. Tüm acılar toplumun ortak acıları“ dedi.
Yakın zamanda yaşanan bu tür olaylar üzerindeki örtünün kaldırılmasını ümit ettiğini belirten Bostancı, mahkemeler kanalıyla bu tür olaylarda ortak bir yargıya ulaşılması gerektiğini söyledi.
AK Parti İzmir Milletvekili Erdal Kalkan, komisyonunun Öztürk’ün konuşmasında adı geçenlere ilişkin suç duyurusunda bulunabileceğini söyledi.
AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat, Öztürk’ü en fazla çocuğunun işkence görmüş olmasının yaraladığını belirterek, “Ben çocuğumun katiline bile dilemem bunu“ ifadesini kullandı.
CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir de faili meçhul cinayetlerin araştırılması için mutlaka bir komisyon bulunması gerektiğini söyledi.
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ise bu tip olaylardan yargının 90’lı yıllar boyunca görevini yapmadığının anlaşıldığını ileri sürdü. Aygün, “Hıdır Amca’ya 19 yıl sonra başsağlığı diliyorum“ dedi.
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de Öztürk ailesinin yasal yollardan haklarını aramalarının önünün kesilmiş olmasının araştırılması gerektiğini söyledi. Kürkçü, “Bence buradan bir suç duyurusu yapma görevi çıktı bize“ ifadesini kullandı.
Hıdır Öztürk, MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun bir sorusunu yanıtlarken, “büyük kızının öldürüleceği endişesini taşıdığı için dağa çıktığını ve sonradan cezasını çektiğini“ anlattı. Öztürk, küçük kızına yönelik saldırının bundan kaynaklanabileceğini ifade etti.
Toplantı, komisyon üyesi milletvekillerinin Öztürk’e başsağlığı dileğinde bulunmasıyla sona erdi.
Haber türk
Baba Öztürk’ten önemli bir soru
JİTEM tarafından öldürülen Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, Meclis komisyonuna sordu: „Bunun da sonu Susurluk gibi mi olacak?Mehmet Ağar, Tansu Çiller neden buraya çağrılmıyor?“ diye sordu.

ANKARA- 1992 yılında Tunceli’de sivil bir araca bindirilerek kaçırılan ve 2 ay sonra cesedi parçalanmış halde bulunan Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun bünyesinde oluşturulan alt komisyona ifade verdi.

‚KULAKLARI KESİLMİŞ BİR EVLADIN BABASIYIM‘,

Komisyon toplantısına CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile gelen Hıdır Öztürk konuşmasına, „cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım“ diyerek başladı.
Konuşmasını ağlayarak sürdüren Öztürk, dönemin Tunceli Jandarma Alay Komutanı’nın kendisini makamına çağırarak, „Kızlarından biri dağa çıkmayı düşünüyor“ dediğini aktararak, bu sözlere itiraz ettiğini, çocuklarının tümünün çalıştığını, kendisinin de devlet memuru olduğunu belirttiğini anlattı.

‚DEVLETİN BÖYLE BİR ŞEY YAPACAĞINI DÜŞÜNEMEZDİM‘

Komutanın, görmek istemesi üzerine çocuklarını da alarak alaya tekrar gittiğini belirten Öztürk, 19 yıl önce yaşanan olayı şöyle anlattı:
„Orada, alay komutanı ile oturduk. Bize çay ikram etti. Çocuklarımın adresleri, nerede çalıştıkları bilgisi alındı. Sonra komutan bir askeri çağırarak, ‚bunları aşağıya Mahmut Bey’e götür‘ dedi. Aşağıya indik, bir odada zayıf, sakallı biri oturuyordu. Çocuklarımı içeri aldılar, ben dışarıda kaldım. Bir süre sonra çocuklarım odadan çıktı. Yine adres bilgilerinin alındığını söylediler. Çocuklarım, daha sonra televizyon haberlerinde ‚Yeşil‘ diye tanıtılan bu adamın Mahmut olduğunu söylediler.
Bu olaydan 2 ay sonra bir un fabrikasında çalışan kızım çıkışta, beyaz bir taksiyle götürüldü. Sonra bizi fabrikadan arayıp, durumu bildirdiler. Ben hiçbir zaman devletin böyle bir şey yapacağını düşünemezdim. Cinayetin üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen devletin tüm kurumları hala sessiz.“
İki ay boyunca yaptıkları tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını anlatan Baba Öztürk, kızının cesedinin Elazığ Asri Mezarlığı’nda bir çoban tarafından bulunduğunu söyledi. Çobanın, kızının toprağın dışında kalan kolunu fark ederek, yetkililere bildirmesi sonucu cesedin bulunduğunu anlatan Öztürk, cesedin teşhisi sırasında yaşadıklarını da ağlayarak anlattı.
Cesedin, üzerindeki toprak yıkandıktan sonra kızına ait olduğunu anladıklarını ifade eden Öztürk, „Bu jandarma alay komutanı kimdir? Neden beni çağırdı- 2 ay sonra çocuğum kaçırıldı. Biliyorsunuz, o zamanlar kontrgerilla vardı JİTEM vardı, şimdi ‚Ergenekon‘ olduğu gibi“ dedi.
Olayın ardından, söz konusu jandarma alay komutanıyla görüşmek istediklerini ancak sonuç alamadıklarını belirten Öztürk, yaptıkları hiçbir resmi başvurunun da işleme konulmadığını belirtti.

‚SUSTURULDUK, HİÇ KONUŞAMADIK‘

„Gecemiz, gündüzümüz kalmadı“ diyen Baba Öztürk, „Bunun da sonu Susurluk gibi mi olacak? Mehmet Ağar, Tansu Çiller neden buraya çağrılmıyor? Konuya ilgi duyan basın mensupları da emniyet tarafından hep engellendi. Susturulduk, hiç konuşamadık. Çarşıda, pazarda bizi gören polisler hep bize küfretti. Tansu Çiller’i çağırın, JİTEM’in hesabını sorun ondan?“ diye konuştu.

‚BURASI MAHKEME DEĞİL‘

Öztürk’ün konuşmasının ardından komisyon üyesi milletvekilleri söz aldı.
Alt komisyonun başkanı AKP Amasya Milletvekili Naci Bostancı, Baba Öztürk’ün „Mehmet Ağar, Tansu Çiller neden buraya çağrılmıyor?“ sorusuna, „Burası bir mahkeme değil“ yanıtını verdi. AKP İzmir Milletvekili Erdal Kalkan, komisyonunun Öztürk’ün konuşmasında adı geçenlere ilişkin suç duyurusunda bulunabileceğini söyledi. BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de Öztürk ailesinin yasal yollardan haklarını aramalarının önünün kesilmiş olmasının araştırılması gerektiğini söyledi. Kürkçü, „Bence buradan bir suç duyurusu yapma görevi çıktı bize“ ifadesini kullandı.
Çiller ve Ağar’la yüzleşmek istiyorum
Tunceli’de 19 yıl önce faili meçhul cinayete kurban giden Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, cinayetlerden Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’i sorumlu tuttuğunu belirterek, „Çiller ve Ağar’la mahkemede yüzleşmek istiyorum. Gözlerinin içine bakıp, ‚Bu cinayetleri işletirken hiç mi vicdanınız sızlamadı? Ey Çiller sen bir ana değil misin? Kendi vatandaşını öldüren başbakan olur mu diye sormak istiyorum'“ diye konuştu.

Faili meçhule kurban giden Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, Meclis’te derdini anlatabildiği için yürek sızılarının dindiğini söyledi.

