Just another WordPress.com site

ZORU BAŞARMAK


Mihrac Ural – 28 Temmuz 2012 / Cumartesi – Rebia bölgesi Lazkiye

Suriye zoru başarıyor. Suriye, zorun tarihteki ebelik rolünü, yeninin doğumu gerekli işlevi, tüm bölge halkları adına, bölgenin anti-emperyalist direnişine öncülük ederek sürdürüyor. 17 aydır süren mücadelede, başarı ibresi her zaman halkıyla omuz omuza olan Suriye yönetiminden yana olmuştur. Bu sürecin son halkasında, başkent Şam sonrası, Halep’e uzanan eli kanlı şebekelerin temizlenmeye başlanması, sonun başlangıcına işaret ediyor.

Halep sonun başlangıcıdır, geçmişte olduğu gibi bu gün de aynı kirli kalkışmanın mezara gömüleceği yerdir. Başkent Şam’da yapılmak istenen kanlı kıyım, en üst askeri kadronun imhası, mahallelerde girişilen teröre rağmen, eli kanlı şebekeler büyük hezimete uğradılar. Bu hezimet Suriye düşmanlarını bir kez daha şaşkına çevirdi. Ha bitti ha bitecek diye tespih çekenler, boyunlarına dolanan ipi daha çok sıkmış oldular. Ancak, ortaya döktükleri dev mali-askeri harcamaların sonucunda iflastan başka bir şey görmeyen dünya şer güçleri kanlı iç kanama sürecini tırmandırmaya devam ettiler; uğradıkları hezimetin kayıplarını telafi etmek üzere önce sınır kapılarına saldırdılar. Onları koruyan ülkelerin verdiği olanaklarla, birkaç serserinin bile rahatlıkla becereceği medyatik, sansasyonel saldırılarla Suriye yönetimini hırpalamak istediler. Ancak bu girişimler de kar etmedi…

Her defasında ve her eylemde yeniden, kitlelerin desteğini bulamayan eli kanlı şebekeler, Şam’da uğradıkları iflası bu kez Halep’i cehenneme çevirerek onarmak istediler.

Suriye halkı her yönüyle bir dış müdahale ürünü olan bu vatan haini girişime prim vermedi. Şiddetin akılla savaşı diyebileceğimiz bu sınav günlerinde halk yönetiminin etrafında daha aktif olarak kenetlendi. Dün barışçıl gösterilerde milyonları milyonlara ekleyerek meydana inen halk bu çılgın askeri saldırılarla yaratılan dehşete karşı, hızla ortak bir vatan savunması örgütlemeye yöneldi. MUKAVEME SURİYYİ, İdlip ili kırsalında geliştirdiği örgütlenme, Lazkiye’deki örgütlenmesini kattı. Bu gelişme farklı bir boyutta, Fransız işgaline karşı 1925 devriminin örgütlenmesi gibi ülkenin farklı bölgelerinde hızla ve etkince örgütlenmeye başlandı. Tüm farklılıklarına rağmen Suriye bu gün adım adım kurtuluş savaşını örgütlüyor. Üstelik bunu, ordusunu ilkeli bütünlüğünü korumuş, devlet mekanizmasında hiçbir aksaması olmadan, seçimle iş başına gelmiş hükümeti ve kurumlarıyla bir bütün olarak kurtuluş savaşını yürütmektedir. Bu savaşın en önemli halkası Halep’tir.

Halep Suriye’nin yüreğidir, çalışan atölyesi, fabrikası, ekonomik dayanağıdır. Bu nedenle, Halep halkı tarafından desteklenmeyen şer güçleri bu kenti kanlı kıyımla ezmek istediler. Eli kanlı şebekelerini bu kentin çevre mahallelerin saldılar. Büyük çoğunluğu Türkiye’den geldi. Paramiliter azılı katil sürüleri, yaşam kaynağı olan bu kenti ölüm alanına çevirmeye çalıştıla. Halep’i sekteye uğratıp ülkeyi felç etmek istediler. Tek amaç iç kanamanın yoğunlaştırılması, kan kaybı ve kıyımdır. Açıkça fark edileceği gibi siyasi bir talep ya da halkı temsil eden siyasal programla ilgili hiç bir yanı bulunmayan, kin, nefret ve intikam hırsıyla yıkmak için girişilen bu kıyım, kararlılıkla direnen Suriye yönetimini çözmek, zayıflatmak, enerjisini tüketip, sonuçta “merhamet darbesi” indirmek istediler.

