von PD Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Geride bıraktığımız yüzyılın ilk yarısında Kürtler açısından büyük dramatik gelişmeler yaşandı. Bugün Kürt halkının ulusal önderlerinden Şeyh Said ve 46 arkadaşının idam edilişlerinin 87. yıldönümü.

Merhum Şeyh Said. Kürt Tarihinde her konuda söz söyleme hakkı olan mutlak güç sahibi siyasi ve ruhani bir lider olarak belirlenmektedir.

Şeyh Said 1865 yılında Erzurum“un ilçesi Hınıs“a bağlı Kolhisar Köyü“nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi“dir. Palu, Muş, Malazğirt’te medrese eğitimi gördükten sonra babasının Hınıs’a göç etmesiyle oraya yerleşmiştir.

Binbaşı Kasım“ın ihbarıyla 15 Nisan 1925 günü Muş-Varto arasında Murat Nehri üzerinde bulunan Abdurrahman Paşa köprüsünde yakalanmışlardır.

Şeyh Sait ve arkadaşları hemen Diyarbakır“a getirilir Şark istiklal Mahkemesi denen mahkemede adil olmayan yargılamalar yapılır. 28 Haziran 1925 Pazar sabahı, mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan, Diyarbakır“ın Dağkapı meydanında çekiç, testere ve keser sesleri duyulmaya başlanmıştır. Merhum 48 arkadaşı ile beraber 28 Haziran 1925 günü sudan sebeplerle idam cezasına çarptırılır. Ve 46 kişi aynı gece bundan 84 yıl önce Diyarbakır’da infaz edilir.

İlmik boynuna geçirildikten sonra, Kürtçe söylediği son söz ise; „Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahcup etmesinler.“

Şu bir gerçek ki, 1925 Ayaklanması ulusal bir harekettir. Hadiseyi kendi şartları içerisinde değerlendirmek lazımdır. Bu ulusal Kürt hareketini, irticai bir hareket olarak lanse etmek yanlıştır.

Ancak isyan, milliyetçi Kürt cemiyetleri, aşiret reisleri ve şeyhler arasında isbirliginin mümkün oldugunu göstermiştir. Bu dönemin koşuları dikkate alındığında bile 1925 Kürt ayaklanmasını “Kıyam” olarak, değerlendirmek, doğru değildir, çünkü Şeyh Said müstakil bir Kürt devleti kurmak için savaşmıştır. Olayı siyasi olarak organize etmiş değildir. Organizeyi Azadi örgütü yürütmüştür. Bu Örgütün kadrosunu birkaç kişisel etki dışında, deneyimli askerler oluşturuyordu. Bu örgütün Kürt tarihinin bir dönemine damgasını vurdugu kesindir. Ancak resmi tarih, Azadî“yi hep atlamıştır. Dolayısıyla devletin resmi kaynaklarında ve resmi ideolojinin perspektifleriyle olaya bakan çevrelerin degerlendirmelerinde Azadî pek geçmez, çünkü Azadî“nin varlıgı ve kabulü, talimatlarla inşa edilen resmi ideolojinin yıkımı demektir.

Bu arda unutmamak gerekir ki Azadî kadroları o dönem, Bolşevikleri ikna etmek için, örgütün yapısı ve gücü hakkında kendilerine bilgi verirler ve bu bilgiler daha sonra iki yüzlü Bolşevikler vasıtasıyla Ankara Hükümetine ulaştırılır. Dolayısıyla gelişmelerden Hükümet haberdar olur, Şeyh Said’i takibe alır ve Piran provakasyonunu gerçekleşir.

“1925 Ayaklanmasının, Şeyh Sait Hareketi olarak anılması, ayaklanmanın örgütlü bir faaliyet olduğu realitesini göz ardı etmek olur. Aksi halde kapsamlı ve doğru bir tahlil yapılamaz. Bu direniş, Kürdistan“ın ulusal bağımsızlığını amaçlayan örgutlü bir harekettir.”

Şeyh Said neden isyan etmiştir?

Gecen yazımda bu sütunlarda özet olarak, Merhum Şeyh Said efendinin liderliğinde yürütülen 1925 Kürt ulusal ayaklanmasını dile getirmiştim. Bu konuda okuyucularımdan çok yorum aldım. Yorum yazanların birkısmı uluslararası ilişkileri iyi bilmedikleri veya ecnebi devletlerinin arşivlerinde bu konuda detaylı araştırma yapmadıkları için, hareketin ulusalarası arenadaki, ulusal yanını görmemezlikten gelmektedirler. Bazı kelime oyunlarıyla herekatın sadece dini yanını öne çıkarmak istemektedirler. Bu arkadaşların dini düşüncelerine onlarkadar benimde sayğımvar. Fakat bu insanlarımıza tavsiyem hadiseyi objektiv olarak değerlendirmeleri, eleştirileride kalpe kırmadan yapmalıdırlar.