ÇETİNER ÇETİN / ANKARA

Kızı Ayten Öztürk’ü 19 yıl önce faili meçhul cinayete kurban veren Hıdır Öztürk’ün TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda söylediği „Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım“ sözleri, 1990’lı yıllarda yaşanan dramları gözler önüne serdi. Evladı için duyduğu acıyı ve hasretini gözyaşları içinde Yeni Şafak’a anlatan Öztürk, 1990’lı yıllarda yaşanan cinayetlerden dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ı sorumlu tuttuğunu söyledi. Çiller ve Ağar’ın yargılanmasını isteyen Öztürk, şöyle konuştu: „Onlarla mahkemede yüzleşmek, gözlerinin içine bakıp, ‚Siz bu ülkenin insanlarına nasıl kıydınız? Nasıl bir vicdana sahipsiniz? Bu cinayetleri işletirken hiç mi vicdanınız sızlamadı? Ey Çiller sen bir ana değil misin? Kendi vatandaşını öldüren Başbakan olur mu? diye sormak istiyorum.“

JİTEM CİNAYETLERİ AYDINLATILSIN

Öztürk, faili meçhul suikastların aydınlatılması için sarf ettiği çabaları nedeniyle Başbakan Tayyip Erdoğan’a teşekkür ettiğini söyledi. „Erdoğan da benim gibi bir baba, torun sahibi, beni en iyi o anlar“ diyen acılı baba, duygularını şöyle ifade etti: „Kendisine çok teşekkür ediyorum. Bir vatandaş olarak devletime, başbakanıma, bakanlarıma, vicdanlarına sesleniyorum. Bundan sonra babalar analar, evlatlar ağlamasın. JİTEM tarafından işlenen faili meçhul cinayetler açığa çıkarılsın. Benim gibi babaların yüreği rahatlasın.“

YÜREK SIZILARIM DİNDİ

Öztürk, TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda derdini anlatması sayesinde içinin rahatladığını söyledi. Meclis’e davet edilmekten dolayı yaşadığı mutluluğu belirterek, „Artık kimseden korkmuyorum. 19 yıl sonra devletim beni çağırdı ve beni dinledi. İçim rahatladı. Hiç kapanmayan yürek yaramdaki sızılarım dindi. Bugün dünden daha iyiyim“ dedi.
Seyfi Oktay sağırları oynadı

Kızının ölümünün ardından Tunceli ve Elazığ Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurduğunu belirten Öztürk, „Devlet sağır olmuştu, dilsiz kesilmişti. Hiç bir dava açılmıyordu. Savcılar, emniyet, devlet susmuştu. 19 yıl bu sessizliğe ağladım“ dedi. Öztürk, dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay’a 3 Eylül 1993’te bir dilekçe ile başvurduğunu ancak Oktay’ın yazıya cevap dahi vermediğini belirterek, „Demokrat bildiğim Seyfi Oktay’a Adalet Bakanı olduğu için bir dilekçe yolladım. Ama o da sağırları oynadı. Sessiz kaldı. Cevap bile vermedi“ şeklinde konuştu.
19 yıl sonra artık korkmuyorum

Kızına duyduğu hasreti anlatırken göz yaşlarına hakim olamayan acılı baba Öztürk, 19 yıl sonra artık korkmadığını ve devlete güvendiğini belirterek, „Bir vatandaş olarak devletime, başbakanıma, ve herkese sesleniyorum. Bundan sonra babalar, analar ağlamasın. Bu cinayetleri yapan çeteleri kuranlar, ve bunları emrinde çalıştıran Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’lar sorgulansın. Yargı önüne çıkarılsınlar“ dedi. 1990’lı yıllarda devlete hesap vermeyenlerin bugün artık yargılanma noktasına geldiğini anlatan Öztürk, „Umutluyum, artık korkmuyorum, devletinde bunlardan hesap sorabildiği bir dönemdeyiz. Dün JİTEM’di, bugün Ergenekon, işte hesap verecekler. O gün suç örgütü oluşturanlar ve onları besleyenler Ağar ve Çiller’di“ diye konuştu.
YAYIN TARİHİ: 15.12.2011

Tansu Çiller’le göz göze gelmek istiyor

Faili meçhul cinayete kurban giden Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’la yüzleşmek istiyor…

15 Aralık 2011 Perşembe – 08:15

Tunceli’de 19 yıl önce faili meçhul cinayete kurban giden Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, cinayetlerden Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’i sorumlu tuttuğunu belirterek, „Çiller ve Ağar’la mahkemede yüzleşmek istiyorum. Gözlerinin içine bakıp, ‚Bu cinayetleri işletirken hiç mi vicdanınız sızlamadı? Ey Çiller sen bir ana değil misin? Kendi vatandaşını öldüren başbakan olur mu diye sormak istiyorum'“ diye konuştu.

Kızı Ayten Öztürk’ü 19 yıl önce faili meçhul cinayete kurban veren Hıdır Öztürk’ün TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda söylediği „Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım“ sözleri, 1990’lı yıllarda yaşanan dramları gözler önüne serdi. Evladı için duyduğu acıyı ve hasretini gözyaşları içinde Yeni Şafak’a anlatan Öztürk, 1990’lı yıllarda yaşanan cinayetlerden dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ı sorumlu tuttuğunu söyledi. Çiller ve Ağar’ın yargılanmasını isteyen Öztürk, şöyle konuştu: „Onlarla mahkemede yüzleşmek, gözlerinin içine bakıp, ‚Siz bu ülkenin insanlarına nasıl kıydınız? Nasıl bir vicdana sahipsiniz? Bu cinayetleri işletirken hiç mi vicdanınız sızlamadı? Ey Çiller sen bir ana değil misin? Kendi vatandaşını öldüren Başbakan olur mu? diye sormak istiyorum.“

JİTEM CİNAYETLERİ AYDINLATILSIN

Öztürk, faili meçhul suikastların aydınlatılması için sarf ettiği çabaları nedeniyle Başbakan Tayyip Erdoğan’a teşekkür ettiğini söyledi. „Erdoğan da benim gibi bir baba, torun sahibi, beni en iyi o anlar“ diyen acılı baba, duygularını şöyle ifade etti: „Kendisine çok teşekkür ediyorum. Bir vatandaş olarak devletime, başbakanıma, bakanlarıma, vicdanlarına sesleniyorum. Bundan sonra babalar analar, evlatlar ağlamasın. JİTEM tarafından işlenen faili meçhul cinayetler açığa çıkarılsın. Benim gibi babaların yüreği rahatlasın.“

YÜREK SIZILARIM DİNDİ

Öztürk, TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda derdini anlatması sayesinde içinin rahatladığını söyledi. Meclis’e davet edilmekten dolayı yaşadığı mutluluğu belirterek, „Artık kimseden korkmuyorum. 19 yıl sonra devletim beni çağırdı ve beni dinledi. İçim rahatladı. Hiç kapanmayan yürek yaramdaki sızılarım dindi. Bugün dünden daha iyiyim“ dedi.

Seyfi Oktay sağırları oynadı

Kızının ölümünün ardından Tunceli ve Elazığ Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurduğunu belirten Öztürk, „Devlet sağır olmuştu, dilsiz kesilmişti. Hiç bir dava açılmıyordu. Savcılar, emniyet, devlet susmuştu. 19 yıl bu sessizliğe ağladım“ dedi. Öztürk, dönemin Adalet Bakanı Seyfi Oktay’a 3 Eylül 1993’te bir dilekçe ile başvurduğunu ancak Oktay’ın yazıya cevap dahi vermediğini belirterek,“Demokrat bildiğim Seyfi Oktay’a Adalet Bakanı olduğu için bir dilekçe yolladım. Ama o da sağırları oynadı. Sessiz kaldı. Cevap bile vermedi“ şeklinde konuştu.

19 yıl sonra artık korkmuyorum

Kızına duyduğu hasreti anlatırken göz yaşlarına hakim olamayan acılı baba Öztürk, 19 yıl sonra artık korkmadığını ve devlete güvendiğini belirterek, „Bir vatandaş olarak devletime, başbakanıma, ve herkese sesleniyorum. Bundan sonra babalar, analar ağlamasın. Bu cinayetleri yapan çeteleri kuranlar, ve bunları emrinde çalıştıran Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’lar sorgulansın. Yargı önüne çıkarılsınlar“ dedi. 1990’lı yıllarda devlete hesap vermeyenlerin bugün artık yargılanma noktasına geldiğini anlatan Öztürk, „Umutluyum, artık korkmuyorum, devletinde bunlardan hesap sorabildiği bir dönemdeyiz. Dün JİTEM’di, bugün Ergenekon, işte hesap verecekler. O gün suç örgütü oluşturanlar ve onları besleyenler Ağar ve Çiller’di“ diye konuştu.