Ancak bir kez daha başaramayacaklar. Halep bir mihenk taşıdır. Şam’dan da önemli bir denge noktasıdır. Halep, tarih boyunca Suriye’nin kader dönüşümünde önemli bir etken olmuştur; 1980’li yılların eli kanlı Müslüman Kardeşler Örgütü şebekelerince yaratılmak istenen kaos ortamına da sahne olmuştu. O kesitte de kanlı süreç Halep’te şer güçlerinin yaşadığı kırılmayla gerisin geriye sayıp Hama’da ezilişleriyle noktalanmıştı. Tarih bu açıdan tekrar ediyor gibi. Halep Suriye olaylarının sonunun başlangıcı olacağını bu satırlardan tüm okurlarıma ifade ederim. Düne kadar yönemitin en önemli kalesi olan Halep’i kanlı bir iç savaş alanına dönüştürmek isteyenlerin dıştan sokuşturdukları binlerce katille başaracakları hiçbir şey olmayacaktır. Zorla zorbalıkla kurulanan senaryolar sahiplerinin başına çalınacaktır. Halep halkı kendi elleriyle köşe bucak bu serserileri, bu din istismarcısı “Cihad-i Selefi” güçleri tasfiye edecektir. Dini, ölüm kültürünün bir parçası haline getiren bu güçler bir kez daha hezimete uğrayacaktır. Fatura ne kadar kanlı olursa olsun, acı ne kadar büyük olursa olsun Suriye kimliğiyle bütünleşen farklılıklar, tek boyutlu mezhep ırkçılığının esiri akıllara karşı Halep’te zafer kazanacaktır.

Bu mezhepsel akıllar, tarihin her kesitinde ağır kayıplarla hezimete uğrar. Toparlayıcı olmaktan çok bölücü olan, tek boyutluluğuyla ötekileştirici olan bu akıllar, hiçbir yerde olumluyu üretemezler. Bu nedenle Suriye olaylarında, ilkel algılarla kin ve nefretle kanlı kıyım yapan şebekeler, halkı temsil etmekten uzak kaldılar. Halka dayanmayan her şiddet girişimi gibi halkı terör bataklığına saplandılar. Halkı kazanamadılar, halka karşı savaşa devam ettiler. Suriye yönetimin ortaya koyduğu ve halkın kazanımları arasına katılan siyasal reformları kullanmanın yollarını kesmeye çalıştılar. Çünkü biliyorlar ki demokratik reformlarıyla Suriye, bölgenin en dinamik, en güçlü ve gelişmeye açık ülkesi olacaktır. Bu ise bölgede direniş güçlerinin bir kez daha kazanması demektir. İşte sorun da budur.

BÖLGE TARİHİNDE BÖLÜCÜ ÇABALAR

Bölgemizde bölücülük her zaman dış güçlerin dayatması olmuştur. Hititlerle Mısır Firavunları arasında vuku bulan Kadeş Savaşından ve onu takip eden tarihin ilk yazılı anlaşması TEL AMRANA’ya kadar bütün süreçlerde bölgemiz dış güçlerin saldırıları nedeniyle iç kaoslara sürüklenmiştir: Durum bu gün de aynıdır.

Bu sorun, dünya şer güçlerin akıl tutulmasının gelip dayandığı yerdir. Bilmeyenler için hatırlatayım Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) denilen proje, bölgeni daha sıkı bir denetim altına almak için ülkelerin bölünmesine ve İsrail Karşısında birbiriyle vuruşan düşman küçük devletçikler ya da yönetimlere bölünmesini dizayn etmeyi temel hedef alan bir projedir. Bu proje 1958 yıllarıyla birlikte bölgede açılan ilerici devrimci süreçleri kırma amacıyla üretilmiştir. Sovyetleri kuşatma amaçlı “Yeşil Kuşak” projesine destek olarak ortaya çıkarılmıştır. Bunun en aleni hali ise 1975 Lübnan iç savaşıyla kendini ifade etmiştir. İsrail’in Lübnan’a karşı başlattığı Haziran 1982 savaşıyla doruğa ulaşmıştır; Güney Lübnan’da kurulan sınır çizgisinden ibaret “Özgür Lübnan Devleti”, bu gün “Özgür Suriye Ordusu” dinelen şebekelerin yapmak istediklerinden hiç de farklı değildir. BOP, İsrail’in 1990’lı yıllarda giriştiği kanlı Lübnan saldırılarıyla da kendini tutundurmaya çalışmıştır. 2000 yılında Lübnan’da işgal ettiği toprakları bir gece ansızın terk ederek kaçmak zorunda kalışının intikamını da almak için giriştiği 12 Temmuz 2012 savaşı aynı amaçlarla dayatılmıştır.