Rahmetli Şeyh Said efendi Kürd halkının, kendi kadim toprakları üzerinde siyasi iktidar sahibi olması, kendi geleceğini özgürce belirlemesi için 1925 Kürt ulusal ayaklanmasının liderliğini yapmıştır. Asıl amacı bir „Kürt Devleti“ kurmaktı.

Kırıkan köyündeki toplantı

6 Ocak 1925″te Şeyh Said, Kürd ileri gelenleri ile Tekman“a bağlı olan Kırıkan köyünde bir toplantı düzenler. Yapılan ilk toplantıda Cami Öztürk isimli onun Şuşarlı yakın korumalarından biriside hazır bulunmaktadır. Merhum Cami Öztürk“ü o hayattayken görme olanağım oldu. Bizlere Şeyh Said hareketini ve kendisinin bu nedenle Hınıs“ta yattığı cezeevi yıllarını anlatırdı.

Onun bana anlattığına göre, Rahmetli Şeyh Said efendinin o ğün Kırıkan köyünde kullandığı cümle şudur: „Bizi Türklerle birlik kılan şeriat ve hilafetti, Türkler şeriatı yok sayıp hilafeti kaldırdıklarına göre artık bizi birbirimize bağlayan hiçbir bağ kalmamıştır. Dolayısıyla bizler Kürtlerin bağımsızlık hakkını yarın hiç bir kimse ile tartışma konusu yapmayacağız. İlahi adalet, uluslararası hukuk, vicdan ve insanlık onuru da bunu emreder. Şimdi bir Kürd Devleti kurulmalıdır,““ demiş. Ama Krıkan“daki toplantıda kurmak istediği devletin idari şekliyle ilgili kesin bir görüş belirtmemiş. Dolayısıyla rahmetli Şeyh Said“in dini konumuna ve rolüne takılıp hareketin ulusal yanını görmemek “ağaçtan ormanı görmemek” olur.

İstiklâl Mahkemelerine gelince.

1925 ayaklanmasının başlamasından birkaç gün sonra dönemin Başbakanı Fethi Bey (Okyar) siyasi baskılar sonucu istifa etmek zorunda kaldı. Onun yerine İsmet Paşa (İnönü) yeni bir hükümet kurdu. Meclis, hükümete olağanüstü yetkiler tanıyan Takriri Sükûn Kanunu’nu çıkardı. Ankara ve Diyarbakır’da İstiklâl Mahkemeleri kuruldu. Kimse şimdi bana İstiklâl Mahkemeleri adil yargıladı, adil karar verdi diyemez, çünkü Şeyh Said ve arkadaşlarını mahkûm eden mahkemeleri günümüzde yasal olarak değerlendirmek bile yanlıştır. İstiklal mahkemeleri adil karar vermemişlerdir, adil yargılama yapılmamıştır. Bu realiteyi kimse artık inkâr etmemeli. Eğer adil bir yargılama olmuş olsaydı bu insanların cenazeleri en azından ailelerine teslim edilirdi.

Kıyam konusuna gelince

Kıyam Arapça bir kelimedir. Ayağa kalkma, ayakta durma * Bir işe girişme, kalkışma, teşebbüs etme * Ayaklanma, baş kaldırma, karşı gelme * İslâm inancına göre, ölümden sonra, yeniden dirilip ayağa kalkma * (namazda) Ayakta durma anlamına gelir. Şeyh Said hareketini “kıyam““ olarak niteleyen kardeşlerimiz bu tabiri kavram düzeyinde algıladıklarını belirtmekteler. Ben bu algılamaların farkındayım. Bence 1925 ayaklanmasında Kürdi ve İslami düşünceler belirleyici rol oynamıştır. Bu nedenle ben hareketi Kıyam olarak adlandırmayı doğru bulmadım.

Sonuç:
1925 Ayaklanması Musul-Kerkük sorunu nedeniyle çıkarılmamıştır. Şeyh Said liderliğinde yapılan bu İsyan bir “irtica” hareketi olmadığı gibi, bölgede çıkarları zedelenen “toprak ağaları” tarafından da çıkarılmış değildir. Şeyh Said“in amacı bir „Kürt Devleti“ kurmaktı. Merhum dar bir gözlükle dünyaya bakmamıştır. Kürdistan“da, ağa, şeyh, aydın, seyda, köylü, esnaf ve daha dorusu bütün Kürtlerin birlikte hareket etmesini örgütleyebilmiştir. Kürdistan“ın yapı taşlarını bildiği için, Alevileri de, Yezidileri de, gayri muslimleri de kardeş görmüştür. Dolayısyla ben 1925 Ayaklanmasını Kürt ulusal kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyorum. Kanaatimce Kürtler açısından bu ayaklanma ulusal temeldeki uyanışın önemli bir başlangıcıdır.