ÖYLE BİR ŞEY DUYDUK Kİ

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’e teşekkür borçluyuz.
Cesedi ‚gözleri oyulmuş, kulakları kesilmiş‘ halde bulunan, failleri hala meçhul, gencecik bir kızın babasının, 19 yıl sonra Meclis’te ses vermesini sağladığı için.
Aygün, Hıdır Öztürk’ü ‚Artık korkacak bir şey yok‘ diye yüreklendirmese, Ankara’ya gelmesine ön ayak olmasa, Meclis koridorlarında eşlik etmese, ihtimal ki bu vahşet ’suskunluk sarmalında‘ kalmaya devam edecekti.
‚Dersim‘ açıklaması sebebiyle Aygün’ü iki sayfalık bir bildiriyle kınayan, ‚gereği yapılsın‘ diyerek ihracını isteyen CHP’li milletvekilleri ne hissetti bilmiyorum.
Ama ben Hıdır Öztürk’ün, fotoğraftaki gözlerine bakmakta çok zorlandım.
Üç gündür Ayten Öztürk’ün fotoğrafı da gitmiyor gözümün önünden. Pembe-yeşil kareli elbisesiyle objektife gülen ve sonsuza kadar ‚genç‘ kalacak Ayten Öztürk’ün.
Anlatmak başka bir şeymiş. Artık Ayten Öztürk’ün başına neler geldiğini biliyoruz.
Hıdır Öztürk, kelimeleri kanata kanata anlatabildiği içindir ki, CHP’nin bir buçuk yıl içinde bu konuda verdiği altı önergeyi de reddeden AK Parti, birkaç vekili düzeyinde bile olsa artık Faili Meçhuller Komisyonu’nun gereğinden söz edebiliyor.
Bu da bir şey…
Belki Ayten Öztürk’ün başına bunları getirenin kimler olduğunu da öğrenebiliriz. Fabrika çıkışında beyaz arabaya bindirip kaybeden, gözlerini oyan, kulaklarını kopartan ‚insanlar’ı, hala sağ iseler Hıdır Öztürk’ün büyük bir naiflikle ‚hiç beklemezdim‘ dediği ‚devlet‘ yetkilileri olup olmadığını belki bir gün öğreniriz.
‚Öyle şeyler gördüm ki, unutmam artık, unutma artık‘ dizeleri bir şairindi. Toplumsal vicdana şiiriyle çağrıda bulanan Turgut Uyar’ın.
Hıdır Öztürk’ten TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda duyduklarımız ise şiirin hakikat hali.

Akşam
Çiğdem Toker

BİR BABANIN ÇIĞLIĞI…

Salı akşamı televizyonlarda Hıdır Öztürk’ü izlediniz mi? 1992 yılında Tunceli’de faili meçhul bir cinayete kurban giden ve iki ay sonra, işkence izleri taşıyan cesedi kimsesizler mezarlığında bulunan 17 yaşındaki kızı Ayten Öztürk için gözyaşı döküyordu. Dinleyenleri de ağlattı.

Ayten Öztürk’ü Jitem’in öldürttüğü iddia ediliyor. 76 yaşındaki Hıdır Öztürk, dönemin jandarma alay komutanı ile konuşmalarını anlattı. Kızının PKK’ya katılması olasılığından dolayı, ünlü katil Yeşil’e havale edildiğini söyledi.

Hıdır Öztürk’ü dinlerken yüreğim parçalandı. Devletin gaddarlığı, devleti temsil edenlerin bu tutumları midemi bulandırdı.

Şimdi bekliyorum…

TBMM, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na bağlı, terör ve şiddet olaylarına ilişkin alt komisyon bakalım ne yapacak?

“Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babasıyım” diyen Hıdır Öztürk’ün dosyasını kapatacak mı, yoksa suç duyurusu yapacak mı?

DEVLET ÖNCE BİLGİ VERMEYİ ÖĞRENSİN…

Oldum olası, iktidarlar medyadan hep şikayet etmişlerdir. Medyaya hep kısıtlama getirmek istemişlerdir.

Teröre veya teröriste yardımcı olduğumuz söylenir ve haberlere ince ayar yapılmaya çalışılır. Yayınlanan haberlerin doğru olmadığı veya abartıldığı söylenir. Bu şikayetlerin ardı arkası kesilmez.

Medyayı bu kadar eleştiren devlet ise, üstüne düşeni yapmaz. Medyaya zamanında doğru bilgi vermez, sonra vermediği bilginin hesabını sorar.

Bir terör olayından sonra, bilgiyi yetkili kaynaklardan alamayan gazeteci ne yapsın? O da etrafta kim varsa, onunla konuşur. Yayınlayınca da, karşısında devleti bulur: “Bu haberler ya yanlış ya eksik veya abartılı” denir, cezalar verilir.

Şimdi ben sormak istiyorum: Arkadaşlar siz neden görevinizi yapmıyor, medyaya bilgi vermiyorsunuz? Bunu yapmıyorsanız, o zaman neden kızıyorsunuz?

Hayıııır! Beyler, üstlerinden korkacak ve susacaklar, sonra da bize kızacaklar.

Medyayı eleştirirken, bürokrasi önce kendi işini doğru dürüst yapmalı.

REMZİ BUDANCİR –

Yeşil’in vahşeti otopside-
Tuncelili Hıdır Öztürk’ün, TBMM’de “karşınıza kızı parçalanmış bir baba olarak geldim” sözleriyle anlattığı kızı Ayten Öztürk’e yapılan vahşetin otopsi kayıtları ortaya çıktı
Tunceli’de 1992’de “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırıldıktan sonra infaz edildiği iddia edilen Ayten Öztürk’e ilişkin olarak, babası Hıdır Öztürk’ün TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda anlattığı kan donduran işkenceler otopsi tutanağında da yer aldı. Öztürk’e ilişkin soruşturmada ise yeni bir gelişme yaşanmazsa dosya temmuz 2012’de zamanaşımına uğrayacak.
Yakın tarihin belki de en korkunç faili meçhul cinayetlerinden biridir Tuncelili Ayten Öztürk’ün öldürülmesi. Ailesinin iddialarına göre 1992’de “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın ekibi tarafından kaçırılıp öldürülen Öztürk’ün dramını babası Hıdır Öztürk TBMM’ye taşımıştı. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun karşısına çıkan Öztürk olayı anlatmaya “Buraya kızı parçalanmış bir baba olarak geldim” sözleriyle başlamıştı. Ağlayan ve kendisini dinleyen milletvekillerini de ağlatan baba Öztürk’ün anlattığı o korkunç gerçek otopsi tutanağına da yansıdı. Tutanakta, genç kızın boğularak öldürüldüğü, burnunun, ağzının, dudaklarının kesik ve çürümüş olduğu belirtiliyor.
Vahşet kayıtlara geçti

Genç kızın ölümünün ardından hazırlanan otopsi tutanağında o korkunç infazın kan donduran satırları kayıtlarda şöyle yer aldı: “Cesedin tam olarak gömülü olmadığı, 15 cm toprak atıldığı, bazı yerlerinin açık olduğu, kazma kürekle cesedin çıkarıldığı, cesedin Elazığ Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, morgta yapılan incelemede gözleri, burnu, kulaklarının, kesilmiş, çürümüş olduğu, kurtçuklar giren cesedin yanında bir erkeğe ait olduğu düşünülen mendil olduğu görüldü. Kesin ölüm nedeni olarak boyunda hiyoyit kemiğinin kırık olduğu, boyna sarılan bir cisim nedeniyle beyin anoksisi artı asfeksidir.”