İşte bu bilançonun akıl zoru dayatmaları karşısında tek bir ülke direnmiş ve bu oyunları bozmuştur. Hafız Esad’tan, Beşşar Esad’a uzanan 42 yılık sürecin bölge halkları için en önemli armağanı da bu olmuştur. Bu sürecin ikinci yarısını anı anına yaşayan bu satırların yazarı bu tarihe tanıktır: Bu tarihin tüm kirliliklerini mezhepsel aklın emperyalist kuklası tetikçi konumu yazarken, ülkesinin ve halkının bağımsız kararını yaşama geçirme çabasında olan akılda özgürlüğü ve kurtuluşun destanını kaleme almıştır. Suriye burada anlamlı yerini, kilit ve mihenk taşı olma esprisini kazanmıştır. Suriye olmasıydı bu bölgede en azından 10 devletçik daha olurdu ve tümü İsrail’le ikili kölelik anlaşmalarıyla esir düşerdi. İşte bu tarihi gerçekliğiyle bilmeyenlerin, Suriye’deki gelişmeleri doğru çözümlemeleri ve doğru sonuçlara varmalarının hiçbir imkanı yoktur.

Bu noktalardan Suriye’deki son gelişmelere baktığımızda sınır kapılarına saldırıları, “Kuzey Suriye Kürt bölgesi” kadar, Türkmen bölgesinde oynanan oyunları anlamak çok daha kolay olur.

SURİYE VE BÖLÜNME

Suriye’yi bölmek son yüz yılın emperyalist girişimlerini özetler. I. Dünya savaşı sonrası dönemle birlikte Fransızların Suriye’yi Lübnan dahil birden çok devlete bölerek bu projesini kalıcı hale getirme çabaları, O gün Lübnan’a biçilen bu günkü İsrail rolüyle ilgili bir düzenleme olarak gündeme gelmiştir. Hıristiyan azınlığa çoğunlu olacakları bir devlet kurdurarak oynanmak istenen bu oyun Şark Hıristiyanların Arap ulusal karakteri tarafından ret edilmiştir. Lübnan halkı ve Suriye halkı aynı olan halkın iki ayrı devlet altında yaşamaya zorlanması, bu projeyi bozan en önemli etmen olmuştur. Bölgede İsrail devleti II. Dünya savaşının batılı vahşetin kefareti olarak Filistin toprakları üzerinde konuşlandırılması bir kez daha bu projeyi gündeme getirdi. Bölgemizde yükselen Arap Ulusal kurtuluş hareketlerinin 23 Temmuz 1952 Nasır’la ortaya koyduğu gelişmelerin 1958 döneminde tüm Arap ülkelerini kapsayan devrimlerle ortaya çıkan Arap ulusal gücü, bir kez daha bölge ülkelerinin bölünmesine ilişkin projeleri kışkırttı. Lübnan’ı da içeren Suriye bu projenin en önemli hedefi oldu. Irak işgaliyle (20 Mart 2003), Irak devletinin ortadan kaldırılması ve üç bölgeli bir bölünmenin gündeme gelmesi, bir kez daha bölgenin yeniden dizayn edilmesi yönündeki çabaları güç vermiş oldu.