Video için link:

Şeyh Said’in naaşı GATA’da mı?

Yakın tarihimizde, Kürt meselesi üzerine araştırma yapmanın binbir türlü zorluğu ve engeli var. Zorluklardan biri resmi belge ve kayıtların araştırmacılara acık olmamasıdır. Şark İstiklal Mahkemeleri dosya ve tutanaklarının incelenmesi ancak TBMM Başkanlığının özel izni ile mümkün olabiliyor. Genelkurmay belgelerini incelemek ise benim ğibi bilimadamları için hemen hemen mümkün değil.

Merhum Şeyh Said olayı, bugün bütün dünyada üzerinde fikir yürütülen büyük bir hadisedir. Hadise´nin dinsel mi, yoksa ulusal bir ayaklanma mı olduğu bugün de tartışılmaktadır. Şurası bir gerçektir ki, 1925 hareketi, din ağırlıklı ulusal bir başkaldırıdır. Bu tespiti rahmetlinin son sözlerinden anlamak çok mümkün. “Kendimi milletimin yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İlerde torunlarımızın bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir”, diyor.

Dolayısıyla bende bir Kürt düşünürü olarak, bir bilimadamı ve yazar olarak Şeyh Said Ayaklanması ve rahmetlinin cenazesinin nerede olduğuna dair yıllardır arşiv araştırmaları yapıyorum. Bu konuda bugün sizlere önemli bir açıklamada bulunmak istiyorum. Geçenlerde İsviçre Dışişleri Bakanlığı arşivinde araştırma yaparken 08 Ağustos 1925 tarihinde İsviçre büyükelçiliği askeri ateşesinin Türkiye’den, İsviçre Dışişleri Bakanlığı’na göndermiş olduğu bir telgrafı okuma olanağım oldu (bu telgraf tabidir ki şifreyle yazılmış, kısa bir not). Belgenin Fotokopisini çekme iznim yoktu, sadece okuyabildim ve not alabildim. İçeriğini, daha doğrusu metinden anladığımı tercüme ederek sizlerle paylaşmak istiyorum.

“chzcyc 4

tf 24 xxxxx 25 2100

ayaklanma nedeniyle Diyarbakır´da idam edilen, Kürtlerin nakşi liderlerinden Şeyh Said, Şeyh Abdullah ve Piranlı Melle Mahmut’un naaşları, infazdan iki gün sonra askerlerce mezarlarından gece çıkarılarak, incelenmek üzere Ankara’da bulunan Askeri Tıp Fakültesi morguna gizlice bir askeri araçla bugün getirildi.

0721 nnnn col 5. 1925 8 12.00 1030 233 7306 52 1155”

Yukarıdaki bu satırlar 8 Ağustos 1925 yılında İsviçre istihbaratçılarınca yazılmış bir telgraf.

Şimdi idarecilerimize sormak gerekiyor, şifre numaralarını aynen verdiğim bu telgrafın anlattığı gerçek mi? Şeyh Said ve üç arkadaşının naaşı halen Gülhane Askeri Tıp Akademisi´nin morgunda mı? Eğer naaşlar halen GATA morgunda ise, niçin aradan 84 yıl geçtiği halde, neden cenazelerimizi biz Kürtlere teslim etmiyorsunuz? Eğer naaşlar morgda değilse, GATA kayıtlarında Ağustos 1925’de bu meseleyle ilgili herhangi bir not veya kayıt var mı?

Diğer taraftan başka bir arşivde Şeyh Said ve arkadaşları hem şark istiklal mahkemesine ve hem de idama götürülürken, dakika dakika onların her hareketinin filme alındığı belirtiliyor. Böyle bir film var mı? Bu film o zamanın hükümeti tarafından incelendi mi? Genelkurmay arşivlerinde böyle bir film var mı? Eğer mümkünse arşivlerde bizlerinde inceleme yapmamıza olanak sağlanmalıdır. Eğer Şeyh Said’in ifadesi filme alındıysa, hadiseden 84 yıl gibi uzun bir süre geçtiği için, bizlerin bu flimleri incelemesi gerekir diye düşünüyorum.

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s