Zamanaşımı tehlikesi

Öztürk’ün ailesinin avukatlığını yürüten ve konunun TBMM’ye taşınmasını sağlayan CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün, olayın zamanaşımı tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu hatırlattı. Aygün, cinayet konusunda herhangi bir adım atılmaması halinde 20 yıllık sürenin dolacağını ve davanın 2012’de zamanaşımına uğrayacağını belirtti.
Komisyon duyarlı davrandı
Taraf ’a konuşan baba Hıdır Öztürk, Komisyonu’nun duyarlı davrandığını belirterek şunları söyledi: “Bir milletvekili bu zamanaşımı tehlikesine karşı bir öneri sunabileceklerini ve davanın tozlu raflara kalkmasının önüne geçilebileceğini söyledi. Bunun için suç duyurusunda bulunabileceklerini belirtti. Bu da katillerin bulunması için umutlandırdı beni. Devlet nasıl Ergenekon için kozmik odalara girecek kudretteyse kızım katillerini bulmak için de derin devletin üzerine gitsin. Tek isteğimiz bu.”
Silivri’ye taşınan CHP’liler Hıdır amcadan utanır mı?
14 Aralık 2011
TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu’nun, dün Tunceli’den bir ziyaretçisi vardı..
76 yaşındaki Hıdır Öztürk amca, “cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir şekilde, Kimsesizler Mezarlığı’nda ölüsü bulunan kızı”nın dramını, komisyona anlatmış.
Bizler, İzmir’de polis tarafından tokatlanan bir bayanın haberleri ile oyalanaduralım..

Tunceli’deki gerçeğe bakın..

İzmir’deki olayı önemsiz gördüğümden değil..
Ama, karakolda polise laf saydıran bir hanım ablaya atılan dayağı bu kadar haber yapan medyamız, bakalım Hıdır amcanın “gözleri oyulmuş, kulakları kesilmiş, cesedi parçalanmış” kızına, ne kadar yer ayıracak?
Ben söyleyeyim size.. Ergenekon sanıklarını savunan ne kadar medya organı varsa, hiçbirisi tek kelime etmeyecek. “Korku imparatorluğunda yaşıyoruz” diye etrafa korku salan ne kadar ahlaksız yazar varsa, hiçbirisi tek kelime etmeyecek, Hıdır amcanın kızı için..
Çünkü işin ucu, Ergenekon’a dayanıyor.
Çünkü vahşetin sorumluluğu, CHP’ye dokunuyor..
Ne diyor Hıdır amca?
“Kızım öldürülmeden önce, Alay komutanının beni görmek istemesi üzerine, çocuklarımı alarak alaya gittim. Alay komutanı ile oturduk. Bize çay ikram etti. Çocuklarımın adresleri, nerede çalıştıkları bilgisi alındı. Sonra komutan bir askeri çağırarak, ‘Bunları aşağıya, Mahmut Bey’e götür’ dedi. Aşağıya indik, bir odada zayıf, sakallı biri oturuyordu. Çocuklarımı içeri aldılar, ben dışarıda kaldım. Bir süre sonra çocuklarım odadan çıktı. Yine adres bilgilerinin alındığını söylediler. Çocuklarım, daha sonra televizyon haberlerinde ‘Yeşil’ diye tanıtılan bu adamın Mahmut olduğunu söylediler.”
Sonra mı?
Sonrası malum…
Kulakları kesilmiş, gözleri oyulmuş bir ceset.
Ne zaman oluyor bu vahşi cinayet?
27 Temmuz 1992’de.
Başbakan Yardımcısı koltuğunda, Erdal İnönü otururken..
Adalet Bakanlığı koltuğunda, Seyfi Oktay otururken..
Ne yapmış, bu devlet büyükleri, o cinayet sonrasında?
Hiçbir şey..
Hıdır amca 19 yıl sonra hem soruyor, hem de bugün “Ergenekon nerdedir? Adresini verin de gidip üye olalım” mavalları ile işi sulandırmak isteyen Kemal Kılıçdaroğlu’na, görmek istemediği gerçeği hatırlatıyor:
“Bizi çağıran jandarma alay komutanı kimdir? Neden beni çağırdı? 2 ay sonra çocuğum kaçırıldı. Biliyorsunuz, o zamanlar kontrgerilla vardı, Jitem vardı, şimdi ‘Ergenekon’ olduğu gibi..”
Hıdır amca, Ergenekon’u görmüş, tanımış. Büyük bir acı yaşayarak öğrenmiş, Ergenekon’un o günkü kontrgerilla adresini..
Bilmiyorum, bu ifadeleri okuduktan sonra da benzer laflar eder mi, CHPGenel Başkanı..
Kendi hemşehrisinin bu açıklamalarından sonra da, “Silivri’de esir kampı” açıklamaları ile, derin devlet avukatlığını sürdürür mü?
Bilmiyorum, CHP milletvekilleri yine gitmeye devam ederler mi, Silivri’deki Ergenekon sanıklarını ziyarete..
Biz iddia etmiyoruz.. Hocaefendi’ye yakın bir polis söylemiyor.. Tuncelili Hıdır amca anlatıyor bunları..
Başından geçenleri, komisyona ağlayarak anlatan,Hıdır amca iddia ediyor, kontrgerillanın, bugünkü Ergenekon olduğunu.. Kontgerillanın da, insanları vahşice öldürdüğünü.. Kızının kulaklarını kesip, gözlerini oyduğunu..
Haydi bakalım, devam etsin CHP’liler: “Ergenekon tutuklusu falanca saygın bir kişidir. Uzun tutukluluk süresi, cezalandırmaya dönüşmüştür. Derhal salıverilmelidir” propagandasına..
Bakın, Hıdır amca, saygın(!) alay komutanına güvenip, kendi kızını nasıl tanıştırmış katili ile.. Kendi kızının adresini nasıl vermiş, kendi eli ile, katiline..
CHP’liler bundan sonra da devam etsinler, “Herkesin tanıdığı filanca generalimiz, illegal işlerle alakası olmayan, kahraman bir askerimizdir.Salıverilmelidir” palavralarına..
Bakın, Alay Komutanlığı içinde, herkesin tanıdığı Ahmet bey, nasıl bir vahşi cinayetin sorumlusu çıkıyor..
O vahşi cinayetin olduğu dönemde, bakın kimlerin başbakan yardımcısı olduğu ortaya çıkıyor..
Kimlerin, AdaletBakanı olduğu, yüzümüze şamar gibi vuruluyor..
Bize cevap vermiyordu CHP’liler..
Hıdır amcaya cevap verirler mi acaba: “Bunu bize neden reva gördüler? Neden kızım canice, hunharca katledildi?”
O dönem iktidar ortağı olan partinin genel başkanı olarak, Hıdır amcaya cevap versin Kemal bey!
Bizi bir kenara bırakın.. Bakalım, hemşehrisini ikna edebilecek mi?
YENİ AKİT

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bünyesinde oluşturulan, terör ve şiddet olaylarına ilişkin alt komisyon, “1992’de Tunceli’de öldürülen, 2 ay sonra kimsesizler mezarlığında cesedi bulunan“ Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ü dinledi.

Komisyon toplantısına CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile gelen Hıdır Öztürk konuşmasına, “cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım“ diyerek başladı.

Konuşmasını ağlayarak sürdüren Öztürk, “Bunu bize neden reva gördüler? Neden kızım canice, hunharca katledildi? Bu bir insana, bir Müslüman’a yakışır mı? 76 yaşındayım evladını böyle kaybetmiş başka bir babayla karşılaşmadım“ diye konuştu.

Kızının, “örgütle hiçbir zaman işi olmadığını“ vurgulayan Öztürk, kızının öldürülmesine giden süreç hakkında bilgi verdi. Dönemin Tunceli Jandarma Alay Komutanı’nın kendisini makamına çağırarak, “Kızlarından biri dağa çıkmayı düşünüyor“ dediğini aktaran Öztürk, bu sözlere itiraz ettiğini, çocuklarının tümünün çalıştığını, kendisinin de devlet memuru olduğunu belirttiğini anlattı.

Komutanın, görmek istemesi üzerine çocuklarını da alarak alaya tekrar gittiğini belirten Öztürk, şöyle devam etti:

“Orada, alay komutanı ile oturduk. Bize çay ikram etti. Çocuklarımın adresleri, nerede çalıştıkları bilgisi alındı. Sonra komutan bir askeri çağırarak, ‚bunları aşağıya Mahmut Bey’e götür‘ dedi. Aşağıya indik, bir odada zayıf, sakallı biri oturuyordu. Çocuklarımı içeri aldılar, ben dışarıda kaldım. Bir süre sonra çocuklarım odadan çıktı. Yine adres bilgilerinin alındığını söylediler. Çocuklarım, daha sonra televizyon haberlerinde “Yeşil“ diye tanıtılan bu adamın Mahmut olduğunu söylediler.

Bu olaydan 2 ay sonra bir un fabrikasında çalışan kızım çıkışta, beyaz bir taksiyle götürüldü. Sonra bizi fabrikadan arayıp, durumu bildirdiler. Ben hiçbir zaman devletin böyle bir şey yapacağını düşünemezdim. Cinayetin üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen devletin tüm kurumları hala sessiz.“

Tunceli’de yaptıkları hiçbir aramadan sonuç alamadıklarını belirten Öztürk, kızının cesedinin Elazığ Asri Mezarlığında bir çoban tarafından bulunduğunu söyledi. Çobanın, kızının toprağın dışında kalan kolunu fark ederek, yetkililere bildirmesi sonucu cesedin bulunduğunu anlatan Öztürk, cesedin teşhisi sırasında yaşadıklarını da ağlayarak anlattı.

Cesedin, üzerindeki toprak yıkandıktan sonra kızına ait olduğunu anladıklarını ifade eden Öztürk, “Bu jandarma alay komutanı kimdir? Neden beni çağırdı? 2 ay sonra çocuğum kaçırıldı. Biliyorsunuz, o zamanlar kontrgerilla vardı Jitem vardı, şimdi ‚Ergenekon‘ olduğu gibi“ dedi.

-“Polisler hep bize küfretti“-

Olayın ardından, söz konusu jandarma alay komutanıyla görüşmek istediklerini ancak sonuç alamadıklarını belirten Öztürk, yaptıkları hiçbir resmi başvurunun da işleme konulmadığını öne sürdü.

Öztürk, “Gecemiz, gündüzümüz kalmadı. Bunun da sonu Susurluk gibi mi olacak? Mehmet Ağar, Tansu Çiller neden buraya çağrılmıyor? Konuya ilgi duyan basın mensupları da emniyet tarafından hep engellendi. Susturulduk, hiç konuşamadık. Çarşıda, pazarda bizi gören polisler hep bize küfretti. Tansu Çiller’i çağırın, JİTEM’in hesabını sorun ondan“ diye konuştu.
Beğen • • 14 Aralık, 23:25 •

Sadık Yalsızuçanlar AYTEN ÖZTÜRK
14 Aralık, 23:28 • Beğen
o
Mustafa Güngör hıdır öztürk Meclisten önce ülke anahaber’de anlattı
14 Aralık, 23:30 • Beğen
Sadık Yalsızuçanlar başkanım biliyoruz.
14 Aralık, 23:31 • Beğen
o
Mustafa Güngör ‎:)))
14 Aralık, 23:32 • Beğen
Sadık Yalsızuçanlar fotoyu aziz dostumuz gönderdi
14 Aralık, 23:32 • Beğen
Mustafa Güngör elimizde olsaydım
yayında kullanırdık
14 Aralık, 23:33 • Beğen
o
Sadık Yalsızuçanlar az önce geldi başkanım
14 Aralık, 23:33 • Beğen
o
Sadık Yalsızuçanlar açık deniz’de kullanırız inşallah
14 Aralık, 23:33 • Beğen
o
Kadir Ekinci insanlık öldü denen vakalardan biri… sıra başkalarına gelmeden bu sır halkaları çözülmeli..
15 Aralık, 05:51 • Beğen
o
şifa özcan Satırları ağlayarak okudum. Bunların hesabını nasıl verebilecekler Rabbim!
15 Aralık, 06:04 • Beğen • 1
o

Aydın Can zâlim izzetinde,mazlûm zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. demek bir Mahkeme-i Kübrâ’ya bırakılıyor.
15 Aralık, 21:13 • Beğen • 2

Sadık Yalsızuçanlar Yıllar önce öldürülen Ayten Öztürk
14 Aralık, 23:26 • Beğen

Bir garib Bencileyin neden öldürülmüştü..
14 Aralık, 23:28 • Beğen

Sadık Yalsızuçanlar Ne kadar güç bir soru
14 Aralık, 23:29 • Beğen • 2

Sadık Yalsızuçanlar Türkiye’deki karanlık gladio’nun kurbanlarındandı Ayten Öztürk. Hiçbir örgütle bağlantısı yoktu. Yaşamının baharındaydı. Allah rahmet eylesin.
14 Aralık, 23:29 • Beğen • 11

Birgarib Bencileyin evet güç…aminnn..
14 Aralık, 23:30 • Beğen

Bilge Demiray AMİN….
14 Aralık, 23:31 • Beğen

Sadık Yalsızuçanlar ne kadar masum, saf ve yoksul görünüyor
14 Aralık, 23:32 • Beğen • 8

Ömer Çevirme gözlerinde farkında olmadığı bir tedirginlik hakim, acaba çok çok önceden ruh duyumsuyor mu ne..?
14 Aralık, 23:42 • Beğen

şifa özcan Rabbim rahmetiyle muamele eylesin…
15 Aralık, 05:56 • Beğen • 1

Mustafa Ugurlu Yakinen tanıyor musunuz Sadık Bey? Tanıyormuş gibi konuşuyorsunuz. Gerçekten bir bağlantısı yok muydu? Müsbet ya da menfi bir bağlantı? Yanlış anlaşılmasın şuçlama ya da aklama yapmıyorum konuyla ilgili bilgim yok sizin varsa aydınlanmak istiyorum.
15 Aralık, 18:46 • Beğen

Sadık Yalsızuçanlar yok idi aziz dostum. masum ve mağdur idi. Rabbim rahmet eylesin. bu karanlık dönem tümüyle kapanır inşallah. ülkemiz artık daha güzel olur.
16 Aralık, 13:38 • Beğen • 1

Celalettin Güneş Burda, bakan gözlerde kin, nefret yok. Derin, cevapsız sorular var sadece .Bağlantısı olsa ne olurdu ki ?
Bu yaşta bir insan en fazla birilerinin günahını taşıyordur sırtında. Üzerine sinmemiştir karanlık.
16 Aralık, 13:49 • Beğen

Recep Emre Ne gezersin bu dağlarda
Cumartesi, 00:32 • Beğen

Recep Emre Dert ney leyim yar ben seni
Cumartesi, 00:35 • Beğen

Recep Emre Burnun nice havalarda
Cumartesi, 00:36 • Beğen

Recep Emre Dert neyleyim yar ben seni
Cumartesi, 00:36 • Beğen
Sadık Yalsızuçanlar
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bünyesinde oluşturulan, terör ve şiddet olaylarına ilişkin alt komisyon, “1992’de Tunceli’de öldürülen, 2 ay sonra kimsesizler mezarlığında cesedi bulunan“ Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ü dinledi.
Komisyon toplantısına CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile gelen Hıdır Öztürk konuşmasına, “cesedi parçalanmış, gözleri çıka14.12.2011 09:21

The Parliamentary Human Rights Investigation Commission
the sub-committee under the terror and violence, were tortured and killed in Tunceli in 1992, Ayten Öztürk and Öztürk Hidir listened to his father.

speech „His body broken, removed from the eyes, ears were cut off as the father of an offspring here,“ started out as the painful period of Tunceli Gendarmerie Regiment commander after consultation with the daughter’s father has disappeared, and the meeting ‚Green‘ said that there were code-named Mahmut Yildirim.