Suriye geçmiş tarihi itibariyle böylesi bir bölünmeyi yaşamış ülke olarak, bu gün içine sürüklenmek istenen kaos nedeniyle bölünme baskısı altına girmiş oldu. Bir bölen yine iş başı yapıyordu ve bunun en aymaz öncülüğünü de Erdoğan yönetimi yapıyordu. Her yazımda tekrarla ifade ettiğim gibi, Erdoğan yönetimi bir Suriye cahili yönetimdi, bilmiyorlar, Suriye tarihi ve olaylarıyla uzak yakın bir sentez bilgi sahibi değiller. Suriye’nin yarım asırlık direnme tarihini de mezhep alt benliğinin kirli algılarıyla yorumluyorlar. Bu nedenle, bir yandan Suriye’yi iç savaşa sürmek ve parçalamak, diğer yandan bu parçalanmanın kendileri üzerinde yaratacağı yıkıcı etkilere karşı refleks gösterme gibi bir çelişki içine düşmektedirler; Barzani önderliğinde “Kuzey Suriye Özerk Kürt Bölgesi” kurma telaşına düşerken, aynı bölgede PYD’nin bu alanda kurduğu etkinliğe karşı akıl zoru bir refleks gösteriyorlar. Barzani-Erdoğan ittifakının Suriye’yi bölme planları, Barzani’nin 11 Haziran 2012 tarihinde Erbil’de yaptığı ve tüm Suriyeli Kürt muhalifleri içeren toplantıda organize edilmek istendi (Biri Suriye doğusunda emperyalist kuklası bir bölge kapma telaşı, diğerinin Suriye’nin batısında bir Türkmen bölgesi oluşturma hezeyanı). Ancak Suriyeli Kürtler, bu arkadan hançer varma girişimine hayır dedi. Oyunu Suriye yönetimiyle omuz omuza vererek cevapladı. Kürt bölgelerine Barzanici, Özgür Suriye Ordusu mensubu kimseye giriş izni verilmedi.

Suriye yönetiminin bu kirli komşuluk ilişkisine verdiği yanıt ise, akıllıca ve oyunu başlarına çalan bir yanıttı. Suriye’nin kararı halkına güvene dayalı, ülke birliğini oluşturan verilere bağlılığı dayalı bir karardı. O da mahalli güvenliği uzun zamandır olgunlaşmış olan LİCAN ŞABİYYİ (Halk Komiteleri) devretmek olmuştur. Eli kanlı şebekelerin boy hedefi ve asimetrik savaşın handikaplarından biri olan, düzenli, yerleşik, belli mevzilerde yer alan gücün düzensiz güçler tarafından daha kolay avlanmasına yol açan polis karakollarını riskli bölgelerden geri çekti. Bu mevzileri yerli halkın kurduğu komitelere devretti. Yerli halk Suriye halkıdır. Kürt olsun Alevi ya da Sünni olsun ya da Dürzi, Şii, Hıristiyan olsan, Suriye kimliğini oluşturan bu farklılık Suriye’yi koruyacak tek güçtür. Yönetim, bu kararı almakla halkına olan güvenini gösterdiği kadar, Suriye kimliğin toparlayıcı gücünü de ortaya koymuştur. Kendi bölgelerini korumak için HALK KOMİTELERİ olarak örgütleneni Kürtlerin bu bölgede denetimi ve güvenliği sağlaması, Suriye’yi bölmek isteyen güçlere karşı savaşması, kendini “Özgür Suriye Ordusu” diye adlandıran eli kanlı şebekelerin hareketlerine olanak tanımaması, Beşşar Esad yönetiminin aldığı kararın ne kadar isabetli olduğun göstermiştir. Halkına güvenmek budur.

Bu karala ortaya çıkan tablodan kimin kaygı duyduğu ise çok açıktır. Ülkemizde Kürt sorununa hiçbir demokratik açılım getirememiş, tek boyotlu baskıcı sistemin yöneticisi olan güçler, bu açıdan paniğe kapılması normaldir. Üzüm üzüme baka baka kararı kaygısıyla, aptalca, ilkel-milliyetçi-ırkçı reflekslerle ortaya koydukları tepkiler aynı zamanda iki ülke ve iki ayrı Kürt sorunu gerçeğini de ifadesidir. Suriye Kürtleri tarihlerinin hiçbir döneminde Suriye yönetimleriyle, Türkiye’de yönetimlerle düştükleri kanlı kitlesel kıyım sendromlarına düşmemiştir. Suriye Kürtlerinin son reformlarda aldığı hakların da ötesini almaları bir haktır. Bunun için her ortamdan yararlanmaları kadar doğal hiçbir şey yoktur. Ama Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gerçek siyasal liderlikleri, ülkelerini bu zor süreçlerinde arkadan hançerleyen güçleri olmayacaktır; her toplulukta vatan hainleri kadar, kuklalar, tetikçiler, ucuz kahramanlar çıkabilir ama nesnel veriler tek başına bu Donkişotları dizginlemeye yetecektir.