Party to speak, and the AKP Sakarya Deputy Chairman of Parliamentary Human Rights Investigation Commission Superior Ayhan Sefer, the lower the commission stating that an unidentified commission of inquiry, „However, a need to commission this research. This infrastructure is testimony to the commission of a possible unsolved “ said. The Commission also undertakes a brief for the meeting of the family that comes with the CHP Tunceli Deputy Huseyin Aygun Hidir Ozturk, „I saw it fitting for us why? Why is my daughter brutally, brutally murdered? This is a human being, Is worthy of a Muslim? 76 year old sons have lost such a father and have not encountered any other“, saying the judge was not in tears. His daughter, „organization that will never work“ emphasizes Ozturk, gave information about the process leading to the killing of his daughter. By calling the office of the Tunceli Gendarme Regiment Commander of the period itself, „I think one of his girls to go to the mountains“ said that transfers Ozturk, objected that these words, children of all works, he told the state specifies that officer.
VOICE OF THE STATE does not

commander, to see taking the children mocked at the request of that going again, Öztürk said: „There, we sat down with regimental commander . He offered us tea. My children’s addresses, where the work received. Then the commander of a military calling, ‚Take them down Mahmut Bey,‘ he said. We went down, weak in one room, sitting in one of the bearded. My kids were in, I stayed outside. After a while my children left the room. Again, the address information of said receipt. My children, then the television news ‚Green‘ Mahmoud said that the man he was introduced. 2 months after this incident with my daughter working in a flour factory output, was taken to a white taxi. Then they call the factory, the situation reported. I never would do such a thing never thought in the state. Although 19 years have passed over the murder of all institutions of the state is still silent .“

the body in the cemetery SHEPHERD FOUND

city of Tunceli, none of their Ozturk that they could not call the result, the body of his daughter by the Elazig Asri Cemetery, a shepherd, he said. Shepherd, noticing her daughter’s arm outside the land, the authorities report that describes the body as a result of Ozturk, also crying, told her experiences in the diagnosis of the body.

„JİTEM ACCOUNT ‚Him PROBLEM“

After the event, the regimental commander of the gendarmerie that they could not discuss the results they wanted, but Ozturk, they claimed that no formal application or processing konmadığını. Ozturk, „night on, not gündüzümüz. This will be the end as Susurluk? Mehmet Agar, Tansu Ciller called to here why? Always denied by the members of the press interested in the subject of safety. Silenced, could not Speak at all. The bazaar, the market sees us all the police officers swore to us. Tansu Ciller, call,“he JİTEM account problems , he said.

Buried in wedding dress

July 27, 1992 ‚ in Tunceli in front of his house Kepektaşı nahiyesindeki kidnapped by four men driving a white Renault Ozturk’s body was found on an estate close to 9 August 1992 Elazig Mezarlık’a Asri.

„Sister Killer ‚GREEN ‚IV “

Makbule Ozturk Ozturk sister of those days‘ Kurdistan Act‘ by the site said in a statement said: on August 9 stolen phones as bitterly. Have not dared to lift up the handset, if not remove the angel ölmeyecekti Sister. Then my mother’s trembling hands reached for the phone. With the phone was silent for a few minutes later, my mother! My mother fainted … family went to Elazig State Hospital, my father with heart disease, subdue the hearts of his right hand, where fear does not hold his feet dragging. My mother’s hair yolarak, lament was walking burned. Placate my mother walked to the location of the corpse, lifted the cloth covering the body of an officer, my father knelt down laptop, my mother started screaming sidelines pulling out their hair. Paramparçaydı dead bodies, broken nose, cut off ears, eyes oyuktu. Livid lips, cheeks black, sour rot is kept full of color with blood. We took our village for burial. My mother buried her sister to the dressing wedding dress instead of the shroud. Years later I recognized the sight of a picture in the newspapers. Person in the room that day Yeşil’di colonel, was the murderer of my sister. „rılmış, kulakları k…

. 9 yıl önce faili meçhul cinayete kurban giden Ayten Öztürk’ün babası TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na cinayeti Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın işlediğini söyledi. Baba Öztürk, bir dönemin faili meçhullerinin tek tek aydınlanacağına inanıyor

TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na yıllar önce faili meçhul bir cinayete kurban giden kızı Ayten Öztürk’ü anlatan Hıdır Öztürk, halen hayatta olan eski bir encümen üyesini Yeşil’in bizzat tehdit ettiğini söyledi. Öztürk, “Bu kişiyi Yeşil işkence odasına alıyor ve ‘Ayten Öztürk’e yaptıklarımı sana da yaparım’ diyor” dedi. Yeşil’in öldüğüne inanmadığını söyleyen Öztürk, “19 yıl 4 ay 20 gün sonra ilk defa biraz huzurluyum’ dedi.

Öztürk, VATAN’ın sorularını yanıtladı.

– Komisyona bilgi verdikten sonra kendinizi nasıl hissettiniz?

19 yıl 4 ay 20 gün oldu. Dün (önceki gün) komisyondan çıktıktan sonra bugün ilk defa biraz daha mutlu ve huzurluyum. Gözyaşlarım biraz dindi. Orada Oya (Eronat) Hanımı gördüm. Benim gibi içinin yandığını bilmiyordum. Ağlıyordu. Komisyon bitince geldi sarıldı, anlattı. Biraz huzurlu ve güvenliyim. 20 yıl sonra devlet bu kadar faili meçhul içinde 76 yaşındaki bir kişiyi huzuruna çağırdı, derdini dinledi. Benim için mutluluktur bu. Vicdan azabı duyarak beni çağırmaları ayrıca beni mutlu etti. 76 yaşındayım, 20 yıldır bu sızıyı içimde taşıyorum. Ağlıyorum, uyuyamıyorum. Eşim her gün hastanede. O benden daha kötü durumda. Gözleri çıkarılmış hale rüyama giriyor. Vicdan azabı duyuyoruz.

– Kızınızı o halde gördünüz mü?

Ben dayanamadım. Fakat annesi ve kardeşleri gördü. Kalp hastası olduğum için bana göstermediler. Almanya’daki kızım fotoğrafını duvara asmış. İndir dedim, dayanamıyorum. 20 yıldır oturduğumuzda kalktığımızda sokakta yürüdüğümüzde o var.

– Örgüt üyesi olduğunu iddia ediyorlar…

Hiç bir ilgisi yok. Gölgesinden korkan bir kızdı. Asla ve asla. Herkesi seven bir insandı, herkes onu severdi.

– Neden o hedef alındı?

Ben de bilmiyorum.

– Sizi çağırmaları enteresan değil mi?

İl Özel İdaresi’nde çalışıyordum. Bir gün Jandarma Alay Komutanı beni makamına çağırdı. Orada kaç kızın var, oğlun var, ne iş yaparlar diye sordu. “Kızının biri dağa çıkacak” deyince tepki gösterdim. Dağa niye çıksın, çalışıyor çocuklar. “Kızları getir bir göreyim” dedi. Ben kendime ve çocuklarıma güveniyordum. Götürdüm. Kızlarıma nerede çalıştıklarını sordu. Sonra korumasına, “Alt kata Mahmut Bey’e götür” dedi. Ben kapıdan gördüm onu. Sakallı, aynı o resimdeki gibi bir adam. Sonra kızlarım çıktı. Hepsine aynı soruları bu defa o Yeşil dediğimiz canavar sormuş. Kızlarım öyle anlattı. Sonra komutan bize “güvence altındasınız” dedi, ayrıldık.

– Yeşil size bir şey sordu mu?

Hayır. Kızlarla konuştu. Ayten un fabrikasında çalışıyordu. 7 Temmuz 1992’de işten çıkıyor eve geliyor. Sonra bekar bir bayan komşumuza gitmek için çıkıyor, ama gidememiş. Kapıda beyaz bir taksi, içinde tahminen 3 kişi. Sabah işyerine gitmiyor. Gitmeyince iş arkadaşları arıyor. Ben eve geldim. Akşam oldu yok, sabah oldu yok. Çıktım gittim, ne yapar ne eder diye aradım. Ama aklıma gelmiyor. Gençtir, herhalde biriyle kaçtı evlendi diyorum. Devletin böyle bir şey yapacağına ihtimal vermiyorum ki… Sonra Elazığ’da bir ay sonra bir köylü çoban tarafından asri mezarlığın orada bulundu. Toprağa gömülü, eli dışardaymış. Köye gelip muhtara söylüyor. Muhtar devlete haber veriyor ve morga götürüyorlar.

– Tarih ne?

10 Ağustos 1992.

– Soruşturma başlatıldı mı?

Ne soruşturma, ne araştırma, hiçbir şey yapılmadı. Ama 7 gün sonra o zamanın Valisi bana tebligat yaptı, “lojmandan çık” dedi. Tam 7 gün sonra. Böyle şey olur mu? Demek ki vali de bu işin içindeydi. Bunlar şebeke halindeydi. Bunun kanıtı bende. 20 yıl sakladım bu belgeyi. Derdimi bile sormadan lojmandan çık dedi.

– Vali kim o zaman?

Aslan Yıldırım. Savcı da bunun gibi, devlet de bunun gibi. İnsan Hakları Derneği bir yıl sonra Seyfi Oktay’a (dönemin Adalet Bakanı) mektup yazdı. “Sen nerdesin?” dedi. Cevap bile yok. Ben soruyorum: Hiç mi Allah korkusu yok? Bu nasıl tespit edildi? JİTEM üyesi Abdülkadir Aygan itirafçı oluyor ve Ayten Öztürk’ü Diyarbakır JİTEM hücresinde gördüğünü ve Yeşil ve ekibi tarafından dışarı çıkarıldığını söylüyor.

– Peki yasal hiçbir süreç işlemedi mi?

Olmadı. Ama bunlar yazıldı. Suç duyusuna gerek mi vardı? Asıl suçlu olan o Jandarma Alay Komutanı’dır. Çocuğumu öldüren odur, katil odur. O meydana çıksın, ondan hesap sorulsun. Cem Ersever’in itiraflarında kızımın nasıl öldürüldüğünü anlatıyor. Savcı bunu okumuyor mu?

– Sizi tehdit eden oldu mu?

O zaman zaten telefonlarımız dinleniyordu. Sivil polisler etrafımızdaydı. İki kızım da bu olaydan sonra sürüldü. Ağzımızı bile açamıyorduk. O zaman çobanı öldürülüyor, terörist öldürdü deniyordu. O tarihte biz konuşamazdık. 19 yıl 4 ay 20 gün sonra ilk defa devlet beni çağırdı. Hala yurtdışında çocuklarım ve korkuyorlar. “Baba anlatma” diyorlar ama ben artık korkmuyorum. Artık anlatalım bunları, Türk halkı bunları bilsin. Daha önce bilmiyorlardı. Bu vahşice işlenen cinayeti herkes bilsin: Mehmet Ağar nerdesin, Tansu Çiller, kocası Özer Çiller, nerdesin? Ağar hala dışarda, gelmiyor. Çok şükür ben Allahıma güveniyorum. Yüz sene olsa, bin yıl da olsa gerçekler ortaya çıkacak. Ayhan Çarkın çıktı, binlerce kişi öldürdüm diyor. Kimin ağzıyla bunu yapı? Mehmet Ağar’ın ağzıyla. Bunların tek tek ortaya çıkarılacağından eminim.
Son Güncelleme (Salı, 29 Mayıs 2012 05:35)

Kaynak: http://www.madiya.net/index.php?option=com_content&view=article&id=538:aytenin-doyas&catid=48:belgeler&Itemid=64

Hüseyin Aygün olayı


von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Şiddet karşıtı düşünceleriyle tanınan, “Hatırlatma Yasağı“nın Ağır İhlâli, ‘‘Dersim ve Zorunlu İskân‘‘ , ‘‘Dersim’den Yaşanmış Hikâyeler‘‘, ‘‘1938 Resmiyet ve Hakikat‘‘, isimli kitap ve makalelerin yazarı olan Hüseyin Aygün `ü tutuklamak yanlıştır. Böylesi bir hadise hiç bir zaman için kabul ve tasvip edilmez. Bilakis bu olayda kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkı gibi en temel hakları ve – halklar hukukunu – hiçe sayarak, ihlal ettiğiniz ortada. Özellikle korku, utanç ve suçluluk duygusu gibi duygular yaratarak bir Kürt mebusu tutuklama yöntemini secmeniz doğru değildir, dolayısıyla tasvip etmiyorum ve ben bir bilimadamı olarak kürt kökenli Dersimli bir mebusun böyle bir muameleye maruz kalmasından üzüntü duyuyorum.

Tutuklama gerkcesi olarak`da ANF aracığıyla „yoğun şikayetler üzerine gözaltına aldık. Gerekli idari ve hukuki işlemlerin tamamlanmasının ardından kısa süre içinde“ serbest bırakacağız açıklaması yapıldı. Dolayısıyla vekilimizin en kısa sürede özgürlüğüne kavuşması için hükümetin yapması gereken en önemli şey – vekilin can güvenliğini tehlikeye ataçak olan herhanği bir eylem, harekat veya aksiyon yapmamalıdır. Şiddetin her türlüsü durdurulmalı ki Kürt ve Türk halkının isteklerini yansıtan bir çözüme ulaşılacak siyasi diyaloğa başlanabilsin.

Bu arada belirtmekde yarar var, amacı ne olursa şu ana kadar mebusun serbest bırakılmamasıda aynızamanda hükümet acısındanda çok vahimdir.

Bulgular ve eylemlerin zamansal grafiği ve en önemlisi bazı kaynaklardan edindiğim duyumlar, ilk kez bir milletvekilinin HPG gerillalarınca ‘kaçırılması’, hadisesinin gerçekten genel anlayış ve yerel inisiyatifle yapıldığına işaret ediyor. Yani CHP’li mebus Hüseyin Aygün‘ ün tutuklanması örgütün derin planlamalar’ ve ‘özel bir talimatı’ sonucunda değil, anlık istihbarat değerlendirilerek yapılan bir eylem. Dolayısıyla tutuklama emrini veren makama sormak gerekiyor, kim size kimi şikayet etti? Tutukladığınız mebusun bir tane makalesini onu tutuklamadan önce okudunuzmu? Nasıl oluyor da kulakdan dolma haberlerle veya şikayetlerle, halkın iradesini hiçe sayıp, dersim Kürtlerinin secmiş olduğu bir mebusu, bir yazarı tutukluyorsunuz? Vicdanen bu konuda hiç izdırap cekmiyormusunuz?

Buğün Hüseyin Aygün`ün ailesi tarafından yapılan açıklamadan‘da anlaşıldığı ğibi, ‘‘gerek milletvekilliği döneminde, gerekse vekillik öncesi avukatlık döneminde her zaman insan hakları mücadelesi veren, Kürt sorununun diyalog ve demokratik yöntemlerle çözümünden yana olan, işçinin, öğrencinin, Alevilerin, tüm ezilenlerin hak arama taleplerine destek olan bir kişi olduğu pratiği ile tüm kamuoyu tarafından bilinen‘‘ bir mebusu tutuklamanız yanlıştır. Her şeyden önce böylesi bir eylemi kabul edilemez buluyor, tasvip etmediğimi belirtiyorum.

Ülkede yaşanan bütün sorunların demokrasi kültürü içerisinde çözülmesini ğerekir. Bu bağlamda PKK de tüm imkânlarını harekete geçirerek , sağduyulu davranıp kaçırılma hadisesine konu olan CHP Milletvekili Sayın Hüseyin Aygün’ü sağ salim olarak hemen serbest bırakmalıdır.

Yaşanan bu üzücü olaydan dolayı bu sütunlar vasıtasıyla başta Sayın Aygün’ün ailesi ve onun Dersimli secmenleri olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Türkiye’de yaşanan Kürt sorununun, ve tüm sorunların tek çözüm adresinin demokrasi olduğun tekrar bende bu vesileyle belirtmekde yarar ğörüyorum. İnşallah Hüseyin Aygün‘ün sağ ve esen olarak yakında serbest bırakılır.

SAHUR


von Mihrac Ural – 13 Ağustos 2012 / Pazartesi. Lazkiye – Beyt Mılık korusu.

Bir sahur vakti, Malatya’da linç edilmek istenen insanları, Suriye’de linç edilen halka nasıl bağlar bilir misiniz? Birbirini hiç tanımayan insanları kader birliği paydasına nasıl taşır tahmin edebilir misiniz? İşte böylesi bir sahur vaktinde, ekmek arasına sokuşturulan kızarmış patatesle linç edilmek istenen bir halkın savunması için, karanlık ormanların, tepelerin, vadi ve derelerin yol geçit tanımaz çamlıkların içinde, yok edilmek istenen bir halkın savunusu için, yaşam hakkını koruması için, hepimiz adına, sahurdan sahura, bitip tükenmeyen bir mücadele var farkında mısınız?

Anlatayım;

Erdoğan ve Barzani anlaştı. Suriye kaosunu derinleştirmek için biri ayrılıkçı, aşiretçi İsrail destekli sözde Kürt şiddet eylemlerine başlayacak diğeri ise tarihinde hiç anmadığı Türkmenler üzerinden aynı yolu döşeyecek.

Barzani’ye karşı vatansever Kürtler gereken cevabı verdi. „Ortak ülkemiz Suriye’de tahribe, yıkıma, kıyıma geçit yok“ dedi. Halk komitelerine tanınan yerel güvenlik gücü olarak bölgelerini sızmalara karşı korumaya başladı.

Türkmenler ise Erdoğan’a karşı ezici çoğunlukla geçit vermedi. Vatan hainleri tetikçi kuklalar, sınır bölgelerinin askeri avantajlarıyla, Erdoğan yönetiminin Amerikan-Katar-Suudi destekli mali ve askeri katkılarıyla, kesif ormanlık alanda kıyım üretmeye devam etti. Asimetrik savaşın bildik vur kaç taktikleri, dehşet ve kaos yaratan gerginlikleri Suriye’nin en güvenli bölgelerini sarsmaya başladı. Ama her şey hesap ettikleri gibi yürümedi.

MUKAVEME SURİYYİ güçleri oyunu ters yüz etti. Gerilla savaşına başlardı. Eli kanlı şebekeleri ne zaman nerede nasıl vuracağı belli olmayan girişimleriyle, tokat üzerine tokat vurarak vatan hainlerini, Erdoğan tetikçisi şebekeleri şaşkına çevirdi. Artık savunma olmayacaktı, rüzgar ekenler fırtına biçmeye başladı.

Kastal Maaf Nahiyesine bağlı Mezraa, Beyt Subayr, Beyt Mılk ormanlık alanında, halka eziyet eden, mallarını gasp edip cana kıyan eli kanlı şebekeler kıstırıldı. Sınıra uzaklığı yaklaşık 15 km olan ormanlıklarda 11 sabahından 12 sabahına kadar süren ağır çatışmalar MUKAVEME SURİYYİ güçlerinin zaferiyle noktalandı. Geniş bir alan eli kanlı şebekelerin elinden kurtarıldı. Mukaveme güçlerinde 6 şehit 5 yaralı vardı. Eli kanlı şebekelerden 30 azılı katil hak ettiği cezayı buldu. Silahlar, çaldıkları araçlar ve onlarca materyale el konuldu.

Bu bir vatan savunması, ölüm kültürüne karşı yaşamı, barışı savunmanın kavgası . Direnişe destek olmanın, içinde yer almanın onuru buradadır.

Zifiri karanlığın ormanlığında, ölüm saatlerinin gerisin geriye sayıldığı zaman eğriliklerinde vuruştum. Barış için özürüm vardı safımı belirledim… Beyt Mılk köyü korusunda şehit düşen 6 yoldaşımın kanlı cesedini pikaba taşıdım, 5 yaralı yoldaşıma omuz verdim… Ölmedim… Yine o korudu… Ayaktayım, tutkuyla yolumdayım…

PKK entführt türkischen Abgeordneten der CHP


Der türkische CHP-Abgeordnete Hüseyin Aygün wurde heute Nacht auf der Rückreise in die Heimatstadt Tunceli von PKK entführt.

Wie die Nachrichtenagentur CIHAN mitteilt, wurde der Republikanische Volksvertreter der Provinz Tunceli, Hüseyin Aygün, heute kurz vor 21 Uhr während seiner Rückreise von der Kreisstadt Ovacik von PKK entführt. Aygün hatte sich in den frühen Morgenstunden in die Kreisstadt Ovacik begeben, anscheinend um Sehenswürdigkeiten zu besuchen und mit der Bevölkerung zusammen zu kommen. Am späten Abend trat Aygün zusammen mit einem Pressevertreter und einem Berater den Rückweg an. An einer Kreuzung auf der Landstraße zwischen Ovacik und Tunceli sollen dann PKK den Wagen angehalten, Aygün herausgezerrt, die Begleiter freigelassen und dann in einem weiteren Fahrzeug davon gefahren sein. Die zurück gebliebenen Begleiter informierten danach die Polizei. Die Sicherheitskräfte veranlassten eine große Suchaktion.

Noch gibt es kein Hinweis zum Verbleib des CHP-Abgeordneten. Hüseyin Aygün der Jura studierte und sich dann als Rechtsanwalt betätigte, ist Vater von zwei Kindern. Er hat nebenbei auch Bücher geschrieben, darunter eine in zazaischer Sprache. Aygün galt innerhalb der CHP als Querdenker, wurde auf anraten seines Ziehvaters Kilicdaroglu ins Amt gewählt, forderte u.a. die Einrichtung von Gebetsräumen für Aleviten im Parlamentsviertel, legte der Regierung nahe, den Tunceli-Aufstand von 1938 aufzuarbeiten, womit er eine kontroverse Diskussion auslöste. Er ist gleichzeitig Mitglied im Untersuchungsausschuß des Parlaments, die Menschenrechtsverletzungen in der Türkei verfolgen sollen.

„In einigen Tagen wird er freigelassen“

Die etwa 6 PKK hatten nach Angaben der Begleiter von Aygün, den Wagen mit Waffengewalt angehalten, zerrten die Insassen aus dem Wagen. Danach hätten sie Reden gehalten, die PKK. Nach der Propaganda hätten sie dann Aygün aufgefordert mit ihnen zu gehen, man werde ihn auch in einigen Tagen freilassen, hätten sie behauptet, erklärten die Begleiter den Journalisten vor Ort. Aygün habe widersprochen und Widerstand geleistet, musste aber nach Angaben der Begleiter zu Fuß mitgehen.

Die Partei CHP stellte in einer ersten Stellungnahme fest, dass diese Aktion mit Schock aufgenommen worden sei. Man habe keinerlei Informationen, ausser das was die Provinzverwaltung und die Polizei bekannt gegeben habe. In Tunceli habe man eine Krisensitzung einberufen, Kollegen würden alle Kanäle anzapfen, um den Verbleib des Abgeordneten in Erfahrung zu bringen. Der CHP-Stellvertretende Gürsel Tekin erklärte in einer ersten Erklärung, er habe die Nachricht erst vor kurzem erhalten, sei in einem Schockzustand. Auch Tamer Genc, CHP-Amtskollege in Tunceli war sichtlich berührt von der Nachricht. Genc erklärte, er werde alles tun, damit sein Kollege alsbald freikomme.
Sprache
Deutsch