Suriye, ne bir ırk ne bir millet adıdır. Suriye, farklılıklarıyla, tarihiyle, gelenek ve görenekleriyle üzerinde yaşayan tüm insanların ortak vatanıdır. Mozaiği zenginliği olan bu ülkede yaşayan her insan kendini Suriyeli olarak tanımlar, bu bir üst kimlik algısıdır. Türkiye olmayan da budur. Bir ırkın adını tarihler boyu Anadolu olarak bilinen bir coğrafyaya verip burayı, tek bir ulusun tek bir bayrağın, tek bir dilin anavatanı yaparak hükümran olmak bu açıdan Suriye karşısında, ilkel kalmak, geriden nal toplamaktır. Ortak ülkemizin Suriye’den öğreneceği çok şey olduğun bir kez daha görmüş olduk. Üstelik Suriye bu en zor günlerinden geçerken bu dersleri verebilecek kadar toparlayıcı bir kimliktir.

MEZHEPLER VE TARİH YAZIMI

Yoğunluklarım nedeniyle geç kalmış bir hatırlatmayı buradan yapmak istiyorum.

Suriye’nin direnişi, dikkatli her izleyicinin kolayca anlayacağı gibi, ülkeyi çevreleyen sınır komşularından sızan emperyalist güçlerin, gerici Arap rejimlerinin ve Erdoğan yönetiminin ülkemizi kirli ve karanlık süreçlere sürükleyen eli kanlı şebekelere karşı bir direniş olarak belirmektedir. Kendini yenilemek, geliştirmek isteyen bağımsızlığını bölge halklarıyla ortak çıkar ve paylaşımla sürdürmek isteyen bir ülkenin kaderine müdahale ederlere karşı bir duruştur. Suriye olaylarını esası da budur. Ne mezhepsel ne de demokratik taleplerle ilgilidir; mezhepsel güdüler tarihin her döneminde olduğu gibi Suriye’de olduğu kadar Suriye olaylarıyla ilgili olan her yerde yapabilecekleri tek kirlilik saçmaktır. Bu açıdan tarih yazımında kimse mezheplere bir rol yüklemesin, mezhepsel akıla sadece kirli bir tarih yazılabilir.

Hatay halkının Sünni mezhep mensubu insanlarından tarih yazmalarını bekleye dostlarıma önerim, bu söylemlerin hiçbir boyutu barışa katkı yapamaz diyeceğim. Bu söylemin hiçbir özelliği birleştirici, kapsayıcı tarih yazıcı olamaz diyeceğim. Toparlayıcı olmak adına, provokasyona gelmemek adına, Hatay mozaiği adına yapılacak en kötü önerme, mezheplere tarih yazdırma önerisidir. Tarihin her kesitinde en kirli yazımı sadece bu akılların yaptığını göz önüne almayan bu önerme, halkımızı hazırlıksızlıktan dolayı daha da perişan etmekte, güvenliğini ehil olmayan akıllara verme çabasındadır.

Bilinmeli ki, Amerika’nın silikon vadisinde bilimsel keşifler yapan mezhepçi akıl ile Afganistan’ın Tora Bora dağlarında tarihin ilkel çağlarını aratmayan Talibancı mezhepsel akıl arasında hiçbir fark yoktur. Hatay’daki mezhepçi akıl da bunlardandır. Bunlara kimse tarih yazdırmaya kalkışmasın. Böylesi iyi niyet ilanları, tarihin kanla yazılmasından başka bir sonuç üretmez. Cehennemin yolları iyi niyetle döşeli olduğu gerçeğini unutmamak gerek.

Ben bu tür öneriler yerine akıl izan ve vicdan sahibi olan tüm onurlu insanları, savaşa karşı barışı her araçla savunmaya çağıracağım. Her araçla… —

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

Schlagwörter-Wolke

%d Bloggern gefällt